Bugünden 1930'a 5,431,332 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

CYB C M Y B 27 NİSAN 2009 PAZARTESİ CUMHURİYET SAYFA 17 ÇALIŞANLARIN SORULARI/SORUNLARI YILMAZ ŞİPAL Franz Kafka ve ‘Dava’sõ (1) Franz Kafka 20. yüzyõla ölümünden sonra damgasõnõ vurmuş bir yazardõr. 1883’te Prag’da doğan Kafka, 1924’te Viyana yakõnlarõnda bir sa- natoryumda genç yaşta (41 ya- şõnda) ölmüştür. Ticaretle uğraşan bir Yahudi ailesinin oğlu olarak dünyaya gelir. 1900’lü yõllarda Al- manlar arasõnda Çek asõllõ bir Yahudi olmak sorunlarla iç içe yaşamak demektir. Ailesi Al- man egemen bir toplumda Yahudilerin karşõlaşacağõ so- runlardan korunmasõ için Kaf- ka’yõ Alman Lisesi’nde okut- mak isterler. Çünkü Prag’õn güçlüleri de Almanlardan olu- şuyordu. Bu yüzden babasõ, Kafka’nõn Prag’õn güçlü ve seçkin kişileri arasõnda yer alabilmesi için çok iyi bir eğitim almasõ gerektiğini bi- liyordu. Kafka istemeyerek de olsa hukuk eğitimi yaptõ. Son- ra da İşçi Sigorta Kurumu’nda çalõştõ. Kafka’nõn toplumsal baskõ- lar yüzünden duyarlõ, çekin- gen bir yapõya sahip olduğu söylenir. Yaşamõ boyunca pek tanõn- mayan Kafka, eserlerini yakõn arkadaşõ Max Brood’a vermiş ve ölümünden sonra onlarõ yakarak yok etmesini de “va- siyet” etmiştir. Fakat Max Brood, Kafka’nõn ölümünden sonra verdiği sözde durmamõş ve kendisine verilen eserleri yok etmeyip yayõmlamõştõr. Max Brood, Kafka’nõn eser- lerini okuduktan sonra onlarõ yakõp yok etmenin, dünyaya büyük kötülük olacağõnõ dü- şünmüş ve Kafka’nõn eserle- rini dünya edebiyatõna bağõş- lamõştõr. Max Brood’un Kafka’nõn eserlerini yok etmeyip ya- yõmlayarak yaptõğõ hizmetin ödülünü, “Max Brood” adõ- nõn Franz Kafka ile “bir ya- pışık ikizi” gibi birlikte anõl- masõyla almõştõr. Eserleri yayõmlanmadan ön- ce pek tanõnmayan Kafka, eserleri yayõmlandõktan sonra 20. yüzyõlõn en tanõnmõş ede- biyatçõlarõ arasõnda hak ka- zandõğõ yeri almõştõr. Dünya edebiyatõnda yerini alan, “Dava”, “Şato”, “Deği- şim”, “Kayıp (Amerika)” “Milena’ya Mektuplar”, “Ceza Sömürgesi” ve diğer eserleri Kafka’yõ sanatõn ve düşüncenin, “zaman ve me- kân” tanõmayan evrensel bo- yutuna taşõmaktadõr... Bana göre mitoloji, insan- larõn değişmez yapõsõnõ “ef- sanevi” bir anlatõmla aktarõr. Mitoloji, insanõn değişmez temel içgüdülerini, düşünce ve duygularõnõ, “mitolojik var- lıklar” aracõlõğõyla sergiler ve simgesel dekorlarõyla da süsler. Kafka’yõ, bu “mitolojik varlıkları” dünyalarõndan alõp yeryüzüne insan görünümün- de indirmiş bir yazar olarak düşünürüm. Kafka bana göre, okun- makla yetinilecek bir yazar de- ğidir. Onu anlayõp özümse- mek için insan düşünce dün- yasõnõn derin sularõna dalmak zorundadõr. “Dava”, Kafka’nõn en çar- põcõ, en düşündürücü eserle- rinden biridir. 1789’da “Özgürlük, eşitlik, kardeşlik” söylemleriye “ay- dınlanma dönemini” başla- tan Fransa’da 19. yüzyõlõn so- nuna doğruYahudi karşõtlõğõ hõzõnõ arttõrmõştõr. Yahudi kar- şõtlarõ bir “günah keçisi” ara- maktadõr. 1904 yõlõnda Alfred Dreyfus isimli bir Fransõz yüzbaşõya önce “iftira” atõlõr, sonra “kurban” yapõlarak Ya- hudi karşõtlarõnõn önüne “yem olarak” bõrakõlõr. Acaba, Dreyfus Davasõ, Kafka’nõn “Dava”sõna esin kaynağõ olmuş mudur? Kafka’nõn yaşadõğõ dönem- de Almanya’da da Yahudi karşõtlõğõnõn yoğun olduğu söylenir. Kafka’nõn Dava romanõnõn kahramanõ “Joseph K” de Dreyfus gibi egemen güçlerin hõşmõna uğramõş bir “günah keçisi” olarak “kurban” edil- memiş midir? KİM KİME DUM DUMA BEHİÇ AK behicak@yahoo.com.tr TARİHTE BUGÜN MÜMTAZ ARIKAN www.mumtaz-arikan.com (ÇÖPLÜK ÇOCUKLARI) TAYYAR ÖZKAN www.junkidz.com HARBİ SEMİH POROY 27 Nisan GÖRÜŞ ERAY KARINCA Müziğim ve Radyom 1970’lerin ikinci yarısında, güneşin toprakla se- vinç içinde buluştuğu günlerden birinin öğle vaktiydi. Arkadaşımla birlikte oturduğumuz bak- kal dükkânında, yüksek sesle Ruhi Su’dan kah- ramanlık türküleri dinliyorduk. Bu kadar yaşı boşuna yaşamadım diyen ağır, güvenli ve bas- tığı yere sahiplenen adımlarla yürüyen Tortu Efe, başında sarı poşusu, belindeki kuşağı ve geniş kesimli, kahverengi şalvarıyla dükkânın önünde durdu. Yol boyu kendisine eşlik eden arıların çıl- gın vızıltısı, böcek ve sineklerin hızlı devinimleri- ne aldırmadan, türkü bitinceye dek bekledi ve o güçlü sesiyle, “Kim ülen bu goca erkek” diye, ke- yifle gürledi 1990’ların ikinci yarısıydı. Aydın’ın bir ilçesin- de görev yapıyordum. Avukatlarla, iş sahipleriy- le ya da çalışma arkadaşlarıyla sürekli sorun ya- şayan mübaşirimin, yakışıklı sayılabilecek genç fiziğine karşın, mutsuz yüzü, çizgilerle doluydu. Talimatım üzerine sabah geldiğinde, istasyon ve ses düğmeleriyle hiç oynamadan radyomun fişini takıp akşam giderken de çıkarıyordu. Bir sabah onu kapının yanındaki duvara yaslanmış, elleri- ni arkadan kavuşturmuş ve gözlerini kapatmış bir halde gördüm. Yüzü gevşemiş, çizgileri kaybol- muştu. Gözlerini açıp beni karşısında görünce gü- lümseyerek, “Hâkim Bey’im sizin bu radyonuzda ne güzel şeyler çalıyor böyle” dedi. Babamın 1964 yılında aldığı maskot marka radyoya eklettiğim FM bandındaki, Radyo 3’te hep klasik müzik çalı- yordu. 1998 yılında Ankara’ya atandım ve Radyo 3 tut- kum bir kâbusa dönüştü. Çünkü ne evimde ne de adliyede net olarak dinleyebiliyordum radyo- mu. Üstelik Ankara Radyosu’yla karşı karşıyay- dık; aramızda yalnızca 90 metrelik bir yol vardı. Bunu kabullenemezdim. Telefonlar, araştırmalar, sekreterler, müdürler derken, sorumlunun Ankara Radyosu olmadığı ortaya çıktı. Şimdi adını unut- tuğum, içinde telsiz geçen bir müdürlükten gö- revliler birkaç kez geldiler. Çeşitli aletlerle ölçümler yaptılar ve ben, iki üç gün radyomu az cızırtılı ola- rak dinleyebildim. Sonra yine eski tas eski hamam. Meğer bunun sorumlusu frekans ihalesini yasal zorunluluğa rağmen yapmayan Radyo Televizyon Üst Kurulu’ymuş. Neden yapmazlar? Ne ise, oğlumun sakıncalı olduğu uyarılarına kar- şın tesellim, müziğimi otomobille gelip giderken yol boyu dinleyebilmemdi, ancak yakın zaman- da Radyo 3’te de klasik müzik yayınının giderek azaldığını ve orada da yayın kalitesinin bozul- duğunu hayretle fark ettim. Neden azaltıldı ki? İnsanlara bu müziği doğru dürüst dinletmeye- rek soğutacaksın, sonra da belki de izlenmiyor diyerek yayınlanan müziğin içeriğini değiştire- ceksin. Ne hakları var? Bu konular neden cum- huriyet savcılarının görev alanında değil? Neden TRT ve RTÜK ya da o adını unuttuğum genel mü- dürlüğün yöneticilerinde klasik müzik sevmek ko- şulu aranmaz? Bu sorunun çok öznel olduğunun farkındayım ve yazıyı okuyanların bazılarının bı- yık altından güldüklerini, “Millet aç, işsiz, perişan, senin tuzun kuru, tutturmuş radyonu dinleyeme- diğinden, içeriğinin değiştirildiğinden yakınıyor- sun” dediklerini duyar gibiyim. Ben de savaş sı- rasında, Saraybosna’daki bir Sırp kadının, am- bargo yüzünden tuvalet kâğıtları çok sert, zım- para gibi diye yakındığını okuduğumda, benzer şeyler düşünmüş müydüm? İnsan böyle bir varlık herhalde. Kurgu değil tesadüf: Yazıyı tamamladığımı düşündüğüm gün oğlum, fen bilgisi ödevinin so- nucunu benimle heyecanla paylaşmak istiyor. Gi- dip bakıyorum. Bir süredir diğer tüm koşulları ay- nı tutup birine metal müzik, diğerine klasik mü- zik dinlettiği saksılardaki fasulyelerden, yalnızca klasik müzik dinleyen filiz vermiş. Vitamin destekli öteki iki saksıda da tık yok. Ne ki iki gün sonra metal müzik dinletilen daha bir iştahla fışkırıyor. Terminoloji CHP’li Enis Tütüncü, Recep Tayyip Erdoğan’ın “kriz terminolojisi”nin dökümünü yapmış: 18 Ekim 2008: “Kriz çığırtkanlığı var.” 20 Ekim 2008: “Kriz bizi teğet geçecek.” 23 Ekim 2008: “Kriz fırsatçıları var.” 17 Kasım 2008: “Anlatıldığı gibi kriz yok.” 30 Kasım 2008: “Kriz rantçıları var.” 1 Aralık 2008: “Kriz artık inişe geçti.” 12 Mart 2009: “Kriz var diyen vatan haini.” 24 Mart 2009: “Beceriksizler fabrika batırıyor.” Bir de Türkiye İstatistik Kurumu’nun terminolojisine bakalım: “Türkiye’deki işsiz sayısı, Ocak 2009’da bir önceki yılın aynı dönemine göre 1 milyon 59 bin kişi artarak 3 milyon 650 bin kişi oldu. Sanayi üretimi Aralık 2008’de eksi 17, Ocak 2009’da eksi 21.3 şubatta eksi 23.7 daraldı.” Ve en önemlisi: “Yaşam Memnuniyeti Araştırması - 2008’e göre, Türkiye’deki bireylerin yüzde 86’sı mutlu.” Biz, krizlerde hep böyle oluruz. Mutluluktan uçarız. Kadrolaşma Kendilerine sorarsanız... Devlet içinde kadrolaş- mıyorlar. Demokratlıkta üstlerine yok ve de haklara sonuna kadar saygılılar... Buyrun bir örnek size: “ODTÜ Mimarlık Fakül- tesi’ni bitirdim. 27 Aralık 2008 tarihinde Kültür Ba- kanlığı’nın açmış olduğu Uzman Yardımcılığı İngi- lizce yazılı sınavında 93 puanla mimarlar arasında birinci oldum. KPSS sına- vında ise 84.774 puanla ikinci sıradaydım. Milli Kü- tüphane’de 28 Ocak 2009 tarihinde yapılan sözlü sı- navda sorulan mesleki ve genel kültür sorularının ta- mamına doğru cevap ver- dim. Sonuçta göreve ka- bul edilmedim ve elen- dim. Ancak, KPSS’den ve İngilizce yazılı sınavdan daha düşük puan alanlar sözlü sınavda notları yük- seltilerek göreve alındılar. İtiraz etmek için perso- nel daire başkanıyla gö- rüştüm. Kendisinin sınav- da bulunduğunu, ancak jüri başkanının müsteşar yardımcısı Özgür Özaslan olduğunu söyledi. Özaslan ise görüşmeyi bile kabul etmedi. Başımdan geçenler, ba- şarının, ne yazık ki ülke- mizde işe alınma sürecin- de bir önem taşımadığını gösteriyor. Bu da başarılı gençlerin enerjilerini bir umut peşinde boşa har- camalarına neden oluyor.” Başarı, cemaatten ge- çiyor. Baş eğdin mi, kapı- lar açık. Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS), 13 Şubat’tan bu yana atv ile Sabah ga- zete ve dergi gruplarının bağlı olduğu Turkuvaz işyerlerinde grevde. İşverenin çalışanlara yönelik greve katılmamala- rı, sendikadan istifa etmeleri yönünde- ki baskılarına karşın 10 gazeteci grev nö- beti tutmayı sürdürüyor. TGS Başkanı Ercan İpekçi, grevin sı- ra dışı anlamlar taşıdığı kanısında: “Toplusözleşme görüşmelerinin işve- ren tarafından kesilmesi ve uyuşmazlık sonunda başlatılan grev, sadece gaze- tecilerin yeniden sendikal haklarına sa- hip olma mücadelesinin öncülüğünü yapmıyor, aynı zamanda işveren baskı- ları karşısında gazetecilerin editoryal bağımsızlığa kavuşması ve basın özgür- lüğünün toplusözleşmeyle teminat altı- na alınması hedefini de beraberinde getiriyor.” TGS’nin ve TÜRK-İŞ’in işvereni top- lusözleşme masasına çağrı girişimlerine olumlu bir karşılık bulamadıklarını anım- satıyor Ercan İpekçi: “Tam tersine işveren, greve katılan 10 gazetecinin iş aktini yasalara aykırı ola- rak feshettiğini açıkladı. İşveren ayrıca greve katılmayan 32 gazeteciyi de işten attı. Grevdeki gazetecilerin iş akti feshi- nin geçersizliği davası sendika tarafından takip ediliyor.” Greve ilişkin en çarpıcı tepki de Avrupa Gazeteciler Federasyonu’ndan geldi: “Türk hükümeti temel hakların ko- runacağını teyit etmelidir. Sendika üyesi olmak ve toplusözleşme hakkı- na sahip olmak, Avrupa İnsan Hakla- rı Mahkemesi’nin bir süre önce aldığı kararda açıkça vurgulandığı üzere te- mel bir haktır.” Haklar elden alınıyor, var olan hak kul- lanılamıyor... İşçi konfederasyonlarının ise derdi başka: 1 Mayıs’ı nerede kutlaya- lım? Dedik ya, deliye her gün bayram... Gazetecilerin grevi Fabrikalar kapanacağına... HAYAT EPİK TİYATROSU MUSTAFA BİLGİN hetiyatrosu@mynet.com İşsizlik almış başını git- miş. Özelleştirme İdaresi Başkanlığı ısrarlı, şeker fab- rikalarını satacak! Satacak da ne olacak? Şeker-İş Başkanı İsa Gök diyor ki: “Özelleştirme sonucu sa- dece kârlı 5-6 fabrika satıla- bilecek, çoğunluğu doğu böl- gelerimizde yer alan, kârlılığı ve verimliliği düşük fabrikalara işletme dışı amaçlarla hare- ket eden birtakım girişimciler hariç olmak üzere özel sek- törden talep gelmeyecek, bu nedenle en az 18-20 şeker fabrikası kapanacak.” 18-20 şeker fabrikası ka- panırsa, pancarcıdan tutun fabrikaların kurulu bulundu- ğu yörenin manifaturacısına kadar herkes işsiz kalır... Bu yıkımı aklının köşesinden te- ğet geçiren var mı? Var. Şe- ker-İş Sendikası örneğin. Bir çare gösteriyor en azından: “ABD’de şeker fabrika- larının tamamı kooperatifle- re aittir. Avrupa Birliği’nde şeker rejimi reformu önce- si şeker sektöründe yüzde 44 olan kooperatiflerin pa- yı içinde bulunduğumuz dö- nemde yüzde 60’lara yük- selmiştir. Yıllar önce özel- leştirmesini tamamlamış olan Fransa’da şeker fabri- kalarının çoğunluğu koo- peratiflere devredilmiş ve sektördeki kooperatif payı yüzde 65’e ulaşmıştır. Tür- kiye’nin de bir an önce sek- töre devlet desteği sağla- ması, şeker fabrikalarının asıl sahipleri olan pancar çiftçileri ve şeker işçileri ile devletin birlikte yer alacağı yeni bir yapılanmayı ger- çekleştirmesi şarttır.” BULMACA SEDAT YAŞAYAN SOLDAN SAĞA: 1/ Osmanlõ devletinde ye- ni evlenen er- keklerden alõ- nan vergi. 2/ Samanlõk... Çok ince göze- nekli dokuma. 3/ Hayvanlara vurulan dam- ga... “Çilbalı- ğı” da denilen, kõrmõ- zõ benekli bir balõk. 4/ “Gamzedeyim --- bulmam / Garibim bir yuva bulmam” (Tatyos Efendi)... İl- kel bir silah. 5/ Aşõrõ olmama durumu... Baryum elementinin simgesi. 6/ Osmanlõ devletinde kullanõl- mõş gümüş bir sikke. 7/ Çanakkale’nin, peyniriyle tanõnmõş ilçesi... Bir etkinliğin geçici olarak durdu- rulduğu süre. 8/ Satrançta bir taş... Asya’da bir ül- ke. 9/ Kafatasõnõn biçimine bakarak insanõn karak- terini ve zihinsel yeteneğini inceleme. YUKARIDAN AŞAĞIYA: 1/ Osmanlõ devletinde bir ilden diğerine geçen mallardan alõnan vergi. 2/ Açõk yeşil renkli, mayhoş ve kokulu bir elma cinsi... Kadõnlarõn örtündükleri çarşaf. 3/ Tümör... Hekimin hastanedeki hastalarõ dolaşõp yoklamasõ. 4/ Soluk yeşil renk. 5/ Yapma, etme... Rus besteci Rahmaninov’un bir operasõ. 6/ Dörderli iki takõm arasõnda bir top ve sopa ile ya- põlan atlõ spor... Aldatma işi, hile. 7/ Bir kimsenin davranõşlarõna temel olan ahlak ilkelerinin tümü... Argoda hamama verilen ad. 8/ Ses... Herhangi bir alanda başarõyõ saptamak için gerekli olan sõnõr. 9/ Türlü işyerlerinin bulunduğu büyük iş merkezi... Nazilerin politikasõnda Germen õrkõndan kimselere yakõştõrõlan ad. 1 2 3 4 5 6 7 8 9 1 2 3 4 5 6 7 8 9 B O S S A N O V A O B Ü S A D İ L D U T A G O R A U R S T A R T Ç K A N İ L T O N G A P A K U N D A S U Ç O B U A G E R İ Ç A R L İ S T O N 1 2 3 4 5 6 7 8 9 1 2 3 4 5 6 7 8 9 SAHİBİNDEN ALİBEYKÖY GÜZELTEPE’DE 140 VE 70 M2’LİK BAHÇE İÇERİSİNDE MÜSTAKİL GECEKONDU SATILIK 0535 270 35 09 - 0212 607 08 76
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog