Bugünden 1930'a 5,499,814 adet makale



Katalog


«
»

17 MAYIS 2008 CUMARTESİ CUMHURİYET SAYFA 19 Boğatekin beraat ederse Gerger Fırat gazetesinin sahibi Hacı Boğatekin, cezaevinde gün mü dolduruyor? Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Genel Başkanı Ercan Ipekçi, "Belki de" diyor, "kimsenin fark etmediği bir hukuk ve demokrasi mücadelesi veriyor". Ipekçi, Boğatekin'in üç ayrı suçlamadan, yani "kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret etme", "adilyargılamayı etkilemeye teşebbüs" ve "Iftira" suçlamalarından yargılandığını anımsatıyor ve ekliyor: "Hacı Boğatekin beraat ederse Fethullah Gülen'e Feto dediği için kendisinin bizzat savcı tarafından tehdit edildiği' anlaşılacak ki yargının kendisini sorgulaması ihtiyacı doğacak ve ilgili kamu görevlileh hakkında da soruşturma açılması zorunlu hale gelecek. Nasıl bir sistem ki, hukuku zorlama pahasına basın özgürlüğünü yok eden, fikrini özgürce açıklayanlan haksız yere aylarca hapislerde tutan; ama kamusal yetkisini kötüye kullanan kamu görevlileri hakkında hukukun işletilebilmesi yollarını tıkayan, bu konuda soruşturma açılmasını bile yine bir üst kamu makamının iznine bağlayan adaletsizlikler zinciri... 'Sıfır tolerans' söylemleri, cezaevlerinde Hacı Boğatekin'lere zulüm çektirmeye karşı değil, eleştiriye ve ifade özgürlüğüne karşı uygulanıyor." TGS Başkanı'na göre, bu hukuk mücadelesi takip edilmeli ve kazanılmalı... IŞIK KANSU Sulandıpılmış genel müdiirlük... Devlet Su Işleri (DSİ) Genel Mü- dürlüğü Yasası'nda değişiklik yaptı- lar. Su işleri özelleştirilecek... 1954 yılından bu yana önemli iş- levler görmüş, çok büyük tasarımla- rı gerçekleştirmiş DSİ varken su iş- leri niye özelleştirilir, derseniz... Yasa TBMM'de görüşülürken CHP'li Gürol Ergin DSl'deki durumu kısaca özetledi: "AKP iktidan döneminde, yasa ve yönetmelikler değiştirtlerek, büyük ölçekte kadrolaşma ve teslimiyetçi politikalar uygulanarak, devlet yatınm bütçesinin yaklaşık 3'te 1 'ini kutlanan DSİ Genel Müdürtüğü 'nün içi boşal- tılmıştır. Son altı yıl içinde, DSl'nin ni- telikli, deneyimli ve donanımlı per- soneli, sözcüğün tam anlamıyla da- ğıtılmıştır. Bu süre içinde DSl'den ay- nlan ya da aynlmak zorunda bırakılan tek- nik ve idari personel sayısı yaklaşık 2 bin 750 olup bu sayı kurumun toplam teknik ve genel idari hizmetler personelinin yak- laşık yüzde 43'üdür. Görevlerinden alınan ve çeşitli baskılarla emekliliğe zortanan memuriar ile yerleri değiştirilen DSİ per- sonelinin sayısı ise 3 bin 200'e ulaşmış- tır. Bunlann yerine yapılan atamalarda bil- gi ve liyakat hiç dikkate alınmamış, kuru- mu yok etme pahasına büyük çaplı siya- si bir kadrolaşma gerçekleştirilmiştir. Kadrolaşma harekâtı sonucunda teknik ve idari olarak çok zayıflayan DSİ Genel Mü- dürtüğü, Istanbul-Melen Sistemi Pro- jesi'nin de altında kalmıştır. GAP'tan sonra DSİ tarafından gercekleştinle- cek en büyük proje olan ıstanbul Iç- me Suyu Melen Projesi'nde son altı yıl içinde sadece yüzde 35 oranında ilerteme sağlanmıştır. Melen Proje- si'nde sözleşme gereği, 2004'te ta- mamlanması gereken birçok iş pa- ketinin bitişi 2008-2010 yılına öte- lenmiştir. AKP hükümeti döneminde DSİ Genel Müdürtüğü GAP'ta da za- fiyet göstermiş ve beş yıllık dönem bo- yunca GAP neredeyse durdunılmuş, GAP'ta sadece 55 bin hektaralan su- lamaya açılmıştır. DSl'deki vahşi kad- rolaşma harekâtı sonucunda DSİ Ge- nel Müdürtüğü'nün kurumsal kimliği yok edilmiş, hafızası silinmiş, birikimi dağıtılmış, işlevselliği ve ruhu ortadan kaldınlmıştır." Her Cumhuriyet kurumunda yaptıkla- rı büyük yıkımı devletin su işlerinde de gerçekleştimnişler. Devletin su işlerine ba- kacak nitelikli insan bırakmamışlar. DSl'yi kendilerine benzettiler, özelleştirip kur- tulmak istiyortar... Yanlış Bilim kurulu üyesine... Bilkent Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Abdullah Atalar, Forum Istanbul'da, ilköğretim ve ortaöğretimde yaratıcılığın önünün açılması, merkezi müfredat yerine okulların çeşitliliğine izin verilmesi gerektiğine değinerek "Tevhidi Tedrisat Kanunu kaldırılmalı. Yaratıcılığa, deneysel çalışmalara yer verilmeli" demiş. Prof. Dr. Abdullah Atalar, TÜBİTAK Bilim Kurulu üyesi üstelik... Tevhidi Tedrisat Kanunu'nun ne anlama geldiğini biliyor olsa gerek. Bilmiyorsa eğer, eğitimci Dr. Niyazi Altunya'nın sözlerine kulak vermeli, öğrenmeli: "Tevhidi Tedrisat Yasası, medrese geleneğinin, yani dinsel ağırlıklı eğitimin son bulması anlamına gelir. Yasanın amacı, eğitimde bilimselliğe yönelmektir. Tevhidi Tedrisat Yasası, bilimsel araştırmaya engel değildir; tam tersine, bugün Türkiye'de özgürce bilimsel araştırma yapılabilmesinin temelidir." Muhafazakâr'ımş! MERtÇ VELtDEDEOĞLU 2002'de iktidan elde eden AKP, kendini basının ve bilinen -tabanının dışındaki- kesimle- rin sevgi, hayranlık (!), bağılsız koşulsuz destekten oluşan ku- cağının içinde buluverdi. Onlara göre "her türtü geli- şime açık"\\ AKP. Bu yüzden "Gelişimci Muhafazakâr" bir partiydi. Muhafazakârlığın beşiği olan Ingiltere'de, bu görüşün son yıllardaki en ünlü temsilcisi olarak kabul edilen, önceki başbakanlar Margaret Thatc- hor'in, "Muhafazakâr Parti- si"ne bile böyle bir "niteleme" yapılmamıştı. 1979'dan 1990'a dek baş- bakan olan Thatcher, devletin ekonomideki yerini küçültmüş; "British Telecom"dan başlaya- rak, kırk yıllık devlet işletmeleri- nin bir bölümünün satışını hal- ka sunup özelleştirmişti. "Dolaylı vergiler"\ arttırmış; bununla da yetinmeyip varsı- la da yoksula da eşit uygula- nan "Kelle Vergisi"ri\ yarat- mış, sendikaların karşısına acı- masızca dikilmişti. Uzatmayalım; "kapitalizm" i tüm alanlarıyla kucaklayan Thatcher, muhafazakârlığın "din" kurumuna verdiği de- ğere dayanarak, bu konuya da uzanıp, örneğin, Hıristiyan şe- riatında da geçerli olan kadın- erkek eşitsizliğini belirtecek herhangi bir "görünüm" ve "tutum"un kabulünü düşün- medi, düşünemezdi. Düşün- seydi pek "gülünç" olurdu. Ama din alanında küçük de olsa ilginç bir atılım yapmak- tan da çekinmedi. Hıristiyan- lıkta da "yasak" olan eşcin- selliği tanıdı. Tepkilere karşın okullarda konunun işlenmesi- ni sağladı. Nedense ekonomik yaşam- daki atılımları dolaysıyla, par- tisinin muhafazakârlığı ödül- lendirilip, yeni yeni "n/tem"ler- le övülmedi. AB de "reform"cu olarak değerlendirip göklere çı- karmadı... Oysa Thatcher'dan on yıl sonra, Türkiye'de iktidan elde eden AKP'nin "aynı tutumu" AB tarafından "reform"cu ola- rak karşılanıp, alkışlandı... AKP'nin, daha çok "yaban- cı" lara satarak gerçekleştirdiği "sınırsız" özelleştirmenin ya- nında, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş ilkesi ve temel felsefesi olan "laikliği", "katı" bulup ke- mirerek, kopararak "ılımlaştır- ma" çabalarının da, bu "re- form"cu onurunu kazanma- sında payı var mıydı acaba? Çünkü AKP'nin, bu "ılım- laştırma" atılımlan, içteki ve dış- taki düşünürlere (!), köşe ya- zarlarına göre "demo/cras/"nin en "yüce" örnekleriydi... Ne ki, bütün bu pohpohla- malarla iyice şişen AKP, uçu- şa geçti. Islam şeriatının ce- zalandırdığı "zina"y\ o da ce- zalandırmaya kalkıştı. Içtekiler ve AB "şamar" yemiş gibi ol- dular. AB'nin dikleşmesiyle, AKP geri adım attı. Ne var ki, "dinselleştirme" atılımları çorap söküğü gibi ardı ardına geliyordu. Hangi bi- rini anımsatalım: Piyangonun "haram" edilmesini mi; kadın eli öpme yasağını mı; cenaze- lerde resmin yasaklanmasını mı; çalışan kadın "aldatır" (!) uyarısını mı; AKP'li belediye- lerin yaşamı "dinselleştirme" yarışmalarını mı; bilgisayar- daki okul sitelerinde, şeriata uymayan yasalarla savaşıma çağrıları mı; sergilerdeki "nü" tabloların tesettürleştirilmesi- ni mi; Başbakan'ın "dörteş alı- nabillr" fetvasını mı; anaya- sada "ayrıcalıklı madde ola- maz" diyerek laiklikle ilgili mad- deye karşı çıkışını mı; kendini onaylamayanları ayetler ara- cılığıyla "Islamı reddedenle- re" benzetmesini mi; başda- nışmanının "devletin laik yapı- sı, artık Müslüman bir yapıya devredilmeli" fermanını mı; peygamber örnek gösterilerek çocuk yaştaki kızlarla evleni- leceğinin savunulmasını mı? Hangisini? Batı'nın, AB'nin "muhafaza- kâr" partilerinin yapısında, ya- şamın bu boyutta "dinselleşti- rilmesi" yer alabilir mi? Durumu az da olsa kavrayan Başbakan: "Biz merkez sağ partisiyiz!" söylemiyle AKP'nin yerini bulmaya çalıştı. Ama "koltukçu" köşe yazarları ıs- rarcıydılar; karşı çıktılar. Hayır! AKP, "Ağır Muhafazakâr" bir partidir, diye yanıtladılar. "Gi- rişimci" nitemden vazgeçil- mişti. AKP'nin, ne "merkez sağ" ne de "muhafazakâr" bir parti olmayıp, doğrudan "din- ci " bir parti olduğunun ayrı- mındalar... "Ağır çekim"\e de olsa "itiraf edip, yazacaklar. Çünkü kaçı- nılmaz "gerçek" bu... Yazarımız Meriç Velidede- oğlu'nun dün yayımlanmansı gereken yazısını, teknik bir ne- dende dolayı bugün yayımlı- yoruz. özürdileriz. m.velidedeoglu@hotmall.com Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Osman Paksüt'ün izlenmesinin, AKP'nin epeydir oluşturma peşinde olduğu kendi "der/n"inin işi olduğu besbelli. Bu açıdan bakıldığında, Paksüt'ün izleyeni izletenlere şikâyet etmesi doğru bir davranış olmadı. Hukukçu Paksüt'ün yapması gereken, konuyu doğrudan cumhuriyet savcılığına bildirmek, suçüstü yaptırmaktı ki AKP'nin "der/n"ine inilebilsin... Iki cadde adı Iki güzel haber aldık: Hatay'da bir caddeye yazar Ayla Kutlu'nun adı verilmiş, Yozgat'ta da çocuk ruh sağlığı alanına büyük emek vermiş Prof. Dr. Atalay Yörükoğlu'nun... Evrensele ulaşmış bir yazarımız ile bir bilim insanımızın kendi yerellerinde, hele de yaşadığımız ortamda anlaşılmış ve benimsenmiş olmaları çok sevindirici, çok... KİIVI KİMK DUM ÜUMA BEIÜÇAK behlcak@yahoo.com.tr ÇİZGİLİK KÂMtL MASARACI kamilmasarackfimynet com r HARBt SEMIH roROY (ÇOPLUK ÇOCUKLARI) TAYYARÖZKAN www.junkldz.com TARİHTE BUGÜN MVMTAZARIKAN 12748966272 nolu 1.1.968 tarihli Çorum Kargı çıkışlı kimliğimi kaybettim. Hükümsüzdür. Mahmut Akkuş SATILIK Bulgaristan Ruscuk lli'nde miras kalan 22 dönümlük arazi satılıktır. Cep: 0532 385 20 51 • Ev Tel.: 0212 579 72 40 i 7 Mayıs YALIN. NÜKTELİ V£ GERCEKÜSMCüT 1866' D/1 Sl/GÛA/, ÜMLÛ FAfMSfZ GesTTECJ&f £&?/*: S4/7E, ' çocı/Ğv OLA/PA*: £>O£MUÇTU. '/', fS. vüzr/t. www.mumtaz-arikan. com A , <SEA/Ç SAGNAK NİLGÜN CERRAHOĞLU Taç, Baş, Türban, TRT... Elizabeth'in ziyareti sırasında TRT'nin "The Oueen" filmini yayına sokması, tipik bir "şark polemiği" tetik- ledi: Kraliçeyi bel altından vuran(?) filmin gösterilmesi konuğa saygısızlıkmış.... AKP döneminde siyasi iktidarın oyuncağına dönü- şen devlet televizyonunun eleştirilecek çok yani var. Ama insaf! "Cuk" oturan bir seçim ve zamanlamayla, TRT'nin -"The Oueen"- "Kra//çe"yi yayına sokmasına atıp tutan eleştirilere ancak Kraliçeden çok Kraliçe- ci olmakl" denir. Gösterildiği her ülkede beğeniyle izlenen, 2007 Os- car'larında baş tacı edilen "The Öueen"; Ingiliz yapı- mı bir film. Yönetmeni Stephen Frears bir Ingiliz. Frears, böyle bir film yaptığı için -bizde tüm Avrupa ülkelerinde olduğu iddia edilen- "301" lik bir madde- den yargılanmadı. "Ingilizliğiyermekten" hüküm giymedi. Kraliçe "filmi seyretmeyeceğini" açıklamışmış! II. Elizabeth böyle bir açıklamayı nerde ve nasıl yap- tı bilemem... Seyreder, seyretmez; bu tabii kendi bi- leceği iştir. Türkiye'de de zaten kimse "Majestelerini" silah zo- ruyla ekran başına oturtmayı düşünmedi. Britanya Kraliçesi'nin film hakkındaki gerçek hissi- yatı nedir? Tann bilir... Kişisel duyguları ne olursa ol- sun; Elizabeth'in duygulan herhalükârda filmde kendisini başarıyla canlandıran Oscar'lı başrol oyuncusu Helen Mirren'i Buckingham Sarayı'nda ağırlamaktan alı- koymadı. Filmin adını -"The Öueen"- yazıp, intemette "Wikipedia"ya girerseniz, daha ilk paragrafta bu bilgi- iere erişebilirsiniz.... Tacın oturtulduğu başın' azameti Devlet adamlığı, devlet kadınlığı... böyle bir şey. Step- hen Frears'ın filmi de zaten bunu anlatmaktaydı: "Gü- cün raconu". "Devlet adına taşınan kurumsal, toplumsal sorumlu- lukla", "duygular"arasınasetçekebilmek... "Devletin temsilyetkisi" ile "kişiselduygulan"ay\rteimek.... Güç ve azameti, "hesapsız" değil; "yeriiyerinde" ve "bile- rek", "bilinçli" kullanabilmek... Britanya Kraliçesi olsanız dahi "güç", mutlak ve sı- nırsız olamıyor. Kraliçe'nin haşmeti, temsil ettiği gücün sınırlannı -Dia- na'nın beklenmedik ölümü gibi kriz yaratan en bıçak sır- tı anlarda dahi- ölçüp biçerek kullanmasından geliyor. Başa oturtulan türbana kuyruk takarak özetle "güç", "haşmet" ve "azamet" kazanılmıyor. Haşmet, bulunduğunuz konumunu kavramak; neyi, nerde, nasıl temsil ettiğinizi bilmek; "hükümran" dahi olsanız o gücün sınırlannı ölçmek ve tartmak, o sınır- ları aşmamakla kazanılıyor. "Kontrolsüzgüç, güç değildir!" hesabı... Güç, içi boş bir gösteriş, çalım ya da kurum sat- maktan ibaret değil. "Dediğim dedik, çaldığım düdük!" hiç değil... Ingiltere'de gücün tanımı, Shakespeare'ı anla- maktan geçiyor. Stephen Frears filmini; Shakespeare'in "IV. Henry" piyesinden yapılan ünlü bir alıntı ve göndermeye da- yanıyor: "Tacın oturtulduğu baş, rahat olamazl" (Une- asy lies the head that vvears the crovvn.) Kral Lear, Hamlet, Macbeth ... Shakespeare'in • tüm eserlerinin ana teması bu zaten: "Tacın yükü", "ta- cın ağıriığı", "tacın sonımluluğu" ve "tacın açmazlan"... TRT kedi olalı fare yakaladı... TRT'yi aslında dolu dolu tebrik etmek lazım. Bilerek, bilmeyerek... kırk yılın bir başı, kedi olalı fa- re yakaladı! Baştan sona "gücün serinkanlı analizi" üzerine kurulu olan "The Oueen", mükemmel bir yönetmenin elinden çıkmış mükemmel bir film olmasının yani sıra çok "öğ- retici". Britanya Krallığı'nın yapısı, doğası ve geleneğini an- latan bu öğretici, bilgilendirici filmi; Elizabeth'in ziya- reti sırasında yayınlamakla devlet televizyonu, yapması gereken bir yayıncılık hizmetini yerine getirmiştir. "Kraliçe"ye ilişkin başka hiçbiryayın, II. Eliabeth ve Britanya'nın kraliyet geleneklerini Türk halkına bu ka- dar iyi tanıtamazdı. Filmin demokratik ülkelerde geçerli olması gereken "bilgilendirme hakkı" ve "fıkir-ifade öz- güriükleri" açısından da tam bu ziyaret zamanlamasıyla yayınlanmasını tereddütsüz doğru buluyorum. "Oueen", çok aktüel bir film. Türk izleyicisinin, âlâ ve vâlâyla "devlet katında" ağır- lanan bir "konuğu" böylesine aktüel bir filmle yakın plan tanımasından daha doğal ne olabilir? nilgun@cumhurlyet.com.tr 1 2 3 4 5 6 l 9 1 2 3 î 4 5 6 1 7 8 9 1 BULMACA sfiDATyytg^y^jy SOLDAN SAĞA: 1/ Manisa'nın Sa- lihli ilçesinde bir kaplıca. II Katı- şıksız, saf... Bir şeyden kalan kö- tü iz. 3/ Yağ- mur... Kale hen- deği. 4/ Aldatma işi, hile... Bir de- niz teknesinin başka bir tekneye ya da iskeleye ya- nını vererek ya- naşması. 5/ Pamuktan do- kunmuş basma... tlişkin, değgin. 6/ Kalay oksit ka- tılarak donuklaştırılmış ya da kemik tozu katıla- rak yarı donuk hale geti- rilmiş cama verilen ad... "Hayır" anlamında kulla- nılan söz. 7/ Zahmet, sı- kıntı... Düşüncc. 8/ Sod- yum elementinin simge- si... Alan Parker tarafından filme de aktanlmış ünlü bir müzikal. 9/ Gece denizde balıklann ya da küreklerin kı- mıldanışıyla oluşan panltı. YUKARIDAN AŞAĞIYA: 1/ izmir'in Seferihisar ilçesinde bir kaplıca. II Asya ile Avrupa'yı ayıran dağ sırası... Denizlerde yaşayan iki çe- netli ve iri bedenli yumuşakça cinsi. 3/ Mürekkebi ku- rutmakta kullanılan çok ince kum... Eline ayağına çabuk, atik. 4/ Sulannı bir denize ya da göle gönderen bölge. 5/ Eski Mısır mezarlannda çok sayıda ele geçirilen tahta, taş ya da seramikten yapılmış küçük heykelciklere veri- len ad... tlaç. 6/ Türkiye'nin de üyesi olduğu bir örgüt... Bir yüzeyin eğiklik derccesini anlamaya yarayan araç. II Lityum elementinin simgesi.... Eski Mısır'da güneş tan- rısı... Bacak ile baldır kcmiklerinin bağlanma yeri. 8/ Kö- lelik, kulluk. 9/ Yunan mitolojisinde güzel sanatların do- kuz perisinden biri... Kafes biçimindeki örgü. 1 2 3 4 5 6 7 8 9 1 L ö J T IT T K • 2 O B A •N E D T M 3 A L E •P T K E 4 I | E K T L rK 5 S N I K | R E 6 T E P rK | T • 7 I D T L | T A K A 8 K T K T TT T K | L 9 • "Eİ • T] •p]
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog