Bugünden 1930'a 5,499,977 adet makale



Katalog


«
»

10 MAYIS 2008 CUMARTESİ CUMHURİYET SAYFA 17 Parola-İşaret Muzaffer Izgü, 1 Mayıs günü bir telefon almış. Ses, arkadaki çatırtı patırtı, bağrış çağrıştan pek zor duyuluyormuş: "Muzaffer Ağabey, hani senin 'Bir Mayıs Polis Bayramı' diye bir öykün vardı ya." Muzaffer Izgü, "Vardı" diyebilmiş, ancak... Karşıdaki ses boğukmuş zaten, bir duyulmuş, sonra ansızın sönmüş gitmiş: "Ağabey, Istanbul'da şu an o öyküyü birebir yaşıyoruz, inan..." 30 yıl önce yazmış o öyküyü izgü, kurgularken dalgasını geçmiş: "Falan gün falan saatte hazır bulunarak, oradaki amirinin buyruğuna girerek... 1 Mayıs sabahı bir dolmuş, bir dolmuş ki alan... Polisle... ...Parola Heyder, işareti copu indiriver." Takıntı ISIK KANSÜ Kötii Yola Düşmiiş Sorosçu TESEV'in Başkanı Can Paker'in, Recep Tayyip Erdo- ğan ile bir grup gazeteciyi evinde ağırlaması bir haftadır tartışılıyor. Bi- rileri içeride konuşulanları yazı- yor, birileri de onları dedikoducu- lukla suçluyor. İçeride ne mi konuşulmuş? ör- neğin, bazı gazeteciler Başba- kan'a akıl vermişler: "Anayasa de- ğişikliği yap" demişler, "Anayasa Mahkemesi'nin yetkisini azalt" de- mişler, "Ergenekon'da çıtayı daha da yükselt" demişler. Paker'in evindekilerden Sabah Gazetesi Genel Yayın Müdürü Er- gun Babahan, toplantıya katılan- ları eleştirenleri eleştirmek üzere yazdığı yazıda bir fıkraya yer ver- miş: "Hani uzun zamandır görüşme- yen iki arkadaş karşılaşmış, hal hatırdan sonra çocukların duru- munu sormuşlar. Biri, 'Sorma' demiş, 'benim kızım işe girdi. Patronu çok seviyor. Ev aldı, araba aldı, çok iyi maaş veri- yor, limiti yüksek kredi kartı var, her yere birinci sınıf uçuyor' demiş, sonra da arkadaşına 'Seninki ne ya- pıyor' sorusunu yöneltmiş. O da 'Vallaha bizimki de kötü yo- la düştü, ama ben senin kadar gü- zel anlatamıyorum' cevabını vermiş. Bu hesap, biz de oturup dedi- kodu üstüne yazamıyoruz, yazsak bile onlar kadar iyi beceremeyiz herhalde." Başbakan ile ev toplantılanna ka- tılan bir gazetecinin kendisini ifa- de edebilmek için verdiği yukarı- daki örnek, bir ibret belgesidir!.. Soruştur-ma Mustafa Büyük, Kültür ve Turizm Bakanhğı Müste- şar Yardımcısı idi, daha son- ra Müsteşar Vekili oldu. Bilindik AKP kadrolaşma- sı Kültür Bakanlığı'nda da yaşanıyordu ve görevden almalar onun onayından ge- çiyordu. Haksız görevden alınanlar mahkemeye baş- vuruyor, dava kazanıyorlar, ama eski görevlerine başla- tılmıyorlardı. Yani mahke- me karaıian uygulanmıyordu. Mahkeme kararlarını uygu- lamayan amirlerin arasında Mustafa Büyük de vardı ve bu suçtan dolayı soruştu- rulması için cumhuriyet sav- cılığına başvuruldu. Kültür Bakanı, Büyük'ün soruştu- rulmasına izin vermedi. Bu kez Danıştay devreye girdi ve Mustafa Büyük hakkında "soruşturma izni verilmeme- sine" ilişkin kararı kaldırdı. Tam soruşturulacaktı ki, AKP iktidarı, Mustafa Bü yük'ü Edirne Valiliği'ne ata- dı. Gazeteci-yazar Attila Aşut ile bir arkadaşı dereden tepeden konuşurken AKP'nin "T" takıntısının listesini çıkarmışlar: "TOBB, TÜSİAD, TOKİ, TMSF, tarikat, türban, Tekel, TÛPRAŞ, Telekom, Tuzla tersanesi, Trabzon, terör, Taraf, Tuncay Güney, Taha Akyol, Tayyar Şamil, TRT." Tatara titiri bir gündemin peşinde, soluk soluğa bıraktılar toplumu... Bıraksak, süpürülmek istemedikleri yere sürükleyecekler bizi. Kitapları ile AKP'nin "Patlak Am- pu/'unü, kadrolannın da ipliğini pazara çıkaran Ergün Poyraz 9 aydır tutuk- lu. Adıyaman'ın Gerger ilçesinde ya- yımlanan Fırat gazetesinin sahibi ve yazan Hacı Boğatekin de kendisini ABD'ye teslim etmiş bulunan bir emekli vaizi "Feto" diye nitelendir- dikten bir süre sonra tutuklandı, şim- di cezaevinde... Çağdaş Gazeteciler Derneği Baş- kanı Ahmet Abakay'a, Boğatekin'in tutuklanmasını nasıl karşıladığını sor- duk. "HacıBoğatekin'in, tarikat güç- lerinin devletteki kadrolaşmasını ga- zetesinde sık sık gündeme getirdiği Gazetecilik Tutuklu için cezalandınlmak istendiği görülü- yor" dedi: "Fethullah Gülen yandaşlarının özellikle kamu kuruluşlannda etkin ol- mak için çaba gösterdiği, bu konuda AKP iktidarından destek bulduğu sır değildir. Bunuyazmak ise bilineni tek- rarlamaktan ibarettir. Hele ki bir ga- zetecinin, bir cemaat önderinin ismi- ni kısaltmasının suç sayılması asla ka- bul edilemez. Bu olayın birbaşka vahim tarafı ise yargının giderek siyasallaşması, daha doğru bir deyimle 'iktidarlaşması' sürecinin açığa çıkmasıdır. Bu anla- yışa sahip olan birsavcının adil olması, adaleti yansız, sadece ve sadece hu- kuku esas alarak dağıtması düşünü- lebilirmi? Değerlendirdiğimiz bu dava, bir gazeteci ile ilgili olduğu için basına yansımış, kamuoyunun malı olmuştur. Savcının, başka, benzerdavalarda, sı- radan insanlann sanık olarak yer ala- cağı politik içerikli davalarda tarafsız kalmasının beklenemeyeceği açıktır. Boğatekin olayı, demokrasinin, in- san haklarının hiç ağızlardan düşü- rûlmediği AKP iktidannda yargının ne hallere düşürülmekte olduğunun, yar- gıçlann nasıl hükümet yanlısı olmaya özendirildiği, bu durumdakilere nasıl göz yumulduğunun çok somut ser- gilendiği bir olay olmuştur. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuru- lu'nun, taraflı davrandığı ilerisürülen yazısı nedeniyle Boğatekin 7 tehdit ettiği ifade edilen savcı hakkında her- hangi bir soruşturma başlattığı yo- lunda henüz bir haber okumadık. Bu durum, herkesten çok bağımsız yar- gıyı yıpratır, ona olan güveni aşındı- nr." AKP'nin kapatılma davasını "garip" bulan demokratikçilere duyurulur... Buıılar mı Türkiye'yi AB'ye Sokacak? ERCAN YEŞİLYURT Her türlü uzlaşmayı redde- dip herkesle kavga eden AKP Türkiye'yi AB'ye sokmak is- tiyormuş. Inanalım mı? Tay- yip Erdoğan her gün mutla- ka bir yerlerde kürsüye çıkıp bağırıp çağırıp muhalefet ya- pıp muhalefetin şahsında Cumhuriyet kurumlarını suç- luyor. Muhalefet iktidara, ya- ni ülkeyi yönetenlere karşı ya- pılır. AKP'liler muhalefete karşı muhalefet yapıyorlar. Bu, arabayı kullanan şoförün kaza yapınca yolcuları suç- laması gibi bir şey. Avrupalılık bir yaşam biçi- midir. Uzlaşmadır, hoşgörü- dür, başkalarının da oldu- ğunun kabulüdür. Demok- rasilerde hep başkaları vardır ve onlar en uçuk şeyler bile talep edebilirler. Iktidar her türlü talebi hoşgörüyle kar- şılamak, onların varlığını de- vam ettirecek zemin oluş- turmak zorundadır. Bunları iktidara ilk defa yerel yöne- timlerde geldiklerinde ilk iş- leri Istanbul'un Boğaz'daki bir sürü tarihi köşkünde içkiyi ya- sakladılar. Bugün Anado- lu'daki şehirlerin çoğunda fiilen içki yasağı var. Herke- si kendileri gibi yaşamaya zorluyorlar. Ondan sonra çı- kıp demokrasi söylemleriyle AB'ye girmeye çalışıyorlar görüntüsü veriyorlar. Bunlar Avrupalı yaşam tarzını red- dederek yapmaktan çekin- miyorlar, sıkılmıyorlar. • • • Şimdi size 1976 ya da 1977'de Trabzon'da geçmiş bir olayı aktaracağım. Trab- zon'da büyük bir salonda solcular toplantı yapıyorlar. Toplantıda o zaman solculuk popüler olduğu için halktan da büyük katılım var. Kürsü- de konuşanlardan birisi di- yalektiği anlatıyor. Diyalekti- ğe göre dünyadaki bütün olayların birbiriyle ilişkisi ol- duğunu, birbirini etkilediğini falan söylüyor. Trabzonlu bir Laz çıkıp konuşmacıya iç- tenlikle bir soru soruyor. So- ru şu: "Şimdi sen dedin kiher olayın dünyada birbiriyle iliş- kisi var. Ben anlamadım, Trabzonspor şampiyon ol- du, Carter da ABD Başkanı seçildi. De bakayum baa ney- miş bunların ilişkisi?" AKP'nin yıllardır yaptıkları- na ve söylemlerine bakınca bu olayı hatırladım. Carter'ın başkanlığının Trabzon'un şampiyonluğuyla ne kadar ilişkisi varsa AKP'nin de- mokrasiyle o kadar ilişkisi var. • • • Dinci politikacılar, kurguları gereği kadını yok sayıyorlar. Bakın davranışlarına kadını sadece cinsel bir obje olarak görüyorlar. Bütün toplantıla- rında harem - selamlık şek- linde oturuyorlar. Herkes maskesini çıkar- sın, samimi cevap versin. Ben Bülent Arınç'ın samimi cevap vereceğine inananlar- danım. Sorum şu: AB ülke- lerinin iktidardaki partileri- nin milletvekilleri eşleriyle birlikte, mesela Paris'te bir meydanda toplansa karşıla- nna bizim iktidar partimizin milletvekilleri ve bakanları, eşleri ile gitseler. Avrupalıla- ra sorsalar, işte şu karşıda gördüğünüz milletvekilleri nin yönettiği ülke bizimle bü- tünleşmek istiyor? Acaba so- nuç ne olurdu? • • • Şunu özellikle belirteyim, kimsenin kılık kıyafeti beni il- gilendirmiyor. Ancak benim ülkemin 80 yıllık Cumhuriye- tinin yöneticilerinin kılık kı- yafeti beni çok yakından II- gilendiriyor. Orada kadına bakış var. Kadın, toplumun yarısı demektir. Bunları yazdığım için kim- se kusura bakmasın, de- mokrasi açıklık rejimidir. Bun- lar her kesimde konuşuluyor. Demirel'in yıllar önce imam hatip okullarını savu- nurken söylemişti: "Dinini bi- len avukatın, doktorun, mü- hendisin ne zararı var'"? Ken- di mesleklerini yapsalar bir zararı yok. Ama ülke yönet- meye gelince görüyorsunuz. Avrupa'da hiç papaz okulu mezunu milletvekili bakan, cumhurbaşkanı var mı, hiç merak etmiyor musunuz? Ayrıca imam hatip okulları yokken bu ülkenin insanları dinlerini bilmiyorlar mıydı? Bizde her şey Batı'dakinin tersine geliştiği için sonuçlar böyle sıkıntılı oluyor. Onlar din adamlarım (papazları) faaliyet alanları olan işyerle- rine (kiliseye) sokmak için yüzyıllar süren savaş ver- mişler. Milyonlarca insan bu savaşlarda ölmüş. Bizde yüz- lerce imam Meclis'e girmiş ve ülkeyi yönetiyor. AKP iktidara geldiğinden beri onları demokrasi adına savunan eski solcular (dö- nekler) bile artık bundan vaz- geçmeye başladılar. Son 1 Mayıs olayları artık onları ik- na etmiş görünüyor. Çünkü görüyorlar ki 1 Mayıs'ı kutla- mak isteyenlerin hiçbirisi on- lara oy vermez. Onlardan ol- mayanlara anlayışları gereği hiçbir şekilde hoşgörüyle bakmıyorlar. Yani bu iş böyle gitmiyor. Bir şeyler yapılması gereki- yor. Kemal Tahir'den bir alın- tı: Büyük Selçuklu Devle- ti'nin veziri Nizamı Mülk'ün Melikşah'a söylediği söz, "Sultanım Türkmene dikkat edesun, devlet kurmuş, dev- let yıkmış kavimdir. Devleti- nin, devleti olmadığını anla- dığı an yıkar yenisini kurar." Aklıma geldi, sizinle paylaş- mak istedim. KİM KİME DUM DUMA BEHIÇAK behicak@yahoo.com.tr ÇİZGİLİK KÂMtL MASARACl kamllmasaracl@mynet.com HARBİ SEMtHPOROY (ÇÖPLÜK ÇOCUKLARI) TAYMKÖZKAK www.Junkidz.com TARİHTE BUGÜN MVMTAZARIKAN 10 Mayıs \vww.mumiaz-arikan. com CHURCMLL BAŞBAKAN.. 194O'7A 8U6ÜN,ÜNLÜ İNGİLİZ DBVLBT ADAMl V/INSTON CHURU4IU-(töKÇfL), 8AŞ8AKAN OL- DU. TÜM AVKUPA'MM ÇAUCALAtiPIĞI K-dÛN YA SAVAÇI'NIN 8AŞLARINM, l'NGlLTEBE BAŞ- eAtCANUĞI içı/U 8AÇK* S/K SEÇ&UEĞİN BU LUfJMAOIĞı TEK B/RLEfT/K/CÎ OIAKAK Sö- RüLüyoeou B/OÛ4Ç OJAI SOM&İ >»FHO*GIy Ç & ÛNLÛ KONUÇMAPA ŞüNLAej SÖYLJYSCEiaİK: *SİZS, MMM,4CI,GÖZmÇI VE TERÜ£N 8AÇKA ŞEY VAAOEDEMEM"..."POLtT/KAH NEDifS, Diye soşAESANrz: OEMZDE, K^IBAPA HAU*~ DA BÜTÜN GÜCÛMÜZLS SAISAŞMAK, DBKİM.. ^AMACf/J NE, DEeSEMİZl TBK K£ijMBYL£ UfTLARtM•:-ZAFmf" Ckurchill, LonJra'daki Pownmg S+rme*, mara/ı baçhakanttk. konuHi dnünde. SAGNAK NİLGÜN CERRAHOfcLU Bysee'tte Ac* 'Sarko msl Sarko'nun Elysee Sarayı'ndaki bir yıllık serüveni dı- zi film gibi. Fransızlar; "reytingp' yüksek, "hüsranı" bol birdizi sey- rediyor. önümüzdeki dört yıl boyunca -dizi yayından kaldırılana dek- seyretmeye mahkûm kalacaklar. Sarkozy gibi bir "dizi karBkterinr Fransa bile bile, kör kör parmağım gözüne, Elysee'ye çıkarttı. Fransa Cumhurbaşkanı'nın ölçü-sınır tanımayan hırsları, yeni Napoleon olma ihtirasları; medyatiklik me- rakı, lüks tutkusu, çalkantılı aile yaşamı.. hepsi bilinen konulardı. Macar kökenli politikacı Fransa siyasetine sürpriz bı çimde düşmedi. Yıllar yılı partisi UMP'nin önde gelen liderlerinden biri olmuş, Chirac döneminde içişleri ba- kanhğı dahil en önemli bakanlıklarda bulunmuştu. Fransız toplumu, Sarkozy'nin "şişmiş egosu" saye- sinde gösterişli, şaşaalı, debdebeli Fransa'nın görke- mine yakışır, ülkeyi de yükselten muazzam bir "pem be dizinin" parçası olmayı umarken; bir "kara mizah öy- küsüyle" karşılaşınca, eşekten düşmüş karpuza dön- dü. Bugün Paris'te duyulan derin hayal kırıklığının baş- lıca nedeni bu. Fire veren ilk seçmen: Cecilia Fransız seçmeni "yanlış ata oynamanın" ilk işaret- lerini; Sarko'nun zafer kutlamalarında almış olmalıydı. Sarkozy'nin Cumhurbaşkanlığı'na çıktığı geçen yı- lın 6 Mayıs kutlamalarını, gayet net hatırlıyorum. Dün- ya TV'lerinden izlemiştim. Paris'in havaalanı genişliğindeki "Place de la Con- corde" meydanında büyük bir konser düzenlenmiş, bir köşeye devasa bir sahne kurulmuş; sahneden halka hitap edecek Sarkozy bekleniyor... Kan-koca Sarkozy'ler ortada yok. Dizinin henüz Ce- cilia faslındayız. "Madame Sarkozy" kampanya sıra- sında ortalıkta görülmemiş. Efil tefil herkes o gece de onu anyor. "Bay Sarkozy" yalnız. Milyarder dostlarıy- la en pahalı kafe-restoranlardan "Fouquet's"de zafer kutluyor. Sarkozy'ler neden sonra Concorde'da göründü. Ama o da ne? Cecilia son anda yataktan çıkmış gibi. Saç baş biryanda. Çiçeği bumunda Cumhurbaşkanı'nın ya- nında habire -o özel geceyle hiç uyuşmayan- süveterini çekiştiriyor... Fransız halkı hâlâ rüyada... Yeni cumhurbaşkanı et- kileyici bir konuşma yapıyor. Meydan gaza gelip -ulu- sal marş- Marseillaises okuyor. Ekran karşısında bu sahneleri izlerken ben "8u da ne böyle?" oluyorum. Fransızlar da ertesi gün, durumun garabetine ufak ufak uyanmaya başhyor... Ve milyarder kankalar... Sarkozy'ler -bu kez kadro halinde- çünkü, Forbes listesinde "dünyanın en büyükzenginleri" arasında yer alan süper •milyarder Vincent Bollore'nin yatıyla Mal ta yolculuğuna çıkıyor. Fransa cumhuriyet tarihinde gö- rülmemiş bir "ilk" yaşanıyor. Masraflan "kanka" Bollore ödüyor. "6u biracemilik. Konumuna alışacakl" falan denir- ken, Malta dönüşü daha garip bir skandal patlıyor ve Bayan Cecilia'nın sandığa gitmediği, o tarihte kocası olan Sarkozy'ye oy vermediği anlaşılıyor. Flaş haberi patlatan gazeteciler sansüre uğruyor. Ha- bere erişen "Joumal du Dimanche" muhabirlerinin pat- ronu Arnaud Lagardere, Sarkozy'nin ele güne "kar- deşim" diye tanıttığı, el ense tokat ahbabı... Lagardere "Cecilia haberinF' kilit altında tutmaya ça- lışırken "kansından oy alamayan Cumhurbaşkanı" skandalı; intemette -"aleni sansürie" birlikte- katmer- lenerekbüyüyor... Hafta bir, gol iki-üç-beş... Dizinin açılışı böyle. Derken birinci ayın sonunda, Ni- colas'la Cecilia Almanya'nın Heiligendamm kentindeki G-8 zirvesine gidiyor... Dünyaya buradan "Fransa'nın Jacqueline Ken- nedy's/" havasıyla takdim ediien Cecilia; zirvedeki tüm "first /aoyieri snobe ederek, yeniden kayıplara kanşıyor ve ikinci günün sonunda Paris'e geri dönüyor. G-8 kapanışındaki basın toplantısına Fransa Cum- hurbaşkanı "sarhoş" yakalanıyor! Bu kadar skandal bir politikacının tüm yaşamına sı- ğabilecekken, bu maceraları Sarkozy, Elysee'deki ilk ayına sığdırmayı başanyor. Ama Fransızlar her şeye rağ- men Sarko'dan medet ummaya bıçak kemiğe daya- nana dek devam ediyor... Sondajlarda Sarkozy'nin popülaritesi serbest düşüşle tepetaklak olana kadar... Düşüşün öyküsü pazartesiye. BULMACA SEDAT YAŞAYAN SOLDAN SAĞA: 1/ Yemekten ve içkiden anla- yan, bunlann tadına varabilen kimse... Konya ilinde bir baraj. 2/ Yüce, yük- sek... Güney Amerika'da ya- şayan, kısa lıor- tumlu bir hay- van. 3/ Düşün- meden ve saygısızca davranan. 4/ Mozam- bik'in başkenti. 5/ Bir ışık ya da ısı kaynağın- dan yayılan ışınların toplandığı yer... lcar. 6/ Hayvanlara vurulan damga... Çiçeği, böreği ve terazisi vardır... tla- ve. II İki tarla arasın- daki sınır... Sakarya ilinde bir ilçe. 8/ Otlak... Kayıkta dümeni kullan- mak için dümenin baş tarafına takılan kol. 9/ Do- kuma tezgâhı ayaklığı. YUKARIDAN AŞAĞIYA: 1/ Beğeni, zevk... Gözleri gönneyen. 2/ Muğla'nm bir ilçesi... Bilimsel bir gcrçeği göstermek, bir var- sayımı kanıtlamak için yapılan işlem. 3/ Bilyeli ya- tak... Eski Mısır'da güneş tanrısı. 4/ Cilacılıkta kul- lanılan bir tür zamk-reçine... Yağmur suyunun bi- riktiği çukur yer. 5/ Bir yanşın belirli uzaklığı kap- sayan bölümlerinden her biri... Suudi Arabistan'm plaka imi. 6/ Hıristiyanlann büyük perhize girmek üzere bulunduklan günler. II tradesizlikten ileri ge- len sürekli cansızlık... lstanbul'dan Yunanistan'a göç eden Rumlar tarafından Atina'da kurulan spor kulübü. 8/ Durumu vc görünüşü resim konusu ol- maya değer görünüş. 9/ Nazilerin politikasında Ger- men ırkından kimselere yakıştmlan ad... ltalya ve Güney Fransa'da sevilen, kokulu bir likör.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog