Bugünden 1930'a 5,499,166 adet makale



Katalog


«
»

SAYFA CUMHÜRİYET 3 MAYIS 2008 CUMARTESİ OLAYLAR VE GORUŞLER AÇI MUMTAZ SOYSAL Ispat İNATLAŞILDI da ne oldu? Görünüşe ve iddialara bakı- lırsa, iki şey ispatlanmış ol- muştur. Kimilerinin tanımlamasına göre devletin devlet olduğu. Gücün bütünleşmeden gel- diğini öğrenmeyen işçinin bö- lünmüşlüğü. Aslında, bu olguların ikisi de bilinmekteydi; ispata gerek yoktu. Yalnız Türkiye Cumhuriyeti devleti değil, yeryüzündeki her devlet gücünü göstermek istiyorsa gösterir, kendi toplu- munda ezmek istediği başka güç varsa ezer, engellemek istediği durum varsa engeller. Bombalı, gazlı, boyalı, tek- meli "Biberli Perşembe" gü- nünde olduğu gibi kauçuk mer- miler yetmiyorsa, top mermi- leriyle, uçak füzeleriyle ezer her şeyi. Dünyanın her köşe- sinde her gün sürekli ispat edildiği gibi, zaten bazı kitap- larda "bir toplumun en üstün gücü" diye tanımlanan devle- tin toplumda yenemeyeceği güç yoktur. Bu hiçbir ülkede büyük marifet sayılmaz. Ancak, "güç" deyince kaba gücü, şid- det üstünlüğünü anlıyorsanız, marifettir ama, böbürlenmeye değmez. Biberli Perşembe'de bunu ispatlamak için on binlerce po- lise, onca püskürtme silahına, panzerlere, Çaldıran Meydan Muharebesi'ndeymişcesine "Ya Allahl" diye işçi üzerine yürüyen polis taburlarına gerek var mıy- dı? Türkiye'yi yönetmeye soyu- nanlar, devletteki asıl gücün adaletli, huzurlu, dengeli bir toplum yaratmakla, hakka, emeğe saygı göstermekle, tam çalışmaya dayalı bir üretim dü- zeni kurmakla ve halkının onu- runu dışa karşı korumakla is- patlanacağını ne zaman öğre- necekler? Devlet devletse, "Allah'aküf- retti" diye Suudi Arabistan'da başı vurulacak olan Türk işçi- sini kurtarabilmelidir. Kral An- kara'ya geldiğinde oteline ka- dar gidip koltuğunun iki yanına oturarak resim çektirmekle devlet olunmuyor. Biberli Perşembe'den işçi dünyası adına çıkarılabile- cek tek övgü, DİSK Genel Baş- kanı'nca gösterilen sağduyu- dur. Günün ölümsüz kapanmış olması, ne devlet yönetiminin feraseti, güvenlik güçlerinin di- siplini, ne de gösterici yığınla- rının soğukkanlılığı sayesinde oldu. Sendika lideri sağduyu- lu davranıp kabaran öfkeyi ya- tıştırmasaydı, orantısız güç kul- lanımına yüzlerce kişinin kurban gitmesi işten değildi. Asıl dikkat çekici olan, öyle bir günde Türk-lş Genel Baş- kanı'nın evinden bile çıkmayı- şı, Hak-lş liderinin de iktidarın dümen suyunda davul zurnay- la bayram kutlaması olmuştur. İşçi dünyası 1 Mayıs öncesin- de tek yumruk olabilseydi, AKP yönetiminin inadı ktnlabilir, bay- ram bayrama benzerdi. Kısacası, gelecek 1 Ma- yıs'ların insanca yaşanma- sı için artık o tarihin resmi tatilli bir Emek Bayramı olarak Tak- sim'de kutlanmasından başka ulusal çare kalmamıştır. O sağ- lanamazsa, bu toplumda ortak akıl yok demektir. mumtazsoysal@gmall.com 1 Mayıs 2008'e Yazık Oldu! Prof. Dr. Mete TAPAN I! • lkbahann kadife kadar yumuşak havası îstanbul'un fışkıran ye- şilini bir başka güzel yapıyor. Gerçekten de bir bayramın kut- . lanabüeceği güzel bir hava var dışanda... Bahar bayramını, emeğin bayramını, işçinin, memurun, köylünün bayramını kutlamanın tam da günü... Her yer bayraklarla süslenmeliydi, farklı renklerin cümbüşünde emeğe saygı bir kez daha kutlanmalıydı. Eme- ğin büyüklüğü, barışın vazgeçilmezli- ği bir kez daha meydanlarda vurgu- lanmalıydı 1 Mayıs'ta... Herkes so- kaklarda dans etmeliydi bugün... Emek ve banş için insanlar birbirleriyle ke- netlenmeliydı... Bahann çiçekleriyle süslenmiş parklara insanlar yayılıp yürüyüşlerinin sonunda dinlenmeliydi sere serpe... Bahar, yeşili, çimenleri, ağaçlan dirilttiği gibi, bu bayramda iş- çinin umutlannı yeniden diriltmeliydi... Maalesef 1 Mayıs 2008 böyle ol- madı... Kutlayamadı Îstanbul'un işçi- si, memuru, emekçisi bayramını... Ba- rışın özlemi içinde sokağa dökülen emekçiler güvenlik güçlerince dağıtıldı. Halbuki onlar için her zaman olduğu gi- bi bir umuttu bu bayram... Daha fazla para, daha fazla lüks istemiyorlardı bu insanlar. tnsanların tek istediği kardeşçe yaşamak ve emeklerini bir anlamda kutsamaktı... Emekten daha yüce, daha haysiyet- li bir şeyin ohnadığmı dile getirmek is- tiyorlardı... Bu istemlerinin sokaklar- da yansımasını duymak ve "ötekile- rine" duyurmaktı tek amaçlan... 01- madı, olmadı, olmadı... Güzelim 1 Mayıs, şiddetin günü, gerilimin günü oldu... Umudun yerini umutsuzluk, barışın yerini kavga aldı... Yazık olu- yor insanımıza, yazık oluyor bana, sana, hepimizeü! Dünya baharlarmın belki en güzelı tstanbul'da, en yeşili, en renklisi tstanbul'da... Neden bu şiddet, neden bu kavga??? Güzelim ba- han yaşamak ve yaşatmak varken ne- den baharlanmızı katlediyoruz?!! Güvenlik güçleri "provokasyon"dan korkuyor. Sendikalar da provokas- yondan korkuyor. Ama diyorlar ki: "Biz provokatörlere de engel oluruz, bize Taksim'i verin yeter, 1977'de ölen emekçi kardeşlerimizi aııa- lım!.." Anlaşma olmuyor ve "provo- kasyon"un üzerine birlikte gitmeleri gerekirken, birbirlerinın üstüne gidi- yorlar... Anlamak çok zor... Ortak düşmanın üstüne gitmek varken neden birbirleriyle kavga ediyorlar??? Bahann mor, san, pembe çiçekleri hüzün içinde akşaına doğru yaprakla- nnı kapıyor, onlar da gündüz gördük- lerine inanamıyorlar... Yazık olmadı mı 1 Mayıs 2008'e??? 'Ayaktakımı', 'Milli İrade' ve Taksim Muzaffer tlhail ERDOST Türkiye Insan Haklan Kurumu (TÎHAK) Başkanı T T 1"lkenin laik ufkunu tarikatlann kararttığı kentte, Siirt'te, "milli irade"yle özdeşleştirdiği 16.5 milyon seçmenin "demokratik, laik, sos- yal hukuk devletine inanarak AKP'ye oy verdiğini" söyleyen Erdoğan, Ulu- sal Egemenlik Bayramı'nda, 23 Ni- san'da, aynı seçmeni, yani "milli ira- de"yi, 1 Mayıs İşçi Bayramı'nı Tak- sim'de kutlamak istediği için "ayakta- kımı" olarak nitelemişti. Erdoğan, öyle anlaşıhyor ki "Kanlı Pazar" olarak ta- rihe geçmiş bulunan, 16 Şubat 1969'da, Taksim'de, ilerici ve devrimci gençliği, kolluk güçlerinin desteğinde ve deneti- minde pusuya düşürerek kitlesel katliam gerçekleştirmiş olan, sokak serserile- rinden ve kabadayılardan oluşan lümpen proletaryayı, yani o günkü adıyla "Cihat Ordusu"nu, devrimci işçi sınıfınm ye- rine koymuştu. Hitler de, "kendi anlatumyla", "aşa- ğı tahaka"daıı gelmiş, "ayaktakımı" arasında yetişmişti. 2 Ağustos 1934'te, oylann yüzde 88'ini alarak iktidara gel- miş (Hitler Bana Dedi ki, s. 149) ve ken- disini iktidara taşıyan "çoğunluğun, yalnız aptallan değil, hain ve alçaklan da temsü ettiğini; bomboş olan yüz beynin akıllı bir adamın yerini ala- mayacağını" savlıyordu (Kavgam, s. 87 ). Bu, yalnız Hitler'in değil, Almanya'nın tüp alışverişlerinizj World YTL değerlnde AYCAZ HİZMET HATTi 444 4 999/www.aygaz.com.tr AYGAZ 31 Mayıs2006 tanhınekadar, WarlduyesiAygaz Tüplügaz Bayllen'ndenyapılacak btrindevtüpüalıfvenzıne 2 V7I degennde Woıidpuan. ıkincievtüpualısvenşıne 4 YTl degennde Woridpuan ve uçiincüevtupü altşvenşlne8 YU. degerinde Wor1dpuan hedlyeedllecektlr Hermüfteri, kampanyada enfaıla 14 YTL deÇcnnde VJotidpuan kazanabllir Aynı gün içerisinde yapılan alısverislerin sadece bir tanesl kampanyaya dahıldir Kampanyadan yaraıianabtlmek ıçınyapıtan mınimum alışvenş 25 YR degetinde olmatıdtr Kampanya tanımlan mıisteri bazında geçeriidlr Kampanyada kaıanılan Worldpuan'lar 6 Hazıran 2008 [anhınde Worldcard'larayuklenecek olup. 7 Temmuı 2008 tanhıne kadarkultanılmayan Wor1dpuantargen atınacaktır Kampanyaya, Wortdpuan ileyapılan atısverislervvBusıness Club üyesl WoHdcard'lardahıl değıldır Aynntılı bllgiıçın woridcard.com tr da sonunun başlangıcı olmuştu. "Ayak" ve "baş" tartışması, 1 Mayıs îşçi Bayramı'nın Taksim Meydanı'nda kutlanmak ıstenmesi üzerine başlaülmıştı. Işçilerin sorunu ıse "ayakların baş ol- ması" sorunu değildi, ayaklar zaten baş- tı. Çünkü her demokratik sistemde olduğu gibi, başlar ayak, ayaklar baştır. Sorun, ayak ve baş sorunu değil, geleneksel kö- lelikten özgür kölelere dönüşmüş bulu- nan emekçilerin, tek bir sınıf olarak ekonomik haklannı demokratik kurallar içerisinde dayarma ve kazanma soru- nuydu. Temsil edenlerin gücünün, emek- çilerin kendi öz güçleri olduğunu du- yumsatma sorunuydu da... Peki ama ne istiyordu emekçiler, niçin istiyorlardı Taksim'i? Onlann Taksim'i istemelerinin derine inen nedenleri ve anılan vardı. 1 Mayıs 1977'de, glad- yosuyla, CIA'sıyla, Ame- rikalı uzmanların iç savaş, sabotaj ve suikast eğiti- minden geçirdiği "ko- mando"lanyla, özel bi- rünleriyle, işçi sınıfi, top- lu olarak bir kez daha pu- suya düşürülmüş; morga götürülemeyenler, Gay- rettepe'de ve Sansaryan Han'da kanlı olayların tertipçileri olarak sorgu- lanmışlardı. İşçi sınıfi, otuz yıl son- ra bugün, sınıf olarak dü- şürüldüğü yerden doğrul- mak istediği için istiyordu Taksim'i. Otuz yıldır çiğ- nenen kanların, çiğnenen onurlannın artık çignen- mesini istemiyor. Bufıun için istiyordu Taksim'i. Uluslararası sermaye- nin buyruğuyla emeğin ulusal gelirden aldığı payı aşağı çekmek için 24 Ocak kararlannı imzalayanlar- dan; 24 Ocak kararlannı . uygulayabilmek için par- lamentoyu feshedenler- den; parlamentoyu feshe- debilmek için darbe ile iktidara oturanlardan; dar- be ile iktidara oturmak için darbeye toplumsal or- tam hazırlayanlardan; dar- beye ortam hazırlamak için bu ülkenin aydınıyla, emekçisiyle altı bın insa- nını birbirine kırdırmış olanlardan hesap sormak istediği için istiyordu Tak- sim'i. 12 Eylül öncesinde olduğu gibi emekçi halkın, laik-antilaik, Alevi-Sün- ni, sağcı-solcu olarak, da- hası etnik boyutuyla bir- birine kırdınlmak isten- mesıne karşı, sınıfi bölerek ulusun bölünmek isten- mesine karşı, sınıfi bölerek ülkeyi paylaşmak için pu- suda bekJeyen uluslarara- sı sermayeye karşı, tek bir sınıf, ulusun tek işçi sını- fi olarak istiyordu Tak- sim'i. Erdoğan, başbakan ola- rak Taksim'e izin verir miydi, istese verebilir miy- di? "Ülkeyi pazarlamakla mükellef bir başbakan olarak, pazarlanmış, satıl- mış ve satılmayanı satılığa çıkanlmış bir ülkenin baş- bakanı olarak, Taksim'i, 1 Mayıs'ta, özgürlük ve ba- ğımsızlık türküleriyle süs- leyecek olan işçi sınıfina istese de verebilir miydi, verebilecek miydi? Dün, umarız yanılmış olalım, diye yazabilirdik. Bugün değil! SERVER TANlLlI DfNVE POLİTİHA"Laik Barış'ın Dostlan ve Dflpanlan Server Taniill bu kltabında lalkliğfn Batı'daki ve iilkemfzdeki gelişim sürecini üerinlemesine inceliyor; guniimiiz koşullarında laikligi ortaçağ karanlığına karşı koruma görevinin altını çizfyor. ADNAN BİNYAZAR Adnan Binyazar'm eleştlrf imbiğinden geçen kimi ozanlar, kımi yazarlar ve kimi kitaplarda kuşaksal kümeleşmeyle sınırlı plmaksızın edebiyatın özgür yaratımı ile tamşıyor; biçimsel kaiıplara bağlı kalmaksızın, özğUrce düşiınmenin tadına varıyorsunuz. TARIK DURSUN K. KAŞ KAŞ" TAŞ TAŞ ÜSTÜNE Kent Kiiltüril Vzerine Denemeler Tarık Dursun K. "Siz de zaman zaman ister misiniz çocukluğunuza dönmeyf? Ben isterim. Hem çocukluiuma, hem cocukluğumun Izmir'ine, izmir'de doğdıun, Izmir'de büyfidüm. Eski fzmir'i avucumun içi gibi bDirim" üiyor ve akıp giden zamanda izmir't anlahyor. AlKlA YıyiD-Dıiıtın û 2122/2 «16 Merkar Ankara Şube: IzmlrŞuba: GC Cumhuriyet V KitaplarıALFA DAOITIM www.cumhuriyetkitaplari.com Prof Nurettın Mazhar öktel Sokak No 2ŞİŞİI Tel 0 212 343 72 74 Alalürk Bulvarı No 125 Kal 4 Bakanlıklar Tel: 0 312 419 50 20 H Zı/a Bulvarr 1352 Sokak No 2/3 Pasaport Tel 0 232 441 1220 J _
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog