Bugünden 1930'a 5,458,677 adet makale



Katalog


«
»

CMYB C M Y B SAYFA 30 KASIM 2009 PAZARTESİCUMHURİYET 8 HABERLERİN DEVAMI TARİHTE BUGÜN MÜMTAZ ARIKAN 30 Kasım Oslo K 1 Helsinki K 6 Stockholm Y 8 Londra K 7 AmsterdamK 10 Brüksel Y 8 Paris Y 7 Bonn Y 7 Münih Y 8 Berlin Y 8 Budapeşte B 14 Madrid Y 17 Viyana B 14 Belgrad B 16 Sofya PB 16 Roma Y 17 Atina PB 18 Zürih Y 7 Moskova Y 5 Aşkabat B 12 Taşkent B 15 Bakû PB 13 Bişkek PB 10 Tiflis B 14 Kahire PB 21 Şam PB 18 İstanbul PB 15 Edirne PB 13 Kocaeli S 18 Çanakkale PB 17 İzmir PB 20 Manisa PB 17 Denizli PB 17 Zonguldak S 18 Sinop PB 14 Samsun B 16 Trabzon Y 14 Giresun Y 15 Ankara S 13 Eskişehir S 13 Konya S 12 Sıvas B 10 Antalya B 22 Adana B 21 Mersin B 23 Diyarbakır PB 15 Şanlıurfa PB 17 Mardin PB 11 Siirt PB 14 Hakkâri PB 7 Van PB 8 Kars B 4 Doğu Karadeniz kıyıla- rında (Giresun, Trab- zon, Rize ve Hopa) ara- lıklarla hafif sağanak yağış geçişleri bekle- niyor. Ülkemizin diğer kesimleri bayramın son gününü parçalı ve az bulutlu bir havada ge- çirecek. Sabah saatle- rinde iç bölgelerde yer yer sis olayı görülecek. Hava sıcaklığı; bugün kuzeydoğu kesimlerde 2 ila 4 derece azalacak, diğer bölgelerde önem- li bir değişiklik olma- yacak. ‘Gizli Kulaklar Ülkesi’ Gazeteci-yazar Faruk Bildirici, 1989 yılında yazdığı “Gizli Kulaklar Ülkesi”nde siyasi tarihimizden bazı “dinleme” ve “dinlenme” öykülerini aktarmıştı. Bu kitapta yer alan öykülerden birinde, bir “dinlenen”in küfürlü isyanı anlatılıyor: İçişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Hasan Celal Güzel, koalisyon hükümetinin kurulmasıyla birlikte görevden alınır. Güzel, bu süreçte bütün telefon konuşmalarına “Evvela mahsusen, bu telefonu dinleyenin, kayda alanın, deşifre edenin, okuyanın yedi göbek sülalesini...” diye bir girizgâh cümlesiyle başlar. Sonra bir gün kapısı çalınır ve ziyaretçisi “Efendim, ben emniyetin Önemli İşler İstihbarat Dairesi’nde çalışıyorum. Komiserim. Allahaşkına bana küfredip durmayın!” der. Güzel, “Yahu ben sana küfretmiyorum kardeşim, nereden çıkardın bunu” deyince, komiser durumu açıklar: “Hani telefon konuşmalarınızda ‘evvela banda alanın...’ diye küfrediyorsunuz ya, işte o kişi benim.” Bu konuşmadan sonra Güzel, girizgâh küfründe bir değişiklik yaparak “Banda alan kişi hariç, gerisinin anasını...” diye telefon konuşmalarına başlar... Kitapta, Turgut Özal’ın da “dinleme” meraklısı olduğuna dikkat çekiliyor: “Özal’ın Danışmanı Can Cangır, bir Brüksel gezisinden minik bir tarayıcı ile döndü. Artık, Cumhurbaşkanı da araç telefonlarını dinleyebiliyordu. Bir gün gazetecilerle konuşurken, ağzından kaçırdı: Siz köşkün dışında oturup arabalarınızda gazetelerinizle konuşuyorsunuz, ben sizleri dinliyor, ne tür yanlışlar yaptığınızı duyuyorum. Bende de var o alet...” “Zehir Hafiye” diye anılan İçişleri Bakanı Faruk Sükan, 1965 yılında “Bizim telefonlarımızı dinletiyorsun” diyenlere karşı pervasızca “ünlü” yanıtını veriyordu: “Ben sizi dinlemiyorum. Ben solcuların nefes alış verişini bile biliyorum.” Öyle anlaşılıyor ki, iktidardakilerin kimliğine ve “tehdit” algısına göre dinlenenler değişiyor. Faruk Bildirici’ye “‘Gizli Kulaklar Ülkesi’nde 11 yılda ne değişti?” diye sorduk. Şu yanıtı verdi: “Teknoloji eskiden bu kadar elverişli değildi. Bir de, Türkiye’de demokrasi ve iktidarın yapılanması da çok değişti. Ben ‘telekulak’ kavramını ilk kullanan kişiyim. Hazırladığım dizi gazetede bu adla yayımlandı. Kitabın adı da ‘Telekulak dosyası’ olacaktı. Ancak kitap çıkana kadar, telefon dinlemeleri o kadar çok arttı ve bu kavram o kadar çok yaygınlaştı ki, kitapta da aynı adı kullanmadık. ‘Gizli Kulaklar Ülkesi’ dediğimizde insanlar bana o günlerde ‘O kadar da değil’ diye bakmıştı... Şimdi ise ‘Gizli Kulaklar Ülkesi’ sözü yetersiz kalıyor, az bile yazmışsın, diyorlar...” CHP Yalova Milletvekili Muharrem İnce, geçtiğimiz hafta genel kurulda kürsüye çıktığında sözü memur eylemine getirdi. Öğretmenlerin yoksullaşmasını rakamlarla anlatan İnce, iktidara çattı: “10/07/2008 tarihinde Parasız Yatılılık, Burs ve Sosyal Yardımlar Yönetmeliği’ni değiştirdiniz. Ailedeki kişi başına yıllık gelir toplamı 5 bin 400 lira yani 4 kişilik bir aile düşünün, kişi başına 5 bin 400 lira yıllık. Bunun altında olanlar burs alıyordu, devlet parasız yatılılıktan yararlanıyordu, yüzde 15’i de öğretmen çocuklarına kontenjan olarak ayrılıyordu. Yani bu 5 bin 400 lira çok yüksekmiş gibi, bunu aldınız 4 bin 353 liraya düşürdünüz. Ne yazık ki öğretmen çocuklarına kontenjan hukuken var ama uygulamada yok çünkü bir öğretmen, tek başına geliri dahi olsa yıllık 5 bin liranın üstüne çıkıyor kişi başına. Yani şunu demek istediniz öğretmenlere: ‘Üç çocuk yaparsan çocuğunu bursu okuturum, yatılı okuturum, yoksa okutmam.’ Öğretmenleri bu yoksulluğun içerisinde üç çocuk yapmaya mahkûm ettiniz.” İnce, “Konuşmamın bu bölümünü Sayın Bülent Arınç’a ithaf ediyorum” derken, “Aman ha ağlar!” diye laf atıldı. İnce, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Sayın Arınç dedi ki: ‘Bu ülkede tuzu kuru olanlar Güneydoğu’da askerlik yapmaz.’ Arada Başbakan’a da ‘Civan’, ‘Delikanlı’ falan deyip, bir iki duygusal konuşma yapıp, biraz da ağlayıp, biraz da böyle mikrofonu güzel kullanma, ses tonu falan da güzel... Güzel de, içeriğe bakalım, içeriğe. Ben tuzu kuru olanların da bu ülkede Güneydoğu’da askerlik yaptığını biliyorum ama sizin döneminizde bürokrat olup da, bakanınızın danışmanı, genel müdür yardımcısı olan bir kişinin Kahramanmaraş’ta çavuş olarak askerlik yaparken İLKSAN Yönetim Kurulu’ndan maaş alındığını ilk kez duyuyorum...” ‘Minister’ farkı!.. Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, geçtiğimiz günlerde bir dizi etkinlik için Nevşehir’e gitti. Günay beraberindeki bürokrat, milletvekili ve yerel yöneticilerle birlikte Zelve’de mola verip çevreyi gezdi. Bakan ve beraberindekilerin 7 araçlık konvoyu, eskortların “jet iniş”lerle kapıları açması, koşuşturma-telaş, bir anda Zelve’nin havasını değiştirdi. Sakin sakin, rehberlerin bölgeyle ilgili anlattıklarını dinleyen turist gruplarının ilgisi altlarında siyah Mercedeslerle, Zelve’nin havasına “hava katan” bu gruba yöneldi. Bir Hollandalı turist, Bakan’ın heyetindekilerden birine yanaşıp, “Bu gelenler kim? Ünlü bir star mı acaba?” diye sordu. “Hayır, minister (bakan)” yanıtını alan Hollandalı turist hayretle kafasını iki yana salladı: “Bizim bakanlar hâlâ pedal çevirmeye devam ediyorlar...” Türey Köse, Ayşe Sayın, Emine Kaplan parlamentokulisi@gmail.com Fransa Cumhurbaşkanı Nicholas Sarkozy’nin Türkiye’nin AB üyeliğiyle ilgili düşünceleri belli. Başbakan Tayyip Erdoğan da, Türkiye’nin AB üyeliğine karşı çıkan Fransa Cumhurbaşkanı Nicholas Sarkozy’yi sık sık eleştiriyor. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile Fransa Dışişleri Bakanı arasında bir görüşmede geçen diyalog, iki ülke arasındaki gerilimin esprilere de konu olduğunu gösteriyor. Dışişleri Bakanı Davutoğlu, AKP’nin Kızılcahamam kampında, bu olayı şöyle anlattı: “Fransa Dışişleri Bakanı ile bir görüşmemizde Türkiye’nin Afrika’da açtığı büyükelçilikler gündeme geldi. Bakan, ‘Biz ekonomik kriz nedeniyle oradaki elçiliklerimizi kapatıyoruz, ama bakıyorum siz sürekli elçilik açıyorsunuz’ dedi. Ben de, ‘Evet şimdiye kadar 10 elçilik açtık, açmaya da devam edeceğiz. Sarkozy, Afrika’ya gittiğinde ne zaman başını kaldırsa Türk bayraklarını görecek’ dedim...” ‘Öğretmene üç çocuk mahkûmiyeti!’ Sarkozy, Afrika’da ne görecek? LEYLA TAVŞANOĞLU Aylarca kamuoyu ilgisinin odak nok- tasõ olan Somalili korsanlarõn kaçõrdõ- ğõ Horizon 1 gemisinin serbest bõrakõ- lõş öyküsünü dinliyorum. Hem de birinci ağõzdan... Gemi sahibi şirketin avuka- tõ Nilgün Yamaner’den. Temmuz ayõnda kaçõrõlõp ekim başõnda bõrakõlan geminin kaçõrõlõş ve serbest bõrakõlõş öy- küsü çok karmaşõk. Gemi kaçõrma işi özellikle Aden Körfezi, Somali açõklarõ ve Kõzõldeniz bölgesinde inanõlmaz bir ana sektör ve yan saktörler oluşturmuş. Komplo teorilerine bayõlanlar bu söy- leşiyi okuduklarõnda kim bilir kafala- rõnda neler neler üretecekler... Nilgün Yamaner söze, “Horizon 1 ge- misinin kaçırılması benim için yepyeni bir deneyim oldu” diye başlõyor ve an- latõmõnõ sürdürüyor. “Horizon 1 gemi- sinin Somalili korsanlar tarafından kaçırıldığını o sabah televizyonlardan öğrendiğimde çok şaşırdım. Çünkü şirketin danışmanıyız ve Horizon 1 ge- misini şirket adına satın alan hukuk bürosu biziz. Hemen şirkete gittim. Yöneticiler de benden fazla bilgi sa- hibi değillerdi. Ne yapacaklarını bi- lemiyorlardı. Böyle bir iş ilk defa başlarına geliyordu. ‘OPERASYONDAN VAZGEÇTİK’ Çok ilginçtir. Gemi sahibi GPRS cihazlarıyla gemisinin nerede oldu- ğunu anında izleyebiliyordu. Aynı zamanda Deniz Kuvvetleri Komu- tanlığı’yla temasa geçtik. Bir an ön- ce operasyon yapmaktan yanaydılar. Biz de geminin planlarını ilettik. Bir yandan da sağduyulu düşünmeye ça- lışıyorduk. Belliydi ki gemi fidye için kaçırılmıştı. Üzerimizden şoku ve şaşkınlığı atınca operasyon fikrinden vazgeçtik. Çünkü çok riskliydi. Bü- tün mürettebatın hayatı tehlikeye atılabilirdi.” Nilgün Hanõm da- ha önce bir başka Türk gemisiyle ilgi- li benzer bir deneyim yaşadõğõnõ, iki aydan önce korsanlarõn ge- miyi serbest bõrak- mayacaklarõnõ, ayrõ- ca bir gemi serbest bõrakõlõrken de baş- ka bir geminin hemen kaçõrõldõğõnõ bildiğini anlatõyor. Böyle bir gemi ka- çõrma olayõnda risk yönetiminin çok önemli olduğuna dikkat çeken Nilgün Yamaner diyor ki: “Hemen sigorta şirketine haber verdik. Mürettebatın ailelerini bil- gilendirdik. Bir de basın ve medya yönünü yönetmek vardı. Biz bun- larla uğraşırken geminin uydu tele- fonu çaldı. Karşı tarafta son derece kötü bir İngilizceyle birisi, ‘Ben Fu- at. Kesinlikle korsan değilim. Arabu- lucuyum. Merak etmeyin. Bunu çö- zeceğiz. Amacõmõz kimsenin canõna za- rar vermek değil. Bizi dinleyin. Din- lemezseniz kötü olur’..” ‘20 MİLYON DOLAR İSTEDİLER’ Derken 20 milyon dolar fidye iste- yerek dilinin altõndaki baklayõ çõkarmõş Fuat denilen kişi. Nilgün Hanõm an- latõmõnõ sürdürüyor: “Aden Körfe- zi’nde kaçırılan gemi üç gün bo- yunca Somali’nin Eyl Limanı’na doğru seyretti. O üç gün boyunca da Deniz Kuvvetleri’ne bağlı Gediz fir- kateyni yakından izliyordu. Bu du- rum korsanları çok tedirgin etti. Ge- mi serbest bırakıldıktan sonra mü- rettebattan öğrendiğime göre fir- kateyni gören korsanlar gemideki herkesi güverteye çıkarıp yere yatı- rıyorlarmış. Ama bu tür davranış- lar dışında mürettebatla birlikte çay kahve içiyor, konuşuyorlar- mış!..” Kaçõrõlan Horizon 1 gemisinin avukatõ Yamaner, Somalili korsanlarõn ilginç içyüzünü anlattõ ‘Askerler de işin içinde’ Yamaner ilginç bir ayrõntõyõ da şöyle anlatõyor: “Yine mürette- batın anlattığına göre korsanlar her gün kendilerine sağlanan ‘green le- af’ (büyük olasılıkla Yemen’de ye- tişen kat) isimli otu çiğniyorlarmış. Bu ot önce korsanlarda inanılmaz bir canlanma etkisi yapıyormuş. Gemi Eyl Limanı’na yanaşır ya- naşmaz çok iyi giyimli genç bir kor- san gelmiş ve mükemmel bir İngi- lizceyle ‘Amacõmõz sadece fidye al- mak. Hiçbirinize bir şey olmayacak’ demiş. Bütün mesele de buradaydı. Fidye nasıl ödenecekti? Çünkü fid- yeler, ödemesi legal olarak kabul edilmeyen paralar. Bütün dünyada bu tür durumlarda bu paralar insani amaçlar için ödeme olarak gösteril- mek zorunda. Gemi kaçırma olay- larında gemi sahipleri hiçbir şekil- de fidye ödediklerini kabul etmek is- temiyorlar. Ama herkes bunun ar- kasında fidye olduğunu biliyor.” Fidye ödemede pazarlõklar da il- ginç oluyormuş. Talep edilen mik- tarlarõn yüzde 10 civarõ ödeniyormuş. Nilgün Hanõm diyor ki: “Orası her yıl korsanların 20-30 gemiyi kaçırdık- ları bir bölge. Varın siz toplanan fid- ye miktarını hesap edin!.. O bölgedeki devletlerin bilgisi dı- şında bu tür işler yapılabileceğini dü- şünmek mümkün değil. O coğraf- yaya baktığınız zaman Somali’nin karşısında Yemen, kuzeyinde Eti- yopya ve Sudan gibi devlet yapıları hiç sağlam olmayan ülkeler bulun- duğunu görüyorsunuz. Oraları ka- pitalist düzen içinde düzen kaçak- larının çok rahat olabildiği yerler. Yani para hareketleri dünyanın her yerinde kontrol edilebiliyor. Ama bu- ralarda elinizde para dolu çantayla istediğinizi yapabiliyorsunuz.” Peki, uluslararasõ kuruluşlar ne ya- põyor? Bu korsanlara dur diyecek bi- rileri yok mu? Nilgün Hanõm yanõt ve- riyor: “Bu insanlar günde iki dolar gi- bi bir parayla geçinmek zorunda ol- duklarından, yoksulluktan, yaşam beklentisinin 40 yaş olduğundan ya- kınıyorlar. BM buraya gıda yardımı yapıyor. Ama BM Güvenlik Konse- yi, üye devletlerin bölgeye askeri ha- rekât yapması, donanma yollaması için de bir karar çıkarıyor. Yani ka- os ortamındaki bir ülke Somali. Komşu ülkelerden Yemen İngiltere ile bir işbirliği anlaşması yapmış. İn- gilizler yakaladıkları korsanları Ye- men’de yargılatıyorlar. Bu bir nok- taya kadar caydırıcı olabiliyor.” İYİ GİYİMLİ KORSAN: AMACIMIZ FİDYE ‘HER YIL 20-30 GEMİ KAÇIRILIYOR’ Yamaner: “Bunların çok ciddi bir beyin takımı var. Kimler oldukları belli değil. Bizim mürettebatın izleni- mine göre korsanların bir kısmının as- ker olması büyük olasılık. Çünkü ge- miyi askeri kıyafetlerle basmışlar. Pa- ralı asker de olabilirler. Bu kadar bü- yük paraların konuşulduğu bir or- tamda korsanlık işinin sıradan balık- çılar tarafından yapıldığı düşünülemez. Gördüğümüz, bu korsanların son de- rece gelişmiş teknolojiye sahip olduk- ları. Bilgisayarla hangi doğru bilgile- re nereden ulaşacaklarını çok iyi bili- yorlar.” Bir ilginç bilgi de şu: “Kor- sanlar hangi geminin hangi armatöre ait olduğunu, ne yük taşıdığını çok iyi biliyorlar. Çünkü küçük paralarla bu bilgilere sahip olan uluslararası bir- takım örgütlere üye olursanız bu bil- gileri kolayca alabilirsiniz. İçerden birileri korsanlara bilgi sızdırıyor, kuşkusu, bana göre komplo teorisi üretmekten öteye gitmiyor.” Peki, fidye nasõl ödeniyor? Nilgün Hanõm: “Bu, işin en zor kısmı. Biz fidye öde- diğimizi kabul etmiyoruz. Bu ayrı bir uzmanlık alanı. Fidyenin ödenmesi, taşın- ması, sigorta edilmesi, teslim edilmesi gibi başka sektörler de yaratılmış. Bu işleri yapan şirketler eski askerler tara- fından kurulmuş. İçlerinde İngilizler, Avustralyalılar, Somali’ye komşu ülke va- tandaşları var. Korsanlar, nakit olarak dolar bazında ödeme ve paranın gemide teslim edilmesini istiyorlar. Deniz yolu bazı riskler taşı- yor. Korsanlar bu durumda bir operasyon yapılmasın- dan şüphe ediyorlar. Bir de başka korsanların baskın yapıp parayı ele geçirmeleri tehlikesi bulunuyor. Onun için hava yolu tercih ediliyor. Bu iş için özel şirketlerin uçakları kullanılıyor. Uçak geminin üzerine gelince pa- ra torbaları suya atılıyor. Parayı sayarken ya da pay- laşırken aralarında kavga da çıkabiliyor. En sıkıntılı za- man o. Gemide o kadar sü- re kalan 10 kadar korsana adam başı 10 bin dolar öde- niyor. Paranın kaymağını beyin takımı yiyor. Ortada ciddi paralar döndüğü için bu korsanlığın önlenmesi zor görünüyor. Her şey bittikten sonra da köylerinde şenlikler düzenleniyor.” Başka ilginç bir nokta da: “Gemi geçişlerinin seyrek- leştiği Muson mevsiminde- ellerindeki gemiyi daha uzun zaman tutuyorlar. Bir de kaçırdıkları geminin serbest kalması kesinleşince onun yakınlarında mutlaka başka bir gemiyi kaçırıyorlar.” ‘GEMİLERİ DİKKATLİ SEÇİYORLAR’ Şimdiye kadar kaçõrõlan dört Türk gemisi saygõn, önemli de- nizcilik şirketlerine aitmiş. Nilgün Hanõm, “Bu bence te- sadüf değil. Bana göre kor- sanlar bu gemileri dikkatle seçmişler. Ayrıca Somali’nin güneyinde faaliyet gösteren korsanların kuzeydekilere kıyasla daha vahşi oldukla- rı, güneydeki kaçırma olay- larında cinayetler işlendiği biliniyor” diye anlatõyor. Horizon 1 neden üç ay gibi uzun bir za- man korsanlarõn elinde kaldõ da daha önce kurtarõlamadõ? “Korsanlar insanların zayıf yanlarını, korkularını kullanmayı çok iyi biliyorlar. Bu birinci unsur. İkincisi de basında çıkan haberler. Basına verilen demeçler. Özel- likle geminin genç kız kaptanı Aysun Kap- tan’ın bulunması haberleri daha da san- sasyonel hale getirdi. Bizimkinden önce kaçırılan üç Türk gemisinin hiçbirinin mürettebatının kim olduğunu kimse duy- madı. Basına, ‘Bugün açõz. Durumumuz çok kötü’ gibi haberler verilmeye başla- nınca teknik olarak sorunun çözümü zor- laştı. Dolayısıyla basının bu konuda daha duyarlı davranması gerekirdi. Korsanlar bu tür haberlerin çıkmasından çok mem- nun oluyorlar. Çünkü pazarlık güçleri ar- tıyor. Zaman kazanıyorlar.” Başka ilginç bir nokta da şu: “Pazarlıkta uyuşulduktan sonra korsanlar iki önlem alıyor. Bir, baş- ka korsanlar tarafından soyulmayı önle- mek. İki, Türk donanma gemileri gelene kadar geminin ve mürettebatın güvenliği- ni başka korsanlara karşı sağlamak.” ‘ P A R A L A R U Ç A K T A N A T I L I Y O R ’ ‘Basõn işimizi zorlaştõrdõ’ ‘Sıradan balıkçılar değil’ Yamaner, korsanların aile hayatları ko- nusunda da bilgi veriyor: “Çocuklarını çok iyi okullarda, ABD’de, Avrupa ülke- lerinde okutuyorlar. Yani ikinci kuşak karşımıza çok parlak işadamları olarak çıkabilirler. Hatta dikkat ettim. Eyl Lima- nı çevresinde inanılmaz lüks, yüzme ha- vuzlu villalar yapılmaya başlanmış.” 89 gün sonra serbest bırakılan Ho- rizon 1’in 4. kaptanı Aysun Akbay. ‘Korsanlar çocuklarını ABD’de, Avrupa’da okutuyor’ Nilgün Yamaner.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog