Bugünden 1930'a 5,500,162 adet makale



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 25 MAYIS 2008 PAZAR 12 P A Z A R Y A Z I L A R I dishab@cumhuriyet.com.tr W 9 Cannes'ı tamamlayan 'Otekiler' Halen "Üzerinde ışığın hiç eksilmediği bir sinenıa imparatorluğu" var diyebiliyorsak, bilin ki o biraz da Cannes Film Festivali sayesinde. Hayatı 12 gün, bilemediniz 2 hafta da sürse bu festivalin ışığı, aydınhğı 24 saat üzerinden 24 saat sönmez. Bir kısım hazret, Fransa'da adına Ingilizceden yanıultularak uyarlanan ve hızla yaygınlaşan deyimiyle "Pipol" cemaati, sabahın ilk ışınlanyla yatağına düşerken, bir kısım diğer "ahali" de daha gün ışımadan ayaklanır, çalışmak aşkına. Her ne kadar sinema mesleğinin doğası icabı, buralarda azınlıkta kalan bir tür gazeteci erbabı "sabahlayanlar" ile iştigal etmek zorunda kalsa da, en azından onlar kadar "erkenciler"le ilgilenen bizim gibiler de bulunur. Elbetteki ortalama magazin-kültür tüketicisi ilk kategoriyi çok daha geniş çaplı tanır, duyar. Angelina Jolie'nin bebeği, Indiana Jones'un yeni şapkası, Monica Bellucci'nin derin dekoltesi, Catherine Deneuve'ün kraliçeliği veya Rado plaj kulübünde düzenlenen Türk gecesine katılan Mahsun Kırmızıgül veya Cannes başlamadan önce en iyi erkek oyuncu ödülüne "yakın"lığı(!) kehanetinde bulunulan Yavuz Bingöl vb., kuşkusuz daha cazip sinema(!) haberleridir. Ama bu haberlerden öte iki "Öteki Cannes" mevcuttur ki, onu anlatmaya hiçbir Türk gazetesinin (dünya basınımn ezici çoğunluğunun da pek farkı yok ya) ne yeri vardır, ne de yeterli zamanı... "Öteki" Cannes'da öncelikle sinema dünyasınm arayan, soran, sorgulayan, yaratıcı sanatçılan, eserlerini tanımak, gözlemek, yakalamak; oknruna, izleyicisine bilgi vermek, tanıtmak, aktarmak, keşfettiğini onlarla paylaşmak isteyen gazeteciler ve sinema eleştirmenleri, bu işin eğitim, örgütleşme, mesleki ve mücadele kurumlan aynı atmosferi paylaşırlar. Festival komitesi aslında en büyük kolaylıkları öncelikle gazetecilere sağlar. Yoksa 30 bini aşkın akreditasyon arasında 4 bini aşkın gazeteci olmasa, neredeyse olimpiyatlardan sonra en büyük buluşma yerine dönüşen şenliğin dev CANNES UĞUR HÜKÜM bir panayırdan ne farkı kalır? Ama Cannes'ın ana misyonu yalnızca bugünün "altııı sırmahları"nı, en popülerlerini her seferinde daha zengin ve güzel allayıp pullayıp yeniden satacak medyayı ağırlamak değildir. Bir o kadar da yannı kuracaklan, geliştirecekleri önceden sezecek, bunlan ilgili kamuoyuna sunabileceklere de altyapı zemini hazırlamakla yükümlüdür. tsteyen ilkini zaten ajans aboneliği, uluslararası televizyon kanallanyla anlaşmalı olanlar oturduklan yerden edinebilirler. Fakat her şey bunlardan kaynaklanırsa tek lezzetli, tek değerli, tek boyutlu, tek doğrulu "Modern Feodalizm"e ulaşmış bir yerkürede yuvarlanıp gideriz. Bir de "Ikinci ÖtekTler var ki onlar bizlerden de geride kentin temizlik, ağırlama ve güvenlik birimlerinin, gösteri salonlannın, pazar ve hizmet bölümlerinin vs. görkemli bu iki haftalık düzenin altyapısında yer alırlar. Onlar her tarafta, her adımda bizlerle beraberdirler. Çoğunluk onlara saydammış, hayaletmiş gibi davranır. Asgari ücretli temizlik işçisidirler, kapı bekçisi, geçici otel memuru, yiyecek taşıyıcısı, kahve-su dağıtıcısıdırlar. Biz ilk "Öteki"de yer alan bir kısım gazeteci, sabah 5.30-6.00'da kalkıp 2 bin 700 kişilik özel gösteri salonunda, 7.45'ten itibaren, yani ilk projeksiyondan 45 dakika önce yer tutup beklemek, filmin "Son"u yazmadan fırlayıp basına aynlmış bilgisayar odasında rezervasyonumuzu yaptırabilmek zorundayızdır. Kendünize göre keyifli çilemiz pek büyüktür. "tkinci Öteki"ler işyerlerine göre 4-4.30 gibi evlerinden çıkarlar. Orneğin san fosforlu yeleğini üstüne geçiren Malili Abukar arkadaşlanyla ünlü kıyı bulvan La Croisette'e paralel, 2 km'ye yakın alışveriş merkezi Antibes Sokağı'ndaki çöpleri 5.30 a kadar bitirmek, topladıklanm şehir dışına döktükten sonra gün boyu ara sokaklan temizlemek zorundadrr. Hani şu George Clooney'in reklamını yaptığı "eşsiz" kahveyi duymuşsunuzdur. O marka festival sarayının içinde bedava nefis bir "cafS" köşesi kurmuş. Celine, Monique, Patricia... Orada gün boyu gülümseyerek hizmet veren birbirinden hoş, kibar, güzel 10 genç kız, aslında işsizler ordusunun geçici aktif elemanlarıdır. "Mösyö Lib6 Stephane", sabah 6'da Cannes tren istasyonunda aldığı Liberation gazetelerini 7'den itibaren sokaklarda, 7.30 civannda da festival sarayımn önünde satmaya başlar. Sabrina 30 yaşlannda. Sabah 7'de evine dönüyor. Kıyıda 24 saat açık olan büfelerden birinde saat 19'dan beri çalışmaktadır. 20 kadar genç kadının La Croisette'te sezonluk aynı koşullarda istihdam edildiğini anlatıyor. Hüseyin, 10 yaşındayken Fransa'ya gelmiş Karamanlı bir inşaat işçisinin oğlu. 5 yıldır festival süresince güvenlik görevlisi olarak çalışıyor. Ve daha binlercesi... Cannes bir anlamda onlar, "Ötcki"lerle de Cannes oluyor. Hepsine kocaman bir teşekkür borcluyuz... ugur.hukum@gntail.com Hitler de bir Loto meraklısıydı Kazanmadığı zaman çok öfkelenir, sağa sola bağınr, Loto idaresini suçlar, devletin insanlannı dolandırdığını söyleyip dururdu. Viyana'da yoksulluk içinde geçirdiği gençlik yıllannda hep düşlerinde yaşar, rahat ve yarlıklı bir yaşamın özlemini çekerdi. Sokaklarda dolaşırken dükkânlann önünde durur, Loto'dan kazanacağı parayla evine hangi mobilyalan alacağını, pencerelerine hangi kumaştan nasıl perdeler takacağını gözünün önüne getirirdi. Paraya konunca özgür bir yaşam sürecek, kendini sanata verecek, genç sanatçılan da destekleyecekti... Ne kadar üzücü, bu kişinin Viyana yıllannda Loto'dan zengin olamaması! Belki Adolf Hitler o zaman özgür ve eli açık bir ressam olarak tarihe geçerdi! Almanlar 2007 yıhnda tam 7.46 milyar Avro'yu Loto'ya yatırmış. Bu şans oyunundan sadece geçen yıl 122 kişi Avro milyoneri olmuş. Ülkede insanlann geliri azaldıkça, zenginle fakir arasmdaki uçurum derinleştikçe, Toto ve Loto gibi oyunlarda şanslannı deneyenlerin sayısı da artıyor. Eyaletler Loto gelirlerinin büyük bir bölümünü spora, sanata, kültüre, çevre korumaya ve tarihi eserlerin bakımına destek veren projelere harcıyor. Ömeğin Baden-Württemberg Loto îdaresi'nin son yıllardaki desteği ile Karlsruhe Devlet Sanat Müzesi bir Edouard Manet tablosunun sahibi olmuş. Freiburg Barok Orkestrası, Loto paralan olmasa ayakta duramaz, Stuttgart Filarmoni Orkestrası da... Papa XII. Clemens'in 1731 yıhnda yaktığı yeşil ışık, Avrupa'da şans oyunlannın STUTTGART başlangıcı olarak kabul edilir. Almanya'da ilk SayısalLoto 1735'te Bavyera'da başlar. Hamburg'da 1797'de düzenlenen bir piyangoda en büyük ikramiye, Silezya'da muazzam bir çiftliktir. Onu kazanmak isteyenler arasında Johann \Volfgangvon Goethe de vardır. Çekilişten önce Friedrich Schiller ve Dük Carl August'a yolladığı mektuplarda Silezya'nm güzel doğasmda geçirmeyi düşlediği mutlu yıllardan söz eder. Fakat gerek tek başına gerekse yakın dostlanyla bir sürü bilet almasma karşın hiçbir şey kazanamaz ve üzüntüsünü "Hazine Avcısı" adlı baladında dile getirir. Son yıllarda kimi haftalar oluyor ki, Sayısal Loto büyük paralar devrediyor. Beş, on, on beş milyon Avro birikiyor. Büyük şans arkası arkasma hiç kimseye vurmaymca bu rakam bazen otuz, kırk milyon Avro'ya tırmanıyor ve tüm Almanya çılgına dönüyor! Omründe Loto oynamamışlar bayilerin önünde uzun kuyruklar oluşturuyor. Alman Loto'sunda ilk büyük ikramiyeyi 1 Haziran 1958 çekilişinde 500 bin mark ile bir Freiburglu kazanmış. Loto'nun elli yıllık tarihinde çok ilginç rakarnlar da çekilmiş. Örneğin 23 Ocakl988'de24, 25, 26,30,31,32 çekildiğinde bu rakamlan tam 222 kişinin oynadığı ortaya çıkmış. Zavallılar adam başına sadece 43 bin Avro kazanmış! 18 Haziran 1977 çekilişi de bugün bile anılarda. Tam 25 kişi altı rakamı doğru işaretlemişti, çünkü aynı rakamlar bir hafta önce komşu Hollanda'da çıkmıştı. Her hafta milyonlann umudu milyonlarda. Ve umut, sadece fakirin ekmeği değil! www.ahmet-arpad.de AHMET ARPAD Japonya'nın Kinokawa şehrinin Wakayama tren istasyonundaki "istasyon şefi", üç renkli kedi Tama, küçük kızların büyük ilgisini çekiyor. 9 yaşında dişi bir kedi olan Tama, tamamen elektronik sistemle çalışan, insansız tren istasyonu Istasyon şefi Tama VVakayama'da, başındaki istasyon şefi şapkası ve üniformasıyla yolcuları karşılıyor. Tama'nın tren istasyonunda "göreve başlamasından" sonra yolcu sayısının bir sene içerisinde yüzde on arttığı belirtiliyor. (Fotoğraf: AFP) Tavkirarlı kadını evliliğini sorguluyor Isveç'te sayılan 4 bini bulan Tavkirarlı aşireti, uyum sürecinde yol almaya çalışırken, bir yandan da kendi kimliğiyle yüzleşiyor. Yakın geçmişte, Fadime Şahindal ve Tubay Mavi adlı iki kızını aile cinayetlerine kurban veren Tavkirarlı kadını, şimdi "kutsal aile" kavramını sorguluyor... Yayın organlannda ve internet sitelerinde bir tartışma başlatan Tavkirarlı kadınlar, feodal evlilikleri ve çarpık aile düzenini nıercek altına ahyorlar. Tavkirarlılar sitesinde yer alan yorum ve makalelere göre Tavkirarlı aile Isveç'te hızlı bir çözülme süreci yaşıyor. Son 2-3 yıl içinde evli gençler arasındaki boşanmalar hızla artmış. Evliliklerin çoğunluğu, Türkiye'den getirilen eşlerle ve "görücü usulüne" benzer yöntemlerle gerçekleştirildiği için sağlıklı bir temele otunnuyor. Evlenecek gençler arasındaki ilk tanışma, fotoğraflarla ve düğünlerde çekilmiş kamera görüntüleriyle sağlamyor. Bu süreçte en önemli iletişim aracı ise telefon oluyor. îzin ayına dek süren telefon trafiği yoluyla evliliğe büyük ölçüde karar verihniş oluyor. Gençler, beş- altı haftalık izin günlerinde, birbirlerini doğru dürüst tanıyamadan evliliklerini dar bir zamana sıkıştınyorlar. Alelacele resmi nikâh yapıhyor, vize ve pasaport işlemlerine başlanıyor. Daha bu koşuşturmalar tamamlanamadan izin ayı bitiyor. Işlemler bittiğinde Türkiye'deki genç (genellikle genç kız), bir refakatçi eşliğinde uçağa bindirilerek Isveç'e gönderiliyor. Ancak "büyük buluşma" henüz mutlu sonla noktalanamıyor. Daha ev kiralanacak, eşya alınacak, îsveç yasalanna göre de niİcâh işlemlerine başlanacak. Geride davul-zurnalı düğün var. Almanya'dan, Hollanda'dan, îngiltere'den akrabalar gelecekler. Düğünde göbekler atılacak, gelinin, damadın alnına Isveç'in mor binlikleri yapıştınlacak... Düğünden bir süre sonra da "takı" tartışması başhyor. Erkeğin, bir işyeri açması, doğacak çocuklanna bir gelecek hazırlaması gerekir. Bir pizza ya da kebap dükkânı açmak için paraya gereksinme var. Para için akla gelen ilk kaynak ise düğünde geline takılan takılar... Kadın, takılann kendisine ait olduğunu söylüyor, vermek istemiyor. Erkek zorluyor. MALMO ALİHAYDAR NERGİS Daha cicim aylan bitmeden, "Düğünün masraflarını benim ailem karşıladı. Takılan da benim yakınlarım taktı, senin ailen ne yaptı ki?" tartışmalan başhyor. Eşler de birbirlerini bu süreçte tanımaya başlıyorlar. Evlenirken aralannda duygusal bir ilişki yaşanmamıştır. Erİcek, seçimini "Kendi kültürümden biri olsun" ölçüsüne göre yapmıştır. Kadın ise köyden, kasabadan kurtulup Avrupalı olmayı düşlemiştir. Hanya'yı Konya'yı evlendikten sonra, yaşamın gerçekleriyle yüz yüze geldiklerinde anhyorlar. Sonuç genellikle düş kmklığı oluyor. Kişilik özelliklerindeki uyumsuzluklan, aralanndaki aşılmaz uçurumlan fark ediyorlar. Ilişkilerde çatışmalaryaşanıyor... Kadın, oturma ve çahşma izni almcaya dek, iki-üç yıl dişini sıkarak durumu idare ediyor. Bu arada bir-iki de çocuk doğuyor. Çocuk, kadının arhk Isveç toprağına kök saldığı anlamına geliyor. Evliliğinin ilk yıllannda ezilen kadın, yavaş yavaş üstün konuma geçmeye ve özgürlüğünü aramaya başhyor. Isveç'teki kan-koca ilişkilerinde "Valizini kapının önüne koymak" diye bir deyim vardır. Bu "valizi kapının önüne koyma" işini de genellikle kadın yapıyor. Erkek, ufaktan içkiye, kumara başlamışsa, çalışmıyorsa; evini, çocuklannı ihmal ediyorsa artık suyu ısınmış demektir. Bir akşam eve geldiğinde içi çamaşır dolu valizini kapının önünde buluverir... Zili çahnası, kapıyı omuzlamaya çalışması boşunadır... Bu aşamada Isveç yasalan kadına arka çıkıyor. Erkeğe de valizini koltuğunun altına alarak oradan usul usul uzaklaşmak kalıyor. Bu, erkeğin evden ilk gidişidir. Belki de artık dönüşü olmayan bir yolun başlangıcıdır... Hikâye size de tanıdık geldi değil mi? Ben diyeyim bunlar îsveç'te yaşanıyor; siz deyin Almanya'da, Ingiltere'de, Hollanda'da, Isviçre'de, Avusturya'da... Okumuş aydınlan, yaşadıklan ülkelerin sol partilerinde, belediye meclislerinde görev alsalar da Tavkirarlı, Kululu, Cihanbeylili, Emirdağlı geleneği yaşatıhyor. Buralarda, birer Kahramanmaraşh, Konyalı, Afyonlu olma özelliklerini eksiksiz sürdürüyorlar... alinergis@yahoo.se Atatürk ve Manas Kırgızistan.. Orta Asya'daki Atayurt topraklanndaki dost ve kardeş ülkelerden birisi... Bu ülkenin doğa güzelliklerini ve sorunlannı kısaca da olsa daha önceki yazılanmızda anlattık. Türkiye için Atatürk ne ise Kırgızistan için de Ata Manas eşdeğerde Kırgızlar için. "Manas" deyince akan sular durur. En büyük ve en prestijli caddeye de onun adı verilmiştir. Manas, Kırgızlara göre Kırgız tarihinin mitolojik de olsa başlangıcıdır. Başkent Bişkek'te Türkiye ile Kırgızistan devletlerinin 1995 yılında dünyaya getirip büyütmeye çahştığı bir üniversite faaliyette. Adı da Kırgızistan Türkiye Manas Üniversitesi. Türkiye'de YÖK'e bağh. Mali olarak da Maliye Bakanlığı'na. Her yıl ciddi bütçeler aynhyor. Üniversite sürekli büyüyüp gelişiyor. Yeni fakülteler ve yüksekokullar için yeni binalar yapıhyor. Bunlara ek olarak da tabii ki sosyal tesisler. Bişkek'de bir de Atatürk'ün adını taşıyan bir park var. Parkrn girişinde de Atatürk heykeli. Burada yaşayan Türkler adına gurur verici. 19 Mayıs Türkiye'de olduğu gibi burada da kutlandı. Manas Üniversitesi'nde. Böyle bir haberi duyanlar programı "sıradan" bir organizasyon olarak düşünebilirler.. ancak öyle değildi. 19 Mayıs Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı etkinlikleri çerçevesinde Iktisat Fakültesi Konferans Salonu'nda mütevazı bir tören yapıldı. Ama törenin mütevazılığına rağmen programın içeriği görülmeye değerdi. Hazırlık sınıfından ve BISKEK OSMAN KARAKAŞ Türkçeyi henüz öğrenmeye başlamış Kırgız öğrenci topluluğu, Halinı Yağcıoğlu'nun "Atatürk'ten Son Mektup" adlı şiirini seslendirdiler, mısra mısra. Şiiri Kırgız öğrencilerin ezbere okuması bir başka anlam içeriyor elbette ama şiirin içindeki bazı mısralann anlamı da hayli ağır mesajlar içeriyor, özellikle günümüz Türkiyesi'nde... Şiirde Atatürk'ü anlatmanın yanı sıra derin manalar var, okuyanlar bilir. Ancak Türkiye'den binlerce kilometre uzaklıkta ve böyle bir ortamda bu şiiri Kırgız gençlerden dinlemek daha da derinden etkiliyor insanı. Burada birkaç mısrasını hatırlatmak istiyorum: Siz beni halâ anlayamadınız. Ve anlamayacaksımz çağlarca da... Siz bana, neler yaptınız ondan haber verin. Hakkından gelebildiniz miyokluğun, sefaletin? Mustafa Kemal'i anlamak yerinde saymak değil. Mustafa Kemal'in ülküsü, sadece söz değil. Rektör Prof. Dr. Süleyman Kayıpov da anlamlı sözler ediyor Kırgız gençlere. Atatürk'ün sadece Türkiye için değil, Türk dünyası için de önemli bir kişilik olduğu belirterek "O olmasaydı bizler bugün bir arada olamazdık ve Manas Üniversitesi de olmazdı" diye konuştu. Türkiye'de bazı kesimler ilgisiz olsa da Atayurt'ta Atatürk sevgisi her geçen gün gelişiyor. Bunu gözlemlemek gurur verici.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog