Bugünden 1930'a 5,499,166 adet makale



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 7 MAYIS 2008 ÇARŞAMBA OLAYLAR VE GORUŞLER AÇI MUMTAZ SOYSAL Sol Niçin Yenilip? İTALYA'DA Berlusconi'nin iktidara gelişin- den sonra Ingiliz Işçi Partisi de yerel seçimlerde hezimete uğrayınca, Avrupa'nın sosyal demo- kratları iletatlısu sosyalistlerini birtelaştıraldı: So- lun sonu mu gelmişti? Bizde de ara sıra buna benzer sorular sorulduğu olur. Aslında, böyle bir soru sorulunca hemen şunu sormadan olmaz: Nerede, hangi sol? Avrupa Birliği içinde bile bu sorunun yanıtı ülke- den ülkeye değişecektir. Yine de, AB'nin bütünü için kabaca toptan verilebilecek bir yanıt bulunabilir. AB'nin başlangıcındaki Avrupa Ekonomik Top- luluğu, üye altı ülkenin sosyal güçleri arasında az çok denge varken kurulmuştu. Evet, bırleşmenin temelini ulusal sınırların kalktığı bir coğrafyada ortak paza- rın serbest piyasa ekonomisi oluşturmaktaydı ama, o ortamın yaratacağı büyük sermaye egemen- liğinin karşısında henüz gücünü yitirmemiş bir sen- dikalar dünyası ve o dünyayla organik bağlantıları olan sol partilervardı. Sosyal güçler arasında böy- le bir dengeden söz edilebildiği içindir ki, o başlan- gıç aşamasında Avrupa açısından bir bakıma Key- nesci "refah devleti"ne ve sosyal demokrasi anla- yışına dayalı bir birleşme hareketi öngörülmektey- di. Şimdi artık öyle bir ortam yok. Neredeyse 27 dev- letli koca bir ülkeyi andıran Avrupa birliği, arasına Amerikan girişimciliğinin de katıldığı büyük bir ser- maye birikiminin çıkarlarına hizmet eden, ulus-dev- letlerden gelebilecek direniş gücünü ortadan kal- dıran, hatta üye ülkelerden bazısını bu birikimin sö- mürü çemberi içine alan bir dev güce dönüşmüştür. Böyle bir tabloda, on dokuzuncu yüzyıl Avrupa'sı- nı andıran bir görüntü var: O yüzyılın işçi dünyası ve sosyal demokrat çevreleri nasıl kendi ülkelerinin em- peryalizminden pay alıp ehlileşmişlerse, bugünkü AB kapitalizminin kremasını yiyen ülkelerdeki işçiler ve sosyal demokratlar da benzer biçimde iyice burju- valaşıp siyasal mücadele gereğini duymaz duruma gelmişlerdir. Oralardaki solun yenilişi bundan. Aynı şey, AB kodamanlarının ekonomik gücüne ve refah düzeyine erişmeden Birliğe girmiş olan Doğu ve Güneydoğu ülkelerinin yeni solu için söylenemez. Oralarda henüz sol partilerin işi bitmedi. Doğu Bloku'nun dağılışından sonra Batı sür- gününden dönen siyasilerin ve kamu kuruluşla- rını kapışarak talanla şımaran yeni zenginlerin elin- deki toplumlarda, sol güçler için AB çerçevesi için- de bile mücadele konusu olması gereken çok so- run var henüz. Onlar için doğru olan bu gereklilik, benzer birta- lana uğrayan Türkiye'de de sol için haydi hay- di doğru sayılmalıdır. Ustelik burada, ülke üzerin- deki çullanışa karşı yürütülmesi gereken bir bağım- sızlık mücadelesi var ki, o da ancak ekonomik ka- pışmaya karşı çıkışla tamamlanması gereken ulu- salcı bir sol mücadelenin işi olmalıdır. Birleşip bu- nu başlatacak bir sol kolay yenilmez. mumtazsoysal@gmail.com Ölen Bir Deniz... Karadeniz'de, bizim kuşağın çocukluk yıllannda, dört liman vardı sadece. Balıkçılardan, Karadeniz'in çilesinde yaşlanmış taka kaptanlarından öğrenmiştik bu limanlann adını. llkbahar, yaz, sonbahar, kış. Öyle, korunmalı mendirekli, nhtımlı, vinçlerle donanmış limanları hayal bile edemezdik. Rıhtımlara yanaşan kocaman gemileri yinni beş kuruşa gittiğimiz matinelerde siyah beyaz fılmlerde görürdük. Oktay SÖNMEZ Denızcı Yazar ocukluğumu bir devlet me- muru olan babatnm tayinleri coğrafyası ile sınııiı bir dün- yada yaşadım. Bu Karade- niz'di. Antikçağ insanları, ozcllıldc dcnizcilerinin "Axenos Pontus" dedikleri "Misafir Sevmeyen Deniz". Öyledir dc bazcn. Ama ben çocukluğu- mun Karadcniz'ini bir cennet gibi anım- sıyorum. Uçsuz bucaksız fındık bahçe- lerinin yeşiline gömülü kıyı boyunca sı- ralanmış küçük balıkçı köylcri, lstan- bul'dan, hatta dünyadan uzak, çoğunun başka bir denizi hiç mi hiç görüp bilme- den ölüp gittiği çckirdekten yetişme de- nizcilcrin yurdu. Bazen başladı mı denizdckilere denizi dar eden, günlercc dinmcycn "kara- yeP'in uğultulandır. Suskun kayalıklar- da patlayan dalgalanııın bembeyaz ve ür- kütücü güzelliğidir. Bazcn de yukarda ko- caman gizemli bir fencr gibi asılı duran Ay'ın ışıltılaıında yıkanan kumsallandır. Ya da renkli müccvherler gibi çakıl taş- ları ile uzayıp giden kıyılan öpüp, okşa- malarla seven lacivert, kadife sesli bir şar- kıdır. Sabahlara kadar sürüp gider. Bin türlü çile, kavga ve de bin türlü mutlu- luktur. Fındıktır, çaydır, tütündür Kara- deniz. Hamsidir, türküdür, şiırdir bu de- niz. Sadece 4 liman vardı Karadeniz'de, bizim kuşağın çocukluk yıllarında, dört liman vardı sadece. Ba- lıkçılardan, Karadeniz'in çilesinde yaş- lanmış taka kaptanlarından öğrenmiştik bu limanlann adını. îlkbahar, yaz, son- bahar, kış. Öyle, korunmalı mendirekli, nhtımlı, vinçlerle donanmış limanları hayal bile edemezdik. Rıhtımlara yana- şan kocaman gemileri yinni beş kuruşa gittiğimiz matinelerde siyah beyaz fılm- lerde görürdük. Karadeniz'in derinliği ycr yer 2 bin metrcye ulaşan doğal yapısı, kuzeybatı köşesindc Tuna Innağı deltası ve Kırım Yanmadası arasında derinliği yer yer 100 mctrcdcn de az, geniş bir sığlık alanı da içinc alır. Özellikle bu alan Karadc- niz'dckı çok çeşitli balık türlerinin yu- murtlama ve çoğalma yatağı olagelmiş- tir. Yıllardır her yerde yapılan, açıkotu- rumlar, konferanslarda dile getirilen bir gerçeği yinclcyecek değiliz. Artık ke- sinlikle biliniyor ki, denizleri kendimiz kirleterek -sanayi atığı vb.- giderek öl- dürüyoruz. Ama yazımızm asıl konusu bu değil. Karadeniz'in kendi kendini öl- dünnesi. Avrupa'daki sanayileşmenin başladığı yıllara kadar uzanan ve her geçen yıl ür- kütücü boyutlarda büyüyen Karade- niz'deki kirlenmenin kaynağı artık her ye- ri geldiğinde belirtildiği gibi bu dcnizc dö- külen büyük nehirlerdir. Bunlardan sa- dece Tuna'nın her yıl bu güzel denize bir çöplüğe döker gibi getirip yığdığı aük top- lamı, inorganik nitrojen ve fosfor olarak 400 bin tonu geçiyor. Aük ve zehirler Karadeniz'e Özellikle son 30 yıl içinde Avru- pa'daki suni gübre üretiminden kaynak- lanan atık her geçen yıl daha da artmak- tadır. Tuna dahil Karadeniz'e dökülen beş dev nchir, çok büyük çapta bakteri küt- lelerini de örneğin Fransa'dan daha bü- yük bir drenaj alanının zehri ile birlikte sürekli olarak bu denize yığmaktadır. Deniz suyunun yapısında var olan bakterilcr, norrnal olarak, dışarıdan ge- len organik maddeleri aynştırırlar. Ancak ınnaklann taşıdığı miktar bu reaksiyon için çok büyük kütlelerdir. Bu bakteriler nonnal koşullarda deniz suyundaki ser- best oksijeni kullanarak ırmaklann ge- tirdiği maddeleri oksitler ve böylece beslcnirler. Fakat ınnaklann taşıdığı miktarlar o denli büyüktür ki, deniz suyunun oksijeni bu anlatılan olayla kullanıhp tüketilir ve işte o zaman asıl tehlike olan bir başka oluşum başlar. Oksijenin azalması ve sı- firlanması ile deniz suyu kimyasal bir ölü- ıne gider. Nehirlcrin getirdiği çok büyük hacim- de su kütieleri içindeki yoğun bakterilcr, deniz suyundaki oksijeni tüketincc bu kez yine aynı ortamın bilcşimindc bulunan sülfat iyonlarındaki oksijeni emmeye başlar ve bu olay sonucunda hidrojen sül- für gazı açığa çıkar. lştc asıl katıl, doğa- daki en öldürücü maddelerden biri budur. Karadeniz, işte bu ölüm gazının yer- yüzündeki en büyük rezervuandır. Bu ne- denle de 150/200 metre arasında değişen derinliklerde yaşam yoktur. "Ölüm Çiz- gisi" denilebilen bu derinliklerden aşa- ğılarda su, herhangi bir canlının yaşaya- bileceği bir ortam değildir. Bilim dilin- de "yaşatmayan" ve "yaşamayan" bu ortama "Anoxic" deniliyor. 110 bin ton petrol denize kanşıyor Elbette çevremiz insan eliyle de kir- lenmekte, doğa büyük zararlar görmek- te ve hatta yok olmaktadır. Zehirli, öl- dürücü sanayi atıkları, diğer çeşitli kir- letme unsurları, insan tarafından yaratı- lan fakat yine de insan tarafından çeşit- li önJem ve gayretlerle önlenebilccek, bü- yük ölçüde azaltılabilecck niteliktedir. Örneğin sadece çeşitli olay ve neden- lerlc sızıntı, döküntü olarak Karadeniz su- lanna kanşan petrol yılda 110 bin tonu geçiyor. Gemi balast suları ile başka de- nizlerden gelen çok zararlı ve Karade- niz'in kendi biyolojik yapısını yok edcn egzotik küçük canlı türlcri dc ayn bir öl- dürücü, yok edici faktör. Ama Karade- niz'in dcrinliklerinde sinsi ve derin bir uy- kudaymış gibi duran sessiz canavar çok bambaşka bir olaydır. Diyebiliriz ki Ka- radeniz'de doğa kendi intihan içindedir. Bu saklı tehlikenin insanlığın başında ne şekilde ne zaman patlayacağı bilincmi- yor. Kısacası tüyler ürpertici bir kâbus. Öyle ki, konu ile ilgili birçok bilim ada- mı "Karadeniz'de kıyamet" olarak ni- teledikleri bu olay üzerindc konuşmamayı tercih ediyor. Çünkü çaresizler. Şimdilik o canavarın üzerinde hâlâ yaşamakta olan ve bizleri yaşatan o 150/200 metre kalınlığındaki su dilimi, canlı bir dünya var, ona olsun sahip çıkmak olmalı tek ya- , jpacağımız şey. Belki dc sözü edilen kı- yamete daha yüzlerce yıl var. PENCERE 7 Mayıs Tarihinin Anlamı... Geçmişteki 7 Mayıs yazılarından gelişigüzel bir- kaç alıntı yaptım; "lyi mi kötü mü, daha güzeli var mıydı" diye düşünmedim... Once onlara bir göz atmakta yarar var... • "Tarihin 'Aydınlanma'ya dönükyûzünde birbiriar- dına gerçekleşen her olay, Cumhuriyet gazetesinin kuruluşu için gerekliyolu döşemiştir. Atatürk olmasa Cumhuriyet olabilir miydi?" • "Birgazete, ancak tarihte bilinçli seçimini yapa- bildiği zaman geleceğe yönelik yolunu saptayabi- lir. Kerterizlerini göremeyen tekne, rotasını şaşınr. Cumhuriyet'i Cumhuriyet yapan, güncelliğinin içeriğinde sürekliliğin anlamını yakalayabilmesi de- ğil midir?" • "Nadir Nadi sakin birinsandı, sesini yükselttiği- ni bile bir gün duymadım... Ancak bu hali başyazarımızın gerilimli bir kişi ol- madığını kanıtlamaya yetmez; ruhunda kim bılir ne fırtınalar kopardı, sanatçı bir doğası vardı, Mozart'a yakınlaşan bir duyarlığı... Nadir Bey bugünkü medyayı görse ne yapardı bi- lemiyorum; ama, sonuna dek isyan edeceğini kes- tirmek zor değil!.. Tepkisi sert olur, sanınm basını basın olmaktan çıkaran koşullarla sonuna dek sa- vaşmaktan kendini alamazdı..." * "Insanlık sömürgeleşme ve emperyalizm dö- nemlerini karanlıkta yaşadı; Doğu-Batı bloklan iki- lemi 20'nci yüzyılda esti savurdu; ancak bugün ge- çerli görünen küreselleşme sürecinde Türkiye'nin rezil rüsva olması için hiçbir haklı gerekçe yoktur; 'Ulus devlet bitti' diyezil takıp oynayanlar, mütareke artıklarının güncel mandacılandır. Cumhuriyet kişiler, toplumlar, sınıflar, ülkeler, dev- letler arasında eşitliği savunuyor... Çünkü insanlığın gereği budur. Onur, insanla hayvan arasındaki farkı yaratan de- ğerdir... • Cumhuriyet okurunun yaşı yok... Muhabirinin, yöneticisinin, yazannın, çizerinin de nüfus kâğıdı yok. Doğmadan önce başlayan, öldükten sonra da sü- recek olan tarihsel zamanın bilincinde yaşamak, in- sanın tükenmeyen gençliğidir." • Görülüyor ki 7 Mayıs'lar yoktur... Tek bir 7 Mayıs vardır... O sürekli 7 Mayıs'ı da bugün kutluyoruz... Kutlu olsun hepimize... "Siz isteyin biz üretelim." Domino Elektronik San. ve Tic. Ltd.Şti. Küçükalı Mah. Kartal Bul. Mavikent Şit. No:123 38050 Melikgazı Kayserı / TÜRKİYE Tel / Phone +90 (352) 320 00 48 PBX Fax +90 (352) 320 00 53 " FCT +90(533)659 05 56 •• î www.dominob2b.com ! Ofıro Domino Elektronik San. ve Tic. Ltd. Ştı. Yenıköy Mahallesi Albay Osm^n Şokak No 67-2 Sarıyer- Istanbul / TÜRKİYE Mobile +90(543)907 18 23
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog