Bugünden 1930'a 5,499,814 adet makale



Katalog


«
»

28 MAYIS 2008 ÇARŞAMBA CUMHURİYET SAYFA 13Jjj J v C j J N 1_IJT1.1 ekonomi@cumhuriyet.com.tr TÜSlAD Başkanı Yalçmdağ, seçim ekonomisi uygulamalarına işaret ederek 'popülizm' uyarısı yaptı: Kaşıkla verip kepçeyle alma • TÜSlAD Başkanı Yalçmdağ, prim affı ve Kamu Ihale Kanunu'nda yapılan değişikliklerin yanlış olduğunu belirterek "Popülist uygulamalar dönemine geri dönüş işaretleri görmekteyiz" dedi. Ekonomi Servisi - Türk Sanayici- leri ve lşadamları Demeği (TUSt- AD) Başkanı Arzuhan Doğan Yal- çmdağ, hükümetin son dönemdeki ekonomi politikalannı eleştirdi ve po- pülizme dönüş işaretleri olduğunu belirtti. tstanbul'da düzenlenen "Sanayi Politikası: Sektörler, Gelişmeler ve Eğilimler" başlıkh seminerde konu- şan Yalçmdağ şunlan söyledi: "Bu- gün itibarıyla reform sürecinde ge- riye gidiş, ekonomi politikalarında ise popülist uygulamalar dönemine geri dönüş işaretleri görmekteyiz. Ozelleştirtne gelirleri borç azaltmak yerine kamu yatırımlarında kulla- nılacak, tşsizlik Sigortası Fonu da amacı dışında kamu yatırımların- da kullanüacak. SSK ve Bağ-Kur prim borçlanna af geliyor, banka borçları ve tarımsal krediler için si- cil affı geliyor. Kamu thale Kanu- nu değişiyor, faiz dışı fazla oranı dü- şürülüyor. Türkiye'nin iktisadi ta- rihinin de gösterdiği gibi bu tarz po- pülist uygulamalar hep kaşıkla ve- rilmesi ve kepçeyle abnmasıyla so- nuçlanmıştır. Dileyelim bu kez ta- rih tekerrür etmesin. Dünyada eko- nomik krizin yaygınlaştığı ve de- rinleştiği Türkiyemizde makro eko- nomik dengelerin bozulma eğili- mine girdiği bir ortamda karşımı- za çıkan bu kararlar kabul edilebiür nitelikte değildir." • Yalçmdağ, AKP hükümetine yönelttiği uyanlannda, özelleştirme gelirlerinin kamu yatınmlannda, Işsizlik Sigortası Fonu'nun da amacı dışında kamu yatınmlarında kullanılacağına işaret etti. Yalçmdağ, "Prim borçlanna af geliyor, banka borçlan ve tanmsal krediler için sicil affı geliyor. Kamu Ihale Kanunu değişiyor... Bu tarz popülist uygulamalar hep kaşıkla verilmesi ve kepçeyle alınmasıyla sonuçlanmıştır" dedi. RAPOR:SEKAda özelleştirme tıkanıUıkyarattı Tuday da ölümlerin nedeni kayıt dışı Kayıt dışı ekonominin rekabet en- dişesini aşarak toplumda daha derin kayıplara yol açmaya başladığını be- liıten Yalçındağ, "Kayıt dışı, Tuz- la'da ölümlerin de temel nedeni. I Iûlû bu tür olaylarla karşılaşıyor olmamız kabul edilebilir bir du- rum değil" dedi. Popülizm eleşti- rilerini yanıtlayan Sanayi ve Tica- ret Bakanı Zafer Çağlayan, "Ça- hşmalarımızın hiçbirinde popülist düşünce içinde olmadık. Türkiye bu performansı ınnli disiplinle sağlamıştır" diye konuştu. TÜSÎAD "Türkiye Sanayi- sine Sektörel Bakış" başlıklı ra- porunda, imalat sektörünün, üretim ve ihracat artışmda gös- tenüği belirgin başanlara karşın, aşması gereken temel tıkanma noktalannın da bulunduğu be- lirtildi. Marmara Üniversitesi öğretim üyeleri Prof. Dr. Suut Doğru- el ve Prof. Dr. Fatma Doğru- el tarafmdan hazırlanan rapor- da sektörler için fırsatlar, teh- ditler masaya yatmldı. Raporda, ihracat ve istihdam potansiyeli düşük olan ağaç ve mantar ürünleri sektörünün, geleneksel sanayi merkezleri dışındaki böl- gelerde gelişmesi nedeniyle, is- tihdamın bölgesel dağılımına mütevazı bir katkı yapabilece- ğinin düşünülebileceği, kâğıt ve kâğıt ürünleri sektöründe de ciddi kapasite yetersizliği sorunu bulunduğu, SEKA'run özelleş- tirilmesînin selüloz ham mad- desinin elde edilmesinde tıka- nıklıklar yarattığı belirtildi. Basım ve yayım sektörünün dışa kapah bir sektör olduğu vurgulanan raporda, piyasa yo- ğunlaşma oranları dikkate alın- dığında kayıtlı medya ile gaze- te, dergi ve süreli yayınlann ya- yımı alt sektörlerinde çok yük- sek derecede, diğer basımla il- gili faaliyetlerde de yüksek bir yoğunlaşmanın olduğunun gö- rüldüğü ifade edildi. Raporda, "Kalkınmada ilk aşamada tarım önemli olsa ve bazı ülkelerde hizmet sektörü ön plana çıksa da, imalat sek- törü Türkiye gibi büyük nü- fusa sahip ülkeler açısından birincil öneme sahip" denildi. Teşvik sistemi yeni baştan Bakan Çağlayan da 2 milyon 100 büı fîrmanın MR'ını çek- tiklerini anlatarak sanayi en- vanteri için ilk adımı attıkları- nı ve teşvik sistemini yeni baş- tan ele alacaklarını dile getirdi. DANIŞTAY KARARI Zorlu, Karayollan 'nda kontağı kapattı Ekonomi Servisi - Zorlu Yapı Yatınm, Danıştay 6. Dairesi'nin, Zincirlikuyu Karayollan arazisinin imar planının yürütmesinin durdurulnıası kararının resmen tebliğ edilmesi üzerine, arazide gerçekleştirdiği zemin iyileştirme ile buna bağlı sondaj çalışmalarını dün itibanyla durdurdu. Zorlu Yapı Yatınm Genel Müdürü Levent Ergül, yaptığı açıklamada, 27 Mayıs 2008 tarihi itibanyla Beşiktaş Belediyesi Başkanlığı'nca yapılan resmi tebligat öncesinde Zincirlikuyu Karayollan arazisinde yapılan zemin iyileştirme ile buna bağlı iksa ve sondaj çalışmalarını durdurduklannı vurgulayarak, "Danıştay 6. Dairesi'nin almış olduğu karar kesinleşinceye kadar arazide inşai bir yapı faaliyetine girmemiz söz konusu değildir. Hukuka saygüıyız. Danıştay Idari Dava Daireleri Kurulu tarafmdan verilecek karara göre çahşmalarımıza yön vereceğiz" dedi. Sektör ve BDDK faizde sımra karşı Ekonomi Servisi - AKP'li Ahmet tyimaya'nın hazırladığı teklife göre, kredi kartınm dönem borcunun sadece bir kısmının ödenmesi halinde kalan hesap bakiyesi üzerinden faiz hesaplanacak. Asgari tutar ve üzerinde ödeme yapılmış olması halinde kalan hesap bakiyesine akdi faiz uygulanacak. Ancak bu düzenleme Bankacıhk Düzenleme ve Denetleme Kurumu'ndan (BDDK) kabul görmedi. Yetkililer, konunun serbest piyasa koşullarında değerlendirilmesi gerektiğini belirtiyor. Rekabet ortamı sağlandığında zaten tüketicilere en uygun faizin uygulanacağma dikkat çekilerek kanuni bir düzenlemeye ihtiyaç olmadığı vurgulanıyor. Kredi kartı faizlerine sınırlama getirilmesine dönük tartışmalan değerlendiren Iş Bankası Genel Müdürü Ersin Özince, "Serbest piyasada sınır olmaz" dedi. Diyarbakır'da gazetecilerin sorulannı yanıtlayan Özince, piyasada kredi kartına çok düşük faiz uygulayan bankalar bulunduğunu, vatandaşın bu bankalara yönelmesi halinde sorun kalmayacağını söyledi. B'IOTA'DAN AR-GE ATAĞI Türkiye'nin bitkilerini raflara taşıyor Ekonomi Servisi - Bio- der ve Bioxcin'in yaratıcı- sı tamamen Türk sermayesi ile kurulan B'IOTA La- boratuvarlan, Türkiye'nin bitki çeşitliliğini kullanarak yarattığı "Deracine" adlı cilt bakım ürünlerini paza- ra sundu. Yerli kozmetiğin yüzde 30'luk pazar payına sahip olduğu, ithalatın bas- kın olduğu Türkiye koz- metik pazarında faaliyet gösteren B'IOTA Labora- tuvarlan global bir marka olma yolunda ihracata da hız veriyor. Türk mühend- islerin AR-GE çahşmalan ile Türkiye'nin 10 binden fazla bitki çeşidinden ya- rarlanılarak geliştirilen De- racine markah cilt bakım ürünlerinin yüzde 100 bit- kisel olduğunu söyleyen B'IOTA Laboratuvarlan Genel Müdürü Cihat Dün- dar, kozmetik sektörünün enflasyon gibi hiçbir kötü gelişmeden etkilenmedi- ğini, her koşulda hızla bü- yümeye devam ettiğini be- lirtti. Düııdar. ilııa- catta büyük bir hamle yaparak Türkiye'deki iç pazar ile birlik- te 2008'de 110 milyon dolarlık cirp hedefledik- leriıri söyledi. / BASF: Yahüm kazandırır tstanbul Haber Servisi - Kimya şir- keti BASF'ın Türkiye, Ortadoğu, Ku- zey Afrika Bölge Yöneticisi Gerhard Shwarz, binalann doğru yöntemle ya- lıtılması durumunda Türkiye'deki 6 elektrik santralının kullanılmasına ge- rek kalmayacağını iddia etti. Topkapı Kültür Merkezi'nde "Mar- ketplace of Innivations" (Yenilik Pa- zan) teması altında düzenlenen basın toplantısında konuşan Shwarz, toksit içermeyen çocuk oyuncaklan, kendi kendini temizleyen kumaş ile duvar bo- yası, hafif otomotiv koltuklan, konut sektöründe tasarruf sağlayacak yalıtım maddeleri geliştirdiklerini söyledi. Shvvarz, Almanya'da konutlara ya- pılan yalıtım sistemleri sayesinde 14 elektrik santralının daha az kullanıldı- ğını savundu. İLGİ TOPLUMUNA DOĞRU / ÖZLEM YÜZAK ozlem.yuzak@cumhuriyet.com.tr İlk kez BRIC sözcüğü ile karşılaş- tığımızda, sanıyorum 7-8 yıl öncey- di. Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin'den oluşan BRIC ülkelerinin na- sıl hızla ve stratejik bir şekilde bü- yüdüklerine dikkat çekiliyordu. Hat- ta o dönemde bizim ülkemizden bir- çok uzman, Türkiye'nin de adının kısa süre içinde BRIC ülkelerinin ya- nında arzı endam edeceğinden dem vuruyordu. Olmadı... BRIC'ler beklenildiği gibi hızla yükseldiler... Türkiye ise yüksek cari açık, kronik işsizlik, IMF'ye bağlı sürdürülen bir ekonomi politikası ve devasa bo- yutlara gelen borç yükü nedeniyle hâlâ olduğu yerde sayıyor... Üstelik o dönemlerde Brezilya ve Rusya'nın mali tablosu Türkiye'den çok daha kötü iken... Fransız Le Monde gazetesi 20 Mayıs tarihinde "Kapitalizmin Yeni Şampiyonları Güneyden" başlığıyla attığı manşette uluslararası danış- manlık şirketi Ernst and Young'ın Küreselleşmenin 2. Evresi... Peki, Türkiye Nerede? 2008 raporunda son 7 yıl içinde dünya borsalarında ilk 1000'e giren şirketler arasında gelişmekte olan ülkelerin yüzde 5 olan oranının yüz- de 19'a çıktığını yazdı. Brezilya'nın çelik devi Gerdau, Hindistan'ın petro-kimya şirketi Re- liance Industries, Çin'in bilişim şir- keti Lenova ve Rusya'nın enerji de- vi Rosneft başta olmak üzere yok- sul Güney'in şirketleri bugün zengin Kuzey ile amansız bir rekabet için- deler... Işin ilginci, Ernst and Young yet- kililerinin "Artık küreselleşmenin ikinci evresi içindeyiz. Gelişmekte olan ülkeler, artık ne yazık ki Avru- palı, ABD'li ve Japon şirketler için yalnızca bir yatınm alanı değil, aynı zamanda küresel birer rakipler" ta- nımlamasını yapmaları... 2000 yılında gelişmekte olan ül- kelerin dünya borsalarında faaliyet gösteren şirketlerinin sayısı 100 ka- dar idi, bugün bu sayı 221. Bunla- rın da Önemli bir kısmı BRIC ülkele- rinden. Kapitalist dünyanın ilk 20 şirketi arasında 8'i, gelişmekte olan ülkelerden... Araştırmanın bir diğer boyutu da bu şirketlerin Batılı ya da Japon rakiplerine kıyasla çok daha hızlı büyüdükleri ve çok daha ve- rimli oldukları yönünde. ABD'li yatınm bankası Goldman Sachs'ın biraraştırmasına göre, kü- reselleşmenin bu yeni aktörlerinin en fazla ilgisini çeken sektör, ener- ji. Bu da son derece anlaşılabilir, zi- ra hızlı büyüme enerjiye talebi arttı- rırken kaynakların da çeşitlenmesi- ni gündeme getiriyor... Sonuçta, küreselleşmenin bu ikinci evresinde Brezilya, Çin, Hin- distan ve Rusya, gelişmekte olan ülkeler arasında başı çekiyor. Onla- rı bu noktaya getiren ortak nokta ise doğru stratejiler saptayıp belli poli- tikalarla adım adım hedefe doğru yol almaları. Bizim devlet büyükle- rimizin (!) avurtlarını şişireşişire söy- ledikleri "2010 yılında Türkiye Avru- pa'nın en büyük ekonomisi olacak" şeklindeki "içiboş büyükhayal" de- ğil onlarınki... Nereye odaklanacağını bilmek, kaynaklarını doğru kullanmak ve en önemlisi, sistemi doğru kurmak.... Küreselleşmenin 2. evresi ise ger- çekten önemli. Bilinen ezberlerin dı- şında bir boyut ve açılım sunuyor; kaynaklarını doğru ve akılcı kulla- nanın kazanabildiği bir sistem bu. Kaynaklar ise yalnız para ile sınır- lı değil tabii ki. önemli olan, insan gücü başta olmak üzere, disiplin- lerarası ağ mekanizmalarını doğru koymak ve aralarında sinerji yarat- mak... Kısacası, ulusal bir strateji belirleyebilmek. Bunu başarabilen kazanıyor. Tıp- kı BRIC ülkelerinde olduğu gibi... Başaramayan ise küresel rüzgâr- larda savrulup duruyor... Her şeyi satılığa çıkarıyor; madenlerini, ara- zilerini, limanlarını, koylarını, devlet kurumlarını... Değerleri paraya çe- virip duruyor. Eline geçen parayı ise borç faizi ödemelerinde kullanıyor... Hem de "Yabancı sermayeyi ne gü- zel çekiyoruz" diye övünerek... Son bir söz daha... Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde düzenlenen Irak fuarına çok sayıda Çinli firma- nın da katılmasına çok şaşırmış Devlet Bakanımız... Sahi, küreselleşmenin 2. evresin- de Türkiye ne yapıyor? Bir övünü- yor, bir şaşırıyor... Daha ne yapsın! EKONOMİ POLİTİK ERİNÇ YELDAN 'Modern' Merkez Bankacılığı Tartışmaya Açılırken Merkez bankacılığının tarihi aslında belki 13. yüz- yılın sonlarına, Venedikli tüccar ve kâşif Marco Po- lo'nun Uzakdoğu seyahatinden dönerken yanında "kâğıtpara" desteleri getirdiği günlere değin uzanır. Para'nın altın, gümüş ya da benzeri değerli maden- ler yanında "kâğıttan" da üretilebileceği fikri Avru- pa'da ticaretin hızlanmasına ve şehir ekonomilerinin canlanmasına öncülük eder. Zira ortaçağ Avrupa- sı'nda ticaretin yeşermesi önündeki önemli engel- lerden birisi de kısıtlı olan altın ve gümüş stoklarına bağlı olarak para arzının, genişlemekte olan mal üre- timine görece darlığıdır. "Kâğıttan üretilmiş paranın piyasalara ne miktarda sunulması gerektiği" sorusu ise merkez bankacılığı- nın ana sorunsalı olarak bugünlere değin ulaşır. İkin- ci Dünya Savaşı sonrasında kurulan Bretton-VVoods sistemi Amerikan Doları'nın değerini altına, diğer dö- vizleri de dolara sabitleyerek, para arzının kontrolü- nü ulusal merkez bankalarına bırakır. Ancak sistem 1971 'de doların altın standardından kopmasıyla çö- ker. Döviz kurları ve dolayısıyla ulusal paraların de- ğeri artık piyasa "oyunculannın" beklentilerine ve ka- pitalizmin kumarhane masalarındaki spekülatif ka- rarlarına terk edilmiştir. Döviz piyasalarındaki spe- külatif işlem hacmi çığ gibi büyür ve 1980'lerin ba- şında günde sadece 190 milyar dolar iken, 2000'li yıllarda günde 2 trilyon dolara ulaşır (Yıllık bazda dün- ya mal ticaretinin yaklaşık 70 misli). ••• Enflasyon hedeflemesi diye de anılan "modern" merkez bankacılığı kavramını bu ortamın gerçekleri altında değerlendirmemiz gerektiğini düşünüyorum. Enflasyon hedeflemesi politikaları, 1990'larda önce Yeni Zelanda, ardından da Ingiltere, Kanada ve Şili merkez bankalarının uyguladıkları yeni para politika- larının ortak adı olarak iktisat yazınına geçti. İlk ön- celeri söz konusu politikalar ile kastedilen, merkez bankalarının enflasyon tahminlerini ve uygulayacak- ları politikaları piyasa "aktörleri" ile paylaşması ve al- dıkları kararları "şeffaf" olarak ilgili birimlerce pay- laşması ilkesinden ibaretti. Finansal sermaye hare- ketlerinin serbestleştirildiği ve döviz kurlarında da dalgalı/yüzen serbest kur rejiminin benimsendiği bir ortamda, merkez bankalarının reel olarak uygulaya- bilecekleri herhangi bir politika aracı zaten ortadan kalkmış durumda idi. Bu şartlar altında merkez ban- kalarının bundan böyle enflasyona ilişkin öngörüle- rini piyasa "aktörleri" ile paylaşmaktan başka yapa- bileceği pek bir şey de kalmamıştı. Şeffaflık, kredibilite, beklentilerin idaresi gibi kav- ramlar altına saklanan sözde bağımsız, ancak finans sermayesine bağımlı "modern" merkez bankacılı- ğında "enflasyon hedeflemesi" kavramı böylece 1990'» yılların sonuna gelindiğinde tartışmasız, "tek doğru" olarak ortodoks neoliberal makro ekonomi yazınında kabul gördü. 1980'den bu yana "başka alternatifimiz yok" ilkesi ile uluslararası finans şebekesinin ve IMF ve Dünya Bankası gibi kuruluşların "tavsiyelerini" harfiyen ye- rine getirmeye koşullandırılmış olan Türk ekonomi bürokrasisi de, (IMF programının faiz dışı fazla, özel- leştirmeler, ulusal tasarruflar yerine yabancı serma- yeye dayalı yatınm gibi diğer unsurlarında da oldu- ğu üzere) bu yeni para politikasını tartışmasız "doğ- ru" olarak kabul ederek 2006 başında uygulamaya koydu. Söz konusu anlayışa göre merkez bankalarının as- li görevi fiyat istikrarının korunmasıdır. Bu görevi ye- rine getirmede kullanılacak biricik araç ise "merkez bankası faiz oranı"d\r (Zira döviz kuru ve sermaye akımları zaten piyasa kararlarına terk edilmiştir). ••• Fiyat istikrarından başka hiçbir hedef ve sorumlu- luk taşımayan "modern" merkez bankacılığı sistemi 2000'li yıllara büyük bir özgüven içerisinde girdi. Ar- tık bütün soruların yanıtları verilmişti: Merkez ban- kaları fiyat istikrarından başka hiçbir gösterge ile il- gilenmeyecek; sadece enflasyon hedeflemesi ön- görülerini kamuoyu ile (siz finans sermayesi ve ulus- lararası derecelendirme kuruluşlan diye okuyunuz) şeffaf biçimde paylaşacak; ve enflasyon belli bir eşi- ğin üzerine çıktığı anda da faizi yükseltecekti. Ancak 2007'nin sonbahar aylarından bu yana kü- resel finans piyasalarında yaşanan çalkantılar bu ez- beri bozmaya yetti. Amerikan konut ve vasıfsız kre- di piyasalarında yaşanan spekülatif şişkinliklerin pat- lamasıyla birlikte ortaya dökülen sorunlar, "fiyat is- tikrarını sağlamış olmanın tek başına makro istikrarı sağlamaya yetmeyeceğini; döviz ve diğermenkul kıy- met piyasalannda istikrar sağlamadan fiyat istikrarı- nın da sağlanamayacağı" gerçeklerini tüm çıplaklı- ğıyla ortaya koymuş oldu. (*) Dolayısıyla, merkez bankaları kendilerini sadece fi- yat hedefleri ile sınırlarken, aslında makro istikrarı sağlamak konusunda üzerlerine düşen görevi yeri- ne getirmekten kaçınıyorlardı. Sadece fiyat istikrarı ile sınırlandırılmış bulunan bir para politikasının gü- nümüz küresel finans ve döviz piyasalarındaki istik- rarsız yapı altında başarılı olma olanağı da yoktu. Bu gerçekler karşısında "yeni" para politikası se- çenekleri üzerine sürdürülen tartışmalar, Ameri- ka'dan başlayıp tüm küresel ekonomiye bulaşan fi- nansal kriz dalgasıyla birlikte Amerikan merkez ban- kası FED'in "Merkez bankalan sadece fıyatlan değil, aynı zamanda konut ve diğer varlıklann fiyatlannı da gözetmelidir" itirafıyla yepyeni bir aşamaya ulaşmış gözükmektedir. Bu tartışmanın odak noktasını ise eski FED başkanlarından Paul Volcker'in 8 Nisan'da yapmış olduğu bir söyleşi oluşturmaktadır: "En ba- sitifadesiyle, gözkamaştıncıyeni finansalsistem -bü- tün son derece yetenekli çalışanlan ve zengin ödül- leri ile birlikte- piyasanın sınavında başansız olmuş- tur". Bütün bu tartışmaların Türkiye açısından önemi büyüktür. GerekTurkiye'de gerekse tüm dünya eko- nomisinde enflasyonun kaynakları hızla değişmek- tedir. Uluslararası şoklara açık ve kırılgan yapısıyla Türkiye'nin uluslararası mal piyasalarından gelecek olası yeni enflasyon dalgalarına sadece faiz oranla- rında günlük ayarlamalarla ve "Biricik sorumluluğu- muz fiyat istikrandır" kör inancıyla karşı koyması ola- naklı değildir. (*) Bu tespiti Yılmaz Akyüz Hoca'nın "Managing Fi- nancial Instability in Emerging Markets: A Keynesian Perspective" başlıklı makalesinden ödünç aldım. Ma- kalenin Ingilizce aslına Uluslararası Kalkınma Iktisat- çıları Birliği (IDEAs) web sitesinden ulaşılabilir: http://www.networkideas.org/featart/feb2008/fa29_ Markets.htm
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog