Bugünden 1930'a 5,498,767 adet makale



Katalog


«
»

SAYFA 20 CUMHURİYET 8 MAYIS 2008 PERŞEMBE Cellat & Gün Kadirbeyoğlu: "Yerdeki yaralılara tekme atarak üzerine basan polislerin cellat olarak Arabistan'a gönderilmesini öneriyorum!" Eleklronik posta: denfzsomvcumhuriyetcom.tr Tel: 0.212.343 72 74 Faks: 0.212.343 72 60 • RTE, polis şlddetini savunmuş... "Şiddet de öfke gibi bir ifade tarzıdır!" S Erdoğan: a "Ortalama Türk'ün partisiyiz!" S^ Ortadan konuşmak ™ diye buna denir! Keyif * Recep Akın: jM "Ekonomide her ^ şey o kadar A- yolunda ki Adana'da halk keyfinden bedava ekmeğe saldırmış!" DIŞİŞLERİ Bakanı Ali Babacan'ın Irak'ın kuzeyindeki yerel Kürt yöneticilerle görüşmelerin başladığı ve bunların seviyesi ile sıklığının terörle mücadelede atılacak somut adımlara bağlı olduğunu açıklaması üzerine, emekli general Naci Beştepe bazı saptamalar yapıyor: "Iraklı Kürtlerin ayrılıkçı terör örgütü konusunda ne kadar kaypak ve ikiyüzlü politikalar yürüttüğü, söylemleri ne olursa olsun özde ve eylemde asla terör örgütüne karşı olmayacakları hâlâ anlaşılamamış herhalde. Türkiye'nin Kuzey Iraklı aşiret reisleri ile değişik zamanlarda ve seviyelerde gizli-açık görüşmeler yaptığı bilinmektedir. AKP hükümetinin, ABD'nin de zorlayıcı güdümü ile bu görüşmeleri sıklaştırma ve seviyesini yükseltme eğiliminde olduğu da açıktır. Bazı milli kurumların ve kamuoyunun Değişiklikdirenci ile bu isteğini tam olarak gerçekleştirememiştir. Ancak görünen ve son Milli Güvenlik Kuruİu toplantısı sonuç bildirisinden anlaşılan odur ki artık bu anlayış değişmektedir. Son derce hayati, yani devletimizin bekası ile ilgili olan bu konuda siyaset değişikliğinin nedenini sınırlı bilgilerimizle tam ve doğru olarak değerlendirmemiz zordur. Bir olasılık ABD'nin Irak'taki terörist unsurlarla mücadelede verdiği desteğin karşılığında boyun bükülmüş olmasıdır. Ancak kanımca asıl faktör, iç siyasette sıkışmış, yılana sarılacak hale gelmiş ve zaten yabancılara karşı onur koruma diye bir derdi olmayan AKP'nin kendini kurtarma düşüncesidir. Irak'ın egemenliğine ve toprak bütünlüğüne önem veriyorsak bunun en açık ihlali olan bu davranışa neden giriyoruz? Yabancılar Güneydoğumuza gidip yerel yöneticiler ve vatandaşlarımızla görüşünce rahatsız olup tepki göstermiyor muyuz? Şimdi bizim yaptığımızın bundan ne farkı var? Irak merkezi yönetiminin tepki göstermeyişi hatta desteği, işgal altındaki ve ABD güdümündeki Kürtlere öncelik verilmiş bir devletin davranışı ile karşılaştırılabilir mi? Herkesten önce bizim çok duyarlı olmamız gerekmez mi? Aynı şekilde ABD de her fırsatta böyle bir politika izlediğini söylerken bizi neden yerel yönetimle görüşmeye zorluyor? Belki de son demlerini yaşamakta olan bir partinin giderayak böyle hayati bir konudaki politika değişikliğine ayak uydurmak ve tepki göstermemek anlaşılır gibi değildir." Linç llhami Hakverdioğlu: "RTE acilen B planını çıkarmalı, yoksa Çavuşbaşılı Mahmut Hoca, daha çok gazeteci linç ettirir!" İsabet Sultan Ekici: "AKP kapatılırsa RTE dernek kuracakmış. Çok isabetli olur: Partisi Kapatılanlar Derneği." SESSİZ SEDAS1Z (!) ÜLU ÖND&2. BU3 Düzeltilmesi gereken bir rivayet HELADAN mutfağa kadar her yerde kullanılan bilumum temizlik malzemelerinin tüccarı Can Paker ve karısının (kadının adı yok) RTE ve karısı (kadının adı Emine) onuruna verdiği yemeğe RTE'nin istediği bazı gazeteciler çağrılmış. Oturup hep birlikte yemişler. RTE'nin birlikte olmayı istediği değerli kişiler yemeğe davet edilmeyenlerin yazdığına göre şunlarmış: Mehmet Barlas ve karısı (kadının adı Canan ve ev sahibi >1 Can'ın kardeşi), Nazlı llıcak Şirin ^ Çavuşoğlu (kadının kocası yok, birden fazla soyadı var), Ergun Babahan ve karısı (kadının adı yok), Hasan Cemal Kaya ve karısı (kadının adı yok), Taha Akyol ve karısı (kadının adı yok), Mustafa Karaalioğlu ve karısı (kadının adı yok), Cengiz Çandar ve karısı (kadının adı yok). Rivayet o ki bir ara kadınlar bir köşeye erkekler bir köşeye çekilmişler ve sohbeti kendi aralarında koyulaştırmışlar. Erkekler RTE'nin, kadınlar da RTE'nin karısı Emine'nin etrafında kümelenmişler. Bu rivayetin Başbakanlık düzelticisi Akif Beki'nin düzeltmesine muhtaç olduğu aşikâr. Çünkü yemekte adı | olan kadınlardan Canan ile Nazlı'nın hele ki Nazlı'nın adı olmayan öteki kadınlarla birlikte Emine'nin yanına gidip kadın kadına sohbete katılacağını hiç sanmıyorum. Memlekette sürmekte olan her türlü istikrarın devamı için bu konuda gereken düzeltmenin acilen yapılmasını hassaten bekliyorum! Bir Çınar'ın DireırM EROLERTUĞRUL Sevgili Sami Karaören'i, Ay- dın'da bir söyleşi nedeni ile ta- nıdım ilk kez. Söyleşiden son- ra, yemekte, "Ağabey ne içer- sin" diye sorduğumda, "Yeni bir içki çıkmış, bardağın yansına ka- dar koyuyorsun, üzerine su dol- dunıyorsun, beyazlaşıyor, o iç- kiden burada varmı" diye sorup bizi güldürmüştü. Korkusuz, yi- ğit, dolu bir aydınlanmacıydı. Şi- ir sever, ezbere şiirler okur bir romantikti hem de. "Romantik olmak, adam olmaktır" diyordu. Fransızca şiirler okuyordu ez- berden. Edebiyat Fakültesi'nde öğrenciyken, Orhan Veli'nin, fa- külte kantinine gelip, onu nasıl aradığını, tanışıp, nasıl konuş- tuklarını, gözleri parlayarak an- latırdı. Ahmet Muhip Dıra- nas'ın "Yeşil pencerenden bir gül at bana, ışıklarla dolsun kal- bimin içi, işte geldim mevsim gi- bi kapına, gözlerimde bulut, saçlanmda çiğ" diye başlayan seranat şiirini sık sık okurdu. Mustafa Kemal'den, Kurtuluş Savaşımızdan söz açıldığında, gözyaşlarını tutamazdı çoğu kez. O gece, tanıdığı yazarlardan, şairlerden anılar anlatmıştı. Ca- hit Külebi'nin çok yakın arka- daşı ve dostuydu. Çok iyi bir ko- nuşmacıydı, çok sıcak ve ya- kındı. Konuştukça, ona duy- duğunuz yakınlık artıyor, daha çok konuşsun istiyordunuz. Türk yazınınm tüm yazarlannı, tüm şairlerini tanıyordu. Hep- siyle ortak anıları vardı. İlk tanışmamızda, Antalya Li- sesi'nde öğrenciyken, bir kıza âşık olduğunu, büyük dinlen- ceye giderken, ortak bir yakın- ları aracılığıyla, kıza yaz içinde yazışıp yazışamayacağını sor- durduğunu ve "evet" yanıtı alın- ca çok sevindiğini anlatmış, sonra susmuştu. Biz merakla, işin sonucunu beklerken, sor- muştuk, "Sonra ne oldu o kız?" Gülerek "Kanm oldu" demişti. Sonra sevgili eşi, Mehçure Ab- la'yı da tanımıştık. Son derece hoşgörülü, yakın, ölçülü, sıcak birisiydi. Artık bizim gerçek ab- lamızdı o. Sami Karaören, hastalığı ne- deniyle bir süredir ara vermiş ol- sa bile, on yıllardır Cumhuriyet gazetesinin mutfağında çalışan bir yöneticidir. Gazetenin ikin- ci sayfasını o hazırlar. Çok kişi onun yaptıklarını, gazetedeki katkılarını belki bilmez. Ama, Cumhuriyet gazetesini, Cum- huriyet gazetesi yapanlardan birisidir o. Gazetenin en çok okunan sayfası olan ikinci say- fa, çok özenle hazırlanır. Yazı- lar güncel, Cumhuriyetimizin ilkelerine uygun, an bir dille yazılmış ve ağırlığı, değeri olan yazılar olmalıdır. Her yazıyı tek tek okur, gerektiğinde yazarı ile iletişim kurar, yazıyı, gazetede çıkacak duruma getirir, sonra baskıya gönderir. Bu özellikle- ri nedeniyle, yazılı basında on- dan başka böyle birisi yoktur. Cumhuriyet gazetesinin ikinci sayfası için her gün onlarca yazı gelir, hepsini değerlendirir, çoğunu, yazılar güzel olduğu halde olanaksızhktan basama- dığı için üzülürdü. Aydınlanma düşüncesine, Cumhuriyetimizin kuruluş fel- sefesine, Cumhuriyet ilkelerine bir saldırı olduğunda, yerinde duramaz, içi içine sığmaz, "Biz bu Cumhuriyeti sokakta bul- madık" derdi. Bölücüler, sesle- rini yükselttiğinde, bu sorunu nasıl çözeceğimizi yüksek ses- le dile getirir, ulusal sınırları- mızdan, ulusalcılıktan ödün ver- mezdi. Gericiler, siyasal islam yolunda ileriye gitmeye çalış- salar, en çok o tepki duyar, bu konulara ilişkin en uygun yazı- ları seçer, gazeteye koyardı. AKP yönetiminin, ülkemizde görülmemiş dinci bir kadrolaş- mayı gerçekleştirmesini, Cum- huriyetimizin tüm kurumlarını tek tek, siyasal Islamcıların ele geçirmesini hiç içine sindiremez, bir çıkış yolunu mutlaka bula- cağımızı düşünür. Son yıllarda, AB'nin ve Uluslararası Para Fo- nu'nun istemleriyle, en değerli ekonomik kurumlanmızın, "özel- leştirme" adı altında, nasıl elden çıkarıldığına tepki duyar, özel- leştirmelerden sağlanan para- ların, yandaşlara dağıtılmasına katlanamaz. ABD'nin, ılımlı Is- lam, BOP uydurmacalanna ke- sin tavırlar takınır, yayılmacı ve sömürgeci güçlerin emellerini ayrıntılanyla anlatır. Çağnldığı et- kinliklere. hiç yorulmadan koşar, Anadolu'nun dört biryanını do- laşırdı. Her gittiği yerde, yeni dostlar edinir, onlarla iletişimi hiç yitirmez. Siyasal yönetimin, Cumhur- başkanlığı seçiminden başla- yarak uzlaşmaz, yanlı ve laik de- mokratik cumhuriyetimizin il- kelerine aykırı her girişimini, son anayasa değişikliklerini, sıkmabaş konusundaki aymaz, ülkemizi bölmeye yönelik tutu- munu, yargının siyasallaştırıl- ması yolundaki yasa değişik- liklerini katlanılamaz ve gele- ceğimiz için tehlikeli bulur. Bö- lücülere karşı, son sınır ötesi gi- rişimimizi, bu yolda gazete ha- berlerini, görsel basın haberle- rini heyecanla izler. Sevgili Karaören'in en bü- yük tutkusu, her yaz Burhaniye Ören'e gitmek, oradan Muğla'ya gidip ortaokulu okuduğu Turgut Reis Lisesi'ni görmek, Göko- va'ya geçmek, en iyi dostu Ok- tay Akbal ile buluşmak, sonra Kayaköy'e gidip çocukluğunun geçtiği yerlerde yeniden do- laşmaktır. Sevgili Sami Karaören, bu- günlerde önemli bir hastalığı yenmiş durumdadır. Bir süredir sıkıntılı sayılabilecek tedaviyi tamamlamıştır. Hiç yılmadan, hiç ödün vermeden yiğitçe di- renmiş, tedavinin sonuna gel- miştir. En büyük yardımcısı, sevgili eşi Mehçure Abla ile birlikte, acıyı bal eylemiş, güle oynaya bu dönemi geçirmiştir. Şimdi, dostları ile birlikte, güzel bir yazın planlarını yapmaktadır Sevgili Karaören'e, aydınlık bir Türkiye'de uzun ve sağlıklı bir yaşam diliyorum. KİM KİME DUM DUMA BEMÇAK behicak@yahoo.com. tr Ç İ Z G İ L İ K KÂMİL MASARACI fnamHmasaracl@mynet.com H A R B İ SEMİH POROY HAYAT EPİK TİYATROSU MJSTAFA BILGİIS hetiyatrosu@mynet.com GAZETE OLbUGUNA "4 $AHİV GEJİRMEN LAZIM.. ÜC KURUŞ ÎCtN MUNOAR ETMEM KULÜBEMI A&Bt. TARİHTE BUGÜN MÜMTAZ AEIKAN 8 Mayıs www.mumtaz-arikan. com PELEE FELÂKETH 19OZ'C£ euGü/u,/&ve*y/p oenizi'A Marlintk I I (MAGrttJIC}UE~) APASf ÜZ£KİND£ BULUNAAI fflee. 1 y/UUAKD/^Sl PÜStaieMÜfTÜ.' fSSO M£rK£ YÜ/C- DUZ ÇİZGİ ÜMİT ZİLELİ Aşk Olsun Çocuklar Aşk Olsun!.. (II) Geçen hatta, başanlarıyla, girişimcilik ve iş bitiri- cilikleriyle göğsümüzü kabartan "çok özel çocuklar"\n marifetlerini anlatmaya başlamıştım. Ancak yaptık- ları, yapacaklarının teminatı olan bu çocukların, iz- leyeni hayretler içinde bırakacak denli başarılı giri- şimleri o denli fazlaydı ki doğal olarak köşeme sığ- mamış, taşmıştı!.. Kaldığımız yerden devam edelim... Maliye Bakanı'nın oğlu Abdullah Unakıtan: Eserlerinin bir bölümünü geçen hafta anlatmıştım. Pi- rinç krizi patladığında yakın çaiıştığı bir şirketle TMO'dan binlerce ton çeltik aldığı gazetelere yansıdı. Yine ardından eski AKP Balıkesir Milletvekili Turhan Çömez, Abdullah'ın Bandırma'da "mera vasftnda" bir araziyi, bu vasıftan çıkarması için Tanm Müdürü'ne baskı yaptığını, rüşvet teklif ettiğini, olmayınca da o müdürü yerinden uçurduğunu gayet açık bir dille ifa- de etti. Unakıtan ailesinden "tık" çıkmadı!.. Necati Doğru, Vatan gazetesindeki köşesinde, 2004'te ikinci el makineleri yeniymiş gibi Tekel'e satan Is- panyol firmasının Türk ortağı Nevzat Şenol'dan Ab- dullah'ın firmasındaki santral görevlisine 30 bin do- lar gönderildiğini de ortaya çıkardı. Santraldaki ça- lışan, paranın kendisine değil firmaya geldiğini de açık- ladı. Olay bir Hazine kontrolörünün raporuna kadar yansıdı. Sonra ne oldu dersiniz? Bravo, yine bildiniz, koca bir hiç!.. Ve son olarak, Abdullah'ın yeni "gübrekraiı" olduğu ortaya çıktı!.. PANKOBİRÜK ve Ziraatçılar, Abdullah'ın fıyatı yüzde 300 artan gübrede tekelleştiğini ileri sür- düler. Gerçekten de 2007'de en fazla ithalat yapan üç şirketten biri olan AB Gıda AŞ'nin son 4 yıl için- de 18.5 milyon dolarlık gübre hammaddesi ithal et- tiği saptandı. Bitmedi; Abdullah'ın şirketinin fosforik asit üretmek için devletten 2.5 milyon YTL teşvik al- dığı ve şirkete yüzde yüzlük muafiyet sağlandığı da ortaya çıktı. CHP Denizli Milletvekili Ali Rıza Ertemur bu durumu bir soru önergesiyle Başbakan'a sordu. Önergeye Tanm Bakanı yanıt verdi. Yanıtın içinde Ab- dullah'la ilgili hiçbir sorunun yanıtı yoktu!.. Ama şu vardı: "Bakantığımızca fosforik asit ithalat İçin teş- vik belgesi verilmemektedir."Güzel değil mi; zaten gazete haberlerinde de teşvikin ithalat değil, üretim için verildiği yazıyordu!.. Bunlar sahiden çok cin... Şim- di siz Abdullah'ın bu nadide eserlerini gördükten son- ra büyük bir hayranlıkla bağırmaz mısınız: - Helal olsun sana çocuk, helal olsun!.. ••• Cumhurbaşkanı'nın oğlu Mehmet Emre Gül: Tam bir deha!.. Daha 15 yaşını sürerken iki arka- daşıyla "Adresime GeJsin Billşlm Teknolojisi ve Ti- caret Ltefisimli birşirket kurdu. Açıyorsunuz Em- re'nin web sitesini, seçiyorsunuz iğneden ipliğe bir mal, kapınıza kadar geliveriyor... Zekâya bakın!.. Pe- ki, o yaşta çocuk, nasıl kurmuştu şirketi? Cumhur- başkanı babası, konuya açıklık getirdi: Tıcaretiçok seviyor. Parayı da annesinden almış... Küçük Gül, ticari dehasını bir e-ticaret sitesiyle sınırlamayacaktı tabii. O da mısır işine el attı. Hani her alışveriş mer- kezinde mantar gibi biten bardak mısırlar var ya, iş- te onlardan söz ediyorum. Malezya kökenli Daily Fresh firmasını Türkiye'ye getiren Taze Mısır Gıda AŞ"Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Daniş, Em- re Gül'ün kendilerinden bayilik talep ettiğini ve An kara'daki Armada ve Cepa alışveriş merkezlerinde iki adet stand işlettiğini açıkladı. Sonra işler ilerle- di, Istanbul'da da sosyetik merkezlerde yeni yerler açıldı. Son olarak Emre'nin 14.5 yaşındayken, Dış- işleri Bakanı Ali Babacan'ın şirketinde 22 gün ça- lışıyor görünerek sigortalı olduğu öğrenildi. Küçük Gül'ün böylelikle AKP'nin çıkardığı yeni Sosyal Gü- venlik Yasası'nın mağduru olmaktan da çok önce- den kurtulduğu ortaya çıktı, yaşasın!.. En son ola- rak Emre Gül'ün anne ve babasının "muvafakati" ile Ankara Ticaret Odası'na üye olduğunu da öğren- dik... Geriye ne kaldı? Siyaset!.. O da olacak in- şallah!.. Şimdi siz, böyle bir deha karşısında gurur duymaz mısınız?.. Huşu içinde hançerenizden ko- pup gelen şu sloganı haykırmaz mısınız: - Aşk olsun sana çocuk, aşk olsun... e-posta: umltzilell@gmail.com BULMACA SEDAT YAŞAYAN SOLDAN SAĞA: I/Birkaçdizial- tın zincirden olu- şan enli gerdan- lık ya da bile- zik... Polonyum elementinin sim- gesi. II Ceviz... Argoda aptal, bön kimscyc ve- rilen ad. 3/ Eski- den Rum kor- sanlanna vcrilcn ad. 4/ tçinde Türkçcnin de ycr aldığı dil ailesi. 5/ İçine kıyma konulmuş küçük hamur parçalarıyla ha- zırlanan bir yemek... Par- lak kımıızı rcnktc bir süs taşı. 6/ Işaret olarak ye- re dikilen çubuk... İki buçukia dört yaş arası çocuklann bakıldığı eği- tinı kurumu. 7/ Bir milin yatağında dönmesini sağla- yan bölüm... Bir renk. 8/ Üç dört tel ipekten bükülmüş iplik... lşsiz, aylak. 9/ Bilgisiz, kültürsüz kimse... Dansçmm ayaİckabılanna takılan mctal plakaların vunnalı bir çalgı gibi kullanıldığı dans üslubu. YUKARIDAN AŞAĞIYA: 1/ Hamuru sac üzerine dökerek pişirilen bir tür pide... ttalya'ıun cn uzun irmağı. 2/ lskambil oyunlannda, di- ğcr rcnklcrden üstün tutulan renk... Bir meyve. 3/ Gö- ranüijü vc davranışıyla korku veren iriyaıı kimse. 4/ Or- ta Asya'da bir dağ sırası. 5/ Denizcilikte, gabya sere- nini kaldıran halat vc makara... Dili tutulmuş, konu- şamaz halc gelmiş. 6/ Metal nesneleri kazınıakta kul- lamlan çelik kalem... "Çok — bekledim cücük çıkmadı" (Pir Sultan Abdal). II Bir top namhısunun iki yanına tutturulan millcre vcrilen ad... Halk dilinde ayrana ve- rilen ad. 8/Tann sanılan ve tapınılan nesne... "Oldum ilimden — / Beni bunda eyler misin" (Yunus Emre). 9/ Argoda esrar... Film çekimi sırasında kullanılan ve üzerinde birtakım bilgiler bulunan tahta.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog