Bugünden 1930'a 5,498,322 adet makale



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 9 MAYIS 2008 CUMA 8 DIZI 'Ben de Deniz'leri savunmaktan MED CEZİR yargılandım' - Dcniz'lcrin yargılama sürecinde siz de yargı- landınız. Bunu açar mı- sınız? - Evet, ben vc avukat ar- kadaşlarım yargılandık. llk olay 13.3.1972 günü avu- kat Erşen Şansal, avukat Sadık Akıncılar ve avukat Kemal Yücel'le birlikte Deniz, Yusuf ve Ilüseyin'i Mamak Ce- zaevi'nde ziyaretimizde gerçekleşti. As- keri cezaevi müdürlüğü epey zorluk çı- kardıktaıı sonra yalnız benim gençlerle gö- rüşmemi kabul etti. Müvekkillerimle ko- nuştnalanmı dinleycn Mamak Askeri Emniyet Amiri Üsteğmen Burhan Po- hınıa bir tutanak düzenliyor ve benim sö- zünü bile etmediğim bazı sözcük ve cümleleri yazarak Sıkıyönetim Komu- tanlığı'na bildiriyor. Sözde ben Denizler'e "Dışarıda biz avukatlannız ve tüm devrimciler sizinle iftihar ediyoruz... Idanı edilmeniz büyük bir olaydır, sizden sonraki kuşaİdara her haliniz- lc örnck olacaksınız. tştc bu ncdenlc iıı- fazınızda bulunmak istiyoruz. Sizin bu haliniz diğer devrimcilere örnek, eği- tici ve filkücü bir hareketin en büyük belirtisi olacaktır... Su bitmez havuz- da... Ne demek istediğimi anlarsı- nız..." gibi şeyler söylemişim. Tutanağı askeri savcılıkta sorgu yapılırken görü- yorum. Gerçi biz bu sahte tutanağin ne- denini biliyoruz. Tutuklu gençlerin ya- kınlanna sarkmtılıkta bulıınmaktan bu üs- tegmeni sıkıyönetim komutanlığına şi- kâyet etmişiz. Nc var ki Ankara Sıkıyö- netim Komutanlıgı Askeri Savcılığa emir veriyor ve bu tutanağı kanıt göstererek hakkımda ölütn cezasını gerektiren bir su- çu övmekten ötürü soruşturma emri ve- rilerek tutuklanmam isteniyor. Sonuçta mahkeme, Binbaşı Siret Kurtcebe'nin aykırı oyu ile tutuklanma isteğimi red- dediyor ve 28.4.1972 günü askeri savcı- lık hakkımda kovuşturmaya yer olmadı- ğınakararveriyor. - Bunun ardından ikinci bir soruş- turma daha geçiriyorsunuz, değil mi? - tkinci olay Deniz'lerin savunması sı- rasında gerçekleşti. Deniz Gezmiş vc arkadaşları hakkında açılan davada avu- kat arkadaşlanmla birlikte 136 sayfalık çok aynnülı bir toplu savunma hazırladık. Savunmada şöyle bir cümle geçmektey- di: "Eğer birtakım şartlannıa ve art ni- yctlcrle peşin yargılan bir kenara iter- sek, sayın savcının yamlgısının scbep ve neticeyi birbirine kanşünııasında. ger- çek nedenlere inemediği için de dava- nıız dışında kalan yüzeyscl doktrin tartışmalanna girerek her çıkış nok- tasının doğal sonucu olarak ters so- nuçlara varmasında ve bu yüzden de dayanaksız kalmasında olduğunu ka- bul etmemiz gerckir." tşte bu tümcedeki "peşin yargı" sözcüklerinden dolayı sa- nık sandalyesine oturtulduk. - Peşin yargıya karşılık peşin yargı- lama... - lşin yasal yanına bakılacak olursa or- tada suç diye bir şey yoktu. Bununla bir- likte savunmamızda Türkiye'nin içinde bulunduğu ekonomik, siyasal ve top- lumsal koşullar analiz ediliyor ve genç- lik üzerindeki baskılar, Türkiye'nin em- peryalizme bağunlıbğı, yargısız infazlar, faşizm ve ülkcyi bu duruma düşüren si- yasal iktidarlann suçlan anlablıyordu. Di- ğer bir deyişle savunma, o dönemin bir fo- toğrafiydı. Anlaşılan, bu durum zülfiiyâre dokunmuş ve bizlcr bu ncdenlc sanık san- dalyesinde yer almışük. Sorgulamamız sü- rerken Ankara Hukuk Fakültesi ceza hu- kuku öğretim üyelerinden, Cumhurbaş- kanlığı danışmanhğı görcvinde de bu- lunmuş Sayın Faruk Erem'e bir mektup yazdım ve söz konusu davada hakaret su- çunun öğelerinin bulunup bulunmadığı- nı ceza hukuku açısından değerlendir- mesini rica ettim. Beni yanıtlayan Sayın Erem, kanıtlarla kullanılan söz ya da ifa- denin hakaret niteliğinde olmadığını ve sa- vunma hakkmuı kutsal olduğunu, böyle bir davanın ise bu hakkın kullanılmasın- da kuşku yaratabileceğini, bundan da adalctin zarar göreceğini bildirdi. Söz ko- nusu yanıtı mahkemeye sunduk. -Mahkeme nasıl yaklaştı? - Mahkeme Faruk Erem'i eyyamcıhk ve oportünistlikle suçladı ve aynca biz- leri üçer ay hapis ve 500'er lira para ce- zasına mahkûm etti. Itiraz ettiğimiz As- keri Yargıtay 2. Dairesi, TCK'nin 486. maddesine dayanarak hakaret konusu tümcenin savunmanın sınırlannı aşmadığı gerekçesiyle karan lehimize bozdu. An- kara Sıkıyönetim 3 No'lu Askeri Mah- kemesi ise karannda ısrar etti ve bu di- renme kararı üzerine dava Askeri Yargı- tay Daireler Kurulu'na gitti. Ancak bu sı- rada 1974 Af Yasası'mn yürürlüğe gir- mesiyle birlikte dosya mahkemeye geri gönderildi ve davanın sürdürülmesi is- teklerimize karşın Af Yasası nedeniyle da- va düşürüldü. - Yargüanmanız Deniz'lerin ida- mından sonra da devam etti... -Evet... lşin yasal yanına bakılacak olursa ortada suç diye bir şey yoktu. Idam karan yakalandıklan gün verilmişti Yargılanan, eylemleri değil dünya görüşleriydi - Deniz'ler daha yakalandıklan za- man onlar için idam karan verilmişti yorumu bu değerlendirmelerinizle birlikte hakhhk kazanıyor, değil mi? - Çok doğru bir saptama. Gerçekten dc Dcniz'ler yakalandıklan zaman haklannda idam karan verilmişti. Ve bu karann nedeni onlann eylemleri değil. dünya görüşleriydi. Sondan başlayacak olursak, Deniz Gezmiş ve arkadaşlan- nın dünya görüşü en net ve öz biçim- de idam sehpası allında "Yaşasın tam bağımsız Türldye! Yaşasın Mark- siznı Leninizmin yüce ideolojisi! Ya- şasın Türk ve Kürt halklannın ba- ğımsızlık mücadelesi! Kahrolsun emperyalizm! Yaşasın işçiler, köy- lüler!" diye haykıran Dcııiz'in son sözlcrindc saklıdır. Tam bağımsızlık 1970'ler Türki- ye'sinde 68 gençliğinin ve tüm sosya- list parti vc gruplarm temel şianydı. 196O'lı yıllarda Kıbns bunalımınm bir yan ürünü olarak Türkiye tarihinde ilk kcz dış politika tartışmaya açılnuş ve ülkedeki Amerikan üsicrinin varlı- ğı, Amerika ile yapılan ikili anlaşma- lar ve ülkenin NATO üyeliği eleştiril- meye başlanmıştı. Amerika ile yapılan askeri anlaşmalar öylc bir noktaya varmıştı ki ülkenin Milli Savunma Bakanı, ordu komutanı bile bu üslere sokulmamaktaydı. Örneğin, o dönem- de 3. Ordu Komutanı olan Rcfik Tul- ga lncirlik Üssü'ne gider ve kantin, kü- tüphane, yemekhanc, mutfak gibi yer- leri gezdikten sonra askeri tesise doğ- ru ilerlcr. Burada "Giremczsiniz! Bu- raya ancak Amerikan uyruklu kişi- ler girebilir" diyen bir Amerikah al- bay tarafından komutanın yolu kesilir. Tulga "Ben ordu komutanıyım. Bu- lunduğunuz bölge(de) giremcyeceğinı yer olanıaz!'" der. Amerikah "Emir böyle" dcyincc Tulga "Bu, hükünı- ranlık haklarımıza tecavüz değil mi?" der. Amerikalının yanıtı şöyledir: "Ama ikili anlaşmalar var.. Bir vis- ki almaz mısınız Sayın Paşam?" Ya- nıtı "Hayır!" olan 3. Ordu Komutanı üssü terk eder (1. THKO Davası, Avu- kat Savunması, Mayıs 1974). Ameri- kalılarTürkiye'de işledikleri suçlardan dolayı Türk nıahkcmclerinde yargıla- namamaktaydılar. - Bu ikili anlaşma değil, tekli an- laşma. Amerikah Türkiye'deki hak- larını kayda geçirmiş... - 1959'da yapılan bir ikili anlaşma- ya göre siyasal iktidann talebi halinde, Amerika'nın Türkiye'ye müdahale hakkı doğmaktaydı. Bu ve benzeri as- keri, siyasi, ekonomik ve kültürel iki- li anlaşmalar Kurtuluş Savaşı ile ka- zamhnış ülke bağımsızlığını ortadan kaldırmıştı. tşte Deniz'ler ve 68 genç- liği, bu duruma karşı çıkarak Türki- ye'nin ekonomik, siyasal, toplumsal, as- keri, kültürel alanlarda emperyalizmden bağımsızlığını istiyorlar ve bu yolda nıücadele veriyorlardı. Deniz'ler Marksizm Leninizmi dün- ya görüşü olarak benimsemişlerdi. Ya- ni hedef, emekçilerin iktidan yoluyla kurulacak smıfsız sömürüsüz bir top- lunıdu. Bu toplumsal yapıya bağım- sızlık olmadan ulaşılamazdı. Bağım- sızlığa giden yolda, Türkiye halkı Türk'üyle Kürt'üyle, işçi ve köylüler yani cmekçiler olarak emperyalizmc karşı tek yumruk olarak mücadele et- mek zorundaydı. Kurtuluş Savaşı'nı da Türkler ve Kürtler emperyalizme kar- şı birlikte vermişlerdi. - Ana zemin emperyalizme karşı mücadele etmek. Bu durumda em- peryalizmle işbirliği yapanlar da Deniz'lerin düşüncelerine karşıydı değil mi? Dış yardıma ve dış sermaye çevre- lcrine göbekten bağlı ve bağımlı olan Türkiye işbirlikçi burjuvazisinin ve işbirliği içinde bulunduklan emper- yalistlerin çıkarlan ile bu düşüncelerin ters düştüğünü rahathkla söylememiz mümkündür. Deniz'lerin bu yurtsever düşüncelerinin dalga dalga yayıldığım vc dünyanın ilk ulusal kurtuluş savaşını vermiş bir ülke halkının, emperyalizm vc işbirlikçileri olan siyasal iktidarla- ra karşı harekete geçtiğini bir düşünün. Buna izin vermeleri mümkün değildi. Ne pahasına olursa olsun Deniz'ler ve onlann bağımsızhkçı, sosyalist görüş- leri susturulmalıydı. Ve idamlar ya- pıldı... - TCY'nin 146. maddesini de bu amaçla mı kullandılar? - Evet... Bu düşüncemizi kanıtlayan en önemli örneklerden ilki, 1971 yılında Askeri Yargıtay'a incelenmek üzere yollanan bir dosya ile ilgili olarak, As- keri Yargıtay Başsavcıhğı'nın Genel- kurmay Başkanlığı'na yazdığı 3/7/1971 gün ve 971/1285 nolu ve 971/11-99 Tebliğnamc sayılı tarihli yazısıdır. Bu yazıda "Marksist felsefe ışığında mil- li demokratik dcvrimi gerçekleştir- mek üzere süahlt eylemlere girişmek ve bu suretle Amerikan emperyaliz- mi ve onun yerli işbirlikçilerini ber- taraf ederek tam bağımsız ve ger- çekten demokratik Türldye'yi kıır- nıak" amacına yönelik eylemlere ce- za yasasınm 146. maddesinin uygu- lanması gerektiği bildirilmiş ve sıkı- yönetim komutanhklanna ve askeri savcılıklara bu yolda emir verilmesi ta- lep edilmiştir. - Bu anlayış Meclis'e de hâkim ol- muştu değil mi? - Düşüncelerinden dolayı Deniz'le- ri idam sehpasına yollama çabalan TBMM'de de sürdü. Bilindiği gibi Askeri Yargıtay tarafından onaylanan idarn kararları 10 Mart 1972'de TBMM'ye geldi. Kürsüde konuşan birmilletvekili şunlan söylemekteydi: "...üç kişi ve bunların arkadaşları açıkça kendilerinin komünist, Ma- oist, Leninist olduklarını hem dc tc- fahürle (övünerek) mahkemelerde ve her ycrde ifade etmişlerdir. ...Sora- nm sizlere, bunlara idam cezası ver- meyeceksiniz de kinıe vereceksiniz? 1 ' Yinc bir başka milletvekili: "...onla- nn niyet ve gayeleri Türkiye'nin meselelerini komünizmi hâkim kı- larak halletme yoludur... Mahke- melerde ifadelerinde devamlı olarak 'Biz Maocuyuz, biz Leninciyiz, biz ko- münistiz, biz bu yolda kanımızın son damlasına kadar mücadelede kararhyız' diyorlar.. ("İdam Kararı Tutanak- ları", 68'liler Birliği Vakfi Yayınlan, Ekim 1998). Bunun için ne kadar ıs- tırap da duysak, suçun vasfı nc ka- dar siyasi de olsa, biz mahkemenin vcrdiği karan hiçbir zaman mücbbet hapse talıvil edelim (çevirelim) dü- şüncesinden hareket edemcyiz..." diyor. Aybar: 'Katiüer serbest, Deniz ler sehpada' - Mehmet Ali Aybar'ın sözleri si- zi çok etkilemişti, değil mi? - TBMM'de Deniz'leri savunan ve idam karanna karşı çıkan M. Ali Ay- bar'ın konuşması da bu görüşümüzü dcstcklcnıektedir. Aybar, konuşma- sında "Deniz Gezmiş ve iki arkada- şının işledikleri suçiar adam kaçır- ma ve ahkoyma.. gibi ağu* suçlardır. Ancak bunların siyasi suç niteli- ğinde olduğu da muhakkaktır... Bu üç genç, maddi fiillerinden ya- ni banka soyduklarından, adam kaçırdıklarından.. dolayı idam ce- zasına çarptırılmıyorlar. Marksist Leninist oldukları için, bu fiilleri, basmakalıp bir Marksist Leninist strateji klişcsine göre değerlendiri- lerck cezalandınlıyorlar. ldcolojik durumlanndan harekeüe, anayasayı zorla ilgaya ve TBMM'yi zorla ıs- kata teşebbüs ettikleri sonucuna vanhyor... Kanlı Pazar, Konya, Kayscri ayaklanmalannın ve nicc ci- nayetlerin meçhul bırakılmış faillcri ellerini kollarını sallaya sallaya ge- zerken, Deniz Gezmiş ve arkadaş- larını ipe gönderebilecek misiniz?" diyordu. ("İdam Karan Tutanak- lan", 68'liler Birliği Vakfi Yayınla- n, Ekim 1998). Gönderdiler, çünkü emperyalizmin ve işbirlikçisi siyasal iktidann ve askeri cuntanın çakışan çı- karlan öyle gercktiriyordu. S Ü R E C E K MEHMET FARAÇ MHP'nin l Miçof suL. Ülkücü kesim- de, "Oca/c"kavga- sı yaşanıyor. Bu kavganın altında aslında Yeniçağ yazarı Is- rafil Kumbasar'ın, 3 Haziran 2004 ta- rihli şu yazısındaki gerekçeler yatıyor: "Ülkû Ocaklan, artık Tophane biti- rimlerini' andıran tiplerin ciritattığı 'suç' ve 'çete' yuvalan haline geldi. Ortaokul mezunu ocak başkanlan, ellerinde tes- pih birileri adına 'tahsilat' yapıyortar." 2007 yılının ortalarında, Ülkü Ocak - lan'na yönelik operasyonlar hız kazan- mış ve Konya merkezli bir operasyon - da 10 kentteki ocak yöneticileri "çete oluşturmak" suçlamasıyla gözaltına alınmıştı. Yeniçağ yazar- lanndan Ahmet Seyhan, VA H J ["[ | J 15 Ağustos 2007 tarihli •_•_" i I yazısında, "Bahçeli'nin Ülkü Ocaklan'nda ortaya çıkan olum- suzluklara bilerek müdahil olmadığını, demeğin suç ve çete kavramlanyla anıl- masına özellikle seyirci kaldığını" iddia etmişti. Bu yazılardan 8 ay sonra Istanbul'da 11, Ankara'da 3 veizmir'de 4 şubenin kapısina kilit vuruldu. Tabii ki Bahçe- li'yeyıllardır sert eleştirileryönelten Ye- niçağ susmadı. Sabahattin Önkibar konuyu 6 Mayıs günü şöyle gündeme getirdi: "Son dönemde ulusalcı uyanış olgu- su ile tabanı genişleyen milliyetçiliğin belli birambleme hapsedilmemesi ta- lebi iddiaya göre derin merkezler tara- fından MHPIiderine iletilmiş ve Bahçe- li de buna olur verrnişmiş! MHP ve ül- kücülerin sorunu Ülkû Ocağı şubeleri- nin artması değil, oraya giden gençleri doyuracak fikirsistematiğinin oluşturv- lamamasıdır. Peki, metotlaşmada ya- şanan bu sefaletin Bahçeli aracılığı ile aşılması mümkün müdür? Maalesefde- ğildir. Haftada birbaşkasının yazdığı bir metni Meclis kürsüsünde okuyarak va- ziyeti idare eden birinden MHP derya- sına değil kaptan, miço bile olamaz!" Yeniçağ yazan Israfil Kumbasar ise 7 Mayıs tarihli yazısında Bahçeli'yi he- def almıştı: "Bahçeli, son günlerde meydana gelen bazı 'pro- vokatif eylemleri bahane edip PKKuzantılan ile 'samimi' görün- tülerverdikten sonra, Ülkü Ocaklan'nın kapısına kilit vurmaya başladı. Neden bir Allah'ın kulu Bahçeli'nin yakasına yapışıp sormuyor; Madem ki provo- kasyondan çekiniyorsun, o halde genç- lere zamanında neden ideolojik eğitim vermedin. Korkuyorsan eğer, o koltuk ta işin ne?" Yeniçağ'ın, Bahçeli'yi silkelemesi salt ocak kavgasından kaynaklanmı- yor! Ülkücü kesimde yalnızca ocak de- ğil evin içi de yanıyor!.. AKP, atv ve Petrus! Can Paker'in Başbakan Erdoğan ile bir grup gazeteciyi evinde bir araya ge- tirmesinin yankılan sürüyor. Başbakan- lık, yemekte, AKP'nin kapatılması ve atv'nin satışıyla ilgili konuşmalann geç- tiği iddialannı yalanlıyor. Sabah yazarı Mehmet Barias 7 Mayıs'ta Hürriyet'in yayın yönetmeni Ertuğrul Özkök'ün yemeğe neden davet edilmediğine de- ğinirken şöyle yazmıştı: "Can Paker'e bunu sormadım. Aca- ba evindeki şarap markalanna güvene- medlği için mi Ozkök'ü davet etmeye çekindi? Gerçi bu da halledilebilir bir mes&leydi. Ünlü bir reklamcı, 'Petrus' meraklısı gazeteyöneticilerinievine da- vet etmiş. Soş Petrus şişelerine Mar- mara şarabı doldurmuş. Bunlan yu- dumlayangazeteyöneticileride'Buvar- ken başka şarap içılmez' diye dudakla- nnı şapırdatmışlar. Bu sorunsalın çözü- münü Serdar Turgut'a bırakıyorum." Akşam'ın yayın yönetmeni Serdar Turgut dün bu yazıya şu yanıtı ver- mişti: "Barias şaraptan anlamadığımı söy- lüyorsa çokhaklı. Ama ben de mesele- ye başka birisini katarak son vereyim. Sevgili Fatih Altaytı birkeresinde benim şaraptan anlamadığımı göstermek için lokantada garsonla anlaşarak kaliteli bir şişeye ucuz şarap koydurmuş. Ancak ben o zaman Hümyet'te yemek yazılan yazmakta olduğumdan ve lokanta sa- hipleri benden çekindiklerinden yapıla- cak oyun konusunda uyanldım. Hiçbir şeyden haberim yokmuş gibi masaya oturdum. Başka bir ortamda büyük ke- yifle içebileceğim bir şarap olmasına rağmen büyük olay çıkardım. Bana ya- pılanın hakaretolduğunusöyledim veşi- şeyi geri gönderdim." Cemal Süreya yaşasaydı, stratejik konuların konuşulduğu biryemeğin şa- rap muhabbetine dönüştürülmesine ne derdi acaba?.. "Saat on ikiden sonra, bütün içkilerşaraptır..." Medyamızın ha- li haraptııt. VRadikal IM uyartı Bır gcnçlık polıtikav saıt, dunım acıi, 10-1S yıl v 5 milyon genç boşU DmMRadikalBMKalkınrııaProg- ramı'nın Türkiye Gençlik Rapo- ru'nu yayımlanuştı. "15-24 yaş ara- sı 12 milyon gcncin S milyonu işsiz ve okulsuz!" Bu raporu "Üç çocuk yapın"diye çığlık atan Başbakan Er- doğan okumuş mudur acaba? . NE YAZD1? " A /l usluman 9 Û 9 IÛ olmalıdır... Ba- IVI zılan bu sözün arkasına sığına- naklslâm'a aykın işleryapıyor. Güçlü ol- mak için gayr-i meşru servetler elde ediyorlar. Ihalelere fesat kanştınyorlar. Emanetlere hıyanet ederek işleri, mev- kileri, ehil olmayan akrabalanna veri- yoriar. Bu ise belasını bulmak demek- tir." M. Şevket Eygi, Milli Gazete ıı Q en neredeyim sayın yer gösteri- D d? Vlusala faşistler1 safında mı? Yoksa, 1 Mayıs'ta ınsanlara 'ayak ta- kımı' muamelesi yapan, devlette iste- diği gibi kadrolaşan, türbanlı eşi en et- kili liyakat kriteri haline getiren, istedi- ği ihaleyi istediğine veren, kızdığı işa- damını cezalandıran, kendl hoşuna giden polis soıvşturmalannı McCarthy- ci cadı avına çeviren 'demokrat Müs- lüman' saflarda mı?" Ertuğrul Özkök, Hürriyet beş yılda okul ders kitapla- nnofa Atatürkçülüğün yüzde 40 artmasının savunmada kullanılıp kul- lanılmadığını bilmiyoruz. Lâkin AKP'nin Atatürk'ün gösterdiği çağdaş uygarlık seviyesine ulaştırmaya uğraşan bir parti olduğu Başbakan'ın laiklik vurgulu sözleriyle bolca belgeleniyor." Cevher llhan, YeniAsya ıtrşrof. Dr. llhami Gülerile Islamiyat ıDergisi Yönetmeni Süleyman Bayraktar, Tekbir Giyim'in marka tes- cilının iptal edilmesi için dava açmış- lar. Nelerin marka olamayacağı konu- sunda bir listeniz var mı? Omeğin Nuh'un Ankara Makaması? Hani Nuh peygamber falan... Eğerbu sorulara ya- nıtınız yoksa gereksiz gündemleıie Türkiye'yi meşgul etmeyin." Ali Atıf Bir, Bugün Tarikat Kardeşliği Yeni Şafak, Çavuşbaşı'nı irti- ca merkezine dönüştüren Is- mailağa cemaatinin faaliyetlerini görüntülemek isteyen Vatan gazetesinin iki mubahiri ile şo- förlerinin vahşice dövülmesi olayıyla ilgili ikiyüziü tavrını sürdürüyor. Ga- zete, 7 Mayıs tarihli sayısında da "Evin duvanna çıkmak özel hayatı ih- laldir" başlığını atmıştı. Yeni Şafak'ın gazetecilik kurallarını ayaklar altına alan tavrına bakılırsa, muhabirler Nakşi müritlerin saldırı- sına uğramamış da san - ki duvardan düşmüşler- " di! Gazetelerinin binasına kurşun sı- kılınca ahlaklı ve cesur gazetecilik konusunda mangalda kül bırakma- yan Yeni Şafak yönetimi, "Cumhuri- yet Çıkmazı" gibi utanç verici sokak tabeialarıyla süslenmiş bir beldede terör estirenleri savunmaya devam ediyor! Olurya basın özgürlüğü, ga- zetecilik etiği iddiasıyla Çavuşba- şı'ndaki zorbalığı sorgulamaya kal- karlarsa, şeyhleri ve müritlerinin öf- kesini çekebilirler! Yalnız onlar değil, 7 Mayıs'ta "Tetikçi Vatan" başlığını atan Vakit ile dün "Medyadan Mah- mut Efendi'ye huzur yok" başlığını kullanan Zaman da basın özgürlüğü yerine mürit fedailiğine sarılmışlardı! Zaman'ın yönetmeni Ekrem Du- manlı dünkü yazısında, dayak yemiş meslektaşlarını "Elindeki fotoğraf makinesini bazuka gibi kullanmakla" suçlayarak basın tarihi- ne geçmişti! Gerici ba- sın hem Cumhuriyet ga- zetesi binasına girerek bir muhabirin kolunu kıran polisi hem de Vatan mu- habirlerinin ağzını burnunu dağıtan şeyh fedailerini hangi amaçla göz- den kaçırıyor? Tarikat kardeşliği uğ- runa!.. Yeni Şafak ve yoldaşları ken- dilerine yakışanı yapıyor! e-posta: mfarac@cumhuriyet.com.tr
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog