Bugünden 1930'a 5,465,197 adet makale



Katalog


«
»

CMYB C M Y B 13 EYLÜL 2008 CUMARTESİ CUMHURİYET SAYFA 17 KİM KİME DUM DUMA BEHİÇ AK behicak yahoo.com.tr ÇİZGİLİK KÂMİL MASARACI kamilmasaraci mynet.com TARİHTE BUGÜN MÜMTAZ ARIKAN www.mumtaz-arikan.com (ÇÖPLÜK ÇOCUKLARI) TAYYAR ÖZKAN www.junkidz.com 13 Eylül SAĞNAK NİLGÜN CERRAHOĞLU Sivastopol Önü Gemiler Öyle uzak bir yer değil. Şunun şurasında karşı kıyı! Karadeniz jeopolitiğini canlı canlı kavramak; “içinden yaşamak” isteyen her Türk, Sivastopol’a bir kez olsun gitmeli... Ben iki yıl önce gittim. Ve şaşkınlıktan apışıp kaldım. Dünyanın hiçbir yerinde çünkü böylesine “tarihe hap- solmuş” başka bir şehir görmedim. Sivastopol, 19. yüzyılda takılıp kalmış. 19. yüzyılın sonu da değil. Ortası. Varsa yoksa “Kırım Savaşı”! Ba- şınızı nereye çevirseniz, Kırım Savaşı anısına dikilmiş bir anıt; bir heykel görüyorsunuz… Sinop’ta Osmanlı donanmasını batırarak Kırım Sa- vaşı’nı tetikleyen “Amiral Nakhimov” heykeli, 1828- 29 Türk-Rus Savaşı’nda Osmanlı’yı yenen Amiral Kazarsky heykeli, Rus donanmasının “Kırım Sava- şı’nda” gösterdiği efsanevi savunmayı yücelten kör- fezdeki “Kartallı Sütun” ... Şehre daha “merhaba” derken, bu anıtlarla yüz yü- ze geliyorsunuz. Derken bir tepeye çıkıyorsunuz. Bu- rada da sizi “Panorama” denen bir müze karşılıyor. Neo-klasik tarzda yapılmış bu yuvarlak binanın içinde tek bir tablo var. Tablo dediysem, 1000 met- rekare. Binayı çepeçevre 360 derece kuşatıyor. Ve Rus- ların “Sivastopol savunmasında” sergiledikleri “kah- ramanlık destanını” cephe cephe anlatıyor. Her şeyin gerçek yaşam boyutunda betimlendiği ve bir tiyatro dekoru gibi kullanılan tabloyu; tahtadan ya- pılmış gerçek kulübeler, top tüfekler ve bir ses-ışık gös- terisi tamamlıyor. Sivastopol’a “Panorama”yı görmeye gelen turistler -başka da bir şey yok!- müzeye adım atar atmaz; bir buçuk asır öncesine ışınlanıyor ve doğrudan doğruya kendilerini “cephenin içinde” buluyorlar... Tarihle mesafeleri yakan kent “Ne var bunda şaşacak? Avrupa ülkelerinde de ta- rihi savaşları büyük sanat eserleriyle tasvir eden anıt, resim, heykel şu bu yok mu?” derseniz... Sivastopol’daki bu devasa tasvir ve teşhiri, ben- zerlerinden farklı kılan şu: Burada tarihle aranızdaki me- safenin tamamiyle yıkıldığını ve yok olduğunu hisse- diyorsunuz. “Panorama” zaten sırf bu amaçla yapılmış: Tarihi kay- da düşen bir bakışla değil; “olduğu gibi blok halinde bugüne taşımak ve yaşatmak” için yaratılmış. Bugün Karadeniz’de kopan fırtına, geçmişi olduğu gibi işte blok halinde böyle bugüne taşıyan aynı zihin haritasının eseri: “Rus donanması, artık egemen ve başka bir devle- te -Ukrayna’ya- ait olan Sivastopol’u terk edecek mi, etmeyecek mi? Rusya; -özel statüler ve anlaşmalar yo- luyla- halihazırda denetim altında tuttuğu Kırım’ın ya- kasından son tahlilde düşecek mi düşmeyecek mi? Rus- ya, bu denetimi bıraktığı/gevşettiği anda; Batı’nın bü- yük güçleri NATO amblemi altında bu limana yerleşe- cek mi yerleşmeyecek mi?” Gürcistan krizi, bu olayın ufak bir parçası. Asıl bü- yük mesele bu. “Panorama”dan bakıldığında, bu sorulara verilecek tek yanıt “Asla!” olabilir ancak. “Panorama” dürbünü- nü bugüne uzattığınızda, Moskova’nın hiçbir biçimde ve ne pahasına olursa olsun, Kırım’ı bırakmayacağını açık ve net görebilirsiniz. Büyük güçler “panoraması!” “Kırım Savaşı” ve “Sivastopol muharebesinin” bizim tarihimizde yeri önemlidir değil mi? Savaşın “Osman- lı’nın yanında yer alan büyük güçlerle” Rusya arasın- da cereyan ettiğini; hayal meyal de olsa lise tarih ki- taplarından biliriz. Ve hayal meyal, gerçekte bu sava- şın doğrudan taraflarının Osmanlı ile Çarlık Rusyası ol- duğunu düşünebiliriz... “Panorama” bakışı katiyen böyle değil oysa ki... “Panorama” bakışında, Osmanlı’nın esamesi yok. Hiç! Sıfır. Rus tarihçilerin, dün olmuş gibi bugüne taşıdıkları bu “savaş” sadece ve sadece büyük güçler arasında ce- reyan etmiş gibi sahneleniyor... Bölgeye tümüyle yabancı bir Çinli, Japon ya da Ame- rikalı bir turist gelip bu müzeyi görse; “Kırım Savaşı’nın” yanlızca Rusya ile Batı’nın iki büyük gücü “İngiltere- Fransa” cephesi arasında cereyan ettiğini düşünecek. Ruslar; “Kırım Savaşı” anısına diktikleri bu abide mü- zede, Osmanlı’ya küçücük bir “dipnot” olarak dahi yer ayırmamış. “Sivastopol Panoraması”nı görmek çok eğitici ve öğ- retici. Herkese tavsiye ederim. Zaman tüneline giren büyük güçler arası ilişkilerin, 19. yüzyıl reel politiğine çark ettiği özellikle şu dö- nemde... nilgun@cumhuriyet.com.tr Alkışlanan adamlar Abdullah Gül yakında New York’a gidecek, Bush ile de görüşecek belki. Şeytan kulağına kurşun, aralarından su sızmıyor. En son Gül Ermenistan’a gitmeden önce telefonla konuşmuşlardı. Kamuoyu yalnızca Cumhuriyet’te yayımlanan bir küçük haberden öğrendi görüşmenin gizlenen ayrıntısını. Bush, Gül’e “Seninle gurur duyuyorum” demişti telefonda. “Yaptığın işten dolayı saygı duyuyorum, takdir ediyorum” filan değil, “Gurur duyuyorum” demişti Bush, Gül’e. Ustanın çırağıyla, büyüğün küçüğüyle, babanın oğluyla senli benli gurur duyuşu gibi bir şeydi bu... Bush, sadece gurur da duymamış, eklemişti: “Seni alkışlıyorum...” Bush-Gül görüşmesinin ayrıntıları, yakın geçmişte yaşanmış bir olayı anımsattı bize: ABD’nin özgürleştirdiği Afganistan’a Devlet Başkanı diye atadığı Hamid Karzai geçen yıllarda Bush’u ziyaret etmişti. Karzai, buluşma sırasında “Ah” demişti, “Burası öyle bir ülke ki, insan bir geldi mi hiç gitmek bilmiyor.” Bush, Karzai’nin sırtını sıvazlarmış gibi yapıp uyarmıştı: “Evine git, işlerine devam et. Tamam mı?” Bush, ne de olsa Karzai ile gurur duyuyordu, karşılığında teşekkür etmemek ayıp kaçardı. Kaçırmadı zaten Karzai, “Peki, teşekkür ederim” dedi ve Afganistan’a dönmüştü. Karzai de alkışlanacak adamdı... Bıyık Günlerden 5 Eylül 2008, Cuma. Vatandaş, Ankara Emniyet Mü- dürlüğü Trafik Tescil Bürosu’na ruhsat değişimi için başvurdu. Görevli polise, ruhsat ve kimliğini uzattı. Polis, kimliğe baktı, ardın- dan da vatandaşa, “Senin” dedi, “Bu bıyıkların haramdır. Yediğin, iç- tiğin her şey haramdır.” Vatandaş, “Anlamadım, kime söylüyorsunuz bunları?” deyince, polis memuru “Sana söylüyorum” diye üsteledi, “Senin bu bıyıkla yediğin, içtiğin her şey haramdır. Dinimizce bıyık dudak üstünde olmalıdır.” Durmadan, susmadan dinsel yorumlarına devam eden polis, “Sen işine bak, sen işini yap” di- ye uyarılınca sinirlendi, daha yük- sek sesle konuşmaya başladı. Duruma orada bulunan bir komi- ser el koydu, işlemin bitirilmesini sağladı, vatandaşı oradan uzak- laştırdı. Anayasa Mahkemesi kararı ile “laiklik karşıtı eylemlerin odağı” ol- duğu kanıtlanmış bir partinin yö- netimi altındayız. Böyle bir dö- nemde devletin polis memuru, vatandaşlar arasında ayrımcılık yapmayı kendisine görev bilme- yecek de ne yapacak? Atama İşkolu istatistikleri ile hangi sendikaların Tür- kiye çapında toplu- sözleşme yetkisi ala- cağını belirleme göre- vini üstlenen Çalışma Genel Müdürlüğü, Ça- lışma ve Sosyal Gü- venlik Bakanlığı’nda ayrı bir öneme sahiptir. İşte o genel müdür- lük ile ilgili olarak sen- dikacılara gönderilen bir iletiden özet: “AKP iktidarı, Çalış- ma Genel Müdürlü- ğü’ne Fikret Şöhret’i getirmiştir. Fikret Şöh- ret’in oğlu Ahmet Ay- kut Şöhret, Hak-İş Konfederasyonu’na bağlı Hizmet-İş Sen- dikası’nın 2 No’lu Şube Başkanlığı’nda çalışır. Kimi eski yöneticileri AKP’den milletvekili seçilmiş olan Hak-İş Konfederasyonu Ge- nel Sekreteri Settar As- lan’ın kızı Havva Akka- ya da Mesleki Yeterlik Kurulu’na Daire Baş- kanvekili yapılmış, Hav- va Akkaya’nın eşi Ka- zım Akkaya da önce Bursa Bölge Müdür Yardımcılığı’na ardın- dan da Yabancıların Çalışma İzinleri Daire- si Başkanlığı’na Şube Müdürü atanmıştır.” Aşiret gibi yönetilen devlette artık bu tür atamalar ve ilişkiler çok doğal gelişmelerden- dir. Asıl böyle olaylara şaşırmak şaşırtıcıdır... Deniz Feneri’nin onlar için önemi çok belli. Recep Tayyip Erdoğan’ın hop otu- rup hop kalkışından belli. Şimdiye değin yapılanlardan belli: AKP, 2002’de iktidar olur olmaz ilk yap- tığı işlerden biri Deniz Feneri için “kamu yararına dernek” konumu için Danıştay’a başvurmak oluyor. İçişleri Bakanlığı’nca yapılan bu başvuru reddediliyor. 2004’te bir kez daha başvuruyorlar, Danıştay yi- ne reddediyor. AKP o kadar kararlı ki, tu- tuyor Kasım 2004’te Dernekler Yasası’nı değiştiriyor, Danıştay’ın kamu yararına dernek konumu verme yetkisini Danış- tay’ın elinden alıyor, Bakanlar Kurulu’na veriyor. Bakanlar Kurulu da yasa değişir değişmez Aralık 2004’te Deniz Feneri’ni kamu yararına çalışan dernek yapıveri- yor ki, çeşitli ayrıcalıklardan yararlansın, koruma altında olsun, izinsiz bağış top- layabilsin vb... Bir başka uygulamayı da arkadaşımız Murat Kışlalı anımsattı: AKP, 2 Ocak 2004’te yürürlüğe giren 5035 sayılı ve 31 Aralık 2004’te yürürlü- ğe giren 5281 sayılı yasalar ile Gelir Ver- gisi Yasası’nın 40/10. maddesini de de- ğiştirmişti. Yasada yapılan değişiklik so- nucu, “Fakirlere yardım amacıyla gıda bankacılığı faaliyetinde bulunan dernek ve vakıflara, Maliye Bakanlığı’nca belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde bağışlanan gıda, temizlik, giyecek ve yakacak mad- delerinin maliyet bedelinin tamamının, be- yanname veren gelir ve kurumlar vergi- si mükelleflerince gider olarak indirile- bilmesi” sağlanmıştı. Böylece faaliyet konusu içine “gıda bankacılığı”nı ekleyen tarikat ve cema- atlerin vakıf ve derneklerine yapılacak “gı- da, temizlik, giyecek ve yakacak” bağış- ları, tamamıyla vergiden düşülüyordu. Bu- na göre gelir beyannamesi veren tüm ger- çek kişi ve kurumlar, bağış yapmaları du- rumunda bu kapsama girerken yapılan bağışlar KDV’den de muaf tutuluyordu. Ve Deniz Feneri bu yasadan da ya- rarlanıyordu. Üstüne bu denli düşülen, ayrıcalıkla- ra boğulan, uğruna yasalar değiştirilen, yasalar çıkarılan Deniz Feneri, AKP’nin yumuşak karnıdır, besbelli! Deniz Feneri’ne Bir Ayrıcalık Daha Yetim Hakkı Değil Halkın Hakkı DENİZ BANOĞLU Türkiyemiz, toplumsal ve si- yasal bağlamda, eğitimde, eko- nomide, iç ve dış politikada gelmiş geçmiş iktidarlar dö- nemlerinde de sürekli “istikrar arayışı” içinde olmasına karşın, ne yazıktır ki dünya devletleri coğrafyasında “istikrarlı bir ülke” tablosunu çizmeyi bir türlü ba- şaramadı. Birinci Dünya Sava- şı’ndan bu yana, (ikincisine bu- laşmadığımız için) yakın tarihe “hiç savaş yaşamamış” bir top- lum olarak adını yazdırdığı hal- de, şöyle geriye dönüp gazete sayfalarını çevirdiğimizde 50 yıldır ülkenin hep aynı dertlerle boğuştuğunu görürüz; iç siya- si kavgalar, parti içi ve partiler arası çekişmeler, hükümet de- ğişiklikleri, askeri darbeler, iş- sizlik, gelir dağılımındaki ada- letsizlik, yoksulluk, kalkınma politikalarındaki sıkıntılar, siya- si skandallar, töre cinayetleri, iç göç ve çarpık kentleşme so- runları, ABD ambargoları, Kıb- rıs sorunu, Türkiye’nin tanıtı- mında yaşanan sıkıntılar, A’dan Z’ye eğitim sorunları ve nihayet dünden bugüne sürüp gelen soygunlar, yolsuzluklar, rüşvet olayları. Bunlar yetmiyormuş gibi, son iki yüz yıldır ülkemiz bir yandan iç terör belasıyla boğu- şurken diğer yandan da yüzde 47’lik iktidarın da el vermesiyle dış güçlerce emperyalist ku- şatma altında, sözde AB uyum yasaları uyarınca ulusal kuru- luşlarımız ve topraklarımız özel- leştirme adına satılmakta. Ka- muoyu Ergenekon safsatası ile uyutulurken, Mustafa Kemal’in eseri Cumhuriyetin temel de- ğerleri, bu büyük insanın ken- disiyle birlikte yıpratılmakta, Lo- zan derken şimdi de Montrö An- tlaşması emperyalistlerin istek- lerine neredeyse yem olmakta- dır. Az da olsa arada bir halkı- mıza soluk aldıracak kimi kişi- sel, kurumsal ve ulusal başarı- larımız ise, iktidar erkinin büyük yasal soygunları, rüşvetleri ve yolsuzlukları arasında kaybolup gitmekte. Aynı suçtan yargı- lanmış bir cumhurbaşkanının kendisiyle aynı kaderi paylaştı- ğı bir siyasiyi affetmesine, baş- bakan yardımcısı dişli bir ba- kanın ispatlanmış yolsuzluğuna gerçek yurtseverler ses çıkarır- ken, sadece göstermelik de- mokrasi için imza toplayan söz- de aydınlardan tepki gelme- mektedir. Gazeteler bu iktidar döne- minde yolsuzluğun 8’e katlan- dığını yazarken ve bir eski ba- kan, “55 yıllık siyasi yaşamımda böylesine yolsuzluk görmedim” derken, Dişli’nin yolsuzluğuna dokunulmazlık zırhı altında do- kunulamamaktadır. Dahası hu- kuk ve adalet adamlarının cum- hurbaşkanının dokunulmazlığı yoktur açıklamasına karşın da, o makamın dokunulmazlığı sü- rüp gitmektedir. Oysa bir zamanların Türki- ye’sinde daha doğrusu Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yıllarında da bugünkü gibi kimi yolsuzluklar ve rüşvet olaylarına adı karışan milletvekilleri ve bakanlar ol- muştur ama sığındıkları doku- nulmazlıklarına rağmen hüküm giymişlerdir. Bunlardan biri İh- san Eryavuz’dur. Milletvekili ve eski Bahriye bakanıdır. Yavuz zırhlısının onarımı sırasında bir Fransız şirketinden rüşvet alın- dığı iddiasıyla Yüce Divan’da yargılanır. Tarihe Yavuz - Havuz Yolsuzluğu diye geçen bu yol- suzluk olayında, Cumhuriyet tarihinde ilk mahkûmiyet kara- rı verilir ve 26 Ocak 1928’de Er- yavuz’un milletvekilliği düşer. Diğeri Ali Cenani’dir. Os- manlı Meclisi Mebusanı’nda 4 dönem (Halep ve Antep), TBMM’de 1, 2, 3. dönem (Ga- ziantep) milletvekilidir, ayrıca Ali Fethi Okyar ve 3. İnönü hü- kümeti döneminde Ticaret Ba- kanlığı yapmıştır. Un ve zahire fiyatlarının yükselmesini önle- mek için, bakanlığına verilen 500 bin liranın harcanmasında usulsüzlükten hakkında soruş- turma açılır. 14 Nisan 1928’de dokunulmazlığı kaldırılarak Yü- ce Divan’a sevk edilir, 14 Mayıs 1928’de 1 ay hapis ve 170 bin lirayı tazmin etme cezası verilir. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde Yüce Divan’a sevk edilen ikin- ci bakandır. Evet rüşvet, yolsuzluk eski dönemlerde de varmış. Ancak geriye dönüp arşivlere baktığı- mızda, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kuruluşundan bu yana yani 88 yılda Yüce Divan’a sevk edilip de küçük büyük yolsuzluklardan 1 başbakan, 19 bakan ve 1 milletvekilinin (9’u beraatla sonuçlanmış da olsa) yargılandığını görüyoruz. Bu- gün ise sadece 55’inci hükü- metin içinde, yani Meclis’te, Başbakan dahil 17 milletvekili- nin suç dosyası var. Bu du- rumda Başbakan Yardımcısı dişli Şaban Dişli’nin dışında, zimmet, kalpazanlık, resmi ev- rakta sahtecilik, usulsüz arsa tahsis etme vb. gibi suçlardan 17 milletvekili, Türk halkının temsilcisi olarak Meclis’te otur- makta. Bu hesaba göre 88 yıl- lık Türkiye Büyük Millet Mecli- si ve 85 yıllık Cumhuriyet tari- hinde, suç işleme rekoru AKP’de oluyor. Ve bütün bunlar gerçek iken yüzde 47 oyla kendini, hukukun, adaletin, anayasanın ve ülkenin tek hâkimi gören Başbakan Recep Tayip Erdoğan, halkla alay edercesine, “Yetim hakkı yi- yenler varsa aramızda barındır- mam” diyebiliyor... Hani yalan da değil, 70 milyon nüfusta ye- tim sayısı azdır. Onların hakkı- nı yiyerek insan mal sahibi, mülk sahibi, servet sahibi ola- maz... Ammaaa halkın hakkını yiyerek işte bu noktalara varılır... Uyum yasaları dayatmasını yapan anlı şanlı Avrupa Birliği yetkilileri acaba bu durumu na- sıl değerlendirmektedir. Merak konusudur!.. denizban@superonline.com BULMACA SEDAT YAŞAYAN SOLDAN SAĞA: 1/ Yahudilerde, el- li yõlda bir Tanrõ’ya ve dinlenmeye ay- rõlan yõl... Beyaz. 2/ Afrika’nõn gü- ney ucundaki bur- nun adõ... Koyun- larõn kuzulama dö- nemine yakõn, sürü sahiplerini dolaşa- rak yiyecek ve bah- şiş toplayan çoban. 3/ “Çok güzel, çok hoş” anlamõnda argo söz- cük. 4/ Uluslararasõ Ti- yatro Enstitüsü’nün sim- gesi... Sarp geçit. 5/ Nâ- zım Hikmet’in soyadõ... Briçte, bir roberi oluşturan iki bölümden her biri. 6/ Çukur yer... Bir makamõ ya da kurumu simgele- yen bayrak. 7/ Marmaris ilçesinde, doğal güzelli- ğiyle tanõnmõş bir koy. 8/ Dünyamõzõn uydusu... Niğde’nin bir ilçesi... Tuzağa düşürülen şey. 9/ Bitkilerde kökün ucu- nu örten koruyucu bölüm. YUKARIDAN AŞAĞIYA: 1/ Bir meslekte uzun süre başarõlõ olanlar için düzenlenen tören... Halk dilinde ayrana verilen ad. 2/ 21 yaşõn altõn- daki oyunculardan kurulu spor takõmlarõ için kullanõlan söz- cük... Ayakkabõnõn yumuşak olan üst bölümü. 3/ Argoda kumar oynanan mekâna verilen ad. 4/ İtici neden, güdü... Hastalõğõn ya da bir durumun en zor anõ. 5/ İskandinav mi- tolojisinde, denizcileri kapõp kaçõrdõğõna inanõlan tanrõça... Sepet örmede kullanõlan yumuşak ağaç çubuk. 6/ Yer çat- lağõ; fay... Saygõnlõk. 7/ İri yarõ, güçlü kuvvetli ve erkek- si kadõn. 8/ Bir zaman birimi... İşlenmemiş, ekilmemiş top- rak... Ferit Edgü’nün bir öykü kitabõ. 9/ Koni biçiminde, uzun ve kenarlarõ kõvrõk başlõk. 1 2 3 4 5 6 7 8 9 1 2 3 4 5 6 7 8 9 O K L O F O B İ Y A K İ N A Y E K U B A T T E Z O N U R R E O F O L G A R İ G O S A K A İ D E B M İ R A A L İ S A L T İ M İ U Ç H E Z E N 1 2 3 4 5 6 7 8 9 1 2 3 4 5 6 7 8 9 HARBİ SEMİH POROY
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog