Bugünden 1930'a 5,490,587 adet makale



Katalog


«
»

CMYB C M Y B SAYFA CUMHURİYET 21 EYLÜL 2008 PAZAR 10 PAZAR YAZILARI dishab@cumhuriyet.com.tr Evet, evet buldum! Elma çayõ! Türkiye’nin Avrupa’daki durumunu en iyi özetleyecek nesne elma çayõndan başka bir şey olamaz. Avrupalõlar, Türklerle-elma çayõ arasõndaki ilişkiyi ne kadar iyi anlõyorsa, Türkleri ve Türkiye’yi de işte o kadar anlar... Yõllar önce Belçikalõ hocam, “Erdinç, çayınız gerçekten mükemmel. Elma çayınızı çok sevdim” dediğinde anlamalõydõm aslõnda bunu. Daha sonra turistik yörelerde turistlere elma çayõ ikram edildiğinde farkettim meseleyi. Türkiye’ye giden Avrupalõya elma çayõ ikram edilince, Avrupalõ da elma çayõnõ bizim ulusal içeceğimiz olarak algõlõyordu. Sonuçta haksõz da sayõlmazlar, nereye gitseler Türkiye’de karşõlarõna elma çayõ çõkõnca doğal olarak onlar da elma çayõnõ bizim ulusal içeceğimiz olarak algõlõyorlar. Sonra da saatlerce “Doğru, çay bizim için önemlidir. Türkiye’de kahveden daha çok çay içilir ama bu sizin sandığınız gibi elma çayı değil, siyah çaydır” diye açõklayõp dur. İmajõmõzla ilgili olarak Avrupalõlarõn önyargõlarõndan ve klişelerinden kaynaklanan kõsmõ bu yazõ dõşõnda tutup bizim kendimizi sunuşumuzla ilgili bölümü bir düşünelim. Sahi Türkiye ve Türkler, Avrupa’da kendi gerçeklerine uygun bir şekilde mi tanõtõlõyor, yoksa elma çayõ örneğinde olduğu gibi yanõltõcõ şekilde mi? Siyasette, ekonomide, kültürde, sanatta... her alanda kendi özgün “elma çaylarımız”õ yaratmõyor muyuz? Kör gözlere parmak misali elma çayõmsõ vaziyetleri madde madde sõralamaya gerek yok. Birkaç örnek versek yeter: Basiretsiz politikacõlarõmõzõn AB kapõsõnda kapõkulluğunu alabilmek için yõrtõndõğõnõ gören Avrupalõ doğal olarak tüm Türklerin böyle düşündüğünü sanõyor. Halbuki bu elma çayõmsõ vaziyetin aksine Türk halkõnõn çoğu AB konusunda farklõ düşünüyor, elma çayõ içmeyip, siyah çayõ tercih ediyor. Eurovision’da İngilizce parçalar ile karşõsõna çõkõnca, Avrupalõ aslõnda türk halkõnõn çoğunun Türkü dinlediğini nereden anlasõn ki! Futbolu ulusal ölüm- kalõm savaşõ haline getirdiğimizi, futbolun ulusal esiri olduğumuzu gören Avrupalõya ata sporumuz güreşi anlatmanõn bir anlamõ yok. AKP’nin Türkiye’yi demokrasiye taşõyan, reformcu, modern demokratik bir parti olduğunu düşünen Avrupalõya, oturup saatlerce takõyyeci AKP’nin asõl amacõnõn ülkeyi ortaçağa taşõmak olduğunu anlatmak hiç de kolay olmuyor. Askerin demokrasiye müdahale ettiğini, siyasetten elini çekmesi gerektiğini sakõz gibi ağzõnda çiğneyen Avrupalõya, Türkiye’nin içinde bulunduğu durumda askerin konumunun Avrupa’dakilerden çok farklõ olduğunu anlatmak deveye hendeği atlatmaktan daha zor. “Ermenileri zamanında nasıl soykırımdan geçirdiniz, Kürtlere niye baskı yapıyorsunuz” diye sizi sorgulamaya kalkõşan Avrupalõya bu konularda yanõt vermek uzmanlõk isteyen bir iş. Elma çayõmsõ bu vaziyetin aslõnõ astarõnõ anlatmak bizim gibi sõradan vatandaşõn işi olmamalõ! Bizim belirli bir düzeye ulaşmõş sinema sektörümüz olduğunu; tiyatroda, operada, balede, klasik müzikte, çağdaş sanatlarda önemli isimler çõkardõğõmõzõ anlatmak.. Avrupa’da konser konser dolaşan Fazıl Say biraz olsun anlatabiliyor. Avrupa’da düzenlenen Türk günlerinde mehter takõmlarõ ile karşõsõna çõktõğõmõz Avrupalõ kafasõndaki elma çayõmsõ “barbar Türk” imajõnõ daha da pekiştiriyor. Başta da söylediğim gibi liste uzayõp gider. Turistlere artõk elma çayõ ikram etmeyelim lütfen. Bir fincan Türk kahvesi çok daha iyi gider. İlla çayda õsrar ediyorsanõz siyah çayõ tercih ederim! erdincutku@binfikir.be AB’ye 1995 yõlõnda üye olan İsveç, topluluk içinde geçirdiği 13 yõlõn hesabõnõ yapõyor. Araştõrmalardan çõkan sonuçlar hiç de iç açõcõ değil. Geçen süre içinde, toplumdaki gelir dağõlõmõ bozuldu, işsizlik arttõ. Cezaevlerindeki insan sayõsõ ikiye, üçe katlandõ. Sağcõ koalisyonun da iş başõna gelmesiyle, Tage Erlander ve Olof Palme’nin sosyal demokrat İsveç’i, kendi yolunu terk ederek yavaş yavaş sõradan bir Avrupa ülkesi haline gelmeye başladõ. Bu süreçten en olumsuz etkilenenler ise İsveçli kadõnlar oldu. 1970’li yõllarda, erkeklerden daha fazla haklar elde ederek altõn çağõnõ yaşayan İsveç kadõnõ, 2000’li yõllara gelindiğinde, işsizlik ve ekonomik sõkõntõlar yüzünden eski coşkusunu yitirdi, yalnõzlaştõ. Kendi kabuğuna çekilmekle kalmadõ, giderek alkol tüketme eğilimleri artan bir toplum kesimi haline geldi. Son yõllarda, İsveç kadõnõndaki bu gerilemeyi AB sürecine bağlamak isteyen savlar giderek ağõrlõk kazanõyor. Eskiden, erkekler daha çok içerdi. Şimdi durum değişti. İstatistiklere göre, AB üyeliğinden sonra İsveçli kadõnlar, erkeklerden daha çok içer hale geldi. Bir resmi devlet kuruluşu olan İsveç Halk Sağlõğõ Enstitüsü’nün geçen günlerde açõklanan raporuna göre, özellikle son dört yõlda, kadõnlar arasõndaki alkol tüketimi ürkütücü boyutlara ulaştõ. 2003-2007 yõllarõ arasõnda, alkol bağõmlõsõ kadõnlarõn sayõsõ yüzde 50 artarak 65 binden 100 bine çõktõ. Aynõ yõllarda alkol tüketen erkeklerin oranõ ise yüzde 25 artõşla, 135 binden 165 bine yükseldi. Dagens Nyheter gazetesine, İsveç Halk Sağlõğõ Enstitüsü’nün raporunu değerlendiren Doktor Sven Andreasson, kadõnlar arasõndaki bu alkol tüketiminin nedenini AB sürecine bağladõ. Andreasson, AB üyeliğinden sonra, alkolün, artõk her yerde kolayca ulaşõlabilir olmasõnõn tüketim eğilimlerini tetiklediğini savundu. İsveç’in AB üyesi olmadõğõ yõllarda, alkol, sadece sõkõ denetlenen içkili lokantalarda ve Systembolaget denilen devlete ait satõş merkezlerlerinde satõlabiliyordu. Bakkallarda, büfelerde ve toplu gõda maddesi satõlan yerlerde alkol satõşõ yasaktõ. Bu yasak, toplulukla varõlan özel anlaşmalarla AB üyeliğinden sonra da sürdü; ancak, geçen süre içinde işlerliğini yitirdi, bir önlem olmaktan çõktõ. Daha önce, ülkeye girişlerde sadece bir şişe sert içki ve birkaç litre şarap getiriliyorken, üyelikten sonra sõnõr kapõlarõ alkol tüketimine açõldõ. Artõk, sabahlarõ trene, feribota binerek Danimarka’ya, Almanya’ya veya başka bir AB ülkesine geçmek; orada 10 litre sert içki, 20 litre şarap ve 100 litre bira aldõktan sonra akşama hiçbir engellemeyle karşõlaşmadan İsveç’e girmek mümkün... Ülkede içki satõşlarõnõ kontrol etmek amacõyla kurulan Systembolagetler, zarar etmeleri nedeniyle birer birer kapanõyor. Artõk kaçak içki ve sigara neredeyse işportada satõlõyor. Günübirlik Almanya’ya gidip gelen kapõ komşunuzdan istediğiniz içkiyi ucuza satõn almanõz mümkün. Mahalle aralarõndaki küçük bakkallarõn tezgâh altlarõnda da istediğiniz içki ve sigarayõ çok ucuza bulabilirsiniz. Doktor Sven Andreasson’a göre, AB üyeliğinden kaynaklanan bu olumsuzluklar alt alta sõralandõğõnda İsveçli kadõnõn neden alkole yöneldiğini anlamak zor değil. İnsan yaşadõkça öğreniyor. İsveçliler de, AB üyeliğinin her derde deva sihirli bir sopa olmadõğõnõ, işsizliği, yoksullaşmayõ azaltmadõğõnõ, aksine arttõrdõğõnõ kendi yaşam deneyimleriyle öğrendiler. AB gömleğinin, gelişmiş ve tarafsõz bir ülke olan İsveç’le örtüşmediğini de kõsa sürede kavradõlar. 1995 yõlõnda halk oylamasõyla AB’ye “evet” dedikten 8 yõl sonra Avro’ya geçiş için yapõlan oylamada “ret” oyu kullanarak bu yolda daha fazla ilerlemek istemediklerinin de mesajõnõ verdiler. Bir anlamda kendi para birimleri olan Kron’un onurunu korudular ama, ülkede artan işsizliği, yoksullaşmayõ ve başta kadõnlar olmak üzere, toplumun alkole daha yönelmesini engelleyemediler... alinergis@yahoo.se Eylül,hüzünlüyağmurlarlagelir... Eylül, yağmurlarla geldi Almanya’ya... Münih’te kaldõrõm kahveleri ve kentin yaşam trafiğinin gelip geçtiği Marien Meydanõ’nda artõk pardösülü ve şemsiyeli insanlar dolaşõyor günlerdir... Almanya’da yaz bitti. Bavyera’nõn merkezi Münih ise bütün dünyanõn ezbere bildiği, alõştõğõ o büyük curcunaya, “Bira Şenliği”ne hazõrlandõ harõl harõl... Bira çadõrlarõ kuruldu ... Dükkân vitrinlerinde Bavyera kõyafetleri ile kocaman litrelik bira bardaklarõ sõra sõra... Bu yõl, dün başlayan, 5 Ekim’e kadar sürecek şu ünlü “dev sarhoşluğun” tadõnõ ve kazancõnõ bilen lokantacõlarla, oteller çoktan rezervasyonlarõnõ tamamladõlar, ellerini ovuşturuyorlar... Esasõnda “Oktoberfest”i şehirde en çok bekleyenler ise taksiciler. Akaryakõt zamlarõndan sonra müşterileri azalan taksi şoförleri, şimdi bir de “dolmuş-taksi” projesine sõcak bakõyorlar. Bu arada Münih Belediyesi Kültür Dairesi’nce de onaylanan ve örnek olarak Odeon Meydanõ ile Münchener Freiheit arasõnda 6 Eylül günü yapõlan bir günlük bedava dolmuş denemesi ise bir Türk düğünü şeklinde, iki antika taksi ve çalgõcõlarla yapõldõ. Bakalõm bu proje tutacak mõ tutmayacak mõ, göreceğiz? Kõsacasõ Münih renkli günler yaşõyor... Eylülle birlikte, yağmurlu ikindilerde Türklerin köşesi olarak bilinen “Goethe” Caddesi’nden geçmeden de yapamõyorum. Ramazanla birlikte cüppeliler ve tesettürlülerin sayõsõ nasõl da arttõ... Münih’te tarikatlarõ izliyorum haftalardõr. Benim ilgimi en çok Fethullahçõlarõn, Şeker Bayramõ’nda yapacaklarõ eğlence çekiyor şimdiden. Şu geçen 4 Temmuz’da Münih’in en pahalõ ve sükseli konser salonu “Herkülesaal”õ kiralayan “Vision” adlõ eğitim kuruluşlarõnõn yaptõğõ bir etkinlikte ben de izleyiciler arasõnda idim. Önce berberimde bõyõklarõmõ badem bõyõk şeklinde kestirip (!) bir de dindarlarõn sevdiği türden çizgili bir kravat takõp gözümde gözlüklerle onlarõn arasõna sõzmak zor olmadõ ve de Fethullah Gülen cemaatine ait bu kuruluşlarõn başõnda bulunan badem bõyõklõ yönetici Hilmi Baykan’la tanõştõm. Sahnede Mevlevi semazenleri kõlõğõna sokulmuş 8-10 yaşõndaki çocuklarõn dans gösterilerini kare kare saptadõm... Şimdi baktõkça afallõyorum. Türkiye’nin getirildiği son noktadaki “Türkiye imajı” böyle yansõtõlõyor Münih’te. “Vision”un yöneticisi Zaman gazetesi redaktörü Baykan’õn elime tutuşturduğu kartvizitinin arkasõndaki minicik logolarda “Samanyolu TV”, “Zukunft” ve “Tuwa medya marketing”ler vardõ... Bunlardan “Tuwa”nõn ne olduğunu bilmiyordum, meğer “Tuwa” 2006 yõlõnda kurulmuş bir medya kuruluşu imiş. (Eğer merak ederseniz tõklayõp bakõn: www.tuwamedia.eu) Tabii bu arada bir de www.multishop.tv girin bakõn neler pazarlanõyor ve beyinler nasõl yõkanõyor görün. İşte günden güne İslami görünümün kuvvetlendiği İranlaşmõş manzaralarla “mahalle baskı”larõ da arttõ Münih’te. Almanya’daki 13 konsoloslukta görev yapan din ataşelerinin önem kazandõğõ bir yapõlaşmayõ bilmem duydunuz mu? Diğer taraftan cami sayõsõ hõzla artarken, Alman politikacõlar da “dinci gettolaşmayı” izliyorlar... Münih’in Pasing semtindeki Hacõ Bayram Camisi’nin, minare süsü verilmiş bacalarõndan da daha önce söz etmiştik. Bu yapõda çok önemli bir mimari hata daha yapõlmõş meğer, kõble yanlõş hesaplanmõş. Bunu Münih’te yayõmlanan Post gazetesinin mayõs sayõsõnda görüp, şaşõrmõştõm. İşin ilginç yanõ, bu gerçeği yõllar sonra farkõna varan Hacõ Bayram Camisi Başkan Yardõmcõsõ İbrahim Bayraktar da doğrulamõş. Tarikatçõ bir kuşatmanõn her geçen gün arttõğõ Almanya’da şu yaşanan “Deniz Feneri” rezaletinden sonra polisler daha çok dolaşõr oldular Türkler arasõnda!.. Bir taraftan hüzünlü yağmurlarla ben de arşõnlõyorum sokaklarõ... Aklõmda Ege ve Akdeniz düşleri... Ah! diyorum, şu günlerde Akdeniz’de birkaç gün oyalanmak ya da Cunda’da sabahlarõ karşõlamak nasõl güzel olurdu... İsveçli kadõn AB kurbanõ ALİ HAYDAR NERGİS MALMÖ EROL ÖZKAN MÜNİH ERDİNÇ UTKU BRÜKSEL Elma çayõmsõ vaziyetler Kõrgõzistan hâlâ uçak kazasõ faciasõnõn şokunu atlatmaya çalõşõyor. Uçakta olduğu bildirilen Kanadalõ ve Amerikalõ yolcularõn ölü ya da yaralõ listelerinde bulunmamasõnõn sõrrõ henüz çözülemedi. Uçağõn neden düştüğü de hâlâ bir sõr. İddialara göre uçak “sabıkalı”. Ancak bu uçak son olarak Moskova’ya gidiyor, Oş şehrine dönüyor, oradan Bişkek’e uçuyor ve her uçuş öncesi kontroller yapõlõyor. Ancak İran seferi sõrasõnda kalkõştan 10 dakika sonra arõzalanõp geri dönmeye çalõşõyor ve havaalanõna inmek yerine birkaç kilometre uzaklõkta yere çakõlõyor. Uzun sürecek teknik incelemelerden sonra gerçek ortaya çõkacaktõr. Her ihtimali göz ardõ etmemek gerekiyor ancak eski Sovyet coğrafyasõndaki havayolu uçuşlarõnõn çok da güvenli olmadõğõnõ uluslararasõ bağõmsõz kuruluşlar da söylüyor. İşte bu nedenle Kõrgõzistan-Türkiye arasõndaki havayolu uçuşlarõ hizmeti sunan tek kuruluş olan Türk Hava Yollarõ bu avantajõ kendi çõkarõna çok iyi bir şekilde değerlendiriyor. Bişkek-İstanbul bilet fiyatlarõ oldukça astronomik. Uçuş süresi olarak 2 katõ uzaklõktaki ülkeler bile daha ucuz. Bu konudaki şikâyetler Türk Hava Yollarõ tarafõndan dikkate bile alõnmõyor. Aileleri ile birlikte bu ülkede çalõşmakta olan Türklerin en büyük sõkõntõlarõndan birisi bilet fiyatlarõnõn oldukça pahalõ olmasõ. Yõllardõr Kõrgõzistan’da çalõşmakta olan birçok aile bilet fiyatlarõnõn pahalõlõğõ yüzünden Türkiye’ye 3- 5 yõlda bir de olsa gidemiyor. Kõrgõzistan, Türkiye’nin en çok önem verdiği ülkelerin başõnda geliyor. Nüfus ve coğrafi olarak küçüklüğü, petrol ve gaz gibi zengin doğal kaynaklarõnõn olmamasõ gibi birçok dezavantajlara karşõlõk büyük yatõrõmlar yapõyor ve destekler veriyor. Bu ülkede bir de ortak üniversite kurulmuş durumda. Birçok fakülte ve yüksekokulu ile her geçen gün büyüyen bu üniversite, kaliteli eğitim ile yavaş da olsa kendisini kabul ettiriyor. Çünkü bu küçük ülkede bir üniversite enflasyonu yaşanõyor adeta. Üniversite sayõsõ 50’yi aşmõş durumda. Çevre ülkelerden de öğrenciler kabul ediliyor. Ortak üniversitenin arsa ve bazõ binalar hariç bütün giderleri Türkiye tarafõndan karşõlanõyor. Bu amaçla önceki yõllarda merkeze yakõn Cal bölgesinde bir kampus alanõ ayrõlmõş. Bu alanda halen 2 adet modern fakülte binasõ yapõlmõş durumda ve başka bazõ inşaatlar da devam ediyor. Geçtiğimiz günlerde Bişkek Belediyesi’nin aldõğõ bir karar üniversite yönetimini şoke etti. Kullanõlmadõğõ gerekçesi ile 60 hektar araziye el konuldu. Açõlan karşõ dava da kaybedildi. Bunun anlamõ üniversite artõk daha fazla fiziki olarak büyüyemeyecek. Üniversite yönetimi bir taraftan yerel siyasileri etkilemeye çalõşõrken diğer taraftan da Türkiye’nin devreye girmesini bekliyor. Kõrgõzistan’da halkõn çoğu Manas Üniversitesi’ni Türk Üniversitesi olarak kabulleniyor. Ancak öğrencilerin ve çalõşanlarõn çoğu Kõrgõz. Üstelik 12 yõl sonra üniversite tamamõyla Kõrgõzistan’a devredilecek. Türk tarafõ bu küçük ama önemli olumsuzluğu bir türlü aşamõyor. Kõrgõzistan Türkiye Manas Üniversitesi’nin ortak bir üniversite olduğu ve bir süre sonra tamamõyla devredileceği kabullenilmiyor veya anlatõlamõyor. Tabii ki bu konuda Türk hükümeti ile büyükelçilige büyük görevler düşüyor. Burada ayrõca Milli Eğitim Bakanlõğõ’nõn kurduğu ilköğretim okulu, lise ve kõz lisesi bulunuyor. Kazakistan’da yaşayan bazõ Türk aileler orada MEB’e bağlõ okul olmadõğõ için ailesini ve çocuklarõnõ Bişkek’te bõrakmak zorunda kalmõş. Kazakistan gibi 10 bin civarõnda Türk’ün yaşadõğõ büyük ve zengin bir ülkede MEB’in okul açmamasõ ve bu işi ‘Zaman Grubu’na bõrakmasõ düşündürücü. OSMAN KARAKAŞ BİŞKEK Mantõk Milyonlar bira kuyruğuna girdi Almanya’nın Münih kentinde bu yıl 175’incisi düzenlenen “Oktoberfest” (Ekim eğlencesi) başladı. Ziyaretçilerin bira bardaklarından kule yapmasıyla başlayan dünyanın en kalabalık ve eğlenceli festivallerinden Oktoberfest’in açılışını Münih Büyükşehir Belediye Başkanı Christian Ude yaptı. Ude’nin davetlisi olarak festivale katılan Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül de açılış töreninin yapıldığı bira çadırında yer aldı. Bu yıl 5 Ekim’e kadar sürecek Oktoberfest’i yaklaşık 6 milyon kişinin ziyaret etmesi bekleniyor. (Fotoğraflar:AP/AFP)
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog