Bugünden 1930'a 5,499,529 adet makale



Katalog


«
»

CMYB 29 KASIM 2008 CUMARTESİ CUMHURİYET SAYFA 17 KİM KİME DUM DUMA BEHİÇ AK behicak yahoo.com.tr ÇİZGİLİK KÂMİL MASARACI kamilmasaraci mynet.com TARİHTE BUGÜN MÜMTAZ ARIKAN www.mumtaz-arikan.com (ÇÖPLÜK ÇOCUKLARI) TAYYAR ÖZKAN www.junkidz.com HARBİ SEMİH POROY 29 Kasım SAĞNAK NİLGÜN CERRAHOĞLU Bombay Saldırısının Ardındaki Sorular Mumbai. Eski adıyla Bombay. Namı diğer: “Maximum City.” Azami Şehir! New York gökdelenlerinde, Madrid trenlerinde, Londra metrosunda yuvalanan dehşet, bu kez de “Azami Şehir”, küresel ekonominin merkezi Bom- bay’ı tutsak aldı. Global köy TV’lerinde ne yazık ki çoktan kanık- sadığımız manzaralarla bir kez daha burun buru- na geldik: Kül, duman, kaos, alevler; kâbus anla- rını kameralar önünde denkleyip, anlatmaya ça- lışan perişan tanıklar... Acı ama gerçek. Yeni dünya düzeninin kaçınıl- maz klasiğine dönüşen bu görüntüler artık “şok” yaratmıyor. Bir bakıyorsunuz, bir İstanbul sinagogunda karşımıza çıkıyor; bir bakıyorsunuz egzotik tatil cen- neti Bali’de... Hint istihbaratı ve MI-6 nerde? Bombay’ı savaş alanına dönüştüren dehşeti, şim- diye dek gördüğümüz tüm diğer İslamcı terör sal- dırılarından ayıran özellik “eylemin çapı”... Teröristler, iddiaya göre, düşünün; denizden bot- larla kıyıya yanaşıyor ve bir kez kentin kordon bo- yuna çıktıktan sonra karadan takviye alıyor, ar- dından eşzamanlı olarak yedi-sekiz hedef vuruyor: Beş yıldızlı iki otel, bir turistik pub, bir tren is- tasyonu, bir polis karakolu, bir Musevi cemaati mer- kezi, iki hastane!!! “El Kaide” gezegenine ait olduğu düşünülen ör- gütün; “küresel şehir” Bombay’ı bu rahatlıkla, böy- le -hiçbir engele takılmaksızın- altını üstüne geti- rebilmesi için; Hindistan istihbarat örgütünün kış uykusuna yatmış olması lazım. Sadece Hindistan’ın yerli istihbarat elemanlarının değil, gerçekte bu ül- kede çok derin kökleri olduğu bilinen İngiliz ha- beralma örgütü MI-6’nın da bu denli kapsamlı ve geniş bir operasyonun kokusunu almamış olma- sı, gene çok çarpıcı ve şaşırtıcı. Beri yandan Pakistan gizli servislerinin, bu te- rör eylemini yönlendirdiği; “ISI” adıyla anılan Pa- kistan istihbaratından en azından bir fraksiyonun “Hindistan’ı karıştırmayı hedefleyen” radikal İslamcı teröre destek verdiği ifade ediliyor. Profesyonel istihbarat elemanlarının işbirliği ol- maksızın, bu denli geniş çaplı bir eylemin ger- çekleştirilemeyeceği söyleniyor... Hindistan’ın bir numaralı düşmanı sayılan Pa- kistan haberalma ajansının desteklediği ya da kol- ladığı bir operasyondan Delhi istihbaratının biha- ber olması bu durumda büsbütün tuhaf kaçıyor. Akıl almaz tuhaflıklar bununla bitmiyor. Hint gü- venlik güçleri iki gün sonra dahi duruma hâkim ola- mıyor; “El Kaide” uzantısı olduğu iddia edilen “Mü- cahaddin Deccan” isimli terör örgütü hakkında dün- yanın sayılı strateji uzmanları hiçbir şey bilmiyor... Bu can alıcı soruların hepsi yanıtsız... Hedef: Küresel düzen Yanıtı bilinen tek konu var, o da: Seçilen hedef “Bombay”ın içerdiği anlam ve mesajlar... Çin’le birlikte küresel sistemin bir numaralı gözdesi olan Hindistan’ın en nevraljik merkezi Bom- bay. Efsanevi büyüme hızlarıyla gündem yaratan, 1 küsur milyarlık nüfusuyla dünyanın en büyük de- mokrasisi diye parmakla gösterilen, 24 dilin ko- nuşulduğu ırklar ve halklar “mozaiği” Hindistan’ın istikrarını kökünden mayınlamak adına seçilmiş bir hedef Bombay. “G-20’nin yıldız ülkesini birkaç saat içinde biz iş- te böyle darmadağın ederiz!” demek adına girişi- len akıllara durgunluk veren devasalıkta bir deh- şet operasyonu bu. “Ekonomik cephe” bir yandan, “din savaşları cep- hesi” öte yandan; operasyonun hedefi yalnız Hin- distan da değil, küresel düzenin bütünü... ABD’de Obama daha “başkanlık koltuğuna” oturmadan; “bakın görün boyundan büyük ne ey- lemlerle karşılaşacak!” şeklinde kehanette bulu- nanlar haklı çıktı. İlk siyah başkan Beyaz Saray eşiğinden adımı- nı atana dek bakalım neler göreceğiz?.. Fuller Değişti mi? Yıllardır Türkiye’nin bağımsızlık savaşı ve Cumhuriyetin kazanımları ile didiş- mesinin formüllerini üreten CIA ajanı Graham Fuller, BBC’nin sorularını ya- nıtladı. Özetle “ABD ile Türkiye’nin Or- tadoğu’da ortak çıkara sahip olmadık- larını”, “Türkiye’nin kendi çıkarlarına da- ha uygun bir siyaset izlerse ABD çıkar- larının dışına çıkacağını”, “BOP projesi- nin felakete dönüştüğünü”, “Mutlu bir Di- yarbakır’ın Türkiye’nin dış siyasetinde önemli bir araç olacağını” söyledi. İlk bakışta sanırsınız ki eski Fuller git- miş, başkası gelmiş. Araştırmacı-yazar Mustafa Yıldırım hiç de o kanıda değil. Fuller’in usta bir CIA operatörü ve bilgi çarpıtma uzma- nı olduğunun akıldan çıkarılmaması ge- rektiğini vurguluyor: “Söylediklerini ABD ya da CIA politi- kası gibi de algılayabilirsiniz, sizi karan- lık vadilere sürükleyecek çarpık bilgi olarak da. Sivil ya da asker Türkiye’yi yönetenler, ABD ile stratejik, uzun erimli, ilkeli ortak olunduğunu söylüyorlar. Fuller, ABD ile Türkiye ‘Ortadoğu’da ortak çıkarlara sahip değil’ diyor. Başbakan ise ‘BOP eşbaşkanıyım’ diyor; Cumhurbaşkanı ‘İşbirliğimiz geniştir’ diyor, Genelkurmay Başkanı da ‘köklü’ ilişkilerden söz edi- yor. Fuller haklıdır, Türkiye ‘ortak’ değil, kullanılan bir devlettir. Ganimete de or- tak olamaz. Fuller, Türkiye’nin bölgeyi etkileyecek kadar nüfuzu olmadığını söylüyor. Doğ- rudur, Türkiye’deki yönetim, Ortadoğu ülkeleriyle ABD arasında kurye gibidir. At- tığı her adımının ‘icazetini’ ABD’den alan Türkiye’deki yönetimi kim ciddiye alır ki! Fuller, Türkiye ortaklığı boş versin, ‘Di- yarbakır’ı mutlu’ etsin, diyor. Dikkat! ‘Kürtleri mutlu etsin’ demiyor. Diyarba- kır demek, ‘Kürdistan Kuzey Bölge Devleti’nin başkenti olmasın! Hatırlayınız, Başbakan da Diyarbakır’ı BOP yıldızı ola- rak ilan etmişti. Fuller’e göre, başkenti Diyarbakır olan federe -içerdekilere göre şimdilik ’özerk’- devlet kurulması önceliklidir. Türkiye ancak ondan sonra bölgede etkili olur. Unutmamalı ki, Fuller, ABD’deki kaçak PKK’lilerin ve Nurcuların önde himaye- cilerindendir. Erbil ve Süleymaniye’de- ki Nurcu okullarına kim, nasıl izin veriyor ki?” Eğer Fuller, yakın gelecekte ABD’nin güvenlik ile ilgili birimlerinden birinde Obama’nın danışmanlığına getirilirse, hiç şaşırmayın... Yitik Gün Necati Tosuner, son kitabı “Kasırganın Gözü”nde bir “yitik gün”ü anlatırken içinden geçtiğimiz zamanı dillendirmiş sanki: “Kendime derinlemesine bakmaktan usandım. İçimdeki kurtulamadığım karanlık! O kararmışlığı kazımaktan... kararmışlığı kazımaya çalışmaktan... kazıyıp kazıyıp da kararmışlığın daha koyusunu bulmaktan, usandım.” Tasfiye İşin içine Cumhuriyet gazetesinin ve AKP muhaliflerinin karıştırılarak sulandırılması dışında Ergenekon soruşturmasının ana işlevi; özellikle soğuk savaş döneminde devletçe kullanılmış kimi resmi ya da örtük kadroların, dünyanın egemenlerce yeniden şekillendirilmesine uyum sağlayamamaları gerekçesiyle tasfiyelerini sağlamak olarak da algılanabilir. Verdiği ifadelerle Ergenekon soruşturmasının miladı sayılan Tuncay Güney’in MİT görevlisi olduğuna ilişkin belgelerin açığa çıkmasını, ardından MİT’in “Biz bu takımı zaten tasfiye etmiştik” yönündeki açıklamasını da bu açıdan irdelemek gerekiyor galiba. Kabul edilen önkoşul Irak’ın kuzeyindeki Bar- zani ve ekibi, PKK’yi “te- rör örgütü” olarak nitele- mekten özenle kaçınıyor- du. Yakın geçmişte terör örgütü üyelerini kutlayan fotoğrafları ile tanınan bölgesel Kürt yönetiminin eski istihbarat başkanı Kerim Sincari’nin Bağ- dat’ta yapılacak olan Tür- kiye-ABD-Irak üçlü ko- misyon toplantısına katıl- ması, doğal olarak olum- suz bir hava esmesine neden olmuştu. Türkiye adına Murat Özçelik’in katıldığı ve te- rör örgütüne karşı alına- cak sorgulamadan tutun sınır denetimine, yol kont- rolünden tutun lojistiğin kesilmesine değin bir di- zi önlemin görüşüldüğü toplantı sonunda, PKK’ye karşı mücadeleyi yürüte- cek bir izleme komitesi kurulması, bu komitenin her iki ayda bir, bir araya gelmesi kararlaştırılırken yayımlanan bildirinin ilk maddesinde yer alan so- nuç çok önem kazanı- yordu: “PKK, Irak ve Türki- ye’nin güvenliğini tehdit eden bir terör örgütü- dür.” Böylece, Barzani ve ekibi, Türkiye’nin kendileri ile görüşmesinin önko- şulunu yerine getirmiş ol- du. “Neden şimdi?” der- seniz... ABD’de başlayacak ye- ni dönemi kestiremiyorlar da ondan. CHP lideri Deniz Baykal, türban, yemeni ya da yazmalıların çoğunluğunun, bunu içinde bulundukları yörenin bir meşru davranış biçimi olarak kabul ettiklerini söylüyor. Doğrudur. Baykal, türbanlıların tümünün devlete karşı meydan okumak üzere, başındakini siyasi simge olarak kullandığını kabul etmenin haksızlık olduğunu söylüyor. Doğrudur. Baykal’a göre, “Eğer birisi ‘Benim devletle, laiklikle, Cumhuriyetle, Atatürk’le problemim yok; ama kusura bakma ben böyle giyiniyorum’ derse, ‘Hayır, kıyafetini değiştir öyle gel, yoksa elini sıkmam’ mı diyeceğiz?” Demeyeceğiz kuşkusuz. Yanlış olan, başörtülü kadınlarımız ile birlikte olmak, aynı parti çatısı altında çalışmak, onların elini sıkmak değildir. Yanlış olan; Baykal’ın, Türk devriminin, çağdaşlaşmanın simgesi olan altı oku, kara çarşafa göstere göstere ve bundan siyasi bir çıkar elde etmek üzere takmasıdır. Bu ince ayrımı Baykal’ın kendisi de bilmez olur mu hiç, ama yapmış bir kere. Dönemiyor! O yüzden de açılım derken saçılım oluyor. Açılım derken Dil Devriminin 76. Yılında Dil Kirliliği İ. GÜRŞEN KAFKAS 1932’de yapılan Dil Kurulta- yı’nın 76. yılındayız. Kurultayda “Ulus demek dil demektir” de- mişti Mustafa Kemal. Şu an her alanda kirlenmenin ve sorunla- rın diz boyu olduğu ülkemizde, ne yazık ki Türkçemiz de etki- lenerek kirlendi. Özdemir Asaf’ın “Her şeyimiz hızla kirlendi / Birinciliği Türk- çemize verdiler” betimlemesi yerinde bir anlatımdır. Bugün Türkçe katında yaşaması gere- ken toplumumuz, özentinin, modanın, ekonominin ve tek- nolojinin getirileriyle karmaşa yaşamaktadır. Dil devriminin dil sevgisiyle buluştuğu bir “dil bayramı” top- lumsal özlemimizdir. Türkçe düşünmek, anlamak ve yorum- lamak ana izleğimiz olmalıdır. Çocuklarımız Türkçeleriyle övünmelidirler. Basında, televizyonda, okul kitaplarında yer alan yersiz dil- sel kullanımlar “dil kirliliğini” kö- rüklemektedir. Türkçemiz özgün yapısından uzaklaştırılarak, ya- bancı dillerden gereksizce ak- tarılan sözcük, deyim ve anla- tımlarla kural tanımaz oldu. Kültürde, sanatta, ekonomi- de vb. diğer alanlarda çağdaş ulusların yenileşme ve geliş- melerine evet, fakat “Türkçede kirlenmeye” hayır denilmelidir. Dilimizin giderek kirlenmesi, di- le saldırıdır. 1960’ta devletçe ön- görülen “Türkçe kullan, konuş, yaz” kararı önemli bir adımdı. Ancak, sonuca ulaşılamadı. Merhum ozan Fazıl Hüsnü Dağlarca, “Türkçem benim ses bayrağım” özdeyişiyle dilimizin gerçek değerdeki önemini hay- kırıyordu. Ne yazık ki ses bay- rağımız yabancı dillerin saldırı- sına uğramış gibi gölgeli ve kir- li bir duruştu… “Açıkgözler, vurguncular ya- rarlanır düzenden / Dilimizi kir- letip yok ettiler güvenden / ilgi çeker diye, bilinmez sözlerin dilinden, / Bir karmaşa yarattılar güzelim Türkçeden” dörtlüğün- de dilimizin nesnel kirlenmesi- ni anlatmaya çalıştım. Yabancı ürünlere ve adlara hayranlık, dilimizi içinden çıkılmaz konuma getirdi. Her sözün anlamı Türk- çemizde vardır. Duygularımı- zın, düşüncelerimizin, dünyayı algılama ve yorumlama gücü- müzün toprağı Türkçemiz ol- malıdır. Türkçemizin yoğun kir- lenmesine dur denilmelidir. Bi- lim adamı Oktay Sinanoğ- lu’nun “Türkçe giderse Türkiye gider” endişesine katılıyorum. Dil bir ulusun kimliğidir. Uluslar dil- leriyle vardırlar ya da yokturlar. Ulusal yenileşme, gelişme, değişim ve çağdaşlaşma dü- şünce, bilgi ve kültürümüzde ol- malıdır. Yabancı sözcüklerin di- limize geçişinin, dilimizi kirlet- mesinin nedeni olmamalıdır. Değişimler Türkçe sözcüklerle karşılanmalıdır. Her Türk va- tandaşı, aracına, işyerine, giyim- kuşamına, kullandığı tüm ge- reçlere Türkçe ad vermelidir. Si- vil toplum kuruluşları, yerel yö- netimler, tüm okullar, üniversi- teler “Türkçe konuş, oku, yaz” kavramında değişik çalıştay- larla etkinliklerde bulunmalıdır- lar. İşyerleri yetkililerine, yerel yö- netimlerce Türkçe ad kullan- mada yaptırımlar uygulanmalı- dır. 1932’de Atatürk’ün öncülü- ğünde kurulan “Türk Dili Tetkik Cemiyeti”, “Türk Dil Kurumu”na dönüştü. 1982’de siyasi ne- denlerle “Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu”na dö- nüştürüldü. Bu değişik yapı Türk Dil ve Türk Tarih kurumla- rının işlevselliğinde olumsuzluk yarattı. Kurumsal boyutta da Türk dilinin gelişmesinde du- raklama görüldü. Dil kirliliği dünlerde de vardı. Mustafa Kemal’in “Ülkesini ve bağımsızlığını korumasını bilen Türk ulusu, dilini de yabancı dillerin boyunduruğundan kur- tarmalıdır” özdeyişi, dil devri- minde yol göstericimiz olmalıdır. Türkçemizin içinde bulundu- ğu durum nedeniyle duyarlı bir- takım kurum ve kuruluşlar “Türk- çeyi güzel konuşma” seminer, kurs vb. çalıştaylar yapmakta- dırlar. Kavram Eğitim Kurumla- rı’nın desteğinde Anadolu ya- kasındaki öğretmenlere dört yıl ücretsiz “Türkçeyi Güzel Ko- nuşma Semineri” açıldı. Yüz- lerce öğretmenin katıldığı bu se- minerleri bir süre önce kaybet- tiğimiz Nedret Selçuker’le bir- likte vermiştik. Uzatma / incelt- me işaretlerinin kullanılmama- sına tepkileri ve onun deyimiy- le “Türkçede şapka” kullanıl- malıdır. “Aksi durumda dilde karmaşa olur” deyişi kulakları- mızda çınlıyor. Bu seminerde yetiştirdiğimiz Şefika Keskin, bugün İl Milli Eğitim program su- nucusu olarak başarılı bir yolda. Nedret Selçuker’in ışığı bol ol- sun. Onun aydınlığı Türkçemi- zin aydınlığında yaşayacaktır. Atatürkçü Düşünce Derneği Balıkesir Şubesi’nin üç yıldır sürdürdüğü “İşyerlerine Türkçe ad verelim” çalışmasıyla uyum gösteren kuruluşlara teşekkür belgesi verilmesi sevindiricidir. Başkan Mürüvvet Keleş’ten alınan bilgilere göre üç yılda iki yüz otuz işyerine olumluluk ve teşekkür belgesi verilmiş. İzmir Konak Belediyesi’nin Zonguldak Karaelmas Üniversitesi’yle iş- birliğinde de “Türkçe Düşünmek / Dil Kirliliği / ve Dilde emek ve- renlerin ödüllendirilmesi” ça- lışmalarının yerindeliği iyi sonuç verecektir. Konak Belediye- si’ne, Zonguldak Karaelmas Üniversitesi’ne, Balıkesir ADD Başkanı’na “Türkçeyi doğru ko- nuşma” konulu bu olumlu ça- lışmaları nedeniyle teşekkür ediyorum. Onlar, dil devrimini destekleyen aydınlık yüzlerdir. Sayıları giderek artmalıdır. BULMACA SEDAT YAŞAYAN SOLDAN SAĞA: 1/ “Yılancık” da denilen, kõzartõ ve şişmelerle kendini gösteren hastalõk. 2/ Kaplumbağa kabu- ğu... Konusu dansla anlatõlan müzikli sahne gösterisi. 3/ Bizmut elementinin simgesi... Öğretim ve eğitim sistemi. 4/ Edremit Körfezi kõyõsõnda turistik bir yöre... Güreşte bir oyun. 5/ Yok etme, giderme. 6/ Hava, gaz, buhar gibi mad- deleri çekip emmeye ya- rayan aygõt. 7/ Kilime ben- zer, renkli ve motifli uzun yolluk. 8/ Tanõtma filmi. 9/ Uçaklarõn yolcu indirip bindirdikleri pist... Çin ve Japonya’dan tüm dünyaya yayõlmõş bir strateji oyunu. YUKARIDAN AŞAĞIYA: 1/ Mardin’in geleneksel sokaklarõndaki kemerli geçitlere verilen ad... Bir nota. 2/ Din işlerini devlet işlerine karõş- tõrmayan... Türkiye ile Gürcistan arasõndaki sõnõr kapõsõ. 3/ Pantolonun apõş arasõna gelen yeri... Bir entegre dev- renin, boyutu çoğu kez 1 milimetre kareden küçük olan par- çasõ... Güzel sanat. 4/ Adõ hemen akla gelmeyen ufak ve değersiz bir şeyi anlatmakta kullanõlan sözcük. 5/ Değer- li madenlerin saflõk derecesi... Manganez elementinin sim- gesi. 6/ Altõndan sopa gösterilir... Küçük bal teknesi. 7/ Pa- zarlama. 8/ Hastalõklõ, sakat... Toprağõn nemi. 9/ Bronş- larõ genişletici ilaç olarak kullanõlan alkaloit. 1 2 3 4 5 6 7 8 9 1 2 3 4 5 6 7 8 9 İ Ğ N E L İ K A Ğ A R A B E S K N A R Ç İ M İ L E R N İ K A A L A Ç İ N N A N İ B İ K B E K K E M A N E B A S İ A K B A Ş A K L A N A Ş I 1 2 3 4 5 6 7 8 9 1 2 3 4 5 6 7 8 9 nilgun@cumhuriyet.com.tr
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog