Bugünden 1930'a 5,458,677 adet makale



Katalog


«
»

CMYB C M Y B PANO DENİZ KAVUKÇUOĞLU 1 Mayıs ve Polis Hükümet 1 Mayıs’ın “Emek ve Demokrasi Günü” olarak tanınmasına ve resmi tatil günü olarak kut- lanmasına karar verdi. Bu, desteklenmesi, alkış- lanması gereken olumlu bir karardır. Ne var ki bu kararla birlikte her yıl olduğu gibi bu yıl da “Taksim Alanı” kutlama yeri olarak gündeme geldi, tartışılmaya başlandı. Sendika federasyonları Türk-İş, Hak-İş ve DİSK, Emek ve Demokrasi Gü- nü’nün Taksim Alanı’nda kutlanmasını talep eder- lerken, İçişleri Bakanlığı ve İstanbul Valiliği “güvenlik gerekçesiyle” bu talebe karşı çıkıyor. Oysa Türki- ye’nin örgütlü emek tarihi açısından Taksim Alanı’nın özel bir anlamı vardır. Geçmiş yıllarda 1 Mayıs bu alanda kutlanırken 1977 yılında kim tarafından dü- zenlendiği açıklığa kavuşturulamayan kanlı bir pro- vokasyon sonucu 34 kişi yaşamını yitirmiş, 156 ki- şi de yaralanmıştı. Sonrasında alan bu tür geniş ka- tılımlı toplantılara kapatılmışsa da zaman içinde ye- niden izin verilmiş, daha sonra da iktidarların key- fine göre hareket edilir olmuştu. Geçen yıl da benzer tartışmalar yapılmış, sonu- cunda yasak kararı ortaya ülke ve toplum olarak yü- zümüzü kızartan görüntüler ortaya çıkmıştı. Bu yılki tartışmalar çerçevesinde, “Eğer izin ve- rilmiyorsa biz de kutlamalarımızı başka yerde yaparız” diyen Hak-İş ve Türk-İş’ten farklı olarak DİSK, Taksim Alanı isteminde direnmektedir. Bu bizce de desteklenmesi gereken haklı bir direnmedir. Yetki- liler “Biz kendimizi koruyacak önlemleri alırız” diyen DİSK’e kulak vermelidir. Polis, hiçbir sendikayı, hiçbir kuruluşu, hiç kim- seyi böyle bir söylemde bulunma durumunda bı- rakmamalıdır. Nerede ve ne zaman olursa olsun top- lanma ve düşünce açıklama gibi temel haklarını kul- lanmak isteyen bir sendikanın toplantısını korumak polisin görevidir. Oysa polis bizde ne yazık ki “ko- ruyuculuğu” değil, “engelleyiciliği” çağrıştırmakta- dır. Eğer çağdaşlaşmak istiyorsak bu bakış değiş- melidir. Bir örnek vermek istiyorum. Almanya’da iki polis sendikası vardır. Her ikisinin de tüzüklerinde “siyaseten tarafsız” oldukları belir- tilmesine karşın Sosyal Demokrasiye yakın olan Po- lis Sendikası’nın - Gewerkschaft der Polizei (GdP) 167 bin, Hıristiyan Demokratlara yakın olan Alman Polis Sendikası’nın da - Deutsche Polizeige- werkschaft (DPolG) yaklaşık 50 bin üyesi vardır. Po- lis Sendikası (GdP), 6 milyon 371 bin üyeyle Avru- pa’nın en büyük İşçi Sendikaları Federasyonu olan Deutscher Gewerkschaftsbund’a (DGB) bağlı ola- rak faaliyet göstermektedir. Almanya’da resmi tatil olan 1 Mayıs, “Emek Gü- nü” (Tag der Arbeit) olarak kutlanmakta ve kutla- malara Alman Sendikalar Birliği öncülük etmekte- dir. O gün ülkenin tüm kentlerinin, kasabalarının, bel- delerinin en büyük alanları en yüce değer olan eme- ğin yaratıcıları emekçilerindir. O emekçilerin arasında ülkede asayişi ve yurttaşların can ve mal güvenli- ğini sağlamak, korumak için emek veren, ter döken, gerektiğinde canını ortaya koyan polisler de vardır. Polisler ellerindeki pankartlarla, dövizlerle, sendika temsilcilerinin yaptıkları konuşmalarla isteklerini dile getirir, yapılan yanlışları protesto ederler. 1 Mayıs’ta ülkenin herhangi bir alanında emek- çilerle bir arada olmak, emek gününü onlarla birlikte kutlamak hangi siyasal eğilimden olursa olsun bir politikacı için büyük bir onurdur. Çağımızda gelişmişliğin başlıca ölçütlerinden bi- ri de toplumun, özellikle de emekçilerin eriştiği ör- gütlülük düzeyidir. Bir ülke istediği kadar ekonomik açıdan kalkınmış olsun, zengin olsun.. demokrasi anlayışı emekçilerin örgütlenme, sendikalaşma noktasında gelip tıkanıyorsa, o ülkede gelişmişlik- ten, çağdaşlıktan, uygarlıktan söz etmek olası de- ğildir. Bir ülkede eğer memurlar, öğretmenler, polisler sendikal örgütlenme özgürlüğüne, grev hakkına sa- hip değillerse, o ülke demokrasi açısından “ikinci sı- nıf” bir ülkedir. Demek ki daha yapacak çok şeyimiz vardır, eğer hep “ikinci sınıf” kalmak istemiyorsak tabii. Basõnõmõzõn eğitim emektarõ Abbas Güçlü, 7 Nisan’da Milli- yet’te sordu: “Üniversitelerimiz neden parçalanıyor?” O günden beri YÖK’ün bu “bölücü”lüğüne karşõ çõkmayan yok; ama şu da söylenmiyor: “Üniversiteleri öğrenci sayıla- rına göre parçalamak yanlış olsa bile kimilerindeki fakülte karmaşasını da gidermek gere- kiyor...” Nitekim Güçlü de “belirlenen ölçüt 40 bin yerine, örneğin 30 bin öğrenci olsaydı, parçalana- cak üniversite sayısı üç katına çıkacaktı” diyerek şunu sormuş- tu: “İdeal bir üniversitenin kaç öğrencisi olmalı?” Oysa “akademik yapılan- ma”ya bakõldõğõnda, asõl tanõm- lanmasõ gereken “ideal bir üni- versitenin eğitim kimliği” değil midir? Örneğin adõ “teknik” olan bir üniversiteyi “tıp fakültesi”nin yönetmesi bilimsel midir? Mi- marlõk eğitimine, “yetenek sı- navı” yapõlmadan öğrenci alõnan bir “sanat” üniversitesi olabilir mi? Bir sosyal bilimler üniversi- tesinin “en iyi konservatu- var”õyla övünmesi, doğal mõdõr? ‘Akademik kimlik’ler Bir üniversitede öğrenci sayõ- sõnõn çok faz- la olmasõ du- rumunda ya- põlmasõ gere- ken “çok bü- yüdü” diye parçalamak yerine, önce- likle “eğitim altyapısı”nõ geliştirmek; akademik ye- terliliği sağlamaktõr... Bu neden- le, YÖK’ün bölmeye niyetlendi- ği üniversitelerin bütünlüğünü savunurken, sadece “tarihsel”lik- lerini ya da “kurumsal kim- lik”lerini koruma söylemi yeter- li olmuyor. Nitekim YÖK de bu gibi eleş- tirileri “isimleri değişmeyebi- lir” diyerek savuştururken, “1, 2, 3...” şeklinde numaralandõrõlmõş “Paris” üniversiteleri örnek gös- teriliyor... YÖK’e asõl anõmsatõlmasõ ge- reken ise “bir üniversitenin, öncelikle belli bir alanda ya da birbirleriyle uyumlu akade- mik disiplinlerde kurumsal- laşması”dõr. Yani, bilimsel ki- şiliğini her dalda değil, ülkede ve dünyada söz sahibi olabileceği, kendine has alanlarda güçlen- dirmesi gerekliliğidir. Bizde ise “eğitim dallarında çeşitlilik” önemsendiğinden, tek- nik, sosyal ya da kültürel kimlik- ler yerine sadece “isim”lerin öne çõktõğõ bir üniversite anlayõşõ ege- men. O kadar ki birçok üniversi- temizde “kuruluş amacı” bile adeta unutularak, “hedef”lenen eğitim dalõnõn dõşõndaki uzman- lõklar, rektörlük seçimlerini bile belirliyor. Örneğin “Karadeniz Teknik Üniversitesi”.. sadece adõndan ötürü değil, ilk kurulan mühen- dislik, mimarlõk fakülteleriyle ya- ratõlan akademik kimliğinden ötü- rü de akla önce “teknik” gelmi- yor mu? Ne var ki rektörlük se- çimlerini hep “tıp fakültesi” ho- calarõ kazanõyor; çünkü akademik kadrolarõ fazla ve üniversitedeki demokrasiye sayõsal olarak ege- menler! Benzer durum, arkeolojiden ormana, hukuktan edebiyata ne- redeyse sayõsõz dalda eğitim ya- põldõğõ halde en kalabalõk akade- mik kadroya sahip “tıp fakülte- si doktorları”nõn hep rektör se- çildiği İstanbul Üniversitesi için de geçerli... ‘Suskun üniversiteler’ Örnekleri çoğaltõrsak görürüz ki üniversitelerimiz öğrenci sayõla- rõndan ötürü değil, birbirlerinden çok farklõ bilim, kültür ve sanat dallarõnda eğitim yapõlan “fakül- te sayılarının fazlalığı” nede- niyle, hem yönetsel hem de aka- demik kimlik ve eğitim eşgüdümü a ç õ s õ n d a n adeta “han- tal”laştõran bir “az- man”lõğõn eşiğindeler. B ö y l e olunca da de- ğişik alanlar- daki ülke so- runlarõna, hangi üniver- sitenin yol göstereceği, hangi ko- nuda hangisinden yardõm istene- ceği, hangisinin sözünün dinle- neceği bile neredeyse belli değil... Aynõ nedenle, “her dalda uz- man!” üniversitelerimiz de han- gi konuda seslerini çõkartacakla- rõna öylesine kararsõzlaştõlar ki akademik tutumla, “sessiz kal- mak” neredeyse özdeşleşti. “Sus- kun üniversiteler” ülkesi haline gelmemiz biraz da bu yüzden de- ğil mi?.. Sözün kõsasõ, YÖK’ün öğrenci sayõsõna bakarak üniversiteleri parçalamasõ ne kadar akõl dõşõysa, aynõ üniversitelere “her istenilen dalda” fakülte eklemek de o ka- dar bilim dõşõ. Üniversiteler bu du- rumdan “arınmalı” ve örneğin buna “pilot” uygulama olarak her biri başlõ başõna üniversite ola- bilecek “tıp fakülteleri”nden başlanmalõ... Böylece her üniversitenin, “adı- na ve özüne yakışır” rektörlere kavuşmasõ sağlanmalõ... KİM KİME DUM DUMA BEHİÇ AK behicak@yahoo.com.tr ÇİZGİLİK KÂMİL MASARACI kamilmasaraci@gmail.com (ÇÖPLÜK ÇOCUKLARI) TAYYAR ÖZKAN www.junkidz.com HARBİ SEMİH POROY 19 Nisan ÇED KÖŞESİ OKTAY EKİNCİ Üniversitelerde ‘Bölünme’ Yerine ‘Arõnma’... 19 NİSAN 2009 PAZAR CUMHURİYET SAYFA 17 Türkan Saylan inadına ayakta. Fahri savcı ise nakavt! Kışkırtma Nezahat Özbek: “Bu devirde kız çocuklarını babalarına karşı ‘beni okula gönder’ diye kışkırtmak tabii ki suç sayılacaktır!” Bilet Erol İşisağ: “Evinizde konser, maç, sinema, tiyatro bileti bulundurmayın; polis baskınında aleyhinize kanıt olarak kullanılabilir!” Taktik Necati Cebe: “Obama’nın Cumhuriyet değerlerini yüceltmesi, laikleri uyutarak yeni mandacılara zaman kazandırmak içindir!” YağmurDeniz Deniz feneri, din kitabına girdi! ALMANYA tarihinde ortaya çıkartılan en büyük yolsuzluk ve dolandırıcılık olayında Deniz Feneri’nin mahkûm olduğu dava dosyasının Türkiye’ye gönderildikten sonra Türkçeye çevrilmesini ve “ölme eşeğim” hesabı ile günün birinde Türkiye’deki “soyguncular” hakkında da dava açılmasını bekleyedurun, Milli Eğitim Bakanlığı sayesinde “deniz feneri” din kültürü ve ahlak bilgisi kitabına “doğruluk sembolü” olarak girdi! İlköğretim altıncı sınıflar için hazırlanan kitabın dördüncü ünitesinde “”Kuranı Kerim’in Temel Eğitici Nitelikleri” öğretilirken şu soru soruluyor: “Deniz feneri ile Kuran arasında yol göstericilik arasında ne tür bir benzerlik vardır?” Benzerliği bulmaları için öğrencilere bir ipucu veriliyor: “Deniz feneri, gemilerin doğru yol almasını sağlar.” Böylece akıllı çocuklar hem deniz fenerinin doğruluk sembolü olduğunu anlıyor hem de insanların doğru yol almasını neyin sağladığını hemen buluyor! Ne var ki kitabı yazan ve hatta bazıları akademik unvanlar taşıyan 11 kişilik “hoca” takımının bilmediği bir durum var: Gemilerin doğru yol almasını yani rotasında gitmesini deniz fenerleri sağlamıyor! Denizciler yollarını çok eski çağlarda “kerteriz”le, sonradan pusula ile ve günümüzde ise elektronik sistemlerle buluyor. Bunun böyle olduğunu Zahid Akman bile biliyordur valla! Nazi Almanyası’nda papaz Martin Niemöller’in günlüğünden: “Önce sosyalistleri topladılar, sesimi çıkarmadım; çünkü ben sosyalist değildim. Sonra sendikacıları topladılar, sesimi çıkarmadım; çünkü sendikacı değildim. Sonra Yahudileri topladılar, sesimi çıkarmadım; çünkü Yahudi değildim. Sonra beni almaya geldiler; benim için sesini çıkaracak kimse kalmamıştı.” ÖNCE tanımlayalım: 12 Eylül rejimi iki döneme ayrılır; Kenan Evren’in devlet başkanı ve Bülent Ulusu’nun atanmış başbakan olduğu tam askeri dönem, Kenan Evren’in cumhurbaşkanı ve Turgut Özal’ın seçilmiş başbakan olduğu yarı askeri dönem. Evren’le birlikte darbeyi yapan generaller için bulunan kılıf birinci dönemde “Milli Güvenlik Konseyi” üyeliği, ikinci dönemde “Cumhurbaşkanlığı Konseyi” üyeliğidir ve sıkıyönetim altındaki ikinci dönemin bir numaralı “sivil” bürokratı ise Özal’ın başbakanlık müsteşarı yaptığı Hasan Celal Güzel’dir. Geçen Perşembe akşamı Show TV’de Ali Kırca’nın yönetimindeki Siyaset Meydanı’nda hem Ergenekon’un son dalgasını hem de Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un Harp Akademileri’nde yaptığı konuşmayı Milliyet’ten Derya Sazak, Sabah’tan Nazlı Ilıcak ve H.C. Celal Güzel ile değerlendiriyorduk ki Radikal gazetesi yazarı kılığındaki H.C. Güzel bir anda başımıza “demokrasi kahramanı” kesiliverdi! Hal böyle olunca kendisine 12 Eylül döneminde başbakanlık müsteşarı olarak Kenan Evren’in karşısında “hazırol”da durduğunu anımsatıverdik! Gerçek acı ise gerçekten acıtır! Sözüm ona “kahraman demokrat” H.C. Güzel, “cemaziyelevvel”in ortaya çıkmasına çok sinirlendi ve tuttu, “Asıl Cumhuriyet gazetesinin 12 Eylül’de darbecilerin önünde iki büklüm durduğunu” söyledi. Sözün bittiği yere gelmiştik. Ne zaman açılacağı bilinmeden defalarca kapatıldığı halde başyazarı Nadir Nadi’den stajyer muhabirine kadar başını asla öne eğmeyen, yazarları askeri cezaevlerinde yıllarca hapsedildiği halde bir yazarına bile bir suç yüklenemeyen bir gazeteye atılabilecek en büyük iftira karşısında kendisinden iddiasını kanıtlamasını istedik ve kaçınılmaz olarak “Kanıtlayamazsan şerefsizsin” demek zorunda kaldık. Söz uçar, yazı kalır: 12 Eylül’ün yarı askeri döneminin bir numaralı “sivil” bürokratı Hasan Celal Güzel’i Cumhuriyet gazetesi hakkındaki “darbeciler önünde iki büklüm eğilme” iddiasını bir hafta içinde kanıtlamaya çağırıyorum. Haftaya bugün sonucu göreceğiz! H.C. Güzel SESSİZ SEDASIZ (!) ekinci@cumhuriyet.com.tr dkavukcuoglu@superonline.com www.denizkavukcuogluyazilari.blogspot.com BULMACA SEDAT YAŞAYAN SOLDAN SAĞA: 1/ Kõrmõzõ çiçek- ler açan bir saksõ bitkisi. 2/ “İşler, eylemler” anla- mõnda eski söz- cük... Leyleğe benzer bir kuş. 3/ Bir tür börülce... Eski Yunan kent- lerinde pazarye- ri. 4/ Öğütülmüş tahõl... Herhangi bir alanda başka- larõndan üstün olan kim- se. 5 İslam dinine göre haram sayõlan faiz... De- nizfilinin dişlerinden ya- põlan değerli bir tespih. 6/ Felsefede, bilgi ile varlõk arasõnda ilişki kurduğu düşünülen kav- ram... Yemek. 7/ Saray ve konaklarda kadõnla- ra ayrõlan bölüm... Süs için yapõlmõş giysi kõvrõmõ. 8/ “Yılanyastığı, filkulağı” gibi adlar da verilen bir süs bitkisi... Çin’in para birimi. 9/ Türlü renklerde çiçek açan bir saksõ bitkisi. YUKARIDAN AŞAĞIYA: 1/ Trabzon yöresine özgü, mõsõr ekmeği ve minci pey- niriyle yapõlan bir yemek... Dince kutsal sayõlan bir ye- rin ziyareti. 2/ Zonguldak yöresine özgü bir halk oyu- nu... Ödünç alõnan ya da verilen şey. 3/ Altõ düz ve kü- çük bir gezinti vapuru... Osmanlõ sarayõnõn dõş birimlerine ve saray dõşõndaki genel yönetim örgütüne verilen ad. 4/ Yunanistan’õn plaka imi... Aşama, basamak. 5/ Gü- zel sanat... İlaç. 6/ Gümüşhane ilinde, kayak merkezi olan bir dağ... Şaşma belirten bir ünlem. 7/ Afrika kökenli öl- dürücü bir virüs... “Korkarõm ki nazlõ yârin öcünden / Adõm altõn iken --- olacağõm” (Karacaoğlan). 8/ Kay- nağõ antik çağlara dayanan kirişli bir çalgõ... “Küfür, söv- me” anlamõnda argo sözcük. 9/ Bir peygamber... “Me- lali anlamayan nesle --- değiliz” (Ahmet Haşim). 1 2 3 4 5 6 7 8 9 1 2 3 4 5 6 7 8 9 K I R L A N G I Ç I L G A R Ü R E R G M A T R A K L A M K O K İ A R A K I Y E Ç N T O Y A K A G Ü R E K Ü R İ I R A K A R A K Ç E K İ Ç İ K A 1 2 3 4 5 6 7 8 9 1 2 3 4 5 6 7 8 9 TARİHTE BUGÜN MÜMTAZ ARIKAN www.mumtaz-arikan.com
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog