Bugünden 1930'a 5,432,496 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

17 MART 2008 PAZARTESİ CUMHURİYET SAYFA 17 Bölge kaygıları Genelkurmay Başkanı’nın Taliban’ı kastederek “Dünya ilk defa nükleer güce sahip bir terör örgütü ile karşı karşıya kalabilir” sözleri, tam da ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney’nin Türkiye ziyareti öncesine denk geldi. Emekli diplomatyazar Daver Darende, TSK’nin üstün niteliklerini sergileyerek Irak’ın kuzeyinde gerçekleştirdiği operasyonunu Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) açısından değerlendirmeyi beceren ABD’nin, bu kez Türkiye’yi Afganistan’da Taliban’a karşı savaş gücü olarak kullanmak isteyebileceğinden kaygılanıyor: “Kimi eski ABD büyükelçilerimizin ‘fiyasko’ diye niteledikleri BOP, AKP’nin eşbaşkanlığında adım adım yürürken projenin gereği olarak Türkiye, İran ve Afganistan hedef ülkeler olarak seçilmişlerdir. ABD’nin Türkiye’ye sınır ötesi harekât için onayladığı ‘sınırlı izin’den sonra ve yine ABD’nin öngördüğü senaryo gereği Talabani’nin Türkiye’ye yaptığı ziyaretten sonra TürkKürt federasyonunun altyapısı tartışmaya açılmış olacaktır. Zaten Talabani ‘Kürdistan’ sözcüğünü Türkiye’ye yaptığı ziyarette açıkça telaffuz etmiştir. ABD, BOP stratejsi çerçevesinde bu isteklerini yavaş yavaş gerçekleştirdikten sonra şimdi Afganistan ile ilgili taleplerini Dick Cheney aracılığıyla baskı kurarak yeniden dile getirmeye hazırlanmaktadır. AKP hükümeti, bu talebe ‘Evet’ diyebilecek midir?” Aslında soruyu tersten sormak en doğrusu: AKP, bu talebe “Hayır” diyebilecek midir? SAĞNAK NİLGÜN CERRAHOĞLU Eylemin perde arkası Sosyal devletin cenaze namazı sayılan Sosyal Güvenlik Tasarısı’na yönelik eylemler sendikacıların eseri mi? Öyle sanılmasın diye, birkaç küçük bilgi: Turgut Özal’ın işçilerce “Çankaya’nın şişmanı, işçi düşmanı” ilan edildiği ve ANAP’ın tarihe gömülme sürecine girdiği 1989 bahar eylemlerinden bu yana ilk kez tabandan sendika üst yönetimlerine bu denli büyük bir baskı geldi. AKP’li ve AKP’ci sendikacılar, bu engellenemez direncin önüne geçemediler ve eylem kararına mecbur kaldılar. Özellikle Türkİş ve Hakİş’in iktidarın güdümündeki yöneticileri eylemde samimi değillerdi. İşçiye “Bakın eylem yapın diyordunuz, yaptık da ne oldu?” sonucunu çıkarmak için öne fırladılar adeta... Samimiyetsizliğe bir örnek verilebilir: Türkİş Başkanı’nın sendikası Tesİş enerji işkolunda örgütlüdür ve eylem boyunca doğal arızalar dışında bir saniyelik bile olsa elektrik kesintisi yaşanmamıştır. Samimiyetsizliğin ardında yatan önemli nedene gelince: Kimi sendikacılara, yönetimde bulundukları her dönemin sonunda 4 yıllık “hizmet ödeneği” verilir. İşçilerin kıdem tazminatına esas olan yıllık tavan yaklaşık 2 bin YTL iken, o sendikacıların hizmet ödeneği için tavan mavan aranmaz. 4 yıl için 100 bin, 150 bin, 200 bin YTL alanlara rastlanır. Hizmet ödeneği vergiden muaf değildir, ama genellikle vergi de verilmez. Maliye Bakanlığı, yakın dönemde bir işçinin başvurusu üzerine bir sendikada araştırma yapar ve sendikalardan 2003 yılından 2008’e kadar yapılan tüm hizmet ödeneği harcamalarının dökümünü ister. Anlayacağınız, kimi sendikacılar, yakayı Maliye Bakanlığı’na, dolayısıyla iktidara kaptırma tehlikesi ile karşı karşıyadır! Temel Harbiye öğrencileri, Atatürk’ün Harbiye’ye girişinin 109. yıldönümünde, Cumhuriyet’in temellerini “ulus devlet, laik devlet, üniter devlet” olarak sıralamışlar. Ankara’nın Çankaya’sından ve Bakanlıklar’ından baktığınızda durum çok farklı görünüyor. Kimlikçiler, türbancılar, federasyoncular kol kola; o ünlü fıkradaki bilinen töreni gerçekleştiriyorlar: Uşaklar, uçurumun kenarında toplaşmışlar. “Birikiüç” deyip her seferinde bir kişiyi tutup aşağıya atıyorlarmış. Oradan geçen meraklı gazeteci, “Ne yapıyorsunuz” diye sorunca da ağzının payını vermişler: “Kör müsün, Temel atma töreni yapıyoruz.” “Uçan Hollandalı” Bakışı Bektaşi’ye bir öykü anlatmışlar. “Evlat!” demiş, “Bunun neresini düzelteyim? O peygamber Hz. Süleyman değil, Hz. İbrahim olacak. Kurban diye kızını değil, oğlunu adamış. Oğlanın adı İsrafil değil, İsmail. İsmail’i kurtarmaya gelen melek Azrail değil, Cebrail. Gökten inen kurban keçi değil, koyun!” “Kapatma davasına” tepkiler bu fıkrayı andırıyor... Fıkra gibi ilk tepki Dengir Mir Fırat’tan: “Türk demokrasisi, büyük bir ayıpla karşı karşıya bırakılmıştır!” Çoğunluk zorbalığı, dayatmacılıktan uzak, uzlaşmaya açık, oturmuş, tıkır tıkır işleyen bir “demokrasi” varmış da durduk yerde böyle bir “ayıp” işlenmiş gibilerden! Başsavcı birden uyanmış ve “Gidip şurdan AKP’ye bir kapatma davası açıyım da geleyim!” demiş gibisine... “Türkiye’yi çok yoruyorlar!” Fıkralık bir başka tepki AB’de Joost Lagendijk’tan: “Davayı açanlar, 21. yüzyıla intibak edememiş zihniyetin temsilcisi!” AKP 21. yüzyıla intibak etmiş, yargıçlar edememiş... Bu da Gül’den: “Bu ne sorumsuzluk? Türkiye’yi çok yoruyorlar.” “Köşk’e dindar cumhurbaşkanı çıkaracağız!” saplantısı Türkiye’yi hiç germemiş, yormamış; kendileri çok sorumlu davranmış gibilerden... Yakın tarihin en ciddi krizlerinden biriyle karşı karşıyayız... Ama bir yanıyla da olanların böyle gerçeküstü bir havası var... “Demokrasi” adına konuştuklarını iddia edenler; fıkra gibi tepkilerde ya demagoji yapıyor ya da savundukları şeyi “nalıncı keseri” gibi bir şey sanıyorlar. Hadi diyelim bizim insanımız “demokrasiyi” tanımıyor... Ya “Uçan Hollandalı Lagendijk”a ne demeli? Karma Parlamento Komisyonu Eşbaşkanı Lagendijk, Türkiye’yi anlaşılan “iyi, kötü, çirkin” misali bir Kızılderili filmi gibi izliyor. Bir yanda “faşist yargıçlar” var. Öte yanda “çağdaşdemokratik AKP” iktidarları. “Kötüler” iyilere karşı! “İyileri” ne pahasına olursa olsun iktidardan sökme peşinde. Lagendijk gibilerinin muradı Türkiye’de olduğu kadarıyla demokratik rejimi kurtarmaksa; “Türk demokrasisi” böyle kurtarılmaz. Krizin başlangıç noktası; “cumhurbaşkanlığı seçiminde” yaşanan açmazlar oldu. Hollandalı dostumuza tavsiyem, bu meselelere biraz daha derinlikli bakmasıdır. Kendisi bir tarihçi. Gitsin arşivden, 29.08.2007 “Il Giornale” gazetesinde Marcello Fon imzasıyla yayımlanan başyazıya göz gezdirsin mesela. Avrupa’da da görenler görüyor! Gül’ün cumhurbaşkanlığını “coşkulu deklarasyonlarla” karşılayan AB çevrelerinin; Türkiye gerçeklerine kayıtsız kaldıklarını iddia eden yazı, özetle şöyle diyordu: Vay efendim, bu çağda parti kapatılır mıymış! Çok antidemokratik bir tutummuş! Bunu söyleyen kim? Türkiye’yi dinci devlete iteleyeni mi istersin, geçmişte gencecik çocukları ırkçıgerici faşist örgütlenmeye iteni mi, her şeye maydanoz lafebesini mi... Hepsi sıram sıram rafta... Bu çağda parti kapatılır efendiler. Eğer bir parti çağın gerisinde işler yapar, demokratiklaik Cumhuriyeti dincietnikçi bir aşiret devletine dönüştürmeye kal Kapatma ve demokrasi kışırsa, hiç kuşkusuz kapatılır. Çünkü demokrasiyi boğacak olan partiyi kapatmak, demokrasinin ta kendisidir. Çünkü hukukçu dostlarımızın da saptamasıyla, demokrasi yalnızca seçime dayalı çoğunlukla sınırlı tutulamaz: “Hukuk devleti ve bağımsız yargı denetimi, demokrasinin olmazsa olmaz koşullarıdır. Herkes için bağlayıcı ve üstün olan anayasada, siyasi partilerin uymaları gereken esaslar, kapatılma nedenleri ve usulleri gösterilmiştir. Bu süreç içinde açılan her dava, artık hiçbir spekülasyona ve müdahaleye tabi olmadan sürdürülmek ve sonuçlandırılmak durumundadır. Aksi halde demokrasiden ve hukuk devletinden söz edilemez. Nasıl seçimler antidemokratik değilse, bir parti hakkında kapatma davası açılması da antide mokratik değildir. Tersine, demokrasiyi korumak için getirilmiştir. Asıl olan, demokrasinin yalnızca birkaç kural ve kurumuyla değil, tüm kural ve kurumlarıyla işlemesidir. O zaman yargıya da iş kalmaz. Türkiye’de laiklik ihlali nedeniyle dört parti kapatılmışsa ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne bu konuda yapılan itiraz reddedilmişse, bunun nedeni yargıda değil, demokrasinin işletilme zaaflarında ve korunmaya muhtaç hale getirilmesinde aranmalıdır.” ÇALIŞANLARIN SORULARI/SORUNLARI YILMAZ ŞİPAL KİM KİME DUM DUMA BEHİÇ AK behicak࠽yahoo.com.tr Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin ‘Türban’ Kararı Bazı çevreler, türbanı yıllardır bir özgürlük simgesi olarak kamuoyuna kabul ettirmek için büyük çaba harcamaktadır. Böylece, Türkiye’nin yaşamsal sorunları geri plana itilmiştir. Türban, kamusal alanlara özgürce girebilmek için “pilot bölge” olarak üniversiteleri seçmiştir. Yapılan hesaplara göre türban, bir “Truva Atı” gibi üniversitelere girip bütün kamusal alanlara giden kapıları açacaktır. Ancak “evdeki hesap çarşıya uymamış”, üniversite yönetimleri bu oyuna gelmemiştir. Bugün de bütün baskılara karşın, üniversitelerin büyük bölümü örnek bir direnişle türbana karşı çıkmaktadır. Türban ilk çıkış yolunu Danıştay’da aramıştır. Ancak, 1982’de yaptığı başvuruya umduğu yanıtı alamamıştır. Danıştay, 23 Şubat 1984 günü; “Bazı kızlarımızın ve kadınlarımızın, sırf laik Cumhuriyet ilkelerine karşı çıkarak dine dayalı bir devlet düzenini benimsediklerini belirtmek amacı ile başlarını örttükleri bilinmektedir. Bu kişiler için başörtüsü masum bir alışkanlık olmaktan çıkarak kadın özgürlüğüne ve Cumhuriyetimizin temel ilkelerine karşı bir dünya görüşünün simgesi haline gelmektedir” diyerek başvuruyu geri çevirmiştir. Bunun üzerine, türbanın üniversitelere “keşif kolu” olarak sokulması için, özel olarak 3511 Sayılı Yasa çıkarılmıştır. Bu yasayla Anayasa Mahkemesi’ne yapılan başvuru üzerine Anayasa Mahkemesi 9.4.1994 günlü kararında, “(…) kılık ve kıyafetin Yükseköğretim Kurumlarında bu şekilde hiçbir sınırlamaya tâbi olmaksızın serbest bırakılması, bundan sonra da bu uygulamaların başta kamu görevlileri olmak üzere tüm öğretimeğitim kuruluşlarına yansımasına önayak olacak, kılık ve kıyafetle ilgili diğer yasal düzenlemeler kalkacak ve anayasal kurumlar da dahil toplumun her kesiminde bir kargaşa meydana gelecektir.(…) Atatürkçü düşünce ve görüşleri doğrultusunda; aydın, uygar, Cumhuriyetçi gençler yetiştirmekle, bazı kuralları öğretmek ve benimsetmekle görevli çağdaş eğitim ve öğretim esaslarına dayanan Yükseköğretim Kurumlarının, bu düşünce ve çağdaş uygarlıktan ödün vermesi düşünülemez...” (…) diyerek kesin bir dille yasayı “iptal” etmiştir. Anayasa Mahkemesi’nden de beklediğini bulamayan türbanı savunan çevreler, son olarak türban davasını, “iç hukuk yolları tıkandığı” gerekçesiyle AİHM’ye (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi) taşımışlardır. AİHM de Türk Yüksek Yargı kurumlarının kararlarını haklı bularak türbana geçit vermemiştir. “(…) Mahkeme, Türkiye’de kendi dini sembollerini ve dini dogmalar üzerine kurulmuş bir toplum kavramını toplumun tümüne empoze etmeye çalışan aşırı siyasi hareketlerin olduğunu gözden kaçırmamıştır… (…) laiklik kavramı Mahkeme’ye göre Sözleşme’nin temelini oluşturan değerlerle uyumludur. Mahkeme, hukukun üstünlüğü ve insan haklarına saygı ile uyumlu olan ve şüphesiz Türk Devleti’nin temel ilkelerinden biri olan bu ilkenin desteklenmesinin Türkiye’de demokratik sistemin korunması için gerekli görülebileceği görüşündedir. Bu ilkeye saygı göstermeyen bir davranış, kişinin dinini ifşa etmesi özgürlüğü kapsamında kabul edilmeyecek ve Sözleşme’nin 9. maddesinin korumasından yararlanmayacaktır. İslami başörtüsü hususundaki yönetmelikler, başvuranın dini inancı aleyhinde olmayıp diğerlerinin yanında düzeni ve diğer kişilerin hak ve özgürlüklerini korumaya ilişkin yasal amacı izlemekte ve eğitim kurumlarının laik niteliğini muhafaza etmeyi amaçlamaktadır (…)” Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi verdiği bu kararla, “iç hukuk yollarının” yanı sıra, “dış hukuk yollarını” da tıkamıştır. Bugün, türbanın “yargıda yolculuğunun” bitmediği “Truva Atı” görevini sürdüreceği anlaşılmaktadır. “Yeraltında (karşıt) devrim” “Barroso, Gül’ü yürekten tebrik ediyor. Prodi ‘büyük zekâ Gül’ü’ selamlıyor. Avrupa sosyalistleri gelişmeyi ‘AB yolculuğunda demokrasinin güçlenmesi’ olarak tanımlıyor. Gül’ü ılımı,inandırıcı buluyorlar. İslamcılığını, Hıristiyan Demokratlarla denk tutuyorlar. Sanırsınız karşımızda Müslüman bir Helmut Kohl var!.. Çifte ajandalı AKP gerçeği ise bambaşka. IMF çizgisindeki ekonomik ajanda, modern ve liberal. Ancak Avrupa medyası ve siyasi sınıfının inatla görmek istemediği bir başka ajanda daha var: Siyasi İslam. Laik anayasayı 1990’lara dek meydan okuma yöntemiyle alaşağı etmek isteyen İslamcılar taktik değiştirdi ve Türkiye’yi Kuran’ın hizasına sokmak için toplumu sinsice İslamlaştırmayı yeğledi. Anayasanın altını yavaş yavaş oymak ve içini boşaltmak, gerisini de toplumsal yaşamın sessiz dönüşümüne bırakmak... Yeni taktik bu. Türbanlılar arttı. Memuriyette kariyerler, dine bağlılıkla ölçülüyor. Kentler ramazanda ezcümle oruçta. Kamuya açık yerlerde alkol yasak. Laik ve modern yaşam, deniz kenarlarında turistik bölgeler; İstanbul, Ankara, İzmir’le sınırlı. AKP görülmemiş güç tekeline sahip. Mutlak çoğunluk, Meclis Başkanlığı, Cumhurbaşkanlığı ellerinde. (Gül’ün cumhurbaşkanlığına çıkması..) Laik değerlerin üç direğinden (Cumhurbaşkanlığı, ordu, Anayasa Mahkemesi) biri yıkıldı. Aleni bir İslamcı, Cumhurbaşkanı oldu. Gül’ün bu ayrıcalığı ‘nihai hedefe’ varmak için kullanmayacağını düşünmek safdilik... Geçiş yumuşak olacak. Yürünen yolda devam etmek kâfi. Bir sonraki hedef, kalan iki kale; Anayasa Mahkemesi’yle Silahlı Kuvvetler’e içten nüfuz etmek olacak... Avrupa alkışlayadursun, final belli!” Ya işte böyle Lagendijk... Siyasi İslamı ne yapalım? Demokrasinin neresine oturtalım? 21. yüzyılı “siyasi İslamla” mı karşılayalım? Bu mudur öneriniz? HARBİ SEMİH POROY HAYAT EPİK TİYATROSU MUSTAFA BİLGİN hetiyatrosu࠽mynet.com nilgun࠽cumhuriyet.com.tr BULMACA SOLDAN SAĞA: SEDAT YAŞAYAN (ÇÖPLÜK ÇOCUKLARI) TAYYAR ÖZKAN www.junkidz.com TARİHTE BUGÜN MÜMTAZ ARIKAN 17 Mart www.mumtazarikan.com 1 2 3 4 5 6 7 8 9 1/ Atını konsül 1 yaptığı iddialarıyla da ünlü Roma 2 imparatoru. 2/ Büyük ve süslü balık 3 çı kayığı. 3/ Kimi 4 hayvan ve bitki 5 hücrelerinde bulunan, iğne biçimin 6 de billur madde... 7 Ensiz. 4/ Satrançta 8 bir taş... Fiyat gösteren çizelge. 5/ 9 Türk halk müziğinde, bağ1 2 3 4 5 6 7 8 9 lama ailesinden çalgıların 1 K A K O K R A S İ en küçük boylusu... Edir2 Ö B E K ne’nin bir ilçesi. 6/ Çarşı A S E S 3 K İ Ç A V A N İ larda aynı işi yapan esnaS T A R fın bulunduğu bölüm... Bir 4 A D N A V İ nota. 7/ Lantan elementi 5 Ç E R İ 6 A R I Ş İ L nin simgesi... İşveli, fıkırA T E dak. 8/ İşlenmemiş, ekil 7 L A H O S memiş toprak... Ankara’da 8 A T İ K EME T ki özel bir tiyatronun kısa 9 T İ M O K R A S İ yazılışı. 9/ Dünya... Kardeş karılarından her birinin ötekine göre adı. YUKARIDAN AŞAĞIYA: 1/ Roma tarihinin en zalim tiranlarından biri sayılan imparator. 2/ Çalgıcılara verilen bahşiş. 3/ Söz, lakırdı... Radyum elementinin simgesi... Bir gösterme sıfatı. 4/ Taklit, sahte. 5/ Gülhane Askeri Tıp Akademisi’nin kısa yazılışı... Deriden sızan tuzlu sıvı. 6/ Öğütülmüş tahıl... Brezilya’nın para birimi. 7/ Kerestesi ve reçinesi çok beğenilen bir orman ağacı... Sözsüz oynanan köy seyirlik oyunlarına verilen genel ad. 8/ Sürekli çıkarını kollayan, vurguncu, dalavereci. 9/ Tornacılıkta, bir deliğin ağzını genişletmeye yarayan çelik aygıt... Boru sesi. CUMHURİYET 17 K
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog