Bugünden 1930'a 5,498,464 adet makale



Katalog


«
»

CMYB C M Y B 9 KASIM 2008 PAZAR CUMHURİYET SAYFA 15 Şeyda Cebeci: “Atatürk, Türkiye’yi madem sarhoş kafayla kurtardı; keşke biraz daha içseydi, dünyayı kurtarırdı!” AKP’nin “ikinci” adamı istifa etmiş Baştaki “i” var mıydı? Şeytan Selim Sümen: “Adalet Bakanı, dinci yazar Hüseyin Üzmez’i cinsel tacize teşvik eden şeytan hakkında suç duyurusunda bulunmalıdır!” Soru Ali Baran: “Diyanet İşleri Başkanı’na sorulur: Müslümanlar, Hıristiyanlardan alınan borç para ile hacca gider mi?” Sadakacı Doğan Kapkıner: “RTE sayesinde sosyal devletin ne olduğunu öğrendik: Sadaka dağıtan devlet!” YağmurDeniz Türkiye hukuk devletidir varsayımı NEVŞEHİR plakalı otomobille Mersin’den Silifke’ye doğru giderken Atayurt beldesinde 33 A 5962 plakalı otomobille pusuya yatmış trafik polisi tarafından durduruluyor Fikret Koca. Polis, aşırı hız yaptığını söylüyor; Fikret Koca tam aksini anlatıyor. Trafik polisi, 1.5 kilometre öteden çekilmiş ancak tanımlanamayan bir “görüntü”yü hız yapan “otomobil”in belgesi olarak gösterip Fikret Koca’ya 115 lira para cezası kesiyor. Bütün bunlar Türkiye’de her yurttaşın başına gelebilecek “normal” uygulamalar. Ancak bundan sonrasında Fikret Koca’nın yaşadıkları biraz farklı: “Ülkemizin bir hukuk devleti olduğu varsayımıyla konuyu yargıya taşıyıp itiraz hakkımı kullanayım diye olay yerine en yakın ilçe olan Silifke’de durdum. Dilekçeyi yazıp mahkemeye başvurmak için adliyeye gittim ve dilekçemi vermek istedim. Ama ne mümkün, yazı işlerindeki bayan dilekçemi almadı. Gerekçesi ise hâkim yokmuş. Yerine bakan başka bir hâkim yok mu diye sordum kafasını bile kaldırmadan yok dedi. Hâkim ne zaman gelir diye sordum ancak akşama gelir dedi. Kaymakamlığa gittim; onlar da yapacak bir şey olmadığını söylediler. Yolumuz uzun olduğu için devam edip haksız cezayı sineye çekmek zorunda kaldık. Ayrıca bu bölgede ‘yabancı’ taşıtların polis tarafından tuzağa düşürüldüğü savını da yaşayarak anlamış olduk.” - AKP ile Deniz Feneri ilişkisi araştırılıyormuş... “Aynı ampulü kullanıyor olabilirler!” ARAMIZDAN, ayrılışının 70. yılında yarın, seni büyük bir özlem ve sonsuz bir sevgi ile bir kez daha anacağız Sevgili Atatürk. Şu sıralar bir “belgesiz”in senin kullanmadığın adını kullanarak yaptığı “belgesel”i konuşuyoruz Sevgili Atatürk. Şu kadarını söyleyebilirim ki dincilerin, kincilerin ve özellikle ikinci cumhuriyetçilerin propagandasıyla “belgesizin belgeseli” piyasa ağzıyla “iyi gişe” yaptı; parayı götürüyor. Belgesiz belgeselin yazıcısı ve yöneticisi bir laflar etmiş Sevgili Atatürk. Metin Akay gazetede okumuş dediklerini ve işin sırrını çözmüş, “Belgeselin zamanlamasının nasıl seçildiğini daha iyi anlıyorum” diyor. Gazeteci çocuk “Bediüzzaman’ın sizin için belgesel değeri taşıyan özelliği nedir” diye sormuş ve belgesiz belgeselci çocuk şöyle yanıt vermiş: “Ayrıntıları çok tartışmak istemem; ama İslam’ı ele alış biçimi ideolojik olarak beni ilgilendirdi. Medreseden esarete uzanan bir hayatı var, dünyanın neresine gitseniz bu bir belgesel konusudur. Bakıyorsunuz hem 1. Meclis’te var, hem padişahın yanında hem de Adnan Menderes ve askeri dönemde var. Görüşlerini yayış biçimi de önemli. Bugünün internet koşullarında gerçekleştirilebilecek bir şeyi o dönemin zor şartları içinde yapmış birisi. Birçok açıdan bugüne kadar çoktan yapılması gereken bir belgesel. Düşünce sistematiğini anlamak için çok şey okumak lazım. Yazılarına kapandığın zaman da sizi çok ayrı dünyalara götürüyor. Öte yandan ne yaşadığını anlamak için de çok az belge var. Bir yanda onu baş tacı edenler, bir yanda nefret edenler var. Bugünün siyasetine ciddi yansımaları olan birisi. Onu gerçekten yaşadığıyla anlattığınız zaman ‘vay canına’ dedirtiyor. Kaç kişi onun Meclis’te konuştuğunu, Atatürk’le diyaloglarını bilebilir ki? Bugünün Türkiye’sinde ona inanan insanlar ve devam eden bir gelenek var. Bu açılardan çok etkileri olacağına inanıyorum, yeter ki hakkıyla yapalım.” Devir Nurcuların, Fetoşların devri; devir “Bediüzzaman” dedikleri “Kürt Sait”in devri Sevgili Atatürk. İktidar onlarda, para onlarda; istedikleri düdüğü çalıyorlar, istediklerine çaldırıyorlar! Biliyorum; rahat uyuyamıyorsun Sevgili Atatürk. Emanetine sahip çıkması gerekenler ise ayakta uyuyor! Atatürk’e PANO DENİZ KAVUKÇUOĞLU Obamacılaşmak Amerika Birleşik Devletleri’nin 2009 Ocak ayında kol- tuğuna oturacak yeni Demokrat-siyah başkanı Barack Obama, başta soldan çark liberaller olmak üzere top- lumumuzda derin bir heyecana yol açtı. Öyle ki insan- lar birbirlerine olan mesafelerini karşısındakilerin Oba- macı olup olmadıklarına bakarak belirler oldular. Hatta Van’da Obamacı yurttaşlarımız 44 koyun kurban ede- rek olayı kutladılar. Obamacılara göre yeni Başkan, Alaattin’in sihirli lam- basındançıkanherşeyekadirbirdevdir.Birparmakşık- latmasıyla önce Amerikan işgal orduları Irak’tan çekile- cek, sonra bir şıklatmayla sıra Afganistan’a gelecektir. Obama parmaklarını şıklattıkça ABD İslamı ılımlılaştır- ma politikasını terk edip Büyük Ortadoğu Projesi’ni ra- fa kaldıracak, İran ve Suriye’yi rahat bırakacak, İsrail’i dizginleyecek, Kafkaslar’ı ele geçirme stratejisinden vazgeçecektir. Bölge huzura, insanlar da hep özledik- leri o müreffeh hayatlara kavuşacaklardır. Bir çırpıda ol- masa bile bir gün mutlaka bizim Kürt sorunumuzu da Ermeni sorunumuzu da çözecektir Başkan Obama. Ekonomisi, mali piyasaları şimdilik allak bullak da ol- sa ABD büyük devlettir, süper güçtür, küreselleşmenin ağababasıdır,BaşkanObama’nınönderliğindeyeniden doğrulmanın yollarını bulacaktır. Ocak ayından bu ya- na işlerini yitiren Amerikalı emekçi sayısı 1 milyon 200, son bir ayda işsiz kalanların sayısı ise 240 bindir. 52 milyonu bulan sosyal güvenlik ağı dışındaki yurttaşları- nı yeniden sosyal hizmetler ağının içine alacaktır Oba- ma, bir yandan bu sorunları çözerken öte yandan da batma sürecine giren otomotiv endüstrisini ayağa kal- dıracaktır. Yalnızca otomotiv endüstrisini değil, çelik endüstrisini, bankacılık ve emlak sektörlerini de… İyi de bütün bunları nasıl başaracaktır Obama? Sa- vaşlar sona erince, eskiden olduğu kadar savaş uçak- larına, savaş gemilerine, tanklara, toplara, roketatarla- ra, bazukalara, mermilere, ölümcül kimyasallara ge- reksinim kalmayınca savaş sanayi ne yapacaktır? Çe- lik endüstrisi, elektronik endüstrisi, kimya endüstrisi ya- ni… Yüz binlerce Amerikan işçisi işsiz mi kalacaktır, çe- lik, elektronik ve kimya devleri üretimlerini durdurunca? İşsiz milyonlara yeni milyonlar mı katılacaktır? ABD ekonomisi, ABD ekonomisini yönetenler devle- tin başında demokrat-siyah Obama da olsa buna izin verirler mi? Hem Obama, ABD’nin kurulu düzenini ona- racağı,eskisindendahaişlerdurumagetireceğivaadiyle adaylığını koyup Başkan seçilmemiş midir? Dünya kapitalizminin motoru olan ABD ekonomisinin iç dayanağı 302 milyonu bulan nüfusudur. Ülkenin te- mel karakterini dünyanın en güçlü tüketim toplumu ol- duğu gerçeği belirler ve hiçbir ABD başkanının aklından ülkenin bu temel karakterini değiştirmek geçmez, ge- çemez,ayrıcageçirtmezler.Öteyandandabutemelka- rakterin sürekliğini sağlaması için ABD emperyalist ni- teliğini korumak, sürdürmek zorundadır. Hiçbir ABD başkanının kişiliği bu zorunluluğun, kaçınılmazlığın önü- ne geçemez. Lenin’in saptaması geçerlidir: “Kapitaliz- min en yüksek aşaması emperyalizmdir!” Güçlenen her kapitalist ülke önünde sonunda mutlaka emperyalizmin bir ucuna ilişecektir. Uluslararası medyanın ve profesyonel kanaat önder- lerinin göz boyama operasyonları kimseyi aldatmama- lıdır. Kapitalizm söz konusu olunca “demokrat”, “kadın” ya da “siyah derili” olmanın hiçbir önemi yoktur. Baş- kan John F. Kennedy de “demokrat”tı, fakat başa ge- lince ilk işi CIA Kübalılarını silahlandırıp kendi ülkeleri- ne çıkartma yaptırmak olmuştu. Vietnam Savaşı’nın en büyükşahinideyine“demokrat”BaşkanLyndonJohn- son’du. Vietnam’da ölen genç Amerikan askerleri için söylediği şu sözler hâlâ kulaklardadır: “Onlar ölmek için uygun yaştaydılar!” Dünyada hangi kadın liderin kendisinden beklenen duyarlılığına tanık olabildik? Hindistan’da Indira Gahn- di’nin, İngiltere’de Margaret Thatcher’ın, İsrail’de Gol- da Meir’in, Sri Lanka’da Sirimavo Bandaranaike’nin, Pakistan’da Benazir Butto’nun ya da Türkiye’de Tan- su Çiller’in mi? Önce ABD’nin Genelkurmay Başkanı sonra Dışişleri Bakanı olan Colin Powell’ın, şimdiki Dışişleri Bakanı Condaliza Rice’ın derilerinin “siyah” olması Irak’ın iş- galinde, ABD’nin emperyalist siyasetlerinde neyi, nele- ri değiştirmiştir? Bence olan önce boğazları kesilen sonra da ayakla- rından asılıp postu yüzülen Van’daki Obacılaşma kur- banı o zavallı koyunlara olmuştur. “Belediyeleri kapatma” ya- sasõndaki “tarihsel” beldelerin Anayasa Mahkemesi’nce “kur- tarılmaları”nõ geçen yazõmõzda kutlamõştõk. Genelde belediye ka- patmanõn ise “demokratikleş- mede geri adım” olduğunu be- lirterek büyükşehir beldelerinde- ki yasaya “bahane” edilen “imar anarşisi”ne karşõ özetle şunu önermiştik: “İmar ve Şehircilik Yasası bir an önce çıkarılarak, tüm yerel ve merkezi kurumların genel planlama disiplinine uy- malarını sağlayacak yeni bir imar düzeni gerekiyor... ” (6 Ka- sõm 2008) Çünkü “vazgeçilmesi” gere- ken “yerel demokrasi” değil, demokrasiyi “talan özgürlüğü”ne dönüştüren denetimsiz imar yet- kileridir. Ayrõcalõklõ ranta dönük binler- ce “plan değişikliği yolsuzluk- ları”, sadece beldelerde değil, il, ilçe ve büyükşehir belediyelerin- de de yapõlõyor. Dahasõ bu ay- mazlõğa merkezi yönetim de ka- tõlmakta, “torba yasa”lara dur- madan yeni imar talanõ maddele- ri eklenmektedir... Ne var ki belediye kapatma yasasõndaki asõl amaç bunlarõ en- gellemek olmadõğõndan, “kapa- tılmayan” belediyelerin “imar suçları” da yüce yargõnõn 5’e karşõ 6 oyuyla adeta “aklanmış” oluyor... Tarihsel Bütünleşme Böylesine çelişkiler içeren ya- sadaki yegâne olumlu yaklaşõm ise İstanbul’un Fatih ve Eminönü il- çelerinin birleştirilerek, kentin ta- rihsel merkezi olan Suriçi’nin “tek belediye”yle yönetilmesi... Bu konuyu ilk kez 1995’te tüm Tarihi Yarõmada’nõn SİT ilan edil- mesiyle gündeme getirmiştik. Çünkü SİT’lerde yasal zorun- luluk olan “bütüncül koruma planı” çalõşmasõ “iki beledi- ye”nin farklõ tutumlarõna takõl- mõştõ. Birinin “evet” dediğine di- ğeri “hayır” diyor, 2600 yõllõk ta- rihsel doku plansõz kalõyordu. İlerleyen yõllarda da belediye yönetimleri değişse bile aynõ du- rum değişmeyince, Suriçi’nin dün- yadaki tüm örnekleri gibi tek be- lediye olmasõ gerektiğini sayõsõz kez yazdõk, çizdik, gündeme ge- tirdik. Son 10 yõlõn Eminönü ve Fatih belediye başkanlarõndan da her seferinde şu açõklamayõ işittik: “Benim için sorun yok, diğeri- ni ikna edin...” İşte bu tõkanõklõk nihayet aşõla- bilecek. Tüm tarihsel dünya kent- lerinde olduğu gibi İstanbul’da da surlarõn çevrelediği alanda “yö- netsel bütünlük” sağlanacak... Suriçi ‘İstanbul’dur... Ne var ki bu birleşmenin ürünü yeni ilçeye yasayla “Fatih” de- nilmesi; böylece “referandum” gibi katõlõmcõ ve demokratik yön- temlerin bile önüne geçilmesi, her açõdan kabul edilebilir de- ğil... Fatih 545 yõl önce İstanbul’u al- dõğõnda, “sur”larõnõ aşarak girdi- ği kent en az 2 bin yaşõndaydõ. Ro- ma ve Bizans’õn efsanevi baş- kentini fethettiği için de kentin adõ- nõ değiştirmedi; tarihin derinlik- lerinden gelen “İstanbul”a kültür ve uygarlõk değerleriyle birlikte sa- hiplendi. Osmanlõ’nõn tarihsel olgunlu- ğunu bugün de göstererek Suri- çi’ne binyõllarõn tanõklõğõnda “İs- tanbul” demek varken neden Fa- tih? Yine diğer tarihsel dünya kentlerinde olduğu gibi, İs- tanbul’da da “eski ve asıl İstanbul”u adõyla ve “ko- numu”yla da yaşatmak en doğrusu değil midir? Suriçi, Cumhuriyet dö- neminde de kentin merkezi olmuştur. Örneğin belediye sarayõ Suriçi’nde yapõldõ; İstan- bul Valiliği ulaşõm ve me- kân sorunlarõna rağmen Suri- çi’nden asla dõşarõ çõkmadõ; ba- kanlõklarõn İstanbul il müdürlük- leri Suriçi’ndedir; dünyanõn en büyükleri arasõndaki İstanbul Ti- caret Odasõ neden Maslak gök- delenlerine gitmedi? 500 yaşõndaki İstanbul Üniversitesi Suriçi’ni terk edebilir mi? Bizim çocukluğumuzda (1960’lar), daha önce Beyoğ- lu’nda gösterilen “sezon” filmle- rinin Şehzadebaşı sinemalarõndaki afişlerinde “İstanbul’da ilk defa” diye yazardõ. Yani Suriçi asõl İs- tanbul sayõlõrdõ... UNESCO’nun dünya mirasõn- daki İstanbul da sadece Suriçi’dir. Dahasõ, kentin logosundaki “7 tepe” bile Suriçi’ndedir; hemen tüm uluslararasõ tanõtõmlarõnda yer alan İstanbul silüeti Suriçi değil midir? Evet... Sözü uzatmaya hem yer yok, hem de gerek yok. Suriçi, İs- tanbul’un “merkez ilçesi” olma- lõdõr. Anayasa Mahkemesi’nin “ta- rihsel belediyeleri kurtaran” kararõndan ötürü yasa yeniden düzenlenirken Eminönü ve Fa- tih’in birleşmesiyle oluşacak il- çenin adõnõn da “İstanbul” olarak düzeltilmesini bekliyoruz. KİM KİME DUM DUMA BEHİÇ AK behicak yahoo.com.tr ÇİZGİLİK KÂMİL MASARACI kamilmasaraci mynet.com TARİHTE BUGÜN MÜMTAZ ARIKAN www.mumtaz-arikan.com (ÇÖPLÜK ÇOCUKLARI) TAYYAR ÖZKAN www.junkidz.com HARBİ SEMİH POROY 9 Kasım Şerefe SESSİZ SEDASIZ (!) ÇED KÖŞESİ OKTAY EKİNCİ Eminönü+Fatih=‘İstanbul’... ekinci@cumhuriyet.com.tr BULMACA SEDAT YAŞAYAN SOLDAN SAĞA: 1/ Zonguldak ilinde, Türki- ye’nin en uzun mağaralarõndan biri. 2/ Bartõn’õn bir ilçesi... “--- bir tahta kaşõk- tõr / Sapõ ortasõ- na denk düşen” (Can Yücel). 3/ Bazõ bitkilerde sapõ kucaklayan yap- rak dibi... Atõ tõmar et- mekte kullanõlan kõl- dan kese. 4/ Aktin- yum elementinin sim- gesi... Danslõ gece toplantõsõ. 5/ Gecikti- rilmiş borçlar için kul- lanõlan sözcük. 6/ Gö- zü kapalõ inanõlan dü- şünce; dogma... Zir- konyum elementinin simgesi. 7/ Koç burcunun es- ki adõ... Yurdumuzun bir bölgesi. 8/ “Durur --- gi- bi dallarda kanlõ bülbüller” (Ahmet Haşim)... Bir ay adõ. 9/ İntihar girişiminin en sõk görüldüğü ağõr ruh- sal çöküntü durumu. YUKARIDAN AŞAĞIYA: 1/ Dantel ya da nakõş ipliği yumağõ... Yenecek ka- dar olgun olmayan. 2/ İzmir’in Çeşme ilçesinde tu- ristik bir yöre... İngiltere’de çok sevilen bir cins bi- ra. 3/ Optik kaydõrma... Kirpik boyasõ. 4/ Sahip... Os- manlõ dönemi seyirlik oyunlarõnda gösteri yapan, yü- zü maskeli ya da boyalõ oyunculara verilen ad. 5/ As- ya’da yaşayan yarõ evcil bir sõğõr cinsi. 6/ Elma, ar- mut, ayva gibi meyvelerin yenmeyen iç bölümü... İla- ve. 7/ Uluslararasõ bankalarõn genellikle Londra’da saptadõklarõ kredi faiz ortalamasõna verilen ad... Yan- kõ. 8/ Rus köylü topluluğuna verilen ad... Bir cins kü- çük taneli muşmula. 9/ Ödünç alõnan ya da verilen şey... İskambillerle oynanan bir tür oyun. 1 2 3 4 5 6 7 8 9 1 2 3 4 5 6 7 8 9 A M C A B E Y T Y O R G A U L A N O R D İ N A T Z İ N A N A N A E T İ A C E R L İ N İ M E N T İ R L İ S E T H A N G A Y Y A A F O R O Z O R 1 2 3 4 5 6 7 8 9 1 2 3 4 5 6 7 8 9 dkavukcuoglu@superonline.com www.denizkavukcuogluyazilari.blogspot.com
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog