Bugünden 1930'a 5,431,709 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

CMYB C M Y B 14 KASIM 2009 CUMARTESİ CUMHURİYET SAYFA 17 GÖRÜŞ DAVER DARENDE * İkinci Sevr’e Doğru Gidiş mi? Türkiye’yi denetim altında tutan küresel projenin aşama aşama uygulandığı bu duyarlı dönemde, ustalıkla hazırlanan, ulus devleti kendine engel gören sinsi plan, Kurtuluş Savaşı öncesi günleri anımsatmaktadır. Lozan’ın delinmesine yönelik bu planın amacı, Türkiye’nin kuruluş ve kurtuluş felsefesini terk etmesini sağlamaktır; çünkü, bu felsefenin temelini oluşturan Kemalizm ve ilkeleri Batı’nın hâlâ korkulu rüyasıdır. Batı’ya ve Atlantik ötesi güçlere göre 1923 Cumhuriyeti ve Kemalizm miadını doldurmuştur. Türkiye için günümüzde yeni bir model olan “Ilımlı İslam Devleti” önerilirken, Cumhuriyetin mirasının yok edilmesi istenmekte, ülkemiz için federasyon yapılanması öngörülmektedir. Bugün, Türkiye, işte bu nedenle “olmak ya da olmamak” gibi ülkemizin bütünlüğünü tehdit eden yaşamsal önemde ciddi bir sorunla karşı karşıyadır. Türkiye’nin bölünmesini gösteren, belleklere yerleştirilmeye çalışılan “Sevr Haritası”nın sık sık gündeme getirilmesi, “Kürt açılımı”na ve “Kuzey Irak açılımı”na övgüler yağdırılması, Ermenistan’la küresel güçlerin huzurunda, yapmacık gülücüklerle ve alkışlarla protokolün imzalanması boşuna değildir. Ardından “Kıbrıs, Ruhban Okulu, Ege ve Patrikhane” açılımlarının da bu gelişmeleri izlemesi sürpriz sayılmayacaktır. İsviçre’de imzalanan protokol töreni ile ilgili hazin görüntüleri televizyonlarda acı duyarak izlerken Mustafa Kemal’in Lozan Barış Antlaşması için söylediklerini anımsamadan edemedim. Ulu önderin günümüzde hâlâ canlılığını koruyan Lozan Antlaşması için şu sözlerini nasıl unutabiliriz: “Bu antlaşma, Türk ulusuna karşı, yüzyıllardan beri hazırlanmış ve Sevr Antlaşması ile tamamlandığı sanılmış büyük bir suikastın çöküşünü anlatan belgedir. Osmanlı dönemi tarihinde benzeri görülmemiş bir siyasal zafer yapıtıdır.” Mustafa Kemal’in bu sözlerini anımsarken, yaşamı boyunca ülkesinin sorunlarını kendine dert edinmiş, ilkelerinden asla ödün vermemiş bir dostun sözü hâlâ kulaklarımda çınlıyor; “Türk, yol göstericisinin, önderinin Mustafa Kemal olduğunu anladığı gün kurtuluşa adım atmış olacak.” Gelin de bu sözü sahte Atatürkçülere, dini pazarlayanlara, “Kürt Açılımı”ndan övgüyle söz edenlere, Sevr Antlaşması’nın mirasını üstlenmeye çalışan bölücülere, onların izinde yürüyen, “keyifli ve tatlı” yaşam sürmeye alışmış kimi sorumsuzlara anlatın bakalım. Emperyalizme karşı amansız bir savaş veren, ufkunun ötesini gören, yüreğinde her dem yurt sevgisi taşıyan Mustafa Kemal, bağımsızlıktan yana, ödün vermeyen, ulusumuzun onurunu koruyan bir dış politika izlemiş, “Ulusal And”a bağlı kalmış, hiçbir büyük devletin iç işlerimize ve dış işlerimize karışmasına izin vermemiştir. Emperyalizmin bölgemizdeki kirli oyunu tehlikeli boyutlara ulaşmıştır. İç ve dış güçler elbirliği ile tarihin derinliklerine gömdüğümüz Sevr’i diriltmeye çalışmaktadırlar. Ulusal bilinç ve direnç oluşmazsa, günün birinde yeni bir Sevr’in gerçekleşmesi kaçınılmaz olacaktır. * Emekli Diplomat-Yazar Gerçek Ölüm TBMM Başkanı da, Başbakan da büyük büyük konuştular. Açılımı 10 Kasım’a denk getirdiler ya, içlerinin yağı eridi. Bir ağızdandı söyledikleri: “Ölenle ölünmez.” Herkes ölecek. Önemli olan, öldükten sonra nasıl anılacağın... Atatürk; bağımsızlıkçı, vatan kurtarıcı, halk önderi, Cumhuriyet’in kurucusu olarak anılır örneğin, sonsuza değin. Bir başkası; işbirlikçi, vatan bölücü, müritlerin şıhı, Cumhuriyet yıkıcısı olarak da anılabilir, sonsuza değin. Hangisi gerçekten ölür, ölümle? Açılım filan derken Abdullah Gül’e nazikçe sormuşlar: “Türkiye’ye reformlar neden hep dıştan dayatılır?” O da demiş ki: “Bizde akıl fikir yok mu arkadaş? Niye biz oradan buradan şey edeceğiz ki?” Halbuki sorunun kendisi o zaten: Hiç akıl fikir yok mu? Niye oradan buradan şey ediyoruz? Olumlu süreç Şimdiye değin yalanlanmayan eski Genelkurmay Harekât Başkanı Korge- neral Nusret Taşdeler’in Eylül 2007’de hazırladığı raporda, Türkiye’deki “İslami demokrasi” bağlamında kazanılmış olan ivmeyi geri çevirmenin zorluğuna deği- niliyor, “ılımlı İslam” veya “demokratik İslam” olarak nitelendirilen yeni devlet düzeni içinde, TSK’nin kendisine nasıl bir yer bulabileceği ve burada nasıl barı- nabileceği üzerinde duruluyordu. Ra- porda ayrıca, “Türkiye’deki güvenlik, siyaset, ekonomi ve sosyal hayatla ilgi- li gelişmelerde AB ve ABD’nin önemli rol oynadığına, her ikisi ile de duygusallık- tan uzak, gerçekçi ve bire bir diyalog ku- rulmasına ihtiyaç bulunduğuna” da vur- gu yapılmaktaydı. Bizce bu raporun anlamı açıktı: “TSK -kimilerine göre makas değiş- tirme olarak kabul edilse de- rotasını be- lirlemiştir ve bu rota, AKP, AB ve ABD ile çatışmamayı, hatta uyuşmayı öngör- mektedir.” Geçtiğimiz hafta Recep Tayyip Er- doğan yaptığı açıklama ile bu yorumu- muzu pekiştiren açıklamalarda bulundu ve dedi ki: “Asker sivil ilişkilerine baktığımız zaman, orada da beklenen, arzu edilen ordunun konumu netleştirilmemiş. Bugüne kadar anayasal bir kurum olarak, o da yerine dört dörtlük oturtabilmiş değil. Ama son dönemlerde bu konuda bana göre olumlu gelişmelerin olduğunu da söyle- meden geçemeyiz. Bizim bu 7 yıllık sü- reç içinde birçok kurumsal değişiklikle- rin yapılması ve atılan adımlar noktasın- da, bir defa iktidar-ordu ilişkilerinde çok daha olumlu bir sürecin içine girdik.” Medyanın giderek büyüttüğü iktidar- Genelkurmay çekişmesi, bize çok an- lamlı gelmiyor açıkçası. Hem de, TSK’nin yakın geçmişe de- ğin “kırmızı çizgi” diye tanımladığı kimi açılımlara Milli Müdafaa Caddesi’nden ses çıkmadığı bir dönemde... Diplomatik dilde sessizlik, onay anla- mına gelir, bilirsiniz. CHP’li Onur Öymen, Meclis kürsüsünden “açılım”ın kimler tarafından desteklendiğini AKP’liler dinlesin diye, örnekleriyle anlatıyor: “Ne tuhaf, geçenlerde İngiliz Dışişleri Bakanı geldi Türkiye’ye ‘Hükümetin Kürt açılımını kuvvetle destekliyorum’ dedi. İngilizleri yıllardan beri tanırız. Şimdiye kadar, bilmedikleri bir şeyi desteklediklerini hiç duymadık. Demek ki, bizim bilmediğimizi onlar biliyor. Nasıl oluyor bu iş? Bize söylemediğinizi onlara mı söylediniz yoksa? 2007 seçimlerinden sonra anayasa taslağını da ilk önce Amerikalılara okutmuştunuz, bunu hatırlıyoruz. Efendim, yoksa onun içeriğinin hazırlanmasına, açılımın içeriğinin hazırlanmasına sakın yabancılar destek olmuş olmasın? Bunun da örneği var. Kofi Annan Planı’nı hatırlıyoruz. Kıbrıs Türk liderlerinin kabul etmediği bir metni, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne hazırlattılar ve siz de onu desteklediniz, bunun örnekleri de var. Acaba yabancılar mı bu yol haritasını hazırlıyor? Birileri çıkıyor diyorlar ki; ‘Efendim, biz devlet olarak bu açılımın hazırlanışında rol oynamadık.’ Gayet tabii ki böyle diyecek. Böyle demezse şaşmaz mısınız? Ama sonunda bakıyorsunuz ki, bu tasarıyı hazırlayanların arkasında evvelce birtakım yüksek devlet görevlerinde bulunmuş bazı sivil toplum örgütleri var. Açılım operasyonunun içine giren insanlar, Norveç’in bugün Washington’daki büyükelçisi, Ankara’daki eski Amerikan Büyükelçisi, eski İngiliz Büyükelçisi, kısa süre önce emekli olmuş subaylar. Bunlar size bir yol haritası hazırlıyor Kürt konusunda. Ne diyorlar? ‘Sayın Başbakan’ın yakın zamana kadar, terörü lanetlemediği için görüşmeyi reddettiği bir siyasi grupla görüşeceksin’ diyorlar. Açınız bakınız, David Phillips’in raporu, sayfa yirmi sekiz, satır on dokuz. Daha ne söylüyorsa o raporda, adım adım bunu uyguluyorsunuz.” Kimler destekliyor? Nitelikli Güvenli Gıda SADIK ÇELİK Genetik yapısı değiştirilmiş organizmalar ve ürünlerinin ithalatına ilişkin çıkan yönetmelikle birlikte Güvenli Gıda tartışmaları aralıksız devam ediyor… Gündemden düşmeyen bir diğer konu ise küresel bir salgın haline gelen ülkemizde de öldürücü boyutlara ulaşan domuz gribi. Bu salgın ile GDO tartışmalarının aynı zamanlarda ortaya çıkması tükettiğimiz gıdalarla sağlığımızın ne kadar iç içe bir bütün olduğunu göstermektedir. Kuş gribi, domuz gribi gibi salgın enfeksiyon hastalıkları özellikle son birkaç yıldır dünyayı etkisi altına aldı. Her ne kadar isimleri değişse de bu salgın hastalıklar genellikle hatalı ve sağlıksız beslenme sonucu bağışıklık sistemi zayıf kişilerde öldürücü etki yapıyor. GDO’lu ürünlerin ekiminin yüzde 99’u ABD, Kanada, Çin, Arjantin, Hindistan ve Brezilya’da yapılmaktadır. Çoğunluğu bu ülkelerde olmak üzere dünyada her yıl ölen 58 milyon insanın yüzde 60’ı yetersiz, dengesiz, endüstriyel, hazır gıdalarla, GDO’lu ürünlerle beslenme sonucunda kronik hastalıklardan hayatını kaybetmektedir. Önümüzdeki 10 yıl içerisinde ise bu oranın yüzde 77’ye çıkması bekleniyor. Tüm bunlar yetmezmiş gibi, endüstriyel ve hazır beslenmenin ABC’si olan patentlenmiş GDO’lu tohumlar bir sonraki yıla ayrılamayarak çiftçiyi GDO teknolojisine sahip şirketlere mahkûm ediyor. GDO’lu tohumla üretilen ürünlerin böceklenme gibi tarım zararlarına karşı üreticiyi ve doğayı koruduğu iddialarıyla ilaçlanmaya gerek olmadığı savunuluyor; ancak bu tohumların sebep olduğu aşırı otlanma ile mücadele için daha etkili kimyasal ot ilaçları kullanılıyor. Kimyasal ilaçların kalıntılarından ötürü üreticinin, tüketicinin bağışıklık sistemi doğanın da ekolojik dengesi daha çok zarar görüyor. Yapılan araştırmalar, tüm Avrupa’da bitki türleri sayısının 12 bin civarında, Türkiye’de ise saptanmış bitki türü sayısının ortalama 9 bin olduğunu göstermektedir. Böyle bir bitki türü zenginliği olan topraklara GDO’lu tohumları soktuğunuzda genetik çeşitlilik kaybolur. Dünyada şimdilik birkaç ürünle sınırlı olan GDO’lu tarımsal üretimin daha da yaygınlaşarak çeşitleneceği gözükmektedir; ülkemizde de ekimine izin verilirse ekim yapılan alanların dışındaki tarımsal alanlarımız, ırklarımız, bitki çeşitlerimiz de tozlanma yoluyla ya kaybolacak ya da zarar görecektir; topraklarımız ve doğamız kirlenecektir. Bir dünya sıralaması yapılacak olursa ülkemizin GDO’lu ürünlere ihtiyacı ancak en son sıralarda yer alır. Burada önemli olan doğru tarımsal politikaları uygulamaktır. Avrupa’da sebze üretiminde birinci sırada olan ülkemizin sebze tohumlarının yüzde 75’inin dışarıdan karşılanması kabul edilebilir bir şey değildir. Bize göre bu konuda acil önlem alınmalı; çünkü tohum egemenliğini kaybetmemiz tarımsal bağımsızlığımızı da riske edecektir. Tohum üretim ve dağıtımını çokuluslu şirketlerin tekeline bırakan ülkeler sonsuza kadar sömürülmeye ve kullanılmaya mahkûm olacaklardır. Başta ABD olmak üzere GDO’lu ve hibrit tohumun küresel kontrolünü elinde tutanlar, ülkelerin yerel tohumlarını kullanımdan kaldırarak bu ülkeleri yüzde yüz kendilerine daha çok bağımlı hale getirmek istiyorlar.. bunun için de ulusal devletlerin yasal düzenlemelerini etkileyerek ve bunlara müdahale ederek yasalarla yerel tohumların tedavülden kaldırılmasını sağlıyorlar. Uzmanlar; domuz gribi gibi salgın enfeksiyon hastalıklarına karşı C vitamini alın, bol bol sebze ve meyve tüketin uyarısında bulunuyorlar. Halkımız ülkemizde yetişen doğal sebze ve meyveleri tüketerek bağışıklık sistemlerini güçlendirebilirler; ancak bu meyve ve sebzelerin nitelikli besin değerlerine, doğal tat ve aromalara sahip olmaları gerekmektedir. Tüm bu sebeplerden ötürü ülkemizde ulusal, milli, sürdürülebilir tarım politikası uygulanmalıdır. sadik.celik@keyveni.com.tr KİM KİME DUM DUMA BEHİÇ AK behicak@yahoo.com.tr ÇİZGİLİK KÂMİL MASARACI kamilmasaraci@gmail.com HARBİ SEMİH POROY HAYVANLAR İSMAİL GÜLGEÇ Onlar yetiştiNe etmek? ABD Büyükelçiliği’nden gelen viskileri büyük bir hazla yudumladığı bilinen eski Genelkurmay Başkanı ve Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay, yıllar önce “Bugünkü okullarda yetişen gençlere ülke yönetimi teslim edilemez. Biz, laik okullara karşı imam hatip okullarını bir seçenek olarak düşünüyoruz. Devletin kilit mevkilerine yerleştireceğimiz kişileri, bu okullarda yetiştireceğiz” demişti. Dediği oldu. Atatürk’ü “deccal”, Cumhuriyet’i “dâr-ül harp” belleyen imam okulu mezunları, emperyalizmi kınamak için miting yapacak olanlara “Kanlı Pazar”da saldırmadan önce 6. Filo’yu kıbleden sayıp ibadet edenler başımızda. Adalet onlar, demokrasi onlar, açılım onlar, dediğim dedik öttürdüğüm düdük onlar. Ey vatan gözyaşların dinmesin, yetişti çünkü onlar... BULMACA SEDAT YAŞAYAN SOLDAN SAĞA: 1/ Ormanlõk alanlarda yaşa- yan bir kuş. 2/ Siper, hendek... İslam inancõna göre kõyamet günü bütün ölülerin dirile- rek toplanacağõ yerin adõ. 3/ Sarp, dik... Tavlada “üç” sayõsõ. 4/ Av- rupa Birliği’nin kõsa yazõlõşõ... Doğu Ana- dolu’nun Irak sõnõrõ yakõnõnda yüksek bir dağ. 5/ Bir oda ya da mekâna açõlan, du- var ya da çitle çevri- li girinti... Leton- ya’nõn para birimi. 6/ Bir işte bir kimse ya da bir şeyin üstüne düşen görev... Tekerlekli kara taşõtõ. 7/ Alanya il- çesinde ünlü bir mağara. 8/ Kokulu bir çörek... Te- lefon sözü. 9/ Yürürken dayanmak için kullanõlan kalõn sopa... Büyük konaklarda mutfak ve yemek hizmetlerinde çalõştõrõlan uşak. YUKARIDAN AŞAĞIYA: 1/ “Tarlakuşu” da denilen ötücü bir kuş... Olum- suzluk belirten bir önek. 2/ Karakter... Güneyden esen yel. 3/ Gereksiz, anlamsõz, boş söz. 4/ Küba kökenli bir dans ve müzik... Yaklaşõk on iki bin yõl önce Pasifik’e gömüldüğüne inanõlan, insanlõğõn ve uygarlõğõn anayurdu sayõlan kõta. 5/ Gözalõcõ par- lak renkleri olan bir papağan... Kastamonu’nun Põ- narbaşõ ilçesinde ünlü bir kanyon. 6/ Talih... Eski Mõsõr’da güneş tanrõsõ. 7/ Sahip... Az tavlõ toprak. 8/ Osmaniye ilinde antik bir kent. 9/ Bir cetvel tü- rü... Ege Denizi’nin kuzeyinde bir Yunan adasõ. 1 2 3 4 5 6 7 8 9 1 2 3 4 5 6 7 8 9 P İ L A T E S K E L İ F Ş İ R E L E G A L V A N E T C A R İ Y E S İ N A M E K İ E E N İ K H U N A M N O T A M K R S A R İ A A K U T P A Y 1 2 3 4 5 6 7 8 9 1 2 3 4 5 6 7 8 9 UYDUDAN NAKLEN HAKAN ÇELİK fhakancelik@mynet.com 2005 tarihli İstanbul Üniversitesi İngiliz Dili Edebiyatı çıkış belgemi kaybettim.Hükümsüzdür. Zeliha Sennur Oğuztüzün TÜRK KALP VAKFI 19 Mayıs Cad. No:8 Şişli / İSTANBUL Tel: (212) 212 07 07 (pbx) http://www.tkv.org.tr
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog