Bugünden 1930'a 5,457,753 adet makale



Katalog


«
»

CMYB C M Y B EVET / HAYIR OKTAY AKBAL Dünler, Yarınlar... PENCERE Ne Yazık ki Yine Haklı Çıktık... Demokrasi akıl rejimidir... İnanç siyasette egemenleştiği zaman demok- rasi soluk alamaz; hem Batı tarihi, hem de Do- ğu’daki İslam dünyasının bugünü ‘iki kere iki dört’ edercesine bu yalın gerçeği dile getiriyor... Dünkü Cumhuriyet’in birinci sayfasında birbi- rini tamamlayan iki haber vardı; yalnız başlıkları bile neyin ne olduğunu açıkça vurguluyordu... Birinci haber: “Türban referans oldu.” “Gül yeni kurulan 23 üniversitenin atamaların- da yine aynı yolu izledi...” “Cumhurbaşkanı türban yandaşı ve AKP’ye ya- kın adayları atadı...” İkinci haber: “Hollanda’da burkaya yasak geldi...” “Hollanda hükümetinin bir süre önce aldığı ‘res- mi dairelerde ve toplu taşıma araçlarında burka ve peçenin yasaklanması’ kararı, ilk ve ortaöğretim kurumlarında uygulanmaya başlandı...” Burka, çarşaf, türban, sıkmabaş ve daha baş- ka tesettüre giren ne varsa aklı reddeden, kadı- nı günah sayan, erkek egemenliğini simgeleyen giyim-kuşam demektir... Hollanda’da tesettür yok... Hollandalı yine de ülkesinde yaşayan yaban- cıların tesettürünü demokrasiye ve insan hakla- rına aykırı buluyor... Türkiye Cumhurbaşkanı’nın eşi ise tesettürlü- dür... Çankaya bunu da yeterli bulmuyor, tesettürü yaygınlaştırmak için elinden geleni yapıyor... Bu gidişle yarın öbür gün Türkiye’de tesettür- süz kadına yaşam hakkı verilmeyecektir... Denebilir ki: - Yok canım, abartıyorsun, böyle bir tehlike yok... Oysa tehlike Çankaya’da, Cumhurbaşkanlığı Köşkü’ne oturmuş alarm zillerini çalıyor... Her şey açıkça gösteriyor ki Türkiye demokrasi görüntüsü altında bir ‘karşıdevrim’i yaşamakta- dır... Cumhuriyet bu tarihsel olaya ‘tanı’sını yıllarca önce koymuştu... ‘Teşhis’ini koyduğumuz her olayda haklı çıktık, Başbakan Erdoğan’ın basın özgürlüğüne son sal- dırısıyla çoğu kişinin gözleri açıldı... Toplumda aşağıdan yukarıya doğru örgütlenen dış destekli dincilik tüm devlet kurumlarını bir bir ele geçirmektedir... Bu programda en son aşama Ordu olacaktır... Laik Cumhuriyetin yargı kurumu kundaklan- mıştır... YÖK sizlere ömür... Medyanın icabına bakmak için harekete ge- çilmiştir... Sıra askere geldiği zaman laik Cumhuriyet za- ten elden gitmiş, Ordu yalnızlaşmış olacaktır. Dışardan destekli bu planlama başarıya doğ- ru adım adım yürüyor... İktidarın AB’ye verdiği rüşveti kelam planın uy- gulanmasını engellemiyor, tersine karşıdevrimi ört- bas edip gizleyen bir şemsiyeye dönüşüyor... RTE’nin Doğan Grubu’na saldırısı bu planlama içinde erken sayılabilir; ama, Frankfurt’taki Alman mahkemesinde görülen dava iktidarın zamanla- masını bozmuştur... Tüm olan bitenleri çok önceden haber veren Cumhuriyet ne yazık ki yine haklı çıktı... İ çinde bulunduğumuz 2008 yõlõ, 1908 Jön Türk Devrimi’nin 100. yõldönümüdür. Bu, Türkiye ta- rihinin çok önemli dönüm nok- talarõndan biridir. Hanedan egemen- liği yerine ulus egemenliğine (hâki- miyeti milliye) geçişin önemli bir aşa- masõ II. Meşrutiyet’in getirdiği önem- li kavramlardan biridir. Hareketin özünde, 1876 Anayasasõ’nõn yeniden yürürlüğe konulmasõ gibi bir amaç yatõyorsa da, 1908 Devrimi çok da- ha geniş kapsamlõdõr: İmparatorluğun dağõlmasõnõ önlemek, parlamenter bir düzeni sürekli kõlmak, çağdaş uygarlõğõ yakalamak, ittihad-õ anasõr’õ sağlamak, yabancõ müdahalesini ön- lemek, kapitülasyonlarõn ezici bas- kõsõndan kurtulmak vb. İttihatçõlarõn benimsediği temel ilkeler olarak gö- rülmektedir. On yõl gibi kõsa süren bu dönem, Türkiye tarihinde çok derin izler bõ- rakmõş, Cumhuriyetin laboratuva- rı işlevini görmüştür. Bu nedenle İkinci Meşrutiyet’in her yönden ir- delenmesi, araştõrõlmasõ bugünün ku- şaklarõna düşen bir borçtur. “Tanzi- mat hiçbir işe yaramadı, 1876 Ana- yasası ne getirdi, İkinci Meşrutiyet imparatorluğu batırdı” vb. söy- lemler ucuz ve kolay açõklamalardõr. 2008 yõlõnda bu bağlamda dikkate değer etkinlikler yapõldõ ve yapõl- makta. En önemli etkinliklerden bi- ri, dönemin uzmanõ emekli Prof. Si- na Akşin’in çabalarõyla Ankara’da Si- yasal Bilgiler Fakültesi’nde (28-30 Mayõs) gerçekleştirildi. Çok geniş ka- tõlõmla sağlanan bu kongreye sunulan bildirilerin bir an önce basõlõp ka- muoyuna sunulmasõ, 1908 Devri- mi’nin bütün yönleriyle, daha geniş açõdan kavranmasõna olanak vere- cektir. Üzerinde durmak istediğim bir diğer önemli etkinlik, Prof. Dr. Şük- rü Hanioğlu’nun Temmuz-Ağustos aylarõnda TRT 2’de pazar günleri ya- yõmlanan Paris’ten Manastır’a İn- kılab-ı Azim başlõğõ altõnda hazõrla- yõp sunduğu programdõr. Bu program çok geniş bir arşiv taramasõna, kay- naklara ve görsel malzemeye daya- nõyor, en küçük ayrõntõlar bile ele alõ- nõyordu. Öte yandan sayõn profesör, 1908 Devrimi’ni açõklarken, çağdaş Türk tarihçilerinin ve yabancõ uzmanlarõn klasik bakõş açõlarõndan farklõ bir yorum getiriyordu. Bu ve benzeri açõklamalar elbette tartõşõlabilir ve tar- tõşõlmalõdõr. Benim üzerinde durmak istediğim sorun şudur: Bu kadar ay- rõntõlõ bir programda neden Mustafa Kemal’e hiç yer verilmemiştir? (Gö- zümden kaçtõysa özür dilerim.) Çün- kü programda, bütün imparatorluktaki muhalif örgütlenmeler teker teker belirtilirken Mustafa Kemal’in ne Şam’daki ne de Selanik’teki çalõş- malarõ üzerinde durulmamõştõr. Bunun Hanioğlu gibi titiz bir araştõrmacõnõn gözünden kaçmasõ gerçekten şaşõrtõ- cõ, şaşõrtõcõ olmasõnõn ötesinde dü- şündürücüdür. Sayõn profesörün Mil- li Mücadele’yi çok hafife alan görü- şünün bunda etkili olup olmadõğõnõ bi- lemiyoruz. Olayõ özetleyelim: Şam’dan Selanik’e Mustafa Kemal, Harp Akademisi’ni bitirince Şam’daki 5. Ordu’nun otu- zuncu süvari alayõna gönderildi. Ora- da tanõştõğõ Dr. Mustafa (Cante- kin) ve kimi arkadaşlarõyla “Vatan ve Hürriyet Cemiyeti”ni kurdu (1906 bahar ya da yaz). Kesin başa- rõ için derneğin bir şubesini Selanik’te açmak gerekiyordu. Çünkü impara- torluğun genç, enerjik ve bilinçli su- baylarõ Makedonya bölgesinde gö- revlendirilmiş bulunuyordu. Gizlice Selanik’e geçen Mustafa Kemal, bu- rada daha sonra İttihat ve Terakki Ce- miyeti’nin Selanik şubesini kuracak olanlarla tanõştõ. Bunlar, Vatan ve Hürriyet’in Selanik merkezinin ilk ku- rucularõdõr. İkinci Meşrutiyet ve M. Kemal Hüsrev Sami (Kızıldoğan), ilk toplantõda Mustafa Kemal’in yaptõğõ konuşmayõ aktarõr ve toplantõya ka- tõlanlar tabanca üzerine el basarak ye- min ederler. Çok geçmeden Mustafa Kemal Selanik’ten ayrõlmak zorunda kalõr. Bu yüzden dernek gelişemez, derneğin üyeleri, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Selanik örgütünü ku- rarlar. Dr. Nazım’õn çabalarõyla Ce- miyet, Paris şubesiyle birleşir. Bütün bunlar, Atatürk’ün ve dönemin ta- nõklarõnõn anõlarõnda yer almõş bu- lunmaktadõr. Faik Reşit Unat 1962’de Belle- ten’de (no. 102) Mustafa Kemal’in İkinci Meşrutiyet’in ilanõndaki rolüyle ilgili çok önemli bir yazõ yayõmladõ. Bu yazõ, Selanik’te “Terakki Mek- tebi” adlõ özel okulun öğrencileri için Osman Şevki tarafõndan yazõlan “Yeni Usul Talim-i Kıraat” başlõklõ kitabõndaki bir bölüme dayanõyordu (Selanik,1330/1912, 302-306). Kitap, İttihat ve Terakki’ye bağlõ çevrelerin örgütlenmeleri konusunda Mustafa Kemal’in verdiği bilgileri doğrulamasõ bakõmõndan önemlidir. Ancak kitapta Niyazi, Eyüp Sab- ri ve Enver’in adlarõ anõldõğõ halde Mustafa Kemal’inki anõlmaz. Yalnõz o zaman olaylarõn içyüzünü bilenler, bu subayõn Mustafa Kemal olduğu- nu anlayabilirler. İkinci Meşruti- yet’in ilanõndan sonra “ordunun si- yasetten çekilmesini” savunduğu için Mustafa Kemal ikinci planda kal- mõş ve 1912’de basõlan kitaba adõ ko- nulmamõştõr. Buradaki bilgilerin doğ- rudan doğruya Mustafa Kemal tara- fõndan kitabõn yazarõna verilmiş ola- bileceğini tartõşan bir bildiriyi VI. Uluslararasõ Atatürk Kongresi’ne sunmuştum. Söz konusu kitabõn ko- 1908 Jön Türk Devrimi ve Mustafa Kemal Zeki ARIKAN SAYFA CUMHURİYET 11 EYLÜL 2008 PERŞEMBE 2 OLAYLAR VE GÖRÜŞLER “Ya dünler o güzel yarınlarımızı yerse?” diye sorar bir şiirinde Pa- ul Verlaine... Dünler yarınları yer- se!.. Ne demektir bu? Yarınlarımız dünlerin etkisinde kalır, altında ezilir, yarınlar da düne benzerse, demek... En istenmeyen şeydir yarının getirecekleriyle dünün bi- ze verdiklerinin eş olması, birbiri- ne benzemesi. Bu yerimizde say- dığımızın kanıtıdır. Şair de bunu an- latmış yukarıya aldığım dizesiyle. Yarınların dün gibi olmasından duyduğu korkuyu... İnsanoğlu umutla yaşar. Arı- burnu bir şiirinde “Umut fakirin ek- meği/ Ye Memet ye” demez mi? Umut, iyi, güzel, ama kimi zaman da yararsız, hatta zararlı, engelle- yici oluyor. Yarın gelecek, yarın gü- zel şeyler getirecek, ‘Yarınlar bizim’ demek yetmiyor. Şarkılar söyle, şi- irler yaz, coş coş, bağır dur iste- diğin kadar! Yarın dediğin, bir gü- nün sonrasıdır, o kadar yakının- dadır. Yarın gelir, derken daha sonraki gün, bakarsın, hiçbir de- ğişiklik yok! Eski tas eski hamam? Dünler yemiştir yarınları... Bizim Turhan Selçuk’un Ab- dülcanbaz’ında Gözlüklü Sami Bey bakın ne diyordu! “Yarınlar onların olsun, yarınları onlara hediye edeceğiz, cennete yollayacağız teker teker... Yarınlar sizindir, diyoruz, cennet sizindir, di- yoruz. Dünyada cennet hayatı ya- şayanlar yarın cehennemde yaşa- yacaktır, diyoruz. Cennette vaat edilenlerin yeryüzündeki nimetler olduğunun farkına varamıyorlar cahil fukaralar...” Burda bir yanlış yok!.. Yeryü- zünün güçlü kişileri bugüne bak- mışlar hep, bugünü yaşamışlar doya doya... Yarın bir başka gün- dür demişler, ne olur ne olmaz, bu- günün tadını çıkaralım. Yoksulla- rı bilgiden de yoksun bırakmanın yolunu bulmuşlar, gerçek dışı af- yonlarla uyutmuşlar, “Yarınlar sizin, bugünler bizim”, diye diye... Yarın’lar bir kuşku konusu! Zen- gini de yoksulu da yarın korkusu- nu duyuyor, içlerinden atamıyor ya- rının getireceklerini ya da götüre- ceklerini... Durduğumuz yerde hiç- bir şey değişmez ki, üstelik yarın- larda birtakım güzellikleri de alır gö- türür. “Yarının Tarihi” yazılabilir mi? Yazmışlar, iki Fransız yazarı Jean Fourastier ve Claude Vimont... Şu sözlerle başlıyor kitap: “Yarın bolluğa kavuşacak mı- yız? Yoksa insanlar 2000’lerde yi- ne savaşlarda ölecekler mi? İşsiz- lik, köle gibi çalışma, insanların to- taliter siyasetlerin esiri durumuna gelmesi, teknolojinin kaçınılmaz sonucu mu olacak? İki düşman kü- meye bölünmüş dünya, zengin ve yoksul ülkeler arasındaki uçurumun daha da açıldığını mı görecek?” 1960’larda dünya nüfusu iki bu- çuk milyardı. 1850’de bir milyardı. Derken yedi milyarı geçti. Boyut- ları değişmeyen bir dünyanın ya- rınını düşünmek zor... İnsanlık ev- rende yeni yaşam alanları bulacak mı? Bu dünyadan başka geze- genlere gidip yerleşmek düş ol- maktan çıkacak mı? Bunlar daha belli değil! Ama kesin bir şey var, açlık tehlikesinin, insanlığın önün- de olduğu. Yarın hiç de umut ve- rici görünmüyor doğrusu. Teknolojik gelişme başını almış gidiyor ama insanlık ne kazanıyor? numuzla ilgili bölümü şu- dur: “…Beşinci ordudan üçüncü orduya nakle- den bir erkân-ı harb zabiti, Mekteb-i Harbi- ye’den tardedilmiş [ u z a k l a ş t ı r ı l m ı ş ] Şam’da ticaretle iştiga- le başlamış bir zat ile buluşarak bir ‘Hürriyet Cemiyeti’ teşkiline karar verdiler. * Bu cemiyete Selanik’te bir şube ih- dasına [açılmasına] ça- lıştılar. Hemen sınıf rü- fekasından [arkadaşla- rından] bazı gençlerle; şimdi birer mevki-i mü- beccel ihraz eden [yük- sek mevkilere geçen] ze- vat-ı âliyeden [yüksek kişilerden] bazılarıyla görüştü, nihayet bir ce- miyetin esasını kurdu- lar. Şu kadar ki o vakit ittihaz olunan tarikin [seçilen yolun] netice- pezir-i muvaffakiyet ol- ması meşkûk idi [tutu- lan yolun başarıya ulaş- ması şüpheli idi]. Bi- naenaleyh bu cemiyet ittisaa [genişleme ola- nağı bulmaksızın] mu- vaffak olmaksızın hal-i rüşeymide [tohum ha- linde] kaldı. Aradan bir hayli müddet daha geç- ti. ‘Makedonya Mesele- si’ alevlenmiş, devletle- rin müdahalesi memle- ketimizi müşkül bir ha- le koymuştu. Mürzsteg Programı erbab-ı ha- miyeti ciddiyetle çalış- maya sevk etti. Bunun üzerine eski ‘Hürriyet Cemiyeti’ azasından on zat birer suretle tanışa- rak görüşerek esas bir teşkilat yapmaya karar verdiler. Uzun uzun münakaşalardan sonra Merkez-i Umumi Sela- nik’te olmak üzere: ‘Os- manlõ Hürriyeti Cemiye- tini’ büsbütün yeni bir tarzda vücuda getirdi- ler. Cemiyetin müess- isleri [kurucuları] ha- kiki bir ihtilal komitesi suretinde hareket et- meyi münasip gördü- ler. Bu kuvvet tezayüt [artıncaya kadar] edin- ceye kadar her türlü teşebbüsatta gayet hafi [gizli] kalmayı iltizam ettiler. ‘Osmanlõ Hürriyet Cemiyeti’ yavaş yavaş efradını tezyide [arttır- maya] başladı. …” * Mustafa Kemal bu işle- ri Selanik’teki Üçüncü Ordu’ya atandõktan sonra değil, fakat Şam’da gö- revli olduğu sõrada gizli- ce Selanik’e gelerek yap- mõştõ. Bekohizmetmerkezi 444 1 404 0216 585 8 404 www.beko.com.tr •CardFinanskampanyası,1-30Eylül2008tarihleriarasındaanlaşmalıBekobayilerindekiFinansbankPOScihazlarındanCardFinansileyapılanişlemleriçingeçerlidir. Şubat 2009’da ödemeye başlama uygulaması 4 ay erteleme şeklindedir ve 9-12 taksit aralığındaki işlemlerde geçerlidir. Eylül ayı hesap kesim tarihinden sonra yapılacak harcamalar Şubat 2009 ekstresine, hesap kesim tarihinden önce yapılacak harcamalar ise Ocak 2009 ekstresine yansıtılacaktır. 4-8 taksit aralığındaki işlemlerde +8 taksit uygulaması geçerli olup, toplam taksit sayısı 12 ile sınırlıdır. • 299 YTL D1 2001 model bulaşık makinesinin No-Frost buzdolabı veya 1000 devir ve üzeri çamaşır makinesi ile birlikte alındığında geçerli olan fiyatıdır. D1 2001 model bulaşık makinesinin perakende satış fiyatı 780 YTL'dir. CardFinans'la Şubat 2009'da ödemeye başlayın veya +8 taksit imkanından yararlanın! BEKO DÜNYASINDAN KAÇIRILMAYACAK FIRSAT! No-Frost buzdolabı veya 1000 devir ve üzeri çamaşır makinesi alana bulaşık makinesi 299 YTL!*
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog