Bugünden 1930'a 5,491,976 adet makale



Katalog


«
»

CMYB C M Y B 21 EYLÜL 2008 PAZAR CUMHURİYET SAYFA 15 Nami Tepe: “Suçları belirsiz orgeneraller delil karartmasın diye tutuklu; dolandırıcılıkla suçlanan fenerciler önünü görsün diye serbest!” Eskiden: Tuna Nehri akmam diyor... Şimdi: Deniz Feneri Akman diyor! Miktar Bekir Büyükçam: “İslamcı iktidara meftun Özdemir Erdoğan’a: Paranın ne önemi var, mühim olan miktarı!” Tiyatro Ahmet Önen: “ABD bileti ile Ermenistan’a giden Abdullah Gül, şimdi de New York yolcusu; iki oyuna bir bilet!” Hafif Uğur Pamuk: “Eski reklam: Hangi yağ daha hafif? Sağdaki! Yeni reklam: Hangi yağcı gazete daha hafif? En sağdaki!” YağmurDeniz Yüksek Yerilim Hattı erdincutku@yahoo.com RTE’yi yağlamayan gazeteler okunmayacak; doğru yolu bulmaları için okunup üflenecek! Sünnetçinin elindeki usturaya dikkat! ARTIK çok belli oluyor. Acemilikleri giderek daha çok yüzlerine vuruyor. Ellerine bulaşıyor. Yakında ayaklarına dolanacak! Şevket Çorbacıoğlu ise “Gündem değiştirmek bu olsa gerek” diyor: “Deniz feneriyle aydınlanan halkın gözüne perde gerekiyordu. Son gözaltılar bunun için en büyük malzeme olmalı. Düşünün ordunun en başarılı askerlerini yakalıyorsun, hem de Sisi lakaplı bir organizatörle. Halka bundan daha iyi ‘magazin afyonu’ olur mu? Birilerinin son çırpınışı fakat gündem değiştirmek bundan sonra hiç kolay değil. Dahası ‘İslam Cumhuriyeti’ni ‘Ergenekon’ gibi kullanım süresi geçmiş malzeme ile inşa etmeleri zor. İslamcı AKP’den ayrılan Abdüllatif Şener’in ‘Sünnet anında çocuğun dikkatini başka tarafa çekmek için, karşısında hokkabaz oynatılır ve böylelikle sünnet gerçekleştirilirmiş’ tanısı her şeyi anlatıyor olsa gerek. Bence çocuğun değil kendilerinin dikkati dağılmış durumda. Usturayı kendilerine vurmak üzereler.” - Elektriğe zam üstüne zam yapılıyormuş... “Birinden elektrik aldılar!” “DENİZE kimin donsuz girdiği sular çekilince anlaşılır” demiş Amerikalı “hayırsever” işadamı Warren Edward Buffet. Küresel ölçekteki ekonomik krizleri “suların çekilmesi”ne benzeten Ceyhun Balcı ise şöyle diyor: “Amerika’da patlayan son krizden önce sular giderek kabarmıştı. Aklı başında, usçu ve bilimselliği kuşku götürmez çoğu iktisatçı aylardır ve belki de yıllardır konuşmaktan da, yazmaktan da bıkmışlardı! İnsanın esenliğinden yana toplumcu ve gerçek bilim insanları ‘tozpembe’ tablolar çizmek yerine sesleri kısık olarak haykırıp dursalar da sesler boşlukta yankılanıp durmuştu. Bu türden sesler suları kabartarak anafor yaratıp emeksiz kazanç sağlayanların hiç de işine gelmeyen parazitlerdi bir bakıma! Üretmeden, tüket diyen fırsatçılık ve sömürgecilik kurduğu zinciri kırılmaksızın sürdürme uğruna neler yapmadı ki! Yeri geldi silahla, zora girdiğinde barışçıl(!) yollarla işgali seçti! Yolu üstünde durması olası tüm güçleri yer, zaman ve koşullara uygun yöntemlerle etkisizleştirmesini bildi. Çok kutuplu dönemde yayılmacılık karşısında engel gibi duran kesimler tek kutuplu küreselleşme sürecinde ellerine tutuşturulan hoş görünümlü elma şekerleri ile oyalandı durdu. Demokrasi gelecekti, özgürlükler genişleyecekti, böylelikle de esenliğe erişilecekti! Böylesi düşlerle kendinden geçirilen her kesimden insanlar bir yandan gerçeklerden kopartılırken diğer yandan da oluşturulan düzeneğin destekçileri konumuna evrilmekteydiler. İşin kötüsü çoğu, bu durumun farkında bile değilken bir bölümü de saadet zincirinden yararlanmanın yarattığı dayanılmaz hafiflikle yollarını yitirmişlerdi bile! Suların hızla çekilmeye başladığı ön günleri yaşıyoruz. Bakmayın siz bu ürkü içinde günü kurtarma girişimlerine! Suların hızla çekilmesi bir yandan yıkımları hızlandırırken diğer yandan da denize donsuz girenlerin ortaya çıkması sürecini kaçınılmaz kılıyor! Suların çekilmesi, acıların ve yıkımların yoğunlaşması her ne kadar acıklı sonuçların ardışık olarak yaşanmasına yol açsa da, dibe vuruş sevimsiz gibi görünse de bambaşka bir fırsatı da sunmuş oluyor insanlığa! Böylesi acıklı koşullarda, benzer türden özgüvenli kararlarla yeni başlangıçlar yapılmışlığının sayısız örneği vardır insanlık tarihinde. En yakın örnek dünyadaki umutsuz ve umarsız ortamda Latin Amerika’dan doğan güneştir!” Donsuz! PANO DENİZ KAVUKÇUOĞLU Kavganın Niteliği 10 Eylül 2008 tarihinde yayımlanan ve Erdoğan- Doğan kavgasını konu alan ‘Gözlemler’ başlıklı ya- zıma, “Bu köşede birkaç kez Anadolu kapitaliz- minin, kapitalist üstyapısını oluşturacağı yerde var olan feodal üstyapıyı din temelinde yeniden üret- tiğine, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin de bu sürecin siyasal/ideolojik gücü olduğuna ve bunun kaçı- nılmaz olarak metropol kapitalizmiyle bir çatışmaya yol açacağına değinmiştim” cümlesiyle giriş yap- tıktan sonra paragrafı, “Anadolu sermayesi, AKP’nin de desteği ile gücünü arttırdıkça bu çı- kar çelişkilerinin daha da keskinleşeceği, dolayı- sıyla bu tür çatışmaların da büyüyüp yaygınlaşa- cağı kesindir” diye bağlamıştım. Aynı konuya 15 Eylül 2008 tarihli Sabah’ta Ha- san Bülent Kahraman dostum da değinmiş; “Bu savaş bekleniyordu, kaçınılmazdı. Sonunda pat- ladı. Savaşın tarafları tekrar edeyim Doğan-Erdoğan değildir. İstanbul burjuvazisiyle Anadolu burjuva- zisidir” diyor. Ne var ki ‘çatışmanın tarafları’na iliş- kin saptamamız birbiriyle örtüşüyor olsa da var- dığımız sonuçlar/öngörüler farklı. Kahraman’a göre, “Anadolu’ya dayanan, farklı bir sermayeden yana olan, yeni bir sosyopolitik dinamik yaratma- ya çalışan AKP nihayet burjuvaziyle büyük sava- şına” girmiştir; “Erdoğan rant ekonomilerini yer- leşik İstanbul burjuvazisinin tasallutundan kurtar- mak ve dağıtım ekonomileri aracılığıyla Anadolu’ya aktarmak” istemektedir, dedikten sonra, “Sonu- cu ne olur, kim haklıdır, doğru mu yapılıyor, bun- lar ayrı sorular ama bu bence bir ‘devrim’ ham- lesidir” diye ekliyor. Hasan Bülent Kahraman’ın sözünü ettiği ‘sos- yopolitik dinamik’ kavramı üzerinde düşünmek ge- rekiyor. Anadolu’da, özellikle de sanayileşmenin son yıllarda ivme kazandığı, kapitalizmin hızlı bir gelişme gösterdiği kentlerde ‘sosyopolitik dina- mik’ hayata muhafazakârlaşma/dincileşme olarak yansıyor. Bu kentlerde AKP’nin 2002 ve 2007 genel se- çimlerindeki oy oranlarına bir bakalım: Aksaray (48.1/63.3), Gaziantep (40.0/59.7), Kahraman- maraş (53.9/67.9), Konya (54.9/64.8), Kayseri (54.3/65.6). Sanayileşmekte/kapitalistleşmekte olan Batı Anadolu illerinde de durum pek farklı de- ğildir: Bursa (41.3/51.1), Denizli (24.2/42.9). Bu sayılara Saadet Partisi’nin aldığı oyları da ek- leyelim: Aksaray (50.1/64.9), Gaziantep (42.2/61.0), Kahramanmaraş (55.6/69.4), Konya (59.7/69.4), Kayseri (57.3/67.7), Bursa (44.23/55.01) ve Denizli (24.2/42.9), durum budur. Sanayileşen/kapitalistleşen bu kentlerin ortak özelliği, kapitalist üretim ilişkilerinin yoğunlaş- ması/yaygınlaşması ölçüsünde üstyapı kurumla- rının bu gelişmeye koşut olarak liberalleşme/de- mokratikleşme yerine feodalleşmesi/dincileşme- sidir. Anadolu kapitalizmi kendi üstyapısını oluş- turacağı yerde mevcut, fakat 1980’lere kadar çö- zülmekte olan feodal yapıyı sağlamlaştırarak ve dincileştirerek yeniden üretmektedir. Bu kentler- deki yerel yönetimlerin de, ‘sivil toplum’ kuruluş- larının da sosyopolitik, siyasal/ideolojik zemini din- ciliktir. Dincilik nedir? Sanırım bu sorunun yanıtını, “Tür- kiye’de dincilik, sosyal, kültürel, ekonomik ve si- yasal kurumların, kuruluşların, örgütlerin, der- neklerin, medyanın İslami esaslara göre oluştu- rulması, biçimlendirilmesi, bireylerden de tutum ve davranışlarını bu esaslara göre düzenlemesi- ni beklemek/istemektir” diye verebiliriz. Anadolu’da bugün karşımıza çıkan görüntü bu- dur. Kapitalizmin gelişmesine koşut olarak orta- ya çıkan ve AKP tarafından yönlendirilen ‘sos- yopolitik dinamik’, Anadolu’da bireylerin özgür- lüklerini kısıtlayan, toplumu ‘sermaye-yerel yö- netim-devlet’ üçlüsünün egemenliği altına sokan toplumsal-siyasal-kültürel bir zeminin oluşup güçlenmesine gerekli ortamı/koşulları hazırla- mıştır/hazırlamaktadır. Kavga özünde bu geliş- meden yana olanlarla karşı olanlar arasındadır, ‘ge- risi teferruattır’. dkavukcuoglu@superonline.com www.denizkavukcuogluyazilari.blogspot.com Başbakan Erdoğan, hükü- metin çevre politikasõnõ eleşti- renlere kõzarken demişti ki: “çevrecinin daniskası benim, kanıtı da İstanbul’da yaptık- larımdır...” Biz de İstanbul’u yönetirken kente yaptõklarõnõ anõmsatan bir yazõ derledik. (Başbakan Bele- diye Başkanõyken-Cumhuri- yet/04 Eylül 2008) Örneklerimizden biri “1995’te su havzalarını imara açan İS- Kİ yönetmeliğinin, mahke- menin iptal kararlarına rağ- men yeniden yayınlanarak yargının işlevsiz kılınması”ydõ. Havzalardaki, çoğunluğu si- yasal yandaşlara ait olan kaçak yapõlaşmayõ affeden; dahasõ on- lara yeni inşaat olanaklarõ sağ- layan bu yönetmeliğin tam “5 kez” yargõdan dönmesine rağ- men her seferinde sözcük deği- şiklikleriyle devreye sokulmasõnõ da çevreye değil “ranta du- yarlı” bir anlayõşõn “hukuk skandalı” olduğunu vurgula- mõştõk… Bu anõmsatmaya İSKİ’den yanõt geldi... Uzunluğu yazdõk- larõmõzõn 10 katõ olmasõna rağ- men, mahkemenin iptal ettiği yö- netmeliğin 5 kez yeniden ya- yõmlanmasõna dair tek satõr açõk- lama yok! Gerçi İSKİ yö- netmeliğinin havzalarda “koruma kullanma dengesi”ni gözettiği belirti- liyor ama aynõ den- gede “su” yerine “rant”õn ağõr bastõğõnõ kanõtlayan bilirkişi ra- porlarõndan da hiç söz edilmi- yor... Geçmişini karalıyor! İSKİ öncelikle “1994 öncesi ve sonrası su durumu”nu kõ- yaslayarak özetle diyor ki; “Biz, en kurak yıl olan geçen sene bile İstanbul’u susuz bırak- madık…” Polemiği sevmiyoruz ama bir “kamu kurumu”nun, kendi geçmişini kötülemesi, sadece “1994 sonrası”nõ överek sa- hiplenmesi nasõl bir “siyaset üstü”(!) anlayõştõr? Kaldõ ki “başarılıyız” denilen 1994 sonrasõndaki “su havzaları kentleşmesi”yle kuşatõlan de- reler, göller ve barajlar daha da kirlenince, 12 milyonluk kent “pet şişe metropolü”ne dö- nüşmedi mi? O kadar ki İstanbul’da yara- tõlan katrilyonluk “içme suyu pazarı”nda artõk “yerel yöne- tim”de var. Diğerleriyle aynõ fi- yata satõlan “Hamidiye” su- yundaki Büyükşehir logosu, “su sorununu çözdük” sözünü bo- şa çõkartmõyor mu? Bir kentte, her canlõ gibi “in- san”õn da en yaşamsal gerek- sinmesi olan içme suyu artõk “para”ylaysa; en yoksul bile “sağlõk” kaygõsõyla çeşmeden su içmiyorsa, buna neden olanla- rõn “çevreci”lik savlarõna ne denebileceğini İSKİ’ye bõrakõ- yorum… Hem bu tanõmõ yapar, hem de şu 5 kez yargõdan dönen yönet- meliklerine ait mahkeme ka- rarlarõnõ ve neden çiğnedikleri- ni açõklarlarsa, gerçekten yanõt sayar yayõnlarõz… “Kent ve “çevreci”lik Başbakan siyasi tartõşmala- rõnda da “en çevreci” olduğunu yineliyor. O kadar ki Aydın Doğan’a çatmak için bile Hil- ton’un bahçesine “ek bina ta- lebi”ne yüklendi; bunu kendi- sinin engellediğini belirterek Doğan Medya’ya da “sevsinler çevreciliğinizi” dedi... Aynõ bahçenin, aslõnda Ko- ruma Kurulu’nca SİT ilan edi- len bölgede kaldõğõ için “kur- tulduğu” gerçeğine ise kimse al- dõrmõyor... Oysa çevreciliğin bir gereği de o yeşil alanõ sade- ce bugün- lük değil kuşaktan k u ş a ğ a “ y a s a l g ü v e n - c e ” y e bağlayan Ku- rul’a İstanbul adõna “teşekkür” etmek değil midir? (Bkz. Cumhuriyet - 08 Eylül 2008) “İmar dosyası”nda… Başbakan’õn çevreciliği ka- muoyunda hep “siyasi içerik”le tartõşõlõrken, Kanal B’de bu ge- ce 23.00’te başlayacak “İmar Dosyası”nda “Kent, Siyaset ve Çevrecilik” ilişkileri “ku- ramsal boyutu”yla ele alõnõ- yor… Doğanõn gözetileceği bir kent- leşme nasõl sağlanabilir?.. Belediyelerin imar yetkileri çevrenin “karabasan”õ yerine “güvencesi” olamaz mõ? Çevreye duyarlõ politikalarõn temel göstergeleri nelerdir? Yanõtlarõnõ Kültür Üniversitesi Sanat ve Tasarõm Fakültesi De- kanõ Prof. Dr. İsmet Vildan Alptekin, İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi Öğr. Üy. Prof. Dr. Sedat Ayanoğlu ve Siyaset Bilimcisi Yard. Doç Dr. Sezgin Seymen Çebi tartõşacaklar… KİM KİME DUM DUMA BEHİÇ AK behicak yahoo.com.tr ÇİZGİLİK KÂMİL MASARACI kamilmasaraci mynet.com TARİHTE BUGÜN MÜMTAZ ARIKAN www.mumtaz-arikan.com (ÇÖPLÜK ÇOCUKLARI) TAYYAR ÖZKAN www.junkidz.com HARBİ SEMİH POROY 21 Eylül Görüş SESSİZ SEDASIZ (!) ÇED KÖŞESİ OKTAY EKİNCİ İSKİ’nin“Yanõtsõz”Yanõtõ... ekinci@cumhuriyet.com.tr BULMACA SEDAT YAŞAYAN SOLDAN SAĞA: 1/ “Maltahum- ması” da deni- len ve insana çiğ sütten bulaşan ateşli bir hasta- lõk. 2/ On dört dizeden oluşan bir Batõ şiiri tü- rü... El sõkõşma. 3/ Üzerinde di- kine çizgiler bu- lunan ve “beş- parmak” da de- nilen kumaş türü... Bir Asya ülkesinin baş- kenti. 4/ Kar fõrtõnasõ... Panama’nõn plaka imi. 5/ Bir tür hafif maki- neli tüfek... Din işleri- ni devlet işlerine ka- rõştõrmayan. 6/ Utanç duyma... Doğalgazõn önemli bir bileşeni olan gaz. 7/ Bir tür taze ve tuzsuz beyaz peynir... Meslek. 8/ Kuran’da bir sure... Himalayalarda yaşadõğõna inanõlan “Kar Adam”a ve- rilen ad. 9/ Hiçbir tehlike olmamasõna karşõn, kişiyi sa- ran ani dehşet duygusu. YUKARIDAN AŞAĞIYA: 1/ Tõp dilinde deli dana hastalõğõnõn kõsa yazõlõşõ... Ay- nõ adlõ bitkiden elde edilen tozla yapõlan sõcak bir içe- cek. 2/ Bir işte bir kimse ya da şeyin üstüne düşen gö- rev... Cam üretimi ve sanayide kullanõlan soda külü. 3/ Bir çokluğu oluşturan varlõklarõn her biri... Nâzım Hik- met’in soyadõ. 4/ Eski dilde gemi... Bir nota. 5/ Kalõn bükülmüş sicim... Bir cetvel türü. 6/ Litvanya’nõn pla- ka imi... Gümüşbalõğõnõn küçüğü. 7/ Yeterince aydõn- lõk olmayan... Kâğõt ya da zarf üzerine basõlmõş ad ve adres. 8/ Afrika’da yaşayan, bacaklarõ beyaz çizgili bir hayvan... Yerme, ödeme. 9/ Alüminyum, bakõr ve mag- nezyum katõlmõş çinko alaşõmlarõna verilen ad... Dar, uzun ve hafif bir yarõş kayõğõ. 1 2 3 4 5 6 7 8 9 1 2 3 4 5 6 7 8 9 D E K U P A J M E B E R N E M A Ş E N E V S İ N T D İ Y E T C İ T İ D A L M E B O R L O K A L A K K E P T İ N A K İ T T İ N T A Ş G A Z A 1 2 3 4 5 6 7 8 9 1 2 3 4 5 6 7 8 9 Belediyenin “paralı” içme suyu Hamidiye...
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog