Bugünden 1930'a 5,446,716 adet makale



Katalog


«
»

CMYB C M Y B SAYFA CUMHURİYET 20 EYLÜL 2008 CUMARTESİ 4 HABERLER DÜNYADA BUGÜN ALİ SİRMEN Tutuklama Yargısız İnfaz Olmamalı Ergenekon soruşturmasının sekizinci dalgası da gel- di, yeni gözaltılar oldu. Her geçen gün, Ergenekon soruşturmasıyla ilgili kaygılar büyüyor, olayın ne kadar hukuk çerçevesi için- de kaldığı, ne kadar muhalifler ile kimi kurumları sin- dirme ve yıpratmaya yönelik olduğu konusundaki te- reddütler büyüyor. Bu arada tutuklu bulunanlarla ilgili çok üzücü ha- berler geliyor. Bilindiği gibi, tutuklulardan biri tutukluluk sırasın- da yakalandığı amansız bir hastalıktan dolayı can ver- di. Artık Kuddusi Okkır için masumiyetin de bir an- lamı kalmadı. Merdivenden düşerek boynunu kırmış olan, aynı za- manda beyin kanaması geçiren, şu anda yoğun ba- kımdan çıkarılmış olan Em. Orgeneral Şener Eruy- gur’un sağlık durumunun da nasıl seyredeceği, be- yin kanaması ve boyun kırılması sonrasında, kalıcı bir hasarın oluşup oluşmayacağı belli değil. Sayın Şenuygur’un üç avukatı Filiz Esen, Sadi Te- pe ve Zaliha Karakuzulu, müvekillerinin tutuklama talebiyle sevk edildiği İstanbul 13. Ağır Ceza Mah- kemesi önünde onun sağlık durumunun kritik oldu- ğunu raporla tevsik etmişler, tutuksuz yargılanması talebinde bulunmuşlardır. Ama mahkeme bu talepleri dikkate almayarak tu- tuklama kararı vermiştir. Emekli Orgeneral Hurşit Tolon hakkında da, avu- katlarının rapor ibraz etmelerine karşın tutuklama ka- rarı verilmiştir. Amacım, mahkemenin kararını eleştirmek değil. Çünkü maalesef bizdeki uygulamada, gerçekte bir tedbir olan tutuklama, bu niteliğini yitirmiş ve infaza dönüşmüş bulunmaktadır. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun ikinci bölümdeki 100. maddesi tutuklama nedenleriyle, 101. madde- si de tutukluluk kararıyla ilgilidir. Dünyanın her yerinde olduğu gibi, ceza yargısının selameti açısından bir tedbir olan tutukluluk kuru- munun işletilmesi için bazı koşulların olması gerek- mektedir. Bunları şöyle sıralayabiliriz: 1- Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması ve- ya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olguların bu- lunması. 2- Şüpheli veya sanığın davranışları; a) Delilleri yok etme veya gizleme veya değiştirme, b) Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı ya- pılması girişiminde bulunabileceği... hususlarında kuvvetli şüphelerin oluşması. Şimdi, bütün bu öğelerin ışığında Eruygur ve To- lon’un durumlarına bakalım. Bu iki emekli orgeneralin, kaçma ihtimallerinin ne kadar olduğunu takdirlerinize sunarım. Ama herhal- de kişilikleri, geçmişleri bu ihtimali en aza indirmek- tedir. Belgelerinin, kanıtlarının aylardır savcının elinde bu- lunduğu ileri sürülen bir davada, sözünü ettiğimiz iki kişinin, delilleri yok edebileceği veya gizleyebilece- ğini düşünmek ise devletin ve yargının gücünü hafi- fe almaktan başka bir anlam taşımamaktadır. Sayın Eruygur ve Tolon’un tanıklar veya mağdur- lar üzerinde baskı yapma olanaklarının ne olduğunu da takdirlerinize sunar, Ergenekon soruşturmasının başlangıcından bu yana, baskının hangi yöntemler- le, kimlere uygulandığını da anımsamanızı rica ede- rim. Kısacası, hem Eruygur hem Tolon tutuksuz olarak yargılanabilirler, yargı önünde suçlu bulunurlarsa ce- zalarını çekebilirlerdi. Bu yol tutulmamıştır. Şu anda Ergenekon dava- sından tutuklu birçok kişi var. Bunların bir bölümü- nün tutukluluğu bir yılı aşmış bulunuyor, bunlar bun- ca süre içeride kaldıktan sonra aklansalar ne olacak? Kendileri için hukuken istenen ceza süresinin ta- mamını ya da tamamına yakınını veya hiç değilse bir bölümünü fiilen içeride yatmış olmayacaklar mı? Yargılama sonunda adaletin yerini bulması bu du- rumda mümkün olmayacaktır. Yargılama sonunda adaletin yerini bulması, ancak bunların uzun süreleri hüküm olmadan içerde geçir- melerinin önlenmesi ile mümkün olabilir. Olay Ergenekon ya da Şener Eruygur veya Hurşit Tolon ile ilgili değil yalnızca. Sorun, bir tedbir olan tutuklamanın, yargısız infa- za çevrilmiş olmasıdır. Ve ne yazık ki, bu uygulama Türk hukuk sistemin- de çok yaygındır. Basınımızın bu sorun karşısındaki duyarsızlığı da ilginçtir. Türk basınının vicdan sahibi, gerçek demokrat ka- lemleri bu konuda duyarlılık göstermek ve tutuklama yoluyla yargısız infaza karşı çıkmak zorundadırlar. asirmen@cumhuriyet.com.tr ANKARA (Cumhuriyet Bü- rosu) - CHP Genel Başkanõ De- niz Baykal, Deniz Feneri ha- berlerine tepki gösteren Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’õn par- tililere “Bu gazeteleri evlerini- ze sokmayın” çağrõsõ yapmasõ- nõ “Bütün bunların altında is- tibdat, dikta hevesi yatıyor. Bir kısım medyayı düşman ilan ediyor, bir sonraki aşama bu gazetelerin yayınlanmasını engellemek, imkân bulursa ya- saklamaktır” sözleriyle değer- lendirdi. CHP Lideri Baykal, dün CNN Türk’te yayõmlanan Ankara Ku- lisi programõna katõldõ. Baykal, Başbakan Erdoğan’õn bazõ gaze- telere boykot çağrõsõyla ilgili so- ruya şu yanõtõ verdi: “Başbakanın muhalif gaze- teleri boykot çağrısı sadece ruh halini değil, siyasi felsefesini, dü- şünce tarzını, eline imkân geç- tiği zaman nasıl toplum yaratı- lacağı konusunda ipuçları ve- riyor. Asıl dünya görüşünü or- taya koyuyor. Siyasi hayatım boyunca böyle bir şeye tanık ol- madım. Böyle bir kampanya yapması tasavvur edilecek şey değil. Başbakanın görevi onla- rın da haklarını korumaktır. Hırslarıyla, tepkileriyle ortalı- ğa nizam vermeye çalışıyor, husumet duyuyor, bölücülük yapıyor. Başbakan olduğunu unutuyor. Demokratik siyasi hayatta böyle bir duyguyu ta- şıma lüksümüz yoktur. Başba- kan Deniz Feneri haberlerine kızıyor. Bir defa hedefi yanlış seçmiş. Basın organlarına kı- zacağına, doğrudan Alman mahkemesine kızsın, gücü ye- tiyorsa Almanya’ya nota versin, Almanya’yı ambargoya alsın. Şimdi bu Türk basınına karşı ambargo uygulamasıdır. Bu ambargo kesin işlemez. Bu de- ğerlendirme Başbakan’a zarar verir. İnsanlar bir gazeteyi bi- risi uygun görüyor diye almaz- lar ihtiyaçtan dolayı alırlar. Nazlõ Ilõcak’a çok yumuşak de- ğerlendirme yaptı diye, çıktı ona ‘yataklõk yapõyor’ dedi. Bu- nun altında husumet yapıyor, husumetle basın özgürlüğü bağ- daşmaz. Senin gibi düşünmeyen insana husumet duya- mazsın o ayrı bir iş. Hukuka saygısızlık var, bütün bunların altında istibdat, dik- ta hevesi yatıyor. Devlet parasıyla alı- nan medyaya da ‘ben yanlõş yapsam da beni destekleyeceksin’ diyor. O insanları istemedikleri bir sa- fı seçmeye zorluyor. Bu kabul edilemez. Bugüne kadar hiçbir başbakanın yapmadığı bir şey, kendi ülkesinde haberleşme öz- gürlüğünü kullanan bir kısım medyayı ‘evinize sokmayõn’ di- yor, onları düşman ilan ediyor, onları ayırıyor. Bu, totaliter bir anlayıştır.” CHP lideri Baykal, RTÜK Başkanõ Zahid Akman’õn derhal istifa etmesi gerektiği görüşünü yineledi. Baykal, “Türkiye’de Deniz Feneri olayının üze- rine gidileceği konusunda umudunuz var mı” soru- su üzerine şunlarõ söyledi: “Almanya’daki yargıla- ma Türk yöneticilerini, yönetimini ve yargısını ağır itham altında bıra- kan bir yargı- lama oldu. Al- manya, Kanal 7, Deniz Fe- neri’ne bas- kın yapın, diyor, İçiş- leri Ba- kanlığı redde- diyor. Almanya’nın kararlılı- ğını Türkiye’de göremiyoruz. Bunlar mı soruşturacaklar? Bu olay siyasi ve ideolojiktir. Bu işi yapanlar AKP kadrola- rı. Başbakan, bu kişiyi tanı- mıyorum, dedi, fotoğraflar çık- tı, kaytaran bir başbakan gö- rüntüsüne girdi. Çok umutlu değilim. Bunlar ciddi bir yet- kiyle işin üzerine gitmiyorlar, gidemezler. Bu bir AKP pro- düksiyonudur. Kanal 7 haber- lerinin yayımlanmasına kızan bir Başbakan’ın bulunduğu ülkede hesap sorulması imkâ- nı var mıdır? Kaytarma yak- laşımı içindeler.” Baykal bir başka soru üzerine “Meclis Başkanı ‘hukuki yaptõ- rõm imkânõmõz yok’ diyor. Ola- bilir ama Meclis Başkanı gibi bir insan ‘bu olmaz’ deyip da- ha açık, daha kararlı ifadeler- le hüküm verdiği anda orada durulamaz artık. Gerekirse bir direnç olursa Cumhurbaş- kanı da bu noktada çağırıp ‘istifa et’ diyebilir. Olmazsa Devlet Denetleme Kurulu’nu (DDK) devreye sokabilir. DDK bu olayda devreye girmeye- cek de ne zaman girecek? Bu tablo karşısında Cumhurbaş- kanı susabilir mi, derhal ha- rekete geçmelidir, Cumhur- başkanı da düğmeye basmalı- dır, tavır takınmalıdır” görü- şünü dile getirdi. Baykal, Söğüt şenliklerinde Cumhurbaşkanõ Gül ile samimi görüntülerinin dikkat çektiği anõmsatõlarak yöneltilen bir so- ruya “Cumhurbaşkanı ile cid- di devlet meselelerine konuş- muş değiliz. Protokol gereği yan yana oturduk. Bu Sayın Gül’ün de, benim de tercihimiz değildi. Ben geçmişte cum- hurbaşkanı olmasına karşı çık- tım, bugün de onun yanlış ol- duğundan hiç kuşku duymu- yorum. Bugün bu kadar olay oluyor, cumhurbaşkanı hükü- mete ‘dur’ diyebilme anlayı- şında değildir. Anayasayı içine sindiren bir cumhurbaşkanı olsaydı bugün her şey farklı olurdu” yanõtõnõ verdi. Deniz Baykal, AKP liderinin medyaya boykot çağrõsõna tepki gösterdi, DDK’yi göreve çağõrdõ ‘Erdoğan dikta hevesinde’ Erdoğan’õn Deniz Feneri yolsuzluğunu haber yapan medyayõ boykot çağrõsõna tepki gösteren Baykal, “Başbakanõn muhalif gazeteleri boykot çağrõsõ sadece ruh halini değil, siyasi felsefesini, düşünce tarzõnõ, eline imkân geçtiği zaman nasõl toplum yaratõlacağõ konusunda ipuçlarõ veriyor” dedi. Baykal, Erdoğan’õn bu tavrõ altõnda hukuka saygõsõzlõk ve dikta hevesi yattõğõnõ söyledi. ERDOĞAN’IN MEDYAYLA SAVAŞI Hiçbir iktidar bu kadar tahammülsüz olmamıştı FIRAT KOZOK ANKARA - İktidar-basõn kavgasõ her dönem için Türk siyasi yaşamõnõn ayrõlmaz bir parçasõ oldu. Adnan Menderes’ten Süleyman Demirel’e, Turgut Özal’dan, Tansu Çiller’e kadar neredeyse tüm siyasiler medya ile kavga etti. Ancak hiçbir iktidar Başbakan Recep Tayyip Erdoğan gibi gazeteleri boykot çağrõsõnda bulunmadõ. İlk gazetenin 19. yüzyõlõn başõnda (1931, Takvim-i Vakayi) yayõn yaşamõna girdiği andan günümüze dek geçen zaman içerisinde basõn nadiren özgürce hareket edebildi. Hemen her dönemde basõn, siyasal iktidarlarõn güdümünde olan ya da siyasal iktidarlarõn koyduğu sõkõ yasal kurallarõn arasõna sõkõşõp kaldõ ve işlevlerini gerçekleştirmeye çalõştõ. 1950’li yõllarda Demokrat Parti’nin iktidara gelmesi basõn için de yeni bir dönemin başlangõcõ olmuştu. Kurulduğundan beri basõndan destek gören DP, bu desteğin karşõlõğõnda basõnõ ödüllendirme yoluna gitmişti. Ancak DP’nin “özgürlükçü” tavrõ uzun sürmemişti. İktidara gelmeden önce halka verdiği sözleri yerine getiremeyen iktidar, bir süre sonra basõnõn desteğini yitirmişti. Bunun üzerine DP, bugün AKP’nin yaptõğõ gibi basõnõ susturma yoluna gitmişti. Uluslararasõ Basõn Enstitüsü’nün DP’nin baskõcõ tutumuna ilişkin dönemin Başbakanõ Adnan Menderes’e gönderdiği mektup da çare olmamõştõ. Siyasal olaylarõn tõrmandõğõ 1970’li yõllarda da Süleyman Demirel hükümetinin özellikle solcu basõna yönelik baskõlarõ gündeme gelmişti. Gazetecilerin can güvenliğinin kalmadõğõ bir ortamda basõn özgürlüğünden söz etmek de güçleşmişti. Basõn için en önemli sarsõlma evrelerinden biri 12 Eylül darbesi ile başlamõştõ. 12 Eylül’ün ardõndan Sõkõyönetim Yasasõ’na bazõ kõsõtlayõcõ maddeler eklenmişti. Buna göre yasanõn 3. maddesinde yapõlan değişiklikle Sõkõyönetim Komutanlõğõ’na basõnõ sansür yetkisi verilmişti. Siyasal iktidarlarõn başarõsõz olduklarõ her dönemde basõnõ suçlamasõnõn yakõn zamandaki önemli bir örneği DYP-RP koalisyon iktidarõnda yaşanmõştõ. Hükümetin kuruluşunun üzerinden kõsa bir süre sonra meydana gelen Susurluk kazasõ gündeme oturmuştu. Toplum tarafõndan şaşkõnlõkla karşõlanan olay, basõnõn da çok yönlü irdelemesine ve araştõrmasõna maruz kalmõştõ. Özellikle de dönemin koalisyon Partisi olan DYP’den bir milletvekilinin adõnõn da olaya karõşmõş bulunmasõ toplumda büyük bir rahatsõzlõk yaratmõş, basõnõn konuya ilgisi çok geçmeden iktidarõn tepkisiyle karşõlaşmõştõ. Bir yandan RP bir yandan da DYP basõna yönelik yeni düzenlemeleri içeren birer yasa taslağõ hazõrlamõşlar ve basõn suçlarõnõn cezalarõnõ arttõrmak istemişlerdi.Tansu Çiller iktidarõ döneminde de basõnõ yönlendirmenin önemli bir yolu olarak basõna önemli teşvikler verilmişti. Çiller, 10 Mayõs 1997 Sultanahmet mitinginde, aynen Başbakan Erdoğan’õn yaptõğõ gibi doğrudan Doğan Grubu’na yüklenmiş ve medyaya verilen teşvikleri açõklamõştõ. AKP’nin bugün basõn üzerinde kurmaya çalõştõğõ baskõ ortamõnõ 1950’li yõllarõn Demokrat Parti’sinin tutumuna benzeten Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nazife Güngör, DP’nin de o dönemde basõn desteğiyle iktidara geldiğini ancak politikalarõnõn eleştiri konusu olmasõ üzerine iktidarõn basõna karşõ sert bir tutum içerisine girdiğini anõmsattõ. Güngör, şöyle devam etti: “Aynı şey şimdi AKP için söz konusu. Yolsuzluklar almış başını gidiyor. Basın da bunları yazıyor. Basına baskı yapılması iktidar partisinin yanlış uygulamalarını ortadan kaldırmaz, yalnızca bir ölçüde kamuoyuna aktarım sürecini kesintiye uğratabilir. Diğer yandan AKP’nin bugün basınla içerisine girdiği bu kavga ortamı öncekilerden de önemli bir farklılık gösteriyor. Burada işin içine bir de psikolojik boyut eklenmiş durumda. Hukuksal ve ekonomik mekanizmaların işletilmesi alışılagelen bir durum. Ancak basit bir anlatım örgüsüne sahip bir televizyon dizisi örneğinde olduğu gibi başaktörün her gün çıkıp televizyon ekranlarından öfke dolu sözler sarf ederek kahramanlık gösterisi yapması basın tarihimizin de bir ilki olsa gerek.” CİZRE’DE TEMSİLİ SINIF KURULDU DTP’denokulönünde anadilde eğitim dersi ŞIRNAK (Cumhuriyet) - Kürt Dili ve Eğitim Hareketi, “Anadilde eğitim istiyorum” kampanyasõ çerçevesinde Şõrnak’õn Cizre ilçesinde Menderes İlköğretim Okulu önüne temsili sõnõf kurup öğrencilere Kürtçe ders verdi. DTP’nin de desteklediği kampanya kapsamõnda okulun dağõlma saatinde bahçe duvarõnõn yanõna beyaz tahta kuruldu, ardõndan da evlerine giden öğrencilere “Gelin Kürtçe ders vereceğiz, siz de katılın” diye çağrõda bulunuldu. Okul üniformalarõyla alanda toplanan yaklaşõk 100 öğrenciye Kürtçe hikâye kitaplarõ dağõtõldõ. Kürt Dili ve Eğitim Hareketi gönüllüsü Mirza Kurt, öğrencilere tahta üzerinde Kürtçe alfabeyi öğretti. Tahtaya kaldõrõlan öğrencilere Kürtçe harfler ile “Dilimizi istiyoruz”, “Özgürlük” yazõlarõ yazdõrõldõ. Kurt’un “Okulunuzun adının ne olmasını istiyorsunuz” sorusuna öğrenciler, “Kürdistan” yanõtõ verdi.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog