Bugünden 1930'a 5,498,322 adet makale



Katalog


«
»

CMYB C M Y B 30 KASIM 2008 PAZAR CUMHURİYET SAYFA 17 Erbil Tuşalp: “Fark derslerini ver, imam hatip mezunu ol; işsiz kalma.” Baykal çarşafta ısrarlıymış. Başarısızlığı da örteceğini düşünüyor! İstek Gülşen Demircan: “Yanına arkadaş isteyen İmralı’daki, bir süre sonra hanım arkadaş da isterse ne yapacaklar!” Milli Engin Balım: “İsmet İnönü ‘milli şef’ti; Deniz Baykal ‘milli şeyh’ olma yolunda!” Kayıtsız Hamza Saykan: “MİT, sahte haham Tuncay Güney’in kayıtlı elemanları olmadığını açıklamış. Demek ki kayıt dışı çalışıyormuş!” YağmurDeniz Çağdaş iki kadın CHP’ye gitmiş ve... ANKARA’DA tarih öğretmeni Serpil Özler, coğrafya öğretmeni Filiz Cebeci ile CHP’nin Çankaya İlçe Başkanlığı’na gidiyor: “Günlerden Salı’ydı, iş çıkışı saat 19.00’da binaya girdik. Asansör bozuk olduğu için beşinci kata merdivenlerden çıktık. Hemen her yerde Deniz Baykal‘ın eli belinde görkemli fotoğrafları asılıydı. Ama kapıda bizi kimse karşılamadı. Sessizce içeri girdik, kimse yoktu. Sonradan çağ ocağı sorumlusu olduğunu söyleyen biri, kimseyi bulamayacağımızı bildirdi ve gündüz gelmemizi önerdi. Oysa biz Atatürk‘ün partisinde gönüllü çalışma arzusundaydık. Çalışan biri olarak iş çıkışı gelmemizden daha doğal ne olabilirdi? Çankaya’da bile halka açık olmayan partinin, kara çarşaflılarla açılım yapmaya çalışmasını anlamak mümkün değildi!” Bu arada sanki kara çarşaflılara özel bir muamele yapılıyormuş gibi bir izlenim ortaya çıkmasın. Kimsenin kuşkusu olmasın ki, şu sıra pek itibar gören kara çarşaflı kadınlardan bir grup CHP Çankaya İlçe Başkanlığı’na gitse yine aynı tablo ortaya çıkacaktır. Kara çarşaflılara, türbanlılara, sıkmabaşlılara yapılan özel muamelenin CHP İstanbul Milletvekili Mehmet Sevigen ve CHP İstanbul İl Başkanı Gürsel Tekin’in hazırladığı gövde gösterisi programına bağlı olduğunu unutmamak gerekir! - Seçmen sayısı 6 milyon artmış... “Bedava kütük mü dağıtıyorlar ne!” 1941 yılından beri Kasım ayının üçüncü perşembesinin ABD’de “Şükran Günü” olarak kutlandığını anlatıyor Ceyhun Balcı ve “şükran”ın kökeninden bugüne doğru kısa bir yolculuk yapıyor: “Küçük dağları kendilerinin yarattığını sanan Amerikalılar, kime şükran duyuyor biliyor musunuz? 1620’lerde ‘Mayıs Çiçeği’ gemisi ile okyanusu aşıp bitkin düşüren bir yolculuk sonunda Amerika’ya ayak basan İngilizlerle yiyeceklerini paylaşan Kızılderililere ‘şükran’ duyuyor bugünkü Amerikalılar. Beyaz adamların yeni dünyaya ayak basmasıyla birlikte sayıları geometrik olarak azaltılan Kızılderililer o denli yok olmaya yüz tutmuş olmalı ki; şükran duygularının sunulması için aransalar da bulunabilirler mi acaba? Şükran gününün kökeni ile bugün için simgeledikleri arasında bağ kurmak neredeyse olanaksızdır! Şükran duyulacak yerli kalmadığından mıdır nedir bilinmez, biriken şükran duygularının bir yerlere yöneltilmesi kaçınılmaz olmalı ki; bugünlerde yaşadığı bunalım nedeniyle utangaçlığı üzerinde olan kapitalizmin olmazsa olmazı olan çılgın tüketim ve akıl almaz savurganlık, sunulacak yer aranan şükranların biricik adresidir günümüzde. Sabaha karşı indirim mağazalarının önünde biriken kalabalıklar, dinlence gününü fırsat bilen ve kitle iletişim araçlarının kışkırtmalarına tutsak düşen kalabalıklar tıpkı çöl çekirgeleri gibi davranmayı doğal saymaktalar ‘şükran günü’nde! Bu davranışlara sayısız örnekten birisini yansıtan bir gazete haberi belleğime kazınmış gibidir. Haber, 2002 yılının Şükran Günü’nün hemen ertesinde ‘Şikago Tribün’ gazetesinden: İndirimli sunulan sınırlı sayıdaki üründen yoksun kalmamaya koşullanmış kalabalık, mağaza kapıları açılır açılmaz içeriye doluşur. Fiziksel üstünlük de gerektiren bu eylemde insanlardan biri dengesini yitirerek yere düşer. İndirimli ürün edinmeye koşullanmış kalabalıktan bir kişi bile yere düşen insanın farkına varmaz. Üstüne üstlük bazı insanlar telaşla hedefe erişmeye çalışırken yerdeki insanı çiğnerler. Uzunca süre sonra farkına varılan yerdeki kişi cankurtaranla hastaneye kaldırılır. ‘İnsan’ ile ‘yaratık’ arasındaki çizginin inceliği ürkütücü gelmedi mi size de?” Hayır artık gelmiyor çünkü bizi de alıştırdılar ve biz de birbirimizi ezip geçtikten sonra “şükran” diyoruz! Şükran PANO DENİZ KAVUKÇUOĞLU Sola Örnek Bir Belediye: Dikili Osman Özgüven delifişek bir adam; “deliliği” yürekliliğinden, “fişekliği” de solculuğundan geli- yor. Kendisi İzmir’in kuzey ilçelerinden 12.500 nü- fuslu Dikili’nin belediye başkanı. Belediyecilikte yeni değil, 1980’li ve 1990’lı yıl- larda da iki dönem başkanlık yaptı Ege’nin bu şi- rin kıyı beldesinde. O yıllarda Dikili, Osman Öz- güven’in öncülüğünde bir kültür ve edebiyat mer- kezi olarak Türkiye genelinde adını duyurdu, her yıl başarıyla düzenlenen ve kardeşlik kavramının öne çıktığı Barış ve Demokrasi Festivali çerçeve- sinde kültür-sanat-edebiyat dünyamızın birçok temsilcisini ağırladı. Yine o yıllarda Türk-Yunan dostluğunun ilk tohumları atıldı, Midilli’nin Mitilini kenti ile Dikili kardeş kentler olarak bu dostluğu pekiştirdiler. Türk ve Yunan çocukları geçen yaz düzenlenen kardeşlik kampında bir araya geldiler. İlk başkanlık döneminde sokaklara döşettiği kır- mızı parke taşlar nedeniyle “kızıl komünist” dam- gasını yedi Özgüven, hatta zamanın sıkıyönetim komutanlığı başka işi kalmamış gibi hakkında so- ruşturma bile açtırmıştı. Başkan Özgüven’le tanışlığımız, karşılıklı otur- muşluğumuz yoktur ama biliyorum ki o ülkemiz- de “sosyal belediyeciliği” uygulayan ilk yerel yö- neticilerdendir. Bunu anlamak, görmek için Diki- li’ye gitmek, sokaklarında dolaşmak, insanlarıyla konuşmak yeterlidir. Bugün Dikilililer belediye fırınında üretilen ve il- çenin sekiz noktasında satılan 250 gramlık ekme- ği 25 kuruşa alıyorlar. İlçede toplu taşımacılık üc- retsiz, araçlar öğrencileri evlerinin önüne bırakı- yorlar. Sağlık Merkezi’nde hastalara 1 YTL’ye ba- kılıyor, röntgen çekimi 6 YTL, parası olmayandan hiç ücret alınmıyor. Belediye ihtiyaç sahibi 100 öğrenciye burs veriyor. Kent Konseyi, Gençlik Konseyi, Kadın Dayanışma ve Gençlik Merkezi gi- bi sosyal, Türk Halk Müziği, Türk Sanat Müziği ve Halk Dansları Topluluğu gibi sanatsal kuruluşlar oluşturulmuş. İlçe bakımlı ve temiz. Ne var ki Dikili Türkiye’nin bir parçası ve Türki- ye’de hiçbir başarı cezasız bırakılmadığından Di- kili’de de bu kural şaşmaz bir biçimde işliyor. Başkan Osman Özgüven’in yukarıda saydıkla- rımızın dışında önemli bir “suçu” var; Dikililere ay- da 10 tona kadar kullanma suyunu ücretsiz veri- yor. Olacak şey değil tabii! Sen ekmeği 25 kuru- şa sat, hastalara ücretsiz bak, toplu taşımacılık- tan para alma, üstüne üstlük suyu da halka bedava dağıt! Devlet organları derhal harekete geçiyor, Osman Özgüven ve 21 meclis üyesi hakkında Di- kili Asliye Ceza Mahkemesi’nde “görevi kötüye kullanmaktan” dava açılıyor. Son duruşmada mahkeme “kamu zararının do- ğup doğmadığının” belirlenmesi için dosyayı An- kara’ya, Nöbetçi Asliye Ceza Mahkemesi’ne gön- derdi. Yargıçlar, yargılamaya esas olan “4736 sa- yılı kamu kurum ve kuruluşlarının ürettikleri mal ve hizmet tarifeleri ile bazı kanunlarda değişiklik ya- pılmasına dair kanunun” ihlal edilerek “kamunun zarara uğratılıp uğratılmadığını” bilirkişi yardımıy- la belirleyecekler. İnsan, “bu nasıl kanundur” diye sormadan ede- miyor. Bir belediye başkanı halka ücretsiz su da- ğıttığı için yargılanıyor. Gerekçe de “kamuya za- rar”, peki, “kamu” kim? Kamu “halk” değil mi? Do- layısıyla Dikili halkı kamuyu oluşturmuyor mu? Eğer yasa mahkemenin ele aldığı gibi yorumlanı- yorsa o zaman bu yasanın anayasaya aykırılığın- dan söz etmek gerekmez mi? Eğer sosyal beledi- yecilik cezalandırma nedeni ise anayasada belir- tilen “sosyal devlet” ilkesi havada kalmış olmaz mı? 6 şubat 2009 günü duruşma var; bakalım na- sıl bir karar çıkacak? Osman Özgüven ise “4736 sayılı kanun anaya- saya aykırıdır. Ceza da alsak itirazımız olmayacak. Bunu boynumuzda madalya olarak taşıyacağız. Önümüzdeki dönemde halkımız bana yine görev verirse bu sefer 10 ton değil 20 ton suyu bedava vereceğiz” diyor. Dilerim kazanır; yalnız o değil onunla birlikte sosyal belediyecilik de, Dikililer de… dkavukcuoglu@superonline.com www.denizkavukcuogluyazilari.blogspot.com ÇED KÖŞESİ OKTAY EKİNCİ Oylar ‘Yavaş Şehir’cilere... “İtalya’nın ‘Yavaş Şehir (Slow City)’ hareketini des- tekleyenler, kent merkezle- rinde arabayı yasaklayarak ve McDonald’s şubeleriyle sü- permarketleri kapatarak ya- şanır kentler oluşturmaya ça- lışıyorlar. Asya’ya da sıçrayan bu akım, tüm Avrupa’da hız- la yayılıyor...” Bu haber eylül ayõnda mi- marlõk sitesi “Arkitera”da ya- yõmlanmõştõ; derken kenti sa- dece “otomobil yolları”ndan ibaret sanan şu “battı-çıktı” düşkünlerine karşõ “manifes- to”ya dönüştü… İnternette ya- yanlar “Keşke bizimkiler de ders alsalar…” notlarõnõ ek- lerken Bursalõ gazeteci İhsan Aydın şunlarõ yazdõ; “Araçsız, marketsiz, be- tonsuz, gürültüsüz bir kenti İtalyanlar kadar en az Türk- ler de hak etmiyor mu? Var mı bu harekete katılacak bir babayiğit belediye başkanı?” (Olay-06 Ekim 2008) Biz de yerel seçim- leri anõmsatarak diyo- ruz ki; “Var mı ken- tini bu hareketin üyesi yapmaya söz veren, baba- yiğit bir başkan adayı?” Yaygınlaşıyorlar Alman Spiegel dergisinden Gizem Kahraman’õn çevirisi ve Zeynep Günay’õn derlediği bilgilere göre, ilk “Yavaş Şe- hir” 99’da Toskana’ya bağlõ Chianti oldu. Ardõndan Bra, Positano ve Orvieto derken İtalya’daki sa- yõlarõ 40’õ geçti. İngiltere, İs- panya, Portekiz, Avusturya, Po- lonya ve Norveç’ten kimi kent- lerle birlikte, otomobil ülkesi Almanya’dan bile Hersbruck, Lüdinghausen, Schwarzen- bruck, Waldkirch ve Überlingen “Yavaş Şehir”lere katõldõlar... “Yavaş Şehir” hareketinin önderlerinden, 1991-2004’te Orvieto’nun belediye başkanõ Stefano Cimicchi diyor ki; “..artık arabalar kent mer- kezlerinden çıkarılmalı, in- sanlar sadece yerel ürünleri tüketmeli ve sürdürülebilir enerji kullanmalı; süpermar- ket ve McDonald’slara yüz vermemeli...” Nitekim “Yavaş Şehir Bil- dirisi” de gürültü kirliliğini ve trafiği kesmek, yeşil alanlarõ ve yaya bölgelerini arttõrmak, yerel üretim yapan çiftçilerle bu ürünleri satan dükkân ve lo- kantalarõ desteklemek gibi el- liden fazla “taahhüt” içeri- yor. Yavaş Şehrin “salyangoz” logosunu kullanabilmek için de kentin bu harekete bağlõ “müfettişler”ce sürekli denet- lenmesi gerekiyor. Kasõm 99’da Orvieto’da ha- zõrlanan “sözleşme koşulla- rı”nõn bazõlarõ özetle şöyle: - Kentin değerlerini koru- yacak çevresel politikalar uy- gulanması; - Toprağın işgalinin değil, kullanımının geliştirilmesi; - Doğal ve genetiğiyle oy- nanmamış besinlerin yeğlen- mesi; - Kültür ve geleneklerin ko- runarak yerli üretimin özen- dirilmesi; - Konukseverliğin yaşatıl- ması; turistlerin evlerde ağır- lanması.. Örneğin Bra kenti, otomobi- li, süpermarketleri ve parlak reklam õşõklarõnõ yasaklanmak- la yetinmedi; el sanatlarõyla ge- çinen ve yerel yiyecekler satan küçük aile işletmeleri, en iyi ti- caret birimleri oldular. Okul- larda çocuklara, yerel üreti- cilerce yetiştirilen organik meyve ve sebzeler ye- diriliyor. Fazla çalõş- manõn zararlarõna karşõ bütün küçük marketler pazarõn dõşõnda per- şembeleri de kapa- tõlõyor. İnsanlarõn resmi işlemlerini koşuşturmadan yapmalarõ için belediye cumartesi sabahlarõ özel hizmet veriyor... ‘Belediye bisikletleri’ “Yavaş Şehir” hareketi, nü- fusu 50 binden az kentleri üye kabul etse bile, Avrupa’nõn ki- mi büyük kentleri de “yavaş- lama”ya başladõlar. Aslı Kayabal’õn Milano’dan yazdõğõna göre, belediye “yeni bir kamu aracı doğuyor; bi- siklet” sloganõ ile 65 istasyon- da 800 bisikleti halkõn kullanõ- mõna sunmuş. 2009’da da 300 istasyonda 5 bin bisiklet hedef- leniyor. (Cumhuriyet-23 Ka- sõm 2008) Bütün bunlarõ duydukça, ör- neğin Ankara’daki yeni oto- mobil kavşaklarõnõn “toplu açı- lış”õ için bir de tutup “Başba- kanlı tören” yapõlmasõna artõk ne demeli bilmem ki? Başta başkentimiz olmak üze- re, çağdaşlõğõ sadece “gaza basmak” sananlarõn yönettiği diğer “bat-çık”lõ, kavşaklõ, vi- yadüklü kentlerimiz, dünya şe- hirciliğinin çoktan terk ettiği otomobile bağõmlõlõğõn ağõr tah- ribatõ altõndalar… Peki, biz şu “Yavaş Şehir uy- garlığı”nõ ülkemize ne zaman kazandõracağõz? Yanõtõ için ye- niden soralõm: “Var mı kenti- ni bu hareketin üyesi yap- maya söz veren babayiğit bir belediye başkan adayı?” Oyumuz onlaradõr... ekinci@cumhuriyet.com.tr KİM KİME DUM DUMA BEHİÇ AK behicak yahoo.com.tr ÇİZGİLİK KÂMİL MASARACI kamilmasaraci mynet.com TARİHTE BUGÜN MÜMTAZ ARIKAN www.mumtaz-arikan.com (ÇÖPLÜK ÇOCUKLARI) TAYYAR ÖZKAN www.junkidz.com HARBİ SEMİH POROY 30 Kasım Çare SESSİZ SEDASIZ (!) ‘Yavaş Şehir’lerin logosu BULMACA SEDAT YAŞAYAN SOLDAN SAĞA: 1/ Su korkusu. 2/ Kuzey Ameri- ka’nõn beş büyük gölünden biri... Tanrõ. 3/ Dene- me niteliğinde olan... Tavõr, dav- ranõş. 4/ Cemaate namaz kõldõran kimse... Mõsõr’õn plaka imi. 5/ De- fine... Üzüm ve- ren bitki. 6/ “Elifim noktalandõ / --- derdim çokçalandõ” (Türkü)... Türk müziğinde bir ma- kam. 7/ Düşünce... Ku- rutulmuş ringa balõğõ. 8/ Dokuma tezgâhõnda ta- rağõ tutan ağaç ya da metal parça... Bir el işi- ni ya da mekanik bir işi gerçekleştirmek için özel olarak yapõlmõş nesne. 9/ Rüzgâr korkusu. YUKARIDAN AŞAĞIYA: 1/ Sürekli olarak, daima... İnsan dõşkõsõ. 2/ Olağa- nõ aşan büyüklüğü olan... “Timüs” de denilen ve gö- ğüs kemiği arkasõnda bulunan iç salgõ bezi. 3/ Bir bütünden kesilmiş ince ve yassõ parça... Kabadayõ. 4/ Erimekte olan buzun sõcaklõğõ ile kaynar suyun buhar sõcaklõğõ arasõ seksene bölünerek derecelen- miş olan sõcakölçer... İlaç. 5/ Uzaklõk işareti... Ba- ğõşlama. 6/ Eski ve bilinmeyen bir tarihi anlatmak- ta kullanõlan deyim sözü... Harcanan para, gider. 7/ İspanyollarõn sevinç ünlemi... Dolmakalem. 8/ Sert kabuklu bir kuruyemiş... Eski dilde yedi sayõsõ. 9/ Sarma, kuşatma... Gelecek. 1 2 3 4 5 6 7 8 9 1 2 3 4 5 6 7 8 9 A L A Z L A M A B A Ğ A B A L E B İ M A A R İ F A K Ç A Y K L E R İ Z A L E D A S P İ R A T Ö R A N Z İ L İ F R A G M A N N A P R O N G O 1 2 3 4 5 6 7 8 9 1 2 3 4 5 6 7 8 9
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog