Bugünden 1930'a 5,431,709 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

ekonomi@cumhuriyet.com.tr 30 KASIM 2009 PAZARTESİ CUMHURİYET SAYFA EKONOMİ 13 CMYB C M Y B ANKARA PAZARI YAKUP KEPENEK Bütçe 2010 Şimdilerde bizde az önemsenmesine bakmayın, devlet bütçesi bir hükümetin ekonomi anlayışını ve toplumun değişik kesimlerine bakışını yansıtır. Bu nedenle ekonomi politiğin çok önemli bir gerçek fotoğrafı sayılır. Görüşülmekte olan 2010 bütçesi, gerek temel büyüklükleri, gerekse bunların alt başlıkları ya da dağılımları bakımından bundan önceki bütçelerin tekrarından başka bir şey değildir. Oysa içinden geçilmekte olan 2009’da ekonominin yüzde 6.5 gibi rekor bir oranda ve başka ülkelerle karşılaştırılamayacak kadar daralacağı, hükümetin kendi öngörüsüdür. Böyle olunca da bütçenin, yine hükümetçe öngörüldüğü gibi ekonominin 2010’da yüzde 3.5 büyümesi için, önceki yılların bütçelerinden çok değişik bir ekonomi politikası sepeti içermesi gerekirdi. Örneğin iç talebi ve bu yoldan ekonomiyi canlandırmak için hükümet harcamalarını arttırmak yoluna gidilmesi, “kendi mantığı içinde” çok daha tutarlı olurdu. Böyle yapılmıyor; Maliye Bakanı “bütçe disiplini” ilkesine bağlı kalınacağını ısrarla vurguluyor ve bu anlayış olduğu gibi bütçe büyüklüklerine de yansıyor. Geçmişin hızlı ekonomik büyüme yıllarında “enflasyon olur” kaygısı ve IMF baskılarıyla uygulanan bütçe disiplini, yani, gelir ve giderleri olabildiğince azaltarak dengeli tutma politikasına AKP hükümeti anlaşılan çok alıştı, ondan bir türlü vazgeçemiyor. Tarihinin en ağır bunalımlarından birini yaşayan ekonomiye aynı uygulamayı, yani ekonominin yüzde 6-7 büyüdüğü yılların bütçe politikasını “uygun” buluyor. Hükümet çok yanılıyor. Açıklandığı gibi başta şeker sanayisi ve elektrik dağıtımı olmak üzere yapılacak özelleştirmelerden 10 milyar dolar gibi bir gelir elde edilecek olsa bile, bu bütçeyle ekonominin 2010’da yüzde 3.5 büyümesi ve özellikle de giderek bir toplumsal yıkıma dönüşen ve kalıcılaşan işsizliğin bir ölçüde de olsa azaltılması hiçbir biçimde olanaklı değildir. Bütçenin geçmişin tekrarı olma özelliği, en kilit değişkeninde, vergilerde de görülüyor. Türkiye yıllardır ve giderek yükselen oranda dolaylı vergi topluyor. Dolaylı vergiler, vergiyi verenler arasında varlık durumuna göre ayrım yapmaz; yoksul ve varsıldan eşit oranda alınır. Bu nedenle de halkın oylarıyla işbaşına gelen ve toplumsal duyarlılığı bulunan hükümetler, bu tür vergileri sınırlı tutmak zorunda kalır. Demokratik ülkelerde vergiler, ilke olarak ekonomik güce göre, yani gelir ve kazancın büyüklüğüne göre alınır. Nitekim gelir ve kazanç üzerinden alınan vergilerin toplam yurtiçi üretim içindeki payı, OECD ülkelerinde 2007’de “ortalama” yüzde 13.5; Türkiye’de ise OECD ülkelerinin en düşük oranıyla yüzde 5.6’dır. Maliye Bakanı’nın açıklamalarında bu veriler kullanılabiliyor, ancak vergilerdeki bu büyük adaletsizliği düzeltme yönünde bir adım bulunmuyor. İç ve dış sermaye kesimlerine, “biz gelirden vergi almayız” mesajı veriliyor. Oysa içinden geçilmekte olan ağır ekonomik bunalımın hafifletilmesi amacıyla dolaylı vergilerin, bu yaz geçici bir süre dayanıklı tüketim mallarında yapıldığı gibi değil, başta gıda olmak üzere temel tüketim mallarında ve kalıcı olarak indirilmesi yoluna gidilebilirdi. Vergi toplamak kuyudan su çekmeye benzer; bunun için önce, pompaya biraz su konulması gerekir. Bu bütçe pompaya su koymuyor. Bütçede bu yola başvurulmuyor; bu en haksız vergi türü, 2010’da toplam vergi gelirlerinin yaklaşık yüzde 70’i dolayında olacaktır. AKP hükümeti, 2010 bütçesi ile yaşanmakta olan ağır ekonomik bunalımdan çıkış için parlak büyüme yıllarından farklı bir bütçe uygulamasına, bir bunalım çıkış programı yapmaya gitmiyor. Ekonomi, en fırtınalı koşullarda bile komutasız kalıyor, esen rüzgâra, kabaran dalgalara bırakılıyor. Bayramınızı kutlarım. yakupkepenek06@hotmail.com Dubai World, Kurban Bayramı’yla, Şükran Günü tatilleri, diğer bir deyişle, tam medyada ölü dönem başlarken borçlarını askıya aldığını açıkladı. Yaklaşık sekiz aylık bir dinginlikten sonra, Dubai’den gelen bu açıklama, piyasalarda panik yarattı. Wall Street Journal’ın bir yorumcusunun deyişiyle “yatırımcıları, krizden çıkmaya ilişkin uzun dönemli varsayımları gözden geçirmeye zorladı” (27/11). Yeni bir rekor mu? İngiltere’de Daily Telegraph da Beckett’in Oyunun Sonu piyesindeki, “Telaşlanacak bir şey yok, olay kendi seyrini izliyor” sözlerini anımsatan bir yaklaşımla “Gelin hakkını verelim. Belki de Dubai yeni bir rekor kırmaya çalışıyordur. Önce bize en büyük binayı, en büyük kapalı salon ski slalomunu, en büyük eğlence parkını, en büyük alışveriş merkezini verdi. Dubai, şimdi de bize en büyük borç piyasası fiyaskosunu vermeye çalışıyor olabilir” (27/11/09) diyerek dalga geçiyordu. Bloomberg, Financial Times, Business Week, aklınıza gelen hemen tüm finans piyasasıyla ilgili “blog”lar, Perşembe’den bu yana Dubai ile ilgili, mali krizin en büyük devlet borcu iflasının (sovereign debt default) gündemde olduğuna, aşırı borçlu ülkelere yönelik risk algısının değişeceğine, “Dubai’nin buz dağının görünen ucu” olduğuna ilişkin yorumlarla doluydu. Ama tüm bu haber ve yorumların içinde ben en çok “Sabahları napalm kokusuna bayılıyorum” başlığını sevdim (Naked Capitalism, 27/11/10). Yazar “Ben piyasaların tarumar olmasından zevk almıyorum, ama bunların olacağını biliyordum, portföyümü de ona göre düzenledim” diyordu. Benim portföyüm filan yok. Ama ben de, toplumsal ve ekonomik süreçlere ilişkin benimsediğim perspektifin bana düşündürdüğü öngörüler gerçekleşince, “napalm kokusu” olmasa bile, hele Dubai’nin devasa kitch binalarını düşününce, Almanların deyimiyle bir “Schadenfreude” (üzülür gibi yaparken, aslında haz almak) yaşıyorum. Geçen yıl 24 Kasım tarihli yazıma bakarsanız, “Dubai’de vinçlerin sustuğuna” ilişkin bir gözlemi size aktarmış olduğumu göreceksiniz… İşin “sırrı” şurada: Önce piyasaların rasyonel, kapitalizmin insan doğasına en uygun üretim tarzı olduğunu kanıtlamaya çalışmaktan vazgeçeceksiniz. “İyimserlerin”, her gün önlerindeki haber kırıntılarına odaklandığı için burunlarının ucundan ötesini göstermeyen merceklerine itibar etmeyecek, her olasılıkta hem ileri hem de geriye doğru, uzun ve orta dönem gelişmeleri, sistemin tektonik hareketler gibi yavaş gelişen, gözlemlenmesi çok zor eğilimlerini düşünmeye çalışacaksınız. Günlük bilgi kırıntılarını bu zeminde yorumlayacaksınız… Ama, doğrusunu isterseniz ben iyimserlerin de hakikaten iyimser olduklarına inanamıyorum. Geçen yıl bu zamanlar, Dubai’nin başının dertte olduğunun eğer ben ayırdına vardıysam, her gün piyasayla haşır neşir olan bu insanların, durumu çok daha önceden, tüm ayrıntısıyla biliyor olmaları gerekmez mi? Gerçekten de toplam 60 milyar borcun aslında gerçeği yansıtmadığı, bilanço dışı kalemlerle birlikte iki misli bir büyüklüğün söz konusu olabileceğine ilişkin uyarılar hemen ortaya dökülmeye başladı. Kısacası, ben bu “iyimserlerin” aslında bizi kasıtlı olarak yanılttıklarına inanıyorum. Ama kim bilir.. bekli de bunlar, gerçekten de burunlarının ucundan ötesini göremiyorlar. Buz dağının görünen ucu mu? Dubai krizinin ilk elde, toplam 60 milyar dolarlık gecikmiş siparişlerini teslim etmeyi bekleyen Boeing ve Airbus gibi dev uçak şirketlerini, HSBC, RBS gibi İngiltere bankalarını sarsması kaçınılmaz (Business Week, 27/11). Ama, Dubai’nin borç yükü, 60 milyar dolar değil de, kimi yorumcuların vurguladığı gibi 90-120 milyar dolar (Prudentbear, Bloomberg, 27/11) bile olsa, son tahlilde, Lehman Borthers’ın 613 milyar dolara ulaşan yükümlülükleriyle karşılaştırılınca oldukça mütevazı bir düzeyde kalıyor; tek başına yeni bir kredi krizi yaratması olanaklı görünmüyor. Üstelik bu yükümlülüklerinin bir kısmının Abu Dabi gibi petrol zengini ülkeler tarafından karşılanması olasılığı da var. Paniğe yol açan, “Dubai yeni bir çöküşün ilk dominosu mu?” (The Guardian 26/11) “Diğer borçlu ülkelere de bulaşacak mı?” (Wall Street Journal, 28/11) gibi soruların yeniden gündeme gelmesi. Gözlemciler, Dubai’nin borçlu ülkelere ilişkin risk algısını etkileyerek, Kredi İflas Sigortalarının (CDS) fiyatlarını hızla yükseltmeye başladığına, bir bulaşıcılık olasılığına dikkat çekiyorlar. Tam bu noktada Dubai, bizi doğrudan ilgilendirmeye başlıyor. Çünkü bir bulaşıcılık senaryosu bağlamında, Endonezya, Macaristan, Polonya, Letonya, Bulgaristan, Güney Afrika, Baltık ülkeleri, özellikle Yunanistan gibi ülkelerin yanı sıra, ne yazık ki Türkiye’nin de adı geçiyor (Market Watch, 27/11; Wall Street Journal, 27/11). Danske Bank’tan Lars Christiansen “Bulaşıcılığın Dubai’den Emirliklere, Türkiye ve Güney Afrika’ya kadar bulaşması, sandığınızdan çok daha doğal bir süreç” (Financial Times 27/11) diyor. Gerçektende Dubai’deki durum da, son tahlilde, bir borçlanarak ekonomi çevirme olayı değil mi? Prosperity Capital Management, adlı yatırım kuruluşunun genel müdürü Mattias Westman da bu, “Alacaklılara güvensizlik sorunundan başka bir şey değil.. Önce morgıç alacaklarından kaygı duyuluyordu. Sonra aşırı kaldıraçlı bankalar geldi. Şimdi top Dubai’ye kadar yuvarlandı” (WSJ). Buradan nerelere gideceğini bu hafta görmeye başlayacağız. Ama bu sırada, piyasacıların “reel ekonomi” dediği şeyi de unutmayalım. Burada, kısa dönemli veriler, Asya ülkelerinin, Almanya, Fransa, Japonya ekonomilerinin toparlandığını, resesyonun sona ermekte olduğunu gösteriyor. ABD için de benzer bir saptama yapmak olanaklı. Üzerinde büyük şamata yapılan ABD büyüme verileri, ilk gözden geçirmeden, yüzde 3.5’ten yüzde 2.8’e geri çekildi; bu oran gelecek değerlendirmede biraz daha küçülecektir ama.. tüketici harcamalarında, var olan evlerin satışlarında ufak da olsa bir toparlanma var. Buna karşılık, beyaz eşya siparişlerinin ekim ayında beklenmedik bir düşüş sergilemesi, yeni yapılan evlerin satışlarındaki gerilemenin devam etmesi görüntüyü bulanıklaştırıyor. Avrupa Merkez Bankası’nın verileri, hane halkına ve şirketlere verilen kredilerde eylül ayında yaşanan yıllık gerilemenin ekimde de devam ettiğini, kredi piyasasının açılmamakta ısrar ettiğini gösteriyor (Bloomberg 26/11). Resesyondan çıkışın arkasındaki kurtarma paketlerinin enerjisi tükenirken, IMF, “yeni bir kurtarma paketinin sokaktaki insan tarafından hoşgörüyle karşılanmayacağını, demokrasiyi zedeleyeceğini” söylüyor (The Times, 23/11). Dubai’den gelen mali sarsıntı da, resesyondan çıkışın uzun, sancılı bir süreç olacağını bir kez daha gösteriyor. ‘Sabahları Napalm Kokusuna Bayılıyorum’ DÜNYA EKONOMİSİNE BAKIŞ / ERGİN YILDIZOĞLU / LONDRA erginy@tr.net http://erginyildizoglu.blogspot.com ŞirketlerObama’nınseçimkampanyasınıpazarlamadakullanacak Obama’nõn da kullandõğõ ‘nöropazarlama’nõn geleneksel pazarlamadan farkõ tüketicinin duygu durumu ve davranõşsal önemini vurgulamasõ. Ekonomi Servisi - Tüketici tepkisi- nin kökenine “şimdiye kadar en faz- la yaklaşan sistem” olarak gösterilen nöropazarlamayõ, artõk Türkiye’deki şirketler de pazarlama politikalarõnõ belirlerken kullanabilecek. Nöropazarlama, “pazar ve pazar de- ğişimiyle bağlantılı insan davranışı- nın, fizyolojik–biyolojik temelleri- ni, karar veriş süreçlerini anlamak amacıyla, görüntüleme cihaz, fizyo- lojik ekipman ve araştırma teknik- lerinin tüketiciyi temsil eden örnek- leme uygulanmasıyla elde edilen ger- çek zamanlı bilgilerin satış ve pa- zarlama sürecine uyarlanması” şek- linde tanõmlanõyor. Geleneksel pazar- lamanõn, geçmiş demografik den- klemleri kullanarak “hedef” kitlesine ulaşmaya çalõştõğõ, nöropazarlamanõn ise psiko-grafiksel katman sürecinin, tü- keticinin duygu durumu ve davranõşsal önemini vurguladõğõna işaret ediliyor. Yöntemle, tüketicinin duygularõ “ger- çek zamanlı” olarak öğrenilebiliyor. Merkezi Londra’da bulunan uluslar- arasõ “neuromarketing” araştõrma grubu MINDLAB International’õn Tür- kiye ortağõ SKG Nöroekonomi ve Nö- ropazarlama Ar-Ge Ltd. Şti. Genel Müdürü Yavuz Bayraktar, AA’nõn so- rularõnõ yanõtlarken, insanlarõn “tüke- tici”den “karar verici”ye dönüşmesi gerektiğine inandõğõnõ ifade etti. Bay- raktar, araştõrmalarõn her sektör, alan için kullanõlabileceğinin altõnõ çizerken, Türkiye’de henüz laboratuvarlarõnõ kurmadõklarõnõ ancak talep olduğunda İngiltere’den ekiplerinin, Türkiye’ye ge- lerek deneyleri yaptõğõnõ belirtti. DİYARBAKIR İLK SIRADA 69 ilin bütçesi açık verdi ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) - Yõ- lõn ilk dokuz ayõnda 81 ilden 69’unun büt- çesi açõk verdi. Maliye Bakanlõğõ’nõn verilerine göre, 2009 yõlõnõn Ocak-Eylül döneminde yalnõzca 12 il bütçe fazlasõ verdi. Bütçe açõğõ sõrala- masõnda 1 milyar 561.5 milyon TL ile Di- yarbakõr yine ilk sõrada yer alõrken, en çok bütçe fazlasõnõ ise 57 milyar 323 milyon TL ile İstanbul verdi. En çok bütçe fazlasõ veren illerde bile ge- çen yõlõn aynõ dönemine göre fazlanõn ge- rilemesi dikkat çekti. Geçen yõl ekim ayõ iti- barõyla 20 milyar 58 milyon TL bütçesi faz- la veren Kocaeli, bu yõl aynõ dönemde 17 milyar 437 milyon TL fazla verdi. Söz ko- nusu dönemde Bursa’nõn bütçe fazlasõnda ise 18.8’lik bir azalma görüldü. İstanbul’un bütçe fazlasõ yüzde 0.5 oranõnda gerilerken, İzmir’in yüzde 8.9, Hatay’õn yüzde 54.4 azaldõ. 2009 yõlõ Ekim ayõ itibarõyla 10 mil- yar TL’nin üzerinde bütçe fazlasõ veren An- kara’nõn bütçe fazlasõnda ise geçen yõlõn ay- nõ dönemine göre 14.4’lük artõş gözlendi. Yurttaşa göre kimse vergisini ödemiyor ANKARA (AA) - Vergi konusunda ya- põlan bir araştõrma, Türkiye’de herkesin ver- gisini tam olarak ödediğine dair inancõn ol- madõğõnõ ortaya koydu. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye Bölü- münden Yardõmcõ Doçent Dr. Murat As- lan ile araştõrma görevlisi Gamze Öz’ün ha- zõrladõğõ araştõrmaya göre, “Türkiye’de herkes vergisini tam olarak ödüyor mu?” sorusuna katõlõmcõlarõn yüzde 98’i “hayır” cevabõ verdi. Katõlõmcõlarõn yüz- de 82.6’sõ vergi ödemenin “kutsal bir va- tandaşlık görevi” olduğunu belirtirken, ver- gilendirmenin ahlaki ve hukuki bir konu ol- duğuna inananlarõn oranõ yüzde 80’i aştõ. Yurttaşlar, ödenen vergilerin şeffaf bir şe- kilde nerede kullanõldõğõnõn bilinmesinin vergi bilincini arttõrdõğõnõ savunurken ka- tõlõmcõlarõn yarõdan fazlasõ vergisini öde- meyenlerin çeşitli cezalara çarptõrõlmasõnõn ödemenin yaygõnlaştõrõlmasõ konusunda olumlu sonuç vereceğini düşünüyor. Türkiye doğrudan etkilenmez Ekonomi Servisi - Uluslararasõ kredi dere- celendirme kuruluşlarõ, Dubai’de ortaya çõkan borç krizinin Türkiye’yi etkilemeyeceği görü- şündeler. AA muhabirinin görüşlerini aldõğõ, ara- larõnda JCR’nin de bulunduğu reyting kuru- luşlarõnõn analistleri, Türk bankalarõnõn gerek ya- bancõ ülkelerdeki varlõk ve ilişkileri, gerekse ma- li bünyelerinin sağlamlõğõ nedeniyle, Dubai’de ortaya çõkan krizin Türk mali sistemini etkile- meyeceğini vurguladõlar. Analistler, ekonominin resesyonda olmasõna ve varlõk kalitesinde belirli oranda bozulma bek- lentilerine rağmen Türk bankalarõnõn, güçlü ser- maye yapõsõ ve kârlõlõk durumlarõnõn finansal sağlõklarõnõ sürdürmekte yardõmcõ olacağõnõ ifade ettiler. Türk bankalarõnõn “finansal güç- lülük notlarının” kötü durumda olmadõğõna da dikkat çeken analistler, Türkiye’deki bankala- rõn notlarõnõn gözden geçirilmesinin genellikle ulusal para cinsinden mevduat notlarõ ile ilgili olduğunu, bu notlarõn devletin ve hissedarlarõn destek sağlama isteklerini ve kabiliyetlerini de içerdiğini kaydettiler. Analistler, Türk bankalarõnõn, küresel çap- ta kötüleşen koşullara dayanmada, Avru- pa’daki diğer bankalardan daha iyi durum- da olduğunu da vurguladõlar. Türk bankalarõnõn, küresel kriz ortamõnda, risk yönetiminde de başarõlõ olduklarõnõ, bu neden- le, risk unsuru olabilecek dõş açõlõmlara girme- diğini ifade eden analistler, Türk bankalarõnõn konut kredisi yükümlülüklerinin az olmasõnõn da dayanõklõlõkta etkili bir başka unsur olduğunu kaydettiler. Türk bankalarõnõn toplam yüküm- lülüklerinin sadece yüzde 7’sinin sendikasyon yükümlülükleri olduğunu belirten analistler, Türk bankalarõnõn dayanõklõlõğõnda, geçmişte- ki finansal ve siyasi krizlerde aldõğõ önlemlerin etki- l i o l - duğu, ban- kalarõn uluslar- arasõ borçlanmalarõnõn sõnõrlõ olmasõnõn da küre- sel likiditedeki azalmanõn yanõ sõra Körfez ülkelerin- deki mali risklerden olum- suz etkilenmesini önle- diğini kaydettiler. RİSK SIRALAMASINDA ‘NİSPETEN İYİYİZ’ Kredi derecelendirme kuruluşlarõnõn analistlerine göre, Türk bankalarõnõn gerek yabancõ ülkelerdeki varlõk ve ilişkileri, gerekse mali bünyelerinin sağlamlõğõ nedeniyle, Dubai’deki kriz Türk mali sistemini etkilemez. Uluslararasõ piyasalarda endişelere yol açan Dubai’de borç krizi, Abu Dabi’nin “şartlı des- tek” açõklamasõyla Türkiye’nin “risk primi (CDS)” olarak da isimlendirilen sigorta prim- leri gerilemeye başladõ. Analistler, Dubai’deki krizin ardõndan, Yunanistan’õn risk priminin yükselerek, Türkiye’yi geçtiğini vurguladõlar. CDS oranõ, Türkiye riskinden korunmak için ödenmesi gereken primi yansõtõyor. Türk tah- villerini alan ve bu tahvilin geri ödenmesin- den çekinen yatõrõmcõlar, buna karşõn bir “si- gorta” satõn alõyorlar. Bunun için de her yõl CDS oranõ kadar bir prim ödüyorlar. Türkiye’nin borçlarõnõ ödememe olasõlõğõna karşõ alõnan sigortaya ödenen sigorta primle- rinin, mevcut kredi notunu da yansõttõğõ ifade edildi. Türkiye, 5-10 yõl vadeli tahvillerde, yük- selen piyasalarda nispeten daha iyi bir risk primine sahip bulu- nuyor. Ukrayna, Macaristan ve Romanya gibi ülkelerde IMF programlarõnõn bulunduğunu, buna rağmen o ülkelerde fa- izlerin yükseldiğini vurgula- yan analistler, Türkiye’de ise faizlerin bu denli yükselmedi- ğine dikkat çekiyorlar. Türkiye’nin sigorta pri- mi şu anda, Yunanis- tan, Macaristan, Rus- ya ve birçok Doğu Avrupa ülkesin- den daha düşük düzeyde. Yenilenebilir enerjiye 2030’a kadar 10 trilyon dolar yatırım ANKARA (AA) - İhracatõ Geliştirme ve Etüd Merkezi (İGEME), dünyada yenilenebilir enerji (YE) kaynaklarõna yatõrõmõn 2030 yõlõna kadar 10 trilyon dolarõ bulacağõnõ kaydetti. Türkiye’nin son yõllarda geliştirdiği enerji politi- kasõnõn doğalgaza yönelik olmasõ, yenilenebilir enerjilere yönelik desteklerin istenen düzeye çõk- masõnõ engelliyor. İGEME’nin “Yenilenebilir Enerjiler ve Tek- nolojileri” araştõrmasõna göre, 2020 yõlõnda 400-500 milyar kilovat saat olarak öngörülen enerji gerek- siniminin yalnõz 200 milyar kilovat saatini kendi kay- naklarõndan üretebilecek olan Türkiye ise güneş, jeo- termal ve rüzgârda önemli potansiyele sahip olma- sõna rağmen, bu konuda hâlâ yeterli adõm atmõyor ve fosil yakõtlara, dolayõsõyla ithalata bağõmlõlõk bü- yük oranda devam ediyor. Türkiye’nin son yõllarda geliştirdiği enerji politi- kasõnõn doğalgaza yönelik olmasõnõn, yenilenebilir enerjilere yönelik desteklerin istenen düzeye çõk- masõnõ engellediği belirtiliyor. Jeotermal kaynak zen- ginliği açõsõndan Türkiye dünya sõralamasõnda 5. sõ- rada bulunuyor, jeotermal enerjiden elde edilen elek- trik üretimi içerisinde Türkiye 14. sõrada, jeotermal enerjinin doğrudan kullanõmõnda ise 7. sõrada bu- lunuyor. Mevcut durumdaTürkiye, toplam potan- siyelinin ancak yüzde 2.97’sini kullanõyor. Dubai krizi yabancı sermayeyi ürküttü Analistler, Dubai’deki krizin, zaten çekingen olan yabancı sermayenin yükselen piyasalara gitme isteğini daha da azaltacağı uyarısında bulunuyor. Birleşik Arap Emirlikleri’ni (BAE) oluşturan emirliklerden biri olan Dubai’nin ağır borç yükünü (yaklaşık 60 milyar dolar) erteleme talebi, ikincil bir finansal kriz korkularını canlandırmış ve Dubai World şirketinin borçlarını ödemeyi erteleyeceği açıklaması, ABD, Asya borsaları ve Avrupa borsalarında kayıplara yol açmış ve birçok ülkenin risk primi yükselmişti.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog