Bugünden 1930'a 5,499,814 adet makale



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 5 MAYIS 2008 PAZARTESİ 10 DIŞ BASIN dishab@cumhuriyet.com.tr Tek kutuplu dünya düzeni sona ererken Avrupa geleneksel politikaları bırakmakta zorlanıyor Avrupa'nın yeni düzende yeri Avrupa'da anayasa anlaşmasının başansızlığa uğramasıyla açıkça görüldüğü üzere, daha fazla siyasi entegrasyona yönelik bir talep yok. Bu duruında, federalist Avrupa'nın gelişmesi olanaksız. ZEKİLAİDİ* A BD'nin Irak'taki fiyaskosu vc Çin, Brezilya ve Hindistan'ın yüksclişiyle daha da belli olan tek kutuplu dönemin sonu, küresel sistemin yapısı vc Avrupa'nın bu sisteme ne kadar uyum sağladığıyla ilgili sorulan yeniden gündeme getiriyor. Soğuk Savaş'ın ardından küreselleşmenin hızlanmasıyla, Avrupalılar ekonomik anlamdaki bağımhlık ilişkilerinin ulus devletlerin gücünü zayıflattığına inanmaya başladı. Uluslararası sistem ise yükselişte olan ülkelerin birlikte var olduğu, ABD, Çin. Hindistan, Brezilya ve Rusya tarafından belirlenen güç siyasetine geri dönülen garip bir döneme girdi. Bu tuhaf durutn, güç siyasetinden çok devletler arası bağımhlık ilişkilerine daha fazla alışkın olan Avrupa'yı zorluyor. Bu koşullarda Avrupa'nın küresel sistemi etkilemek için sahip olduğu olanaklar nedir? tlk senaryo iktidann gclişimi olarak nitelendirilcbilir. Büyümektc olan bir güç, ortak çıkarlann farkına varır ve ekonomideki geleneksel sınırların ötcsinc geçer. ABD'de böyle olmuştur. Avmpa içın ise bu en ihtimal dışı senaryddur. Anayasa anlaşmasının başansızlığa uğramasıyla açıkça görüldüğü üzere, daha fazla siyasi entegrasyona yönelik bir talep yok. Avrupa'da herhangi bir yönetim şekli olmadığı sürecc, federalist Avrupa'nın gelişmesi olanaksız bir şey. Bu pek çoğumuzu umutsuzluğa düşürebilir, aııcak bu inkâr edilemez bir gcrçek. Peki süper federal bir devlet kurmanın olanağı yoksa, Avrupa'yla ilgili beklentilcrimiz neler olabilir? Avıııpa için tek olası senaryo, uluslararası kurumlarda görüşülen ve yasal hale getirilen standartlann geliştirilmesi, yani bölgenin "kuralcı iktidarına" bağlıdır. Normlar, devlet içinden ve dışından aktörlerin "davranışlarının disiplin altına alııııııası" amacını taşımaktadır. Etkili olmaları için bu normların yumuşak ve sert yönetim mekanizmalarına dayanması gerekir. Elbette bu normlar, gelişmekte olan bazı ülkelerin öne sürdüğü üzere egemen güçler lehine kullamlabilir. Örneğin Avrupa'da çevre konusunda uygulanan bazı sıkı kurallann, daha düşük standartlara sahip bazı ihracatçı ülkelerin kalkınmasına zarar vernıe riski var. Bu nedcnlc normların daha zayıf ülkelere de söz hakkı verecek türde bir meşruiyete ve uyum mekanizmasına sahip olması gerekiyor. Dünya Ticaret Örgütü'nün sorunlan çözme sistemi, tarafsız yönetim süreciyle ilgili öraeklerden biridir. Kuralcı Avrupa'nın bu gerçeği fark etme ve kendi toplumsal tercihlenyle ilgili değeıieri geliştirme alanı nedir? Iklim değişikliği muhtemelen küresel alandaki en önemli meseledir ve Avrupa bu konuda tartışmasız olarak öncü konumdadır. Avrupa, Kyoto Protokolü'ne bağlı olmasaydı, bu önemli anlaşma ABD tarafından ortadan kaldırılabilirdi. Müzakcrelerde bir sonraki adım olan Bali süreci, daha da karmaşık olacak gibi görünüyor. Avnjpa'nm iklim değişikliği konusunda önıek olmak için üç koşulu yerine getirmesi gerekiyor. Sera gazı sahnımını 2020 yilına kadar yüzde 20 oranında düşürmek zorunda. AB, Kyoto sonrası hedeflere bağlılık gösteren ilk bölge olarak, dünya gündemini şekillendiren normlann belirleyicisi oldu. tkinci koşul, ülkeler arasındaki çelişkili duruma karşın dünyada devam eden müzakerelerde birlik olma ihtiyacıdır. Son olarak gelişmekte olan ülkeleri destekleyerek kapsanıak amacıyla siyasi vc teknik yaratıcılığını arttırmalı. Bu ülkelenn Bali sürecine bağlı olmaması, iklim değişikliğiyle mücadele olanaklarım da sınırlandınr. Ticaret ve insan haklan Çok tarafh ticari görüşmeler de, kuralcı Avrupa'nın bağlı olması gereken ikinci unsurdur. Yavaş ıleıieyen süreçte ortaya çıkan çeşitli engeller ve ABD'nin yaptığı gibi ikili görüşmeleri teşvike yönelik çeşitli uygulamalara rağmen, çok taraflılık olabilecek en adil sistemdir. İnsan haklan da üçüncü potansiyel dayanak noktasıdır. Bu alandaki sonuçlar; sömürgecilik suçlanyla, ekonomik açgözlülükle vc ctik kaygılarla bölünmüş olan ulus devletlerin clinde olduğu için daha kannaşık olabilir. Avrupa hem ulusal duyarlılıklara saygı duymalı hcm de Hamas örgütü gibi tüm siyasi öznelerle görüşmeleri de içeren çeşitli scçenekleri masada bulundumıalıdır. Aynca kural tanımayan rejimlcri açığa çıkannak ve utandınnak amacıyla, Avrupa Parlamentosu'nun rolünü genişleterck gücünü arttırmalıdır. Sonuçta devletlerin yapamadığını parlamento yapabilir. Dünyada Avmpa'nın fark yaratabıleceği birçok meselc bulunuyor. Ortaya çıkma şansı olmayan süper devletlc, ulusal anlamdaki faydası gidcrck azalan dağınık ulus devletler arasında hatalı bir şekildc karşılaştıiTna yapmak yerine, bu meseleler üzerine yoğunlaşmaya ihtiyacımız var. * Fransa 'da Sivasi Bilimler Okulu 'nda profesör. Ingilizceden çeviren: Men>e Arkan (Financıal Times guzetesi, Ingiltere, 30 Nisan 2008) K0RSMUKIA SAI/AŞACA6/Z.' *— «* • <ğo 30 Nisaıı 2008 / Intemaüonal Hcralıl Tnbıınc Yunanistan, Karadeniz'den Avrupa 'ya uzanan projeye katıldı 'Güney Akunı% Yunanistan'a yöneldi OLEG MİTYAGEV R usya'dan "mavi yakıtı" Karadeniz'in altından geçirerek Güncy vc Batı Avrupa ülkelerine ulaştıracak olan "Güney Akınıı" adlı hırslı proje, gidcrck daha net, daha belirgin bir görünüm alıyor. Yunanistan, 29 Nisan'da bu projcyc dahil oldu. Moskova'da Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Yunanistan Başbakanı Konstantin Karuıııaıılis. yılda 10 milyar metreküp kapasiteye sahip "Güney Akımı"na Yunanistan'ın katılmasına ilişkin anlaşmayı imzaladılar. Rus doğalgazının (aynca, amaçlandığı kadarıyla, Orta Asya doğalgazının) Avrupa'ya sevkıyatınm yeni güzergâhı, geçen yıl temmuz ayında, Rus doğalgaz tekeli Gazprom ile Italyan enerji firması ENI tarafından sunulmuştu. Bu kuruluşların ortaya koydukları plana göre, "Güney Akımı" hattının 900 kilometre uzunluğunda olan ilk bölümü, Rusya'nın Karadeniz kıyısından başlayarak denizi alttan geçecek ve Bulgaristan'dan çıkacak. Hattın bundan sonra ikiye ayrılması öngörülüyor. Birinci kol, Kuzey-Batı Balkanlar'a yönelerek, Rus gazını hem buradaki bölgc ülkelerine hem de bu ülkeler üzerinden Almanya ve ltalya'ya ulaştınnayı öngörüyor. İkinci kolun ise Yunanistan'a yönelmesi vc oradan, Adriyatik Denizi'nin altından geçerek ltalya'nın güneyine ulaşması söz konusu. Güney akımının hcr iki kolunun, yıllık 30 milyar metreküp doğalgaz taşıma kapasitesine sahip olması öngörülüyor. tlk gazın pompaianmasının ise 2013 yılında gerçekleştirilmesi planlanıyor. Bu projeye ilk başta bazı çevreler şüphcyle yaklaşıyor, bunun gerçekleşme olasılığının düşük olduğunu söylüyorlardı. Ne var ki, Balkan ülkeleri peş peşe bu projeye katılmaya başlayınca, bu çevrelerin sesi kesildi. Ocak ayında, Bulgarıstan ve Sırbistaıı'la bu konuda anlaşma M,.oskova'da Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Yunanistan Başbakanı Konstantin Karamanlis, yılda 10 milyar metreküp kapasiteye sahip "Güney Akımı"na Yunanistan'ın katılmasına ilişkin anlaşmayı imzaladılar. imzalandı. Şubat ayında bunu, Macaristan'la yapılan anlaşma izledi. Böylelikle, hattın Kuzeybatı Balkan kolunun inşası konusu somutlaştı. Yunanistan'la imzalanan anlaşma ise projenin güney kolunu hayata geçiriyor. "Güney Akımı" projesi, pek çok açıdan, Rusya'yı Baltık Denizi'nin altından Almanya'ya bağlayacak olan "Kuzey Akımı" projesi ile benzerlikler gösteriyor. Her iki doğalgaz hattı da, her şeyden önce Avrupalı doğalgaz tüketicilerinin çıkarlarını gözetmekte. Bu projelerin her ikisinin de en somut neticcsi, doğalgaz nakil güzergâhlarının çok seçenekli hale gelerek Avrupa ülkelerine doğalgaz naklinin güvence altına ahnmasıdır. "Güney Akımı" projesinden söz ederken, akla ister istcmez, bununla rekabet halindeki diğer doğalgaz boru hattı projesi olan Nabucco geliyor. Nabucco projesi, Avrupa'ya doğalgazın Türkiyc üzerinden gitmesini öngörüyor. Fakat Nabucco'nun sorunu şu ki, bu projenin en büyük destekleyicisi olan Türkiye, doğalgaz üreticisi değil; Türkiyc'nin bu projede üstleneceği işlev, taşıyıcı ülke olmak. Öte yandan, Nabucco projesinde öngörülen şekilde (Kafkasya ve Türkiye üzerinden Avrupa'ya sevkıyat yapacak olan -çeviren-) boru hatlarının doğalgazla doldurulabilmcsi için, sadece Azerbaycan'ın değil, doğalgaz üreticisi olan Orta Asya ülkelcrinin de (Kazakistan, Türkmenistaıı, Özbekistan) projeye katılmaları gerekiyor. Orta Asya gazının Nabucco'ya yönlendirilebilmesi için, bir de üstelık, Hazar Denizi'nin altından geçecek olan Trans Hazar doğalgaz boru hattını döşemek gerekecek. Fakat, "Güney Akımı" projesi ne kadar süratle tamamlanırsa, Trans- Hazar doğalgaz boru hattı girişimi de, onunla bağlantılı olan Nabucco projesi de sonuçsuz kalır. Putin'in söylcdiği üzere, Rusya, "Güney Akımı" projesine alternatif durumdaki projelere karşı mücadele vermiyor. Putin, "Şayet birileri, bizimkine benzer projeleri ekonomik açıdan kabul edilebilir şartlar çerçevesinde hayata geçirirse ve bu doğalgaz hatlarına, gereken miktarda gazı bulup pompalamayı başarırsa, biz bundan olsa olsa memnuniyet duyarız" diyor. Rusçadan çeviren: Deniz Berktay (Rus Resmi Haber Ajcmsı RİA Novosti, 30 Nisan) DEGİŞEN DÜNYADAN HÜSEYİN BAŞ Nükleer Enerji ve Riskleri Üzerine... 26 Nisan 1986'da Ukrayna'nın Kiev kentin- de meydana gelen büyük felaketin 22. yılın- da gezegenin çok sayıda ülkesinde olduğu gi- bi felaketten nasibini alan ülkeler arasında yer alan Türkiye'de de dahil binlerce insan, facianın sayısı tam olarak bilinmeyen kurbanlarını an- mak ve ölümcül riskler taşıyan nükleer sant- rallara 'Hayır' demek için bir kez daha yolla- ra dökülmüşlerdir. Çernobil nükleer felaketi ne ilk ne de so- nuncudur. Ancak Çernobil felaketinin ölümcül risklerinden en çok nasibini alan bir ülke ol- mamıza karşın AKP iktidarı olup bitenlerden ders almamışa benzemekte, ABD ve Avru- pa'nın bir dediklerini iki etmeyen güçlü nük- leer enerji lobilerinin etkisiyle ölümcül riskle- rini yok sayarak nükleer enerji macerasına atıl- makta sakınca görmemektedir. Nitekim sant- ralların yapımı için Mersin'in Akkuyu'su ile Ka- radeniz'in incisi Sinop seçilmiştir. Hükümetin bu iki bölgede planladığı 4 bin megavatlık yüz- de yirmi beş kapasiteli nükleer santral yapı- mı için düzenlenen yarışmada son teklif 24 Ey- lül 2008'e kadar verilmiş olacaktır. Uzmanların nükleer santral yapımının ülke için ağır ve ölümcül riskler taşıdıgı ile ilgili bi- limsel kanıtlarıyla ortaya koydudukları uyarı- larını AKP iktidarı duymazlıktan gelmekte, bildiğini okumaktadır. Bu yüzden iş, başta santralların yapılacağı kentler ve etkilenece- ği bölge yaşayanları olmak üzere halkımızın tü- münün demokratik direncine kalmış görün- mektedir. Işin ilginç yanı, Çernobil felaketinin yıldö- nümündeki nükleer karşı gösterilerin salt bi- zim gibi nükleer santral inşa etme hevesine ka- pılan ülkelerde değil, örneğin Fransa ve Al- manya gibi çok sayıda nükleer santrala sahip ülkelerde de en yoğun şekliyle yapılmış ol- masıdır. Fransa'da, Paris dahil çeşitli kentlerde özellikle de santral çevrelerinde 130'u aşkın nükleer karşıtı eylem yapılmış, dahası yoğun biçimde "Nükleerden çıkalım" sloganları atıl- mıştır. 300'e yakın nükleer santrala sahip Fran- sa'da insanların 'nükleerden çıkalım' istekle- rinin dile getirilmesi, nükleer enerjiye heves- lenen bizim gibi, ülkeler için, sanırız üzerinde önemle durulması gereken bir uyarıdır. Fransa'da şu sıralarda kırk yıllık hizmet sü- relerini dolduran santralların yerine 2025 yılı- na kadar 290 yeni 3. nesil santralın inşasının devreye sokulması planlanmaktadır. Bu ge- lecek on yıllık sürede her bir buçuk ayda 1 santralın yapımını ifade etmektedir. Uzman- lara göre bu olanaksız görünmektedir. Zira re- aktörün kalbi sayılan ana parça sadece Ja- ponya'daki bir çelik tesisi tarafından ve az sa- yıda üretilmektedir. Yine uzmanlara göre Fransa gibi bir ileri teknoloji ülkesinde sant- ral yapımı için gerekli nitelikte ve sayıda tek- nisyen ve mühendis yoktur. 3. nesil reaktör- lerin (EPR) maliyeti ise 3 milyor Avro'dur. Ün- lü kredi notçusu kuruluşlar maliyetlerin önem- li oranda artacağı tehlikesi konusunda uyarı üs- tüne uyarı yapmaktadırlar. Sorunlar bu kadarla sınırlı olsa iyi. Çok da- ha önemli sorun, santralların yaşamı doğrudan tehdit etmesidir. Yapılan çeşitli bilimsel araş- tırmalar santralların çevresinde özellikle ço- cuklarda kan kanseri vakalarının ciddi oran- da arttığını ortaya koymaktadır. 24 Aralık 2007 tarihinde yayımlanan yazımızda da de- ğinildiği gibi, Alman radyasyon tehlikesinden korunma ofisi tarafından hazırlattırılan bir ra- por, nükleer santralların çevresinde yaşayan çocuklarda lösemi riskinin arttığı saptanmış, santralların beş kilometre çevresinde yaşayan beş yaşındaki çocuklarda 12 olan kanser vakası 17'ye yükselmiştir. Bu, söz konusu böl- gelerde ulusal ortalamaya göre löseminin yüzde 117 oranında arttığı anlamına gelmek- tedir. Fransa'da aynı konuda yapılan ve so- nuçları 22 Nisan 2008'de açıklanan araştır- maya göre ise Ingiltere'deki Sallafield ve Do- unreay santralları ile Almanya'daki Krummel santrallarına bitişik nükleer araştırma labora- tuvarları çevresinde kanser riski iki ila dört kez, Sallafield'de ise 20 kat artmıştır. Ama risklerin sonu yok. Bir başka büyük teh- likeyi nükleer atıklar oluşturuyor. O kadar ki Amerika gibi zengin ülkeler bile nükleer atık be- lasıyla, özellikle de ağır maliyetleri açısından baş edemiyor. Örneğin Amerika'nın Nevada eyaletindeki Yucca Mountain nükleer atık deposunun, yapımına şimdiye kadar 11 mil- yar dolar harcanmasına karşın rakip lobilerin rekabeti yüzünden yarım kaldığı ileri sürül- mektedir. Bazı radyoaktif atıkların milyonlar- ca yıl ölümcül niteliklerini sürdürdükleri ger- çeği ve atıkların mutlak güvenlik sağlayan ni- telikte yapılması gereği düşünüldüğünde, bi- zim gibi bir ülkenin 'nükleer atık' konusuyla ba- şa çıkması son derecede kuşkulu görün- mektedir. Umarız, AKP'nin nükleer enerji he- veslileri bu "küçük sorunun" da çoktan üste- sinden gelmişlerdir! izi okudukts ı
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog