Bugünden 1930'a 5,446,716 adet makale



Katalog


«
»

CMYB C M Y B 20EYLÜL 2008 CUMARTESİ CUMHURİYET SAYFA 17 KİM KİME DUM DUMA BEHİÇ AK behicak yahoo.com.tr ÇİZGİLİK KÂMİL MASARACI kamilmasaraci mynet.com TARİHTE BUGÜN MÜMTAZ ARIKAN www.mumtaz-arikan.com (ÇÖPLÜK ÇOCUKLARI) TAYYAR ÖZKAN www.junkidz.com HARBİ SEMİH POROY 20 Eylül SAĞNAK NİLGÜN CERRAHOĞLU Ukrayna’ da Oynanan Oyun Moskova Belediye Başkanı Yurt Luzhkov, yaz ba- şında Sivastopol’a yaptığı bir “ziyarette” söyleye- ceğini söylemiş: “Sivastopol bir Rus şehridir. Yeniden bir Rus şeh- ri olmalıdır!” Tabii arkasından büyük bir skandal kopmuştu fi- lan ama anlatmak istediğim bu değil... Rusların “bu stratejik Karadeniz limanına ilişkin zi- hin haritası” böylesine açık ve net. “Ne istedikleri- ni, neyin peşinde olduklarını” biliyorlar. Demem o ki son Ukrayna krizi, ağustostaki Gürcistan arbedesiyle başlamadı. Karadeniz’deki depremin merkez üssü esasen Ukrayna ve özellikle de Kırım’ın Sivastapol limanı. Paylaşılamayan ‘sınır’ ülkesi Batı ile Moskova’nın oluşturmaya çalıştığı “yeni Rus ekseni” arasında bir o yana; bir bu yana çe- kiştirilen, adı dahi “sınır” anlamına gelen “Ukray- na’nın” ortasından geçen bu “büyük güçler den- gesinde”; “kartların yeniden açıldığını” geçen yıldan itibaren yazdığım yazılarda söylemiştim: “Gelişmeleri; Brüksel şimdilik siperden izliyor” de- miştim. “Stratejik bakıştan yoksun” AB hâlâ siper- de ve ortak tavırdan yoksun. Almanya, Fransa, İtalya, İspanya gibi -Ruslara cep- he almaktan kaçınan- bir “eski Avrupa” büyük devletler ekseni var AB’de. Polonya, Çek Cumhu- riyeti gibi eski Doğu Avrupa ülkelerini kapsayan “Rus karşıtı” bir “yeni Avrupa” var. Bir de kayıtsız şartsız ABD’yi destekleyen İngiltere. Moskova bu durumda AB içinde yalnızca ağırlı- ğı olan büyük devletleri, “boyun kadar konuş!” he- sabına dikkate alıyor haliyle. Putin: ‘Ukrayna devlet değil!’ Irak ve Afganistan gibi başka öncelikleri varken; buralarda “renkli devrimler” fitillemeye kalkan ABD ise seçim yılında. Washington’da bir “lider boşlu- ğu” var. Üstüne üstlük nerde duracağı belli olma- yan bir Wall Street krizi ile cebelleşiyor. Moskova borsasını da vuran “kriz” gerçi Rusya’da da etkisini hissettiriyor ama önemli fark şu: Rusya’da tartışmasız bir “lider” var: O da Putin. “Rus ekseni”nin beyni; dün olduğu gibi, bugün de operasyonu başbakanlık şapkası altında yöneten ve Medvedev’i yönlendiren Putin. En son geçen nisandaki açıklamaları uyarınca Pu- tin’e göre “Ukrayna bir devlet bile değil”... “Rüzgâr nereden eserse” ona göre pozisyon alan Kiev’in dıştan güdümlü “liderciklerinin” kör- dövüşüne bakacak olursak, “Rus Çarı” tamamiyle haksız değil... Turuncu Devrim’in başkahramanlarından “Batı yanlısı” Başbakan Yulya Timoşenko, Gürcistan kri- zi itibarıyla aldığı 180 derecelik virajla, direksiyonu Moskova’ya kırmış görünüyor... Ukrayna’yı ne pahasına olursun AB ve NATO’ya sokmak; Rusları da Sivastopol’la Kırım’dan söküp atmak isteyen Cumhurbaşkanı Viktor Yuşçenko bu- nu “ihanet” olarak adlandırıyor. ‘Yeni Yalta’ nerden geçecek? Devlet Başkanı ile Hükümet Başkanı arasındaki giderilemeyen bu “çatlak”; son dört yılda altı seçim yaşayan Kiev’de büyük ihtimalle yeniden sandıkların açılması anlamına geliyor... Bu itiş kakış arkasında gerçekten 2010 yılında ya- pılması gereken “Cumhurbaşkanlığı seçimleri” var. Yulya Timoşenko’nun derdi, Yuşçenko’yu koltu- ğundan edip, Cumhurbaşkanlığı’na çıkmak... Sarı, kalın örgü topuzu ve değişmez incileriyle bel- leklere kazılan Timoşenko; Rus desteğiyle “Cum- hurbaşkanlığı”nı alıp, Yuşçenko’yu devre dışı bı- rakmak istiyor. Bu durumda başbakanlığın en güçlü adayı da “Rus yanlısı” Viktor Yanukoviç olacak. Bugün Kiev’deki siyasi kaosun altında yatan ve Yuşçenko’yu çileden çıkaran hesap bu. Hesap planlandığı gibi yürürse, Putin “Gürcistan” gibi “Ukrayna bahsini” de kazanmış olacak! Ukrayna’nın iki siyasi lideri: Yuşçenko ve Timo- şenko arasında yaşanan bu amansız kapışma; ba- sit bir siyasi mücadeleden ibaret değil özetle. Mü- cadelenin sonucu, yeni “Yalta düzeninin” nereden geçeceğini ve Karadeniz’deki kuzey komşumuzun hangi “tarafta” kalacağını belirleyecek.... Ukrayna’yı yakından izlemekte yarar var. nilgun@cumhuriyet.com.tr Fener İlişkileri Bir dolandırıcılık şebekesi olduğu Alman mahkemesinin kararı ile saptanan Deniz Feneri çevresindeki ilişki ağından bir demet: - Deniz Feneri için kuryelik yaptığı Alman savcılığınca gündeme getirilen Zahid Akman, Recep Tayyip Erdoğan tarafından RTÜK başkanlığına getiriliyor. Alman makamlarına göre, Akman, Kanal 7’nin Yönetim Kurulu Başkanı Zekeriya Karaman ile birlikte Frankfurt’a gelip paraları aldıktan sonra Türkiye dönen kişi... Akman aynı zamanda, Deniz Feneri ile ilgili savlar büyüyünce, Meclis’te AKP çoğunluğunca kabul edilen bir yasa değişikliği ile hakkında soruşturma açma izni doğrudan Başbakan’a verilen kişi. - Alman soruşturmacıların “yüksek suç işleme potansiyelli, pişmanlık ve özeleştirisi bulunmayan elebaşı” olarak tanımladıkları Kanal 7’nin Yönetim Kurulu Başkanı Zekeriya Karaman, Recep Tayyip Erdoğan’ın akrabası. Karaman’ın oğlu Habip Karaman, Erdoğan’ın oğlu Burak’ın eşinin kardeşi ile evli. - İddialara göre, Recep Tayyip Erdoğan’ın oğlu Burak Erdoğan, Frankfurt’ta Kanal 7 ve Deniz Feneri’nin aynı binadaki bürolarına gidip geliyor. - Recep Tayyip Erdoğan’ın “Tanımam” dediği ve Almanya’daki Deniz Feneri davasında 5 yıl 10 ay hapse mahkûm olan Mehmet Gürhan’ın kendisiyle Kanal 7’nin Almanya temsilciliğinde çekilen fotoğrafı gazetelerde yayımlanıyor. Aynı davanın iddianamesine göre Mehmet Gürhan, koltuğunda Recep Tayyip Erdoğan’ın oturduğu Başbakanlığa (Doğu Asya’daki tsunamiden zarar görenler için) gönderilmek üzere sanık Firdevsi Ermiş’ten para alan kişi. Birisi son günlerde esip gürlüyor, bağırıp çağırıyor, çok rahatsız. Üstelik sinirli. Çorap söküğünden olmasın sakın? Ağır Görev Çağrısı Adına Ergenekon denen soruşturmadan tutukluydu Şener Eruygur. Cezaevine gönderilmesi çok ağır gelmişti kendisine. Parmaklıklar arkasındaki koşullar ağırdı. Tansiyonu yükseldi, merdivenden düştü, ağır yaralandı. Avukatı Turan Karakaş çok üzgündü, “Şener Eruygur’un cezaevine konulması zalimane bir şeydi” dedi. Deniz Feneri’nin Türkiye ayağını aydınlatacak bir savcı çıkmamış henüz ortaya... Alman yargısının gösterdiği olası sanıklar İstanbul’da. Üstelik olay çete boyutunda. İlişkiler desen derin mi derin... Bu işi olsa olsa, tam yetkili ve de etkili bir savcı, örneğin Zekeriya Öz çözer. Haydi Zekeriya Öz, göreve! Kapitalizm dara düştü. Ağlaşacak, sızlanacak, dövünecek; sonunda kabak yine yoksulların başında patlayacak... Prof. Dr. Bilsay Kuruç, BBC’de eski Amerikan Merkez Bankası Başkanı Gre- enspen’i dinlemiş. “Bu oyunda daima kazananlar ve kaybedenler olacaktır” demiş Greenspen, “Ekonomide kimse- yi kurtarma gibi bir görev yoktur. Kim za- yıfsa batacak, kim güçlüyse kalacak.” Bu söz Türkiye için söylenmiş sanki... Prof. Kuruç da aynı kanıda: - Bunalım sizce Türkiye’yi nasıl vu- racak? - Türkiye’de özellikle 2000’den sonra özel sektörün borçlanması yoluyla işle- tilmeye çalışılan bir kapitalizm oldu. Özel sektörün aşağı yukarı yüzde 80’ni döviz kredisiyle işliyor. Zaten son dönem kârlarına bakılırsa, kârların esas kayna- ğı faaliyet dışı kâr, yani kambiyo kârı. Dö- vizle kredi sıfır maliyete yakın, ucuz. Türk Lirası yapay olarak değerli durduğu için oradan kazanıyorlar. Gitgide borçlandı- lar.150 milyar doları buldu özel sektörün borcu. Krediler kesildiği anda, orta boy- lardan başlayıp büyük boylara doğru if- laslar olacak. Amerika’da yaşananlar, Türkiye’de yarıya yakını yabancıların eline geçen bankalar kesiminde değil, şirketlerde görülecek.Türk özel sektörü, dıştan finans zayıfladığı anda batmaya başlayacak. - Bu süreç çok yakın mı? - Dış konjonktürün gelişmesine bağ- lı. Batanlar ve zora düşenler dışında ABD’de batmaya aday en az iki-üç banka daha var. Bunların batmamak için taze paraya ihtiyacı var. Taze parayı an- cak dünyaya giden paradan, daha ön- ce verdikleri paradan toplayacak, geri döndürecekler. Parayı dünyanın nere- sinden geri çağırıyorlarsa, oraları bata- cak. 1930’da Avrupa’daki batışın bir mo- delidir yaşananlar. - Ne olmuştu o dönemde? - 1929 buhranı öncesi ABD ekonomisi çok hızlı gelişmişti. Borsa o denli ka- zandırıyordu ki, Almanya’ya, Avustur- ya’ya kredi olarak giden paraları, Ame- rika’da şimdi daha çok kazanırız diye ge- ri çağırmaya başladılar ve Almanya, Avusturya durgunluğa girdi. Ardından borsa durgunluğa girdi. Bu sefer taze pa- ra için geride kalmış diğer paralarını da çektiler Avrupa’dan. Dolayısıyla önce Avusturya, ardından da Almanya battı. Arkasından İngiltere “Artık ben dünya- yı idare edemiyorum, para sistemine son veriyorum” dedi. Bugün yaşadıklarımız ona benziyor. ABD’nin taze paraya ih- tiyacı var, çünkü kendi yatırım bankaları, şirketleri batıyor. - Bunalım küresel düzeyde önle- nebilir mi? - Bunalımı durdurma gibi bir şey yok- tur kapitalizmde. Yıkılanlar yıkılacakla- rı yere kadar gidecekler. Ondan sonra yeniden toparlanma olacak. Greens- pen’in kastettiği de budur zaten. - Ya Türkiye? Bizim kurtulma ola- nağımız var mı? - Yok. 1930’da İsmet Paşa, “Artık yo- lumuz devletçiliktir” deyip fermuarı çek- mişti. İşte onun gibi bir idareye ihtiya- cımız var. Ama o da Türkiye’de yok. Bi- ze tsunami birkaç koldan gelecek. Yıkıp götürecek, sel gibi... Bir dönemden kalan izler… ERTUĞRUL KAZANCI Eğitimci, Hukukçu Tarihsel akış içinde ulusları ilgilendiren öylesine olaylar vardır ki yıllar geçtikçe onulmaz zararları daha çok göze çarpar. Ülke yaşamında bıraktıkları kalıcı izler, sorunları arttıran ne- denler olarak ayakta durur. İşte 12 Eylül 1980 darbesi, felaketli mirası ve kötücül so- nuçlarıyla günümüze aktarılmış olarak yaşanmaktadır. Em- peryalist bloktan alınan des- tekle, içimizdeki pusuya yatmış karşıdevrimcileri aynı düzlem- de birleştiren müdahalenin adı; 12 Eylül’dür. 12 Eylül darbesinin bir ön- ceki halkası, 12 Mart 1971 tarihlidir. İkisi arasında ciddi benzerlikler vardır. Birbirlerini tamamlamışlardır. 12 Mart’ın öncelikle siyasal sonuçları ağır basar. Özellikle 1961 Anaya- sası önemli ölçüde budanır. Çünkü devletin esas örgütsel yapısını belirleyen demokratik anayasal esaslar, “lüks” gö- rülmüştür. 12 Martçıların baş- lıca uğraşları; “anayasaya şal atmaktır”. Şal, başarıyla atıla- rak hak ve özgürlükler kısıt- lanmıştır. Hatta devlet yönet- me sisteminde o zamana de- ğin görülmemiş bir iş yapılarak, “makable şamil” yani “geçmi- şe yürürlük taşıyan” işlem ve eylemlerle tutuklamalara gi- dilmiştir. Gençliğin sindirile- rek ilerici ve toplumcu arena- dan geri çektirilmesi ve dü- şüncenin suç sayılması 12 Mart’ın başlıca ve en olumsuz tavırlarından biri olmuştur. “Suçta yasallık” kuralına aykı- rı olarak Deniz Gezmiş ve ar- kadaşlarıyla ilgili hüküm uy- gulanırken bir hukuk cinayeti de beraberinde işlenmiştir. Parlamentoda o zamanki sa- nıyla “Tabii Senatör” İsmet İnönü’nün karşıt konuşması ise belleklerde saygınlıkla kal- mıştır. 12 Mart’ın çok daha sun- turlusu, bir karşıdevrim olgu- su şekliyle ülkenin başına 12 Eylül’de gelmiştir. Atatürkçü düşünce sistemine karşı 1946’larda başlatılan ve 14 Mayıs 1950 tarihinde Demo- krat Parti’nin işbaşına gelme- siyle hızlanan başkaldırı süre- ci, 12 Eylül’ün demir ökçesiy- le güç kazanmıştır. Önce Cum- huriyet’in devrimci potansiye- linin beli kırılarak, hukuk dışı yöntemlerle ülke geniş ölçüt- lü cezaevine çevrilmiştir. On binlerce insan; işlerinden atıl- mış, fişlenerek gelecekleri ka- rartılmıştır. “Güvenlik soruş- turması” adıyla yürütülen kasıtlı davranışlarla insanların ya- şamlarında derin acılar yara- tılmıştır. 24 Ocak 1980 günlü vahşi li- beralizmi içeren kararlar, 12 Eylül ortamında zorunlu bir uygulamaya geçirilmiştir. Yurt- taşları aldatarak ellerindeki bi- rikimleri heder eden “banker- ler faciası” da o dönemde ya- şanmıştır. Yurtdışındaki çağdışı örgütlerden kurs sağlayanlar, 1982 Anayasa referandumun- da her taraftan içleri görülen zarflarla oylamaya gidenler, ek maddelere sığınarak yargı- lanmaktan kurtulmuşlardır. Ül- ke yönetim katlarını ele geçir- dikten sonra, din ve dünya iş- lerini birbirine karıştıranlar 12 Eylülcülerdir. Üniter devlet ya- pısı dışında “federatif” yol ara- yanlar yine 12 Eylül darbeci- leridir. Düşünen gençliği; apo- litik, gerçekdışı kurgulara iten ve halkçı-devletçi mücadele- den sıyıranlar da 12 Eylülcü- lerdir. 12 Eylül 1980 karşıdevrimi yeni gelişmelere çarpık fırsat- çı ve takıyyeci bir demokrasi yoluyla gelecek hazırlamıştır. Siyasal, sosyoekonomik ve kültürel açıdan ülkeyi “şiraze- sinden” çıkaran 12 Eylül dar- becilerinin, yargılanmaları bir zorunluluktur. Çünkü hukuku ortadan kaldırarak insanlık suçları işleyen 12 Eylülcüler, Cumhuriyetin kuruluş felsefe- sini çiğnemişlerdir. 12 Eylül sonrasında günden güne kö- tüye giden Türkiye’nin, şu an- da yaşanan büyük sorunlarının oluşmasında her yönden suç- ludurlar. Koşullar elbette olu- şacak ve 12 Eylül mutlaka hü- küm giyecektir. Kemalist dev- rime savaş açarak ideolojik ve tüm insani değerlerden yoksun bırakanlar, ibret dolu bir cezalandırmayı tarih önün- de hak etmişlerdir. Kapitalizmin Yıkımı Kapıda BULMACA SEDAT YAŞAYAN SOLDAN SAĞA: 1/ Kesilerek biçim verilmiş parçalarõ bir yüzeye kompo- zisyon oluşturacak biçimde yapõştõrma sanatõ. 2/ Orta Ana- dolu’da bir göl... Büyüme, gelişme. 3/ “İşte geldik gidi- yoruz, --- olasõn Ha- lep şehri” (Atas- özü)... Avlanõrken avcõlarõn hayvan- lardan gizlendiği yer. 4/ Perhiz. 5/ Aşõrõ olmama durumu... Kuzu sesi. 6/ Niğde’nin bir ilçesi... Sõ- nõrlõ bir yerle ilgili olan. 7/ Halk dilinde ayrana verilen ad... Sipersiz şapka... Titan elementinin simgesi. 8/ Kullanõlmaya hazõr para... Ruh. 9/ Birine dokunsun diye söylenen söz... İslam dinini korumak ya da yaymak amacõyla yapõlan savaş. YUKARIDAN AŞAĞIYA: 1/ Kõr bekçisi, korucu. 2/ Oyunda cezalõ çocuk... Bir ili- miz. 3/ Kenevir... Akõm şiddeti birimi kiloamperin kõsa ya- zõlõşõ. 4/ Mezopotamya’da kurulmuş en büyük sitelerden biri... İlkel benlik... Bir cins tuzlu turta. 5/ Bir tür bağõm- sõzlõğõ olan büyük il. 6/ Önden ya da arkadan geniş biçimde evaze, içte kalan eteğin ucunun yan dikişle birleştiği etek- ler için kullanõlan sözcük. 7/ Yerinde yapõlan ve beğeni- len davranõş... Tantal elementinin simgesi. 8/ Bir nota... “Çok sarhoş” anlamõnda argo sözcük. 9/ Antil Adalarõ’nda yetişen çok zehirli bir ağaç. 1 2 3 4 5 6 7 8 9 1 2 3 4 5 6 7 8 9 Ç A Ğ A N O Z K İ L P A P A R A M Y A N M A R D Ç A R E R A T E İ N İ E T A Ş M A F İ Ş K R K A M İ K A Z E T N A K A R A T E C E L S E N A 1 2 3 4 5 6 7 8 9 1 2 3 4 5 6 7 8 9
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog