Bugünden 1930'a 5,439,041 adet makale



Katalog


«
»

TARİHTE BUGÜN MÜMTAZ ARIKAN www.mumtaz-arikan.com CMYB C M Y B 11 EYLÜL 2008 PERŞEMBE CUMHURİYET SAYFA 15 Devlet malı deniz... Yemek için fener isteriz! Bedel Ortak Güngör Uygurer: “RTE Ergenekon’da savcı oldu ama Deniz Feneri’nde mübaşir bile olamadı!” Benzemez Aydın Türkaydın: “RTE başka başbakanlara benzemezmiş. Çok doğru; bugüne kadar ‘ananı al da git, yesinler seni, sap gibi’ diyen olmadı!” YağmurDeniz - İşin aslı neymiş... “Camiler kışlamız, fenerler kasamız!” BUGÜN bu köşeyi başbakanın dünürgillerinin gazetesi Yeni Şafak’tan İbrahim Karagül adındaki şahsın önceki gün yazdığı “Alman Ergenekonu; Deniz Feneri Davası” başlıklı yazısından bölümlere ayırıyor ve sayı ile “300 aydın”a ithaf ediyorum: “Davanın (Deniz Feneri) bu denli gürültü koparmasının sebebi sadece; Türkiye’de iç siyaseti etkilemesi, içeride birilerinin bunu birilerine karşı kullanılması değildi elbet. Davanın kendisi, böyle kurgulandı. Yolsuzluk davası olarak değil, Türk iç siyasetini etkilemeye, belli bir siyasal çevreyi yıpratmaya dönük olarak kurgulandı... Deniz Feneri Davası üzerinden AKP iktidarını hırpalama girişiminde değil, çok acı bir olayda daha gördük bunu biz. Almanya’daki yangınları hatırlayın. Hani Ludwigshafen’dan Gaziantep’e uzanan acıyı, beşi çocuk dokuz kişinin nasıl yakıldığını, pencereden atılan bebeği hatırlayalım... Dokuz kişinin can verdiği Ludwigshafen olayıyla ilgili elli uzman aylarca çalıştı. Hiç kimse yakalanmadı, gözaltına alınmadı, tutuklanmadı, yargılanmadı. Sadece bu olayda değil, hemen sonrasında başlayan kundaklama olayları ile ilgili de (belki sayısı yüzü geçmiştir) hiç kimse yakalanmadı, sorgulanmadı, yargılanmadı. Diyelim yüz tane ev yakıldı. Alman polisi kimseyi bulamadı. Alman savcılığı hiç kimseyi mahkemeye sevk etmedi. Böyle adalet teşkilatı, böyle polis teşkilatı, böyle istihbarat teşkilatı mı olur? Aynı adliye sistemi bakın Deniz Feneri Davası‘nda ne kadar becerikli. Neden? Çünkü bu davanın başka hedefleri de var. Alman federal savcılığı doğru dürüst hiçbir açıklama yapmadan dosyaları kapattı. Ben Almanya’nın bu tuhaf tutumunu sorgulayan yazılar yazdım. Yangınların; Türkiye’deki Ergenekon davasından bir hafta sonra başlamasına dikkat çektim. Şimdi ‘Alman Ergenekonu’ kavramını yeniden düşünüyorum. Türkiye’deki Ergenekon operasyonu sonrasında Almanya’daki sistematik derin devlet operasyonlarını yeniden düşünelim. Türkiye’deki Ergenekon operasyonunun taraflarını da bir kez daha hatırlayalım. Her hangi bir yolsuzluk davası üzerinden, Ergenekon tasfiyesinin de içinde bulunduğu, nasıl bir siyasi kampanya yürütüldüğünü, bu kampanyanın Türkiye’deki iktidar aygıtlarını ne yöntem sarsma hedefinde olduğuna özellikle dikkat edelim.” Alman Ergenekonu DÜZ ÇİZGİ ÜMİT ZİLELİ Silahşor Değil Tetikçi!.. Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı, Aydın Do- ğan’a seslenirken dedi ki: - Benim o kadar köşe yazarım, silahşorum yok!.. Lafa bakın!. Dinlerken yüzümün kızarması bir yana, Tayyip Bey aslında itiraf etti; “var da” de- di, “yeteri kadar yok!” Bunu, sayısal açıdan mı söyledi, yoksa “Bir sürü var ama nitelik olarak beş para etmezler” mi dedi, orasını bilemem!.. Ama Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı, elinin altın- da, kendisine “ram olmuş” yazar makulesinin, gazetelerin, televizyonların bulunduğunu, her za- manki gibi öfkeden gözünün döndüğü bir anda açık ediverdi!.. - Demek ki Tayyip Bey, elinin altında bulunan “silahşorlardan” yana pek mutlu değil!.. Vatan gazetesi yazarı Mehmet Tezkan, önce- ki gün köşesinde Tayyip Bey’e, “Gazeteye ilan ver” çağrısında bulundu.. Şöyle, attığını on ikiden vuran, göğsünü siper eden, aslanlar gibi dövü- şecek silahşorlar... Fena fikir değil, ancak mev- cutlar zaten yapıyor istenilenleri. Biat desen faz- lasıyla mevcut.. Siper edecek göğüs desen ma- şallah mangal gibi.. Peki, sorun ne?. Bana kalır- sa Tayyip Bey, biraz daha akıllı, biraz daha tarih bilgisine sahip, biraz daha okuduğunu, gördü- ğünü anlayan, analiz edebilen, biraz daha “ram olsa da” belli etmeyen cinsinden silahşor arıyor.. - Haklı tabii!.. Ancak ben, “silahşor” tanımlamasına karşı- yım!.. Kovboy filmlerinden ya da kabadayı hikâyele- rinden bildiğim kadarıyla, silahşor, genellikle mert olur, racon bilir. Eğer vuruşacaksa, rakibinin kar- şısına geçer, üçe kadar sayar, silahını çeker, ateş- ler. O anda, orada kalleşlik, goygoyculuk, arkadan dolaşma, sırttan vurma, güçlü olanın arkasına sı- ğınıp külhanbeylik taslama, dalkavukluk yoktur... - Kimin kalemi, pardon silahı daha güçlüyse, kim gerçekten bilgili, pardon hızlıysa, kim haysi- yetli, pardon cesursa o kazanır... Bu durumda, aranan kişinin sıfatının “silahşor” olması olanaksız.. Burada aranan, “biat”, “ram olmak”, “aslanlar gibi saldırmak”, “göğsünü siper etmek”, “attığını on ikiden vurmak”... Öyleyse başka bir sıfat lazım; aranan kişiyi şöy- le dört başı mamur tanımlayacak bir sıfat... - Bence “tetikçi” cuk oturuyor!.. Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı, Aydın Do- ğan’a mühlet de verdi: - Bu saldırganlığınızın altında ne var açıklayın. Bir hafta süre. Hafta sonuna kadar açıklamazsan ben açıklayacağım... İktidara yapışmış gazeteler bu lafı manşetleri- ne taşıdı. Hiçbirinin aklına gelmedi ki; Tayyip Bey’in yaptığı suçtur!.. - Bu çağrı, mis gibi şantaj, bal gibi tehdit kokma- sının yanı sıra, ceza yasamıza göre açıkça suçtur!.. Tayyip Bey, milletin gözünün içine baka baka, Aydın Doğan’a açıkça, “Sen susarsan, gazetele- rini, televizyonlarını susturursan ben de susarım” çağrısında bulunmuştur... Ülkenin Başbakanı, eğer elinde bir suç belgesi mevcutsa, eğer ka- ranlık işler konusunda bilgi varsa bunu tehdit ara- cı olarak kullanamaz, hemen yargıya havale et- mesi gerekir!.. Tayyip Bey, “Bugüne dek sabret- tim, ama işte açıklıyorum” derken, elindeki bilgi- leri uzun süredir sakladığını da itiraf etmiştir ki bu da ağır bir suçtur!.. Aydın Doğan, “Ben Başbakan’a Hilton arazisi için değil, rafineri izni için gittim. Bana ‘Orayı bi- zim Çalık istiyor, ona söz verdik. İşin içinde Putin var, Berlusconi var’ dedi” açıklamasını yaptı. Pe- kii bu açıklamaya inanalım mı? İnanalım, çünkü Ahmet Çalık’ın holdingine tam da o bölgede, Ceyhan’da rafineri kurma izni verilmiştir!!! O hol- ding, başında Başbakan’ın damadı ve ağabeyi- nin bulunduğu Sabah-ATV’yi de devlet bankala- rından aldığı 750 milyon dolar kredi ve Katar Şey- hi’nin ortaklığıyla almıştır... Burada sorulması ge- reken ise şudur: - Bu ülke Tayyip Bey ve çevresinin babalarının çiftliği midir?.. e-posta: umitzileli@gmail.com TAHSİN YÜCEL Bodrum ve çevresi son yıl- larda her şeyden önce ka- patma ve kapanma kavram- larını çağrıştırır oldu bende: dağlar, taşlar, tepeler, ovalar, kıyılar kapatılıyor da kapatı- lıyor. Örneğin, topu topu bir yıllık ayrılıktan sonra, Bod- rum’dan Gümüşlük’e doğru gelirken, yüksek bir yamacı döner dönmez, havanın se- rinleyiverdiği ve Gemlik’e doğru denizi görürcesine, tüm güzelliği ve tüm görke- miyle ünlü köyü gördüğünüz yerde, yolun hemen aşağı- sındaki güzelim yamacın ka- bası bitmiş, kocaman yapı- larla kaplanmış ve Berggru- en adı altında bir İsveç top- rağına dönüştürülmüş oldu- ğunu öğrenerek Pendik’e doğru İstanbul’u görmüş gi- bi bir duyguya kapılıyor, “Ar- tık buralara hiç gelmemek daha iyi olacak”, diye söyle- niyor, bunca yolu boşuna teptiğinizi düşünüyorsunuz. Gümüşlük denizinde se- rinledikten sonra, karşınızda koca bir tepeyi kaya mezar- ları gibi kaplamış sıra sıra konut müsvettelerine karşın bunalımı yavaş yavaş üzeri- nizden atmaya başlayıp kıyı- da şöyle bir dolaşırken, kü- çücük, sevimli bir koyda bir yazı yeniden karartıyor dün- yanızı: “Berggruen özel pla- jıdır lütfen girmeyiniz”. Evet, böyle: bu ülkede kıyıların her- kese açık olduğunu sanır- ken, “kapatma”nın bu somut olduğu kadar da alçaltıcı göstergesi karşısında donup kalıyorsunuz. Aynı kapatma olgusuyla kimi yerlerde, kimi yolların ba- şında, kulübelerinde bekle- yen ve size nereye gittiğinizi soran “site bekçileri” karşı- sında da kapılıyorsunuz. Adamlar doğayı hoyratça yozlaştırmak pahasına, gü- zelim yurt parçalarını birbi- rinden çirkin konutlarla do- natmışlar, yollarını ve kıyıla- rını da yurttaşlara yasaklı- yorlar. Bu “site”leri süsleyen ön- den iki, arkadan üç katlı ko- nutlar “kapatma” sözcüğünün bugün unutulmuşa benze- yen eski bir anlamını da çağ- rıştırmakta: çoğu beyler ayda yılda, metreslerine gelir gibi geliyorlar bu evlere. Kimi ev- ler de yapıldıktan sonra tüm- den unutulmuşa benziyor, ama çevreyi çirkinleştirmek- te ötekilerden geri kalma- dıkları kesin. Bir zamanlar, Bodrum’da maviyle yeşilin mutlu kay- naşmasından söz edilirdi, şimdi iç karartıcı bir beyaz her ikisinin de pabucunu dama atmış. Bu kapatma ve kapanma biçimlerinin bir tür kendi ken- dine, kendi doğasına yaban- cılaşma olduğu düşünülürse, yabancı dil düşkünlüğünün de bir kapanma olduğu ve Bodrum’un bu alanda Be- yoğlu ve Şişli’yle yarıştığı, hatta onları geride bıraktığı söylenebilir. Öyle ya, oralarda olduğu gi- bi burada da mağaza adları- nın büyük çoğunluğu İngiliz- ce, burada da Power Cen- ter’lardan, Beauty Cen- ter’lardan geçilmiyor, ama burada fazla olarak Meguiars Car Bath gibi, Evita Oto Kua- förü gibi parlak buluşlar da var, Kekik Beach Restaurant örneğinde görüldüğü gibi İn- gilizce adlar arasına çok kıyak bir biçimde Türkçe sözcükler bile sıkıştırılıyor. Bu arada Türk adlarından yola çıkılarak şiirli lokanta adları bile oluş- turuluyor: beyin Ali’sinin Al’ına hanımın İnci’sinin in’i ekleni- yor, oluyor Alin, Alin’in arka- sına da bir ayırma belirtke- siyle bir s getiriliyor, oluyor Alin’s, işte size sapına kadar İngilizce ve kıyak mı kıyak bir lokanta, yani restaurant adı. Öyle ya, Bodrum ve dolayla- rında lokantaya restaurant, kahveye cafe, berbere kuaför deniliyor artık. Kısacası, tüm bu aykırılıklarda bir tutarlılık var, her şey birbirine uyuyor bu yabanlaşmada. Aykırı gibi görünen tek şey, ülkemizin birçok yerlerinde ol- duğu gibi Bodrum ve dolay- larında da nerdeyse her te- pede bir Türk bayrağı dalga- lanması. Kimi yutttaşlar dam- larında, kimi yurttaşlar evle- rinin önüne diktikleri direk- lerde dalgalandırıyor al bay- rağımızı. Bir yurttaş da penceresine perde yapmış. “Bu büyüklü küçüklü, bu dört bir yanda dalgalanan bayraklar yolunda gitmeyen bir şeylere, bu ara- da şu yozlaşma ve kapatma tutkusuna bir tepki olmasın?” diyorsunuz. Düşünce hoş, ama olgu- larla desteklenmekten uzak: bilenlerin söylediğine göre, yüksek tepelerde büyük bir bayrak dalgalandırmak en az yüz elli bin yeni Türk lira- sına patlıyor, dikildiği yüksek mi yüksek, ıssız mı ıssız te- pede her gece bir ışık-bay- rağa dönüştüğüne göre de buna inanmak gerekiyor. Ama, ne olursa olsun, Özal sonrası Türkiye’sinde bu ışık içinde bile al bayrağın çok yalnız kaldığını düşünüyor- sunuz, bu da bir derin yal- nızlık duygusu uyandırıyor içinizde. Böyle kara kara düşünür- ken, bir Ukrayna atasözü ge- liyor usuma: “Bayrak açıldı mı söz borazana geçer”. Hele şu yaşadığımız günlerde yüzde doksan dokuz virgül dokuz doğru bir gözlem. Ama bana öyle geliyor ki burada durum tam tersi: önce söz boraza- na geçti, sonra bayraklar açıldı. Yedi Bayrak ve Borazan Tayfun Timoçin: “Ben de bu televizyon kanalının adı neden ‘Yedi’ diyordum...” Erol Barutçugil: “Medya patronu Aydın Doğan siyasette Frankenstein yaratmanın bedelini ödüyor.” Datça’da iki kafadar bildiğini okuyor MUĞLA’NIN Datça ilçesinde kaymakam, belediye başkanı, ilçe emniyet müdürü, ilçe jandarma komutanı gibi kamusal düzeni sağlamakta doğrudan veya dolaylı ilgili olabilecek bir yetkili var mı? Var ise çıksın ortaya ve Datça’nın İskele Mahallesi’nde çekilmiş yandaki fotoğrafa açıklama getirsin. Biri “hacı” öteki emekli astsubay iki kafadarın evlerine diktikleri direğin tepesine taktıkları hoparlörlerden yaptıkları ezan ve ilahi yayınını açıklasın. Datça’da devletin bir yetkilisi yoksa Muğla’daki vali, il emniyet müdürü, il jandarma komutanı gibi yetkililer bir “komisyon” kurup konuyu komisyona havale ederek gereken açıklamayı yapsın. Alt tarafı iki satır: “Türkiye’de İslam devleti kurulmakta olup, mahalle örgütlenmesi başlamıştır; bugün ezan okunan hoparlörler yarın cihat çağrısı için kullanılacaktır.” SESSİZ SEDASIZ (!) KİM KİME DUM DUMA BEHİÇ AK behicak yahoo.com.tr ÇİZGİLİK KÂMİL MASARACI kamilmasaraci mynet.com 11 Eylül HAYAT EPİK TİYATROSU MUSTAFA BİLGİN hetiyatrosu@mynet.com BULMACA SEDAT YAŞAYAN SOLDAN SAĞA: 1/ Mercan tü- ründen bir ba- lõk... Kalõn bü- külmüş sicim. 2/ Tavuğun göğüs etiyle hazõrlanan ve pişmiş hamur- la yenen bir tür çorba. 3/ Püskürtü... Ba- lõk ağlarõnõn alt ve üst yanlarõna geçirilen keçi kõlõn- dan yapõlmõş ip. 5/ İslamlõktan önce Kâ- be’de duran üç put- tan biri... Telefon sözü. 5/ Eski Mõsõr inanõşõnda ölüler tanrõsõ... Bir gõda maddesi. 6/ Eski dil- de ekmek... Çerkez- lerin ulusal destanõ. 7/ Ateş... Kõzartõ, kaşõnma ve sulanma ile belirgin bir deri hastalõğõ. 8/ “Hiç şaş- mayan --- gibi işler durur kader” (Yahya Kemal)... Doğanõn neden olduğu yõkõm. 9/ Çöl bölgelerinde yaşayan bir sürüngen türü... İlgi eki. YUKARIDAN AŞAĞIYA: 1/ Yunus balõğõnõn iri bir türü. 2/ Bir etkinliğin geçici olarak durdurulduğu süre... Tarlayõ süre- rek dinlenmeye bõrakma. 3/ Gemide taşõnan yük için ödenen ücret... Bir renk 4/ İngiltere’nin pla- ka imi... Eski dilde su... Hitit. 5/ Azgõn sularda yapõlan ve “akarsu krosu” da denilen spor dalõ. 6/ Eski dilde akşam ve yatsõ namazõna verilen ad... Kuvvetli ve soğuk esen yel. 7/ Karakter... Ser- gen. 8/ Ulaştõrmak, nakletmek. 9/ Deneme nite- liğinde olan... “--- çõkõnca ortaya mazi silinme- li” (Tevfik Fikret). 1 2 3 4 5 6 7 8 9 1 2 3 4 5 6 7 8 9 B A Z L A M A İ E Ğ E Ç A L A P Z I R T A P O Z D D A R A A L İ D E A A Z A R A V İ Y O L İ M İ A T V E L İ E R İ R İ N Y E L M A S İ Y E 1 2 3 4 5 6 7 8 9 1 2 3 4 5 6 7 8 9 SAKARYA 2. İCRA MÜDÜRLÜĞÜ MENKULÜN AÇIK ARTTIRMA İLANI 2006/7309 Bir borçtan dolayõ hacizli bulunan ve aşağõda cins, miktar ve kõymetleri yazõlõ mallar satõşa çõkarõlmõştõr. Birinci arttõrma 03.10.2008 günü, saat 14.10-14.20 arasõnda, Bosna Cd. Ay Sok. Uğur Çekici Garajõ Merkez /Sakarya adresinde yapõlacak ve o günü kõymetinin %60’õna istekli bulunmadõğõ takdirde, 08.10.2008 günü - Bosna Cd. Ay Sok. Uğur Çekici Garajõ Merkez /Sakarya ad- resinde, 14.10-14.20 saatleri arasõnda 2. arttõrma yapõlacağõ; Şu kadar ki, arttõrma bedelinin malõn tahmin edilen kõymetinin %40’õnõ bulmasõ ve satõş isteyenin alacağõna rüçhanõ olan alacaklarõnõn toplamõndan fazla olmasõnõn ve bundan başka paraya çevirme ve paylaştõrma mas- raflarõnõ geçmesinin şart olduğu, mahcuzun satõş bedeli üzerinden alõnacak KDV alõcõya ait olacağõ ve satõş şartnamesinin icra dosyasõndan görülebileceği, masrafõ verildiği taktirde şartnamenin bir örneğinin isteyene gönderilebileceği, fazla bilgi almak isteyenlerin yukarõda nosu yazõlõ dosya numarasõyla müdürlüğümüze başvurmalarõ ilan olunur. 02/09/2008 Lira Adet Malõn cinsi (Önemli nitelik ve özellikleri) 15.000 1 2004 Model Fiat Marka Ducato 2. 8JTDI2M tipi beyaz renkli, 3889496 Motor no ZFA24400007355634 şasi nolu, arka sağ çamurluk vuruk, ön sağ kapõ lastiği yok, 54 UA 205 Plakalõ 1 Adet Araç. (Basõn: 49339)
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog