Bugünden 1930'a 5,500,162 adet makale



Katalog


«
»

CMYB C M Y B GÜNCEL CÜNEYT ARCAYÜREK Baştarafı 1. Sayfada kan -dincilikten laikliğe dönen Ahmet Hakan’ın tanımıyla- “kılık kıyafet zaptiyelerine ders veren” bir konuşma yapan Deniz Baykal’ı alkışlıyor. Nihayet… dinci bir parti ile devrimlerin sadık sa- vunucusu diye bilinen diğer bir parti üye alışve- rişi yaparak, birbirlerine dolaylı veya doğrudan ya- kınlaştılar. Toplumu gerginliklerden uzaklaştırıp, din yolunda birbirini anlayıp onaylayarak bir ara- da yaşayacaklarını kanıtladılar. CHP Genel Başkanı bütün gücüyle toplumu, ta- banını ikna etmeye çalışıyor kürsüde. Kiminin dönüşüm, kiminin açılım diye adlan- dırdığı kara çarşaflı, türbanlı siyasal manevrası- nı basite indirgeyerek, “CHP ilkelerini benimse- yen kim olursa olsun, kılık kıyafetine bakılmadan partiye üye olabilecektir” diyor. Bir bakıma Mevlana’nın ünlü söylemini parti- sel siyasete uyguluyor: İster kara çarşaflı, ister tür- banlı, isterse tarikatçı… Kim olursan ol. Yeter ki yerel seçimlere beş kala gel partiye! Dinciliğin simgesi RTE ise AKP grubunda se- vincini, mutluluğunu; açılım mı, devrimlerden uzaklaşma mı her ne ise, CHP’deki son değişimi tek bir cümle ile özetliyor: “Yıllar yılı bunu bekle- dim”. Fakat AKP Genel Başkanı, CHP’deki değişimin sürekli olacağından kuşkulu. Baykal’a “Eleştirenlere aldırma; dik dur. Sakın ha türbanlı, kara çarşaflı açılımdan vazgeçme” di- yor. “Bundan sonraki süreçte ‘bu duruş’ böyle de- vam ederse, inanın ülkenin birçok sorunu da da- ha çabuk çözülür” derken acaba hangi beklenti- lere işaret ediyor? Örneğin türbanı üniversitelerde serbest bırak- mayı öngören anayasa değişikliğini Yüksek Mah- keme’de iptal ettiren CHP’nin herhalde değişimin, açılımın, dönüşüm gereği bu dayatmadan vaz- geçeceğini mi ümit ediyor? Çarşafı CHP’ye giydirdiği gün yaptığı konuş- malarda CHP’nin savuna geldiği temel ilkelerden asla vazgeçmeyeceğine şöyle üstünkörü değinen Baykal, nedense grupta türban uygulamalarına karşı güvence veren bir iki cümleyi bile toplum- dan esirgiyor. CHP’deki değişim neler getirebilir, neler götü- rebilir? Şu anda bunun hesabını yapan yok. “Partimizin tabanında ‘bu gelenler’ yüzünden acaba parti oy yitirir mi diye kaygılananlar” oldu- ğunu söyleyen Baykal, “Oyumuz düşmez, tersi- ne artar” diyor. Çarşaflı, türbanlı değişimden oy bekliyor, oyyy! Ne götürür? Bu konuda da CHP lideri kaygılı de- ğil. “Benim devlet, laiklik, Cumhuriyet, Atatürk ile ilgili sorunum yok…” diyen türbanlıyı, kara çarşaflıyı partiye aldıklarını, alacaklarını söylediğine göre, laikliği ve devrimleri bir ölçüde rafa kaldıran ge- lişmelerden kaygılı değil! Çarşaflılara rozet takmadan önce evlerinde araş- tırma yaptırmış. Atatürk resmi asılıymış duvarda. Böylece çarşafın üye olmasına engel kalmamış! Kanıtı da bu! Oysa üniversitelerde soruna çare aranırken (o sırada çarşaf konu değildi) -başta CHP- hemen her çevre türbanın kamusal alana yayılmasından kaygılanıyordu. CHP liderinin son açıklamalarına göre “benim devletle, laiklikle, Cumhuriyet, Atatürk ile ilgili so- rum yok” diyenlere; türbanlı da kara çarşaflı da ol- sa yargıç, kamu hastanelerinde doktor veya hemşire, öğretmen, devlet dairelerinde memur, iş- çi veya personel olmalarına yol açılabilir. CHP Genel Başkanı’nın türbanlıyı, kara çarşaflıyı üye yapmak için koyduğu bu kriter ilgili yasa ve- ya yönetmeliklerde yapılacak basit bir değişiklikle kamusal alanda da geçerli olabilir. Yazarımız Orhan Bursalı, Cumhuriyet Kitap- ları’ndan yayımlanan “Türban/ Kadın Sorunu mu-Erkek Sorunu mu?” adlı yapıtında sorunu her yönüyle ele alıyor. Bir yerde çarşafla ilgili bir göz- lemini yazıyor: “…Büyükada’da, bir erkeğin peşinde, siyah giy- sili, güneş gözlüklü, hemen her yanı kapalı ikili üç- lü Suudi kadınları ve nasıl yemek yediklerini izler- ken, insan olarak yüzüm kızarmıştı. Tüm beden- lerini örten siyah giysilerinin baş bölümlerini alt- tan bir aralıktan kaldırıyor, kola şişesini görünmeyen ağızlarına dikiyor, yemeklerini de, yine aynı aralıktan, görünmeyen ağızlarına tıkıştırıyorlar! 2008’deki manzara biraz değişikti. Yüzü örten bölümüne yenilik gelmiş, yüz, ters ikiz kenar üç- gen bir kumaşla örtülmüştü. Kadınlar, kumaşı uç noktasından kaldırıyor ve yemek yiyorlardı! Bu ‘ino- vatif’ tasarım, kadının ağzını saklı tutuyor ve ‘ağız mahremiyeti’ne (ağız avret) halel getirmiyordu…” Bursalı’dan çarpıcı bu alıntıyı Cumhuriyet ka- dınlarına çarşaflı yaşam örnek olsun, geleceğe ha- zırlıklı olsunlar diye yaptık! 27 KASIM 2008 PERŞEMBE SAYFACUMHURİYET 17HABERLERİN DEVAMI İstanbul Y 12 Edirne B 13 Kocaeli Y 16 Çanakkale Y 15 İzmir Y 17 Manisa Y 14 Aydın B 18 Denizli B 17 Zonguldak Y 14 Sinop Y 16 Samsun Y 18 Trabzon Y 17 Giresun Y 15 Ankara Y 10 Eskişehir Y 9 Konya Y 12 Sıvas Y 7 Antalya B 22 Adana Y 20 Mersin B 20 Diyarbakır B 18 Şanlıurfa B 18 Mardin B 16 Siirt B 18 Hakkâri K 8 Van K 11 Kars K 11 Oslo Y 6 Helsinki Y 7 Stockholm Y 7 Londra Y 11 Amsterdam Y 10 Brüksel Y 5 Paris Y 6 Bonn K 4 Münih Y 12 Berlin Y 8 Budapeşte B 6 Madrid B 9 Viyana B 6 Belgrad B 4 Soyfa PB 8 Roma Y 17 Atina B 18 Zürih B 4 Moskova K 2 Aşkabat B 20 Astana B 7 Taşkent PB 22 Bakû PB 15 Bişkek B 18 Tiflis PB 11 Kahire PB 23 Şam PB 23 Bütün bölgeler parçalı çok bulutlu Marmara’nın güney ve doğusu, Kuzey Ege, Doğu Akdeniz, İç Anadolu, Karadeniz, Do- ğu Anadolu’nun batısı ile Kars ve Ardahan çev- releri yağışlı geçecek. Hava sıcaklığı; kuzey- batı kesimlerde 6 ila 10 derece azalacak, diğer yerlerde önemli bir de- ğişiklik olmayacak. TÜİK’in 2006 yõlõ verilerine göre 539 bin aç, 13 milyon yoksul var Yoksulluk diz boyuANKARA (Cumhuriyet Bürosu) - Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) yoksulluk analizi yaptõğõ son dönem olan 2006 yõlõ rakamlarõna göre Türkiye’de nü- fusun yüzde 0.74’ünü kapsayan 539 bin ki- şi, sadece gõda harcamalarõnõ içeren açlõk sõnõrõnõn, nüfusun yüzde 17.81’ini kapsa- yan 12 milyon 930 bin kişi ise gõda ve gõ- da dõşõ harcamalarõ içeren yoksulluk sõnõ- rõnõn altõnda yaşõyor. Kõrsal yerleşim yerlerinde yaşayanlarda yoksulluk oranõ yüzde 31.98 iken, kentsel yerlerde yaşayanlarõn yoksulluk oranõ yüz- de 9.31. Hane halkõ büyüklüğü arttõkça yoksulluk riski de artõyor. Hane halkõ büyüklüğü 3 veya 4 kişiden olu- şan hanelerde bulunan fertlerin yoksulluk ora- nõ yüzde 8.49 olurken, 7 ve daha fazla olan hanelerde fertlerin yoksulluk oranõ yüzde 42.98’e çõkõyor. Çocuklu çekirdek ailede bulunan fertlerin yoksulluk oranõ yüzde 17.41 olurken, ço- cuksuz çekirdek ailelerde bu oran yüzde 10.14’e düşüyor. İşverenlerde yüzde 3.75, ücretli-maaşlõ ça- lõşanlarda yüzde 6 olan yoksulluk oranõ, ken- di hesabõna çalõşanlarda yüzde 22.06’ya, yev- miyeli çalõşanlarda yüzde 28.63’e, ücretsiz aile işçisi olanlarda ise yüzde 31.98’e çõkõ- yor. En yüksek yoksulluk riskine sahip olan tarõm sektöründe çalõşanlarda yoksulluk oranõ yüzde 33.86. Buna karşõn bu oran sa- nayi sektöründe çalõşanlarda yüzde 10.12, hizmet sektöründe çalõşanlarda ise yüzde 7.23 olarak hesaplanõyor. Ekonomik olarak aktif olmayan fertlerin yoksulluk oranõ yüzde 13.6 iken, iş arayan fertlerin yoksulluk ora- nõ ise 20.05. Okuryazar olmayanlarda yoksulluk oranõ yüzde 33.71 olurken, ilkokul mezunlarõnda bu oran yüzde 14.19’a, lise ve dengi meslek okullarõ mezunlarõnda yüzde 5.2’ye, yük- sekokul, fakülte ve üstü mezuniyete sahip fertlerde ise yüzde 1.01’e düşüyor. TÜİK’in 2006 yõlõnda 4 kişilik hane için belirlediği aylõk açlõk sõnõrõnõn 205 YTL, ay- lõk yoksulluk sõnõrõnõn da 549 YTL seviye- sinde bulunmasõ ise dikkat çekiyor. Güney MİT elemanı savı MİT elemanõ kimliği deşifre olunca ABD’ye götürüldüğü öne sürüldü DENİZ TATARER AKP’li Bahçelievler Belediyesi, 4.5 yõl- lõk yönetim sürecinde belediye bütçesinden “Çanakkale gezileri”, “mahalle toplan- tıları”, “ramazan etkinlikleri”, “sünnet organizasyonları” ve “spor organizas- yonları” için 3 milyon YTL harcadõ. İlçenin eski Belediye Başkanõ Saffet Bu- lut döneminde projelendirilen ve Türki- ye’nin ilk yanõk hastanesi olma özelliği- ni taşõyan “Klinik Otel ve Yanık Has- tanesi” projesi ise AKP iktidarõyla birlikte rafa kaldõrõldõ. Belediye birimlerinin te- mizlik işini ve personel servisi işini de iha- leyle özel şirketlere veren AKP’li yönetim, ilçenin kütüphane, emekli evi, kültür mer- kezi ihtiyaçlarõnõ ise karşõlamadõ. Bahçe- lievler Belediye Başkanlõğõ için CHP’den adaylõğõnõ aylar önce açõklayan eski başkan Saffet Bulut, AKP’li belediye başkanõ Osman Develioğlu’nun başarõsõz bir yö- netim sergilediğini belirterek, “2004’te kasasında 6 milyon YTL para bıraktığım Bahçelievler Belediyesi’ni borçlar için- de geri alacağım” dedi. Bulut, Belediye Başkanõ Develioğlu’nun ilçeyi tanõmayan, ilçenin sorunlarõyla ilgilenmeyen bir yö- netim sergilediğini belirterek, Bahçeliev- lilerin isteği üzerine yeniden aday olduğunu söyledi. Bahçelievler’in 500 bin nüfusa sa- hip, büyük ve sorunlarõ olan bir ilçe oldu- ğunu kaydeden Bulut şunlarõ söyledi: “Be- nim başkanlığım döneminde belediye bi- rimlerinin iç temizliğini kendi görevli- lerimiz yapardı. Bu görevlileri zorla emekli ettiler. Temizlik işini de 725 bin YTL’ye ihale ettiler. Daha önce hayır- sever yurttaşların, işadamlarının ve sponsorların desteğiyle yaptığımız pek çok organizasyon da ihaleye açıldı. Ör- neğin, Çanakkale’ye gezi işine 891 bin YTL harcadılar. Sünnet organizasyon- ları için 150 bin YTL, mahalle toplantı- ları adı altında yaptıkları etkinliklere 436 bin YTL harcandı. Ramazanda iftar yemekleri hayırseverlerin bağışla- rıyla verilmesine karşın iftardan sonraki sanatçılı eğlenceler için yal- nızca 2008’de 825 milyon YTL har- cadılar. Bütün bu harcamalarla bir kütüphane, emekliler evi, evlendirme dairesi ve kül- tür salonuna kavuştu- rulabilirdi.” ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) - ABD’de yapõlan 4 Kasõm seçimlerinden Demokratlarõn zaferle çõkmasõnõn ardõndan Büyük Ortadoğu Projesi’nin (BOP) geleceğine ilişkin tartõşmalar sürerken CIA eski üst düzey yöneticilerinden Graham Fuller’in, BOP’un bir felakete dön- üştüğünü ve Türkiye’nin Ortadoğu’da ABD planlarõna dahil olmamasõnõn kendi çõkarõna da- ha çok hizmet edeceğini söylemesi, yeni dö- nemin ipuçlarõ olarak değerlendirildi. CIA’nõn eski Ortadoğu istasyon şeflerinden olan ve uzun süre de Türkiye’de bulunmuş olan Fuller’in, bu açõklamalarõ Barack Obama’nõn seçilmesinden sonra yapmõş olmasõ dikkat çek- ti. Ilõmlõ İslam yaklaşõmõnõn teorisyelerinden olan ve bunun Türkiye’ye dayatõlmasõnda sürekli ön planda yer alan Fuller’in, yine õlõmlõ İslam te- meline dayanan BOP’un felakete dönüştüğünü şimdi açõklamõş olmasõ soru işaretlerini de be- raberinde getirdi. Fuller’in, Türkiye’nin kendi Kürt sorununun rehini haline geldiğini ve bölgesel bir güç ol- mak için Kürt sorununu çözmesi gerektiğini de vurgulamasõ, Washington yönetiminin bundan sonra Ortadoğu’da ağõrlõklõ olarak dinsel ya- põlanmalar üzerinden değil etnik yapõlanmalar üzerinden politika yürüteceği yorumlarõna ne- den oldu. Türkiye ile ABD, 2006 yõlõ yaz ay- larõnda dõş politikada ortak stratejik vizyon bel- gesi açõklamõştõ. Yeni dönemin ipuçlarõ mõ? Gezi ve eğlenceye servet harcandõ ANKARA (Cumhuriyet Bü- rosu) - Kanada’da yaşayan ve yõllar önceki ifadesinde adõ ge- çen pek çok kişinin Ergenekon soruşturmasõ kapsamõnda göz- altõna alõnõp tutuklandõğõ Tun- cay Güney’in MİT elemanõ ol- duğu ve “İpek” kod adõnõ kul- landõğõ savlandõ. Bu iddialarõn MİT’e ait olduğu belirtilen 7 Şu- bat 1997 tarihli çok gizli belgeye dayandõrõldõ. Sabah gazetesinde dün ya- yõmlanan habere göre Güney, MİT İstanbul Bölge Başkanõ Galip Tuğcu tarafõndan teşki- lata kazandõrõldõ. 1990’lõ yõllar- da önce “Gerici Faaliyetler Şubesi”, sonra da İran Masa- sõ’na bağlõ çalõşan Güney, bu amaçla gazeteci kimliğiyle, Or- tadoğu’daki liderlerle yüz yüze görüşmeler yaptõ. Ancak 1992’de MİT Gü- ney’in görevini değiştirdi. Jİ- TEM ve Ergenekon’a “sız- ma” görevi verildiği savunulan Güney’in Ağrõ’da albay rütbe- siyle görev yapan Veli Küçük ile tanõştõğõ anlatõldõ. 1996-97 yõllarõnda Susurluk skandalõ sõrasõnda kullanõlan Güney’in hem Susurluk hem de 28 Şubat sürecinde elde ettiği bilgileri, MİT’in çalõşma mer- kezi olarak kullandõğõ İstanbul Dolmabahçe Sarayõ Harem Dai- resi’ne götürdüğü belirtildi. Tuncay Güney’in kimliğinin 2001 yõlõnda gözaltõna alõp sor- gulayan dönemin İstanbul Or- ganize Suçlar Şubesi Müdürü Adil Serdar Saçan tarafõndan deşifre edildiği kaydedildi. ABD VİZESİ ALINDI Gazetenin iddiasõna göre, Gü- ney’in deşifre olmasõnõn ardõn- dan eski MİT Müsteşarõ Şenkal Atasagun CIA ile temas kura- rak Güney’e 10 yõllõk ABD vi- zesi aldõ. Güney’in ABD’ye gi- dişi şöyle anlatõldõ: “Güney kendi adına pasaport ile MİT İstanbul Bölge Başkanı Kubi- lay Günay’ın ekibi eşliğinde THY’nin New York tarifeli uçağıyla ABD’ye gönderildi. New York’ta Güney’i karşı- layanlar, Güney’i Manhattan 301 East 94 Street adresinde- ki The Marmara Oteli’ne yer- leştirdi. Bir hafta sonra Man- hattan Postanesi’nin yanın- daki gökdelende, Türk istih- baratının kullandığı bir dai- reye geçti ve 1 yıl boyunca bu- rada yaşadı. Elemanı Güney vasıtasıyla Ergenekon’u bil- diği halde yetkili mercileri haberdar etmeme suçlama- sıyla karşı karşıya kalmamak için MİT tam da bu tarihten bir yıl sonra ilk kez resmi bir rapor hazırladı. MİT’in 2003’te Başbakanlık’a gön- derdiği yazıda,‘2002’de pos- tayla ulaşan 6 adet CD ve 2 say- falõk isimsiz mektupta Ergene- kon ile ilgili istihbarat alõndõğõ’ belirtildi.” Saffet Bulut, belediye bütçesinden 4.5 yõlda çeşitli etkinliklere 3 milyon YTL ödeyen AKP’li Bahçelievler Belediyesi’nde yanõk hastanesi projesinin rafa kaldõrõldõğõnõ söyledi Başbakanlık yine gazeteciyi suçladı ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) - Başba- kanlõk Basõn Merkezi, akreditasyonunu iptal ettiği Evrensel gazetesi muhabiri Sultan Özer’le ilgili açõklama yaparken yine suçlamalarda bulundu. Başbakanlõk, “İlk akredite edildiği 2005 yõlõndan itibaren Başbakanlõğõ düzenli olarak izlemediği açõkça görülen bir gazete ve muhabirinin neden ‘sürekli akreditasyon kartõ’na ihtiyaç duyduğu an- laşõlamamaktadõr” dedi. Meclis’te ‘burs’ tartışması ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) - TBMM Genel Kurulu’nda, öğrencilere burs verilmesini sağlayan yasanõn iptal edilmesi sert tartõşmaya ne- den oldu. Milli Eğitim Bakanõ Hüseyin Çelik, “CHP’nin başvurusu üzerine yasa iptal edildiği için burs verilemediğini” söyledi. Söz isteyen CHP Grup Başkanvekili Kemal Anadol, Çelik ve AKP’lilerin kamuoyuna gerçekleri çarpõtarak “CHP burslarõ kestirdi” diye propaganda yaptõğõnõ belirtti. MİT dün yaptõğõ açõklamada, habere dayanak olan belgenin kendilerine ait olduğunu doğrularken Güney’in haber kaynağõ olmadõğõnõn altõnõ çizdi. Güney’in “Bir dönem faaliyetlerin- den dolayı üzerinde çalışma yapılan bir şahıs” olduğu belir- tilen açõklamada şöyle denildi: “Haberde yer alan belge teş- kilatımıza aittir. Söz konusu belgenin dışarıya yan- sıtılmasıyla ilgili idari soruşturma açılmıştır. Tun- cay Güney o dönem itibarıyla şüpheli faailiyetle- rinden dolayı dikkatimizi çeken ve üzerinde çalış- ma yapılan bir şahıstır. Bu bağlamda Tuncay Gü- ney kayıtlı bir haber kaynağımız değildir. Kuru- luş ve işleyişi tartışmalı olan Kontr-Terör Mer- kezi, sorumlularıyla birlikte 1997 yılında kuru- luş şemasından çıkarılmıştır. Milli İstihbarat Teşkilatı’na yönelik asılsız iddiaları, belirlenmiş senaryolara göre çeşitli dönemlerde ortaya atanların amacı, kamuoyu tarafından bilinmek- tedir. MİT ile doğrudan ya da dolaylı şekilde bağlantı kurulmasına çalışılan söz konusu ya- yınla ilgili yasal yollara başvurulacaktır.” M İ T Y A L A N L A D I GÜNDEM MUSTAFA BALBAY Baştarafı 1. Sayfada İnsanoğlunun yüzyıllardır yanıtını vermeye ça- lıştığı 3 kısa soru! Din devlet biçimidir derseniz; di- nin tartışmasız kurallar içeren yapısı altında dev- leti, çağın bütün gelişiminden uzak, toplumu ge- riye götüren bir yapıya sokarsınız. Din yaşam biçimidir derseniz; bu kez bunun sı- nırlarını enine boyuna tartışmaya girişirsiniz. Din inanç biçimidir derseniz; önemli ölçüde ger- çek yerine koymuş olursunuz. Bireyler kendileri- ni bağlayan inanç anlayışları ölçüsünde dinini ya- şar. Türklerin kökenlerinde de din daha çok inanç bi- çimi olarak yerini almıştır. Parayla imanın kimde olduğu belli olmaz sözü, yüzyılların yaşam anla- yışında süzülüp gelmiş bir deyimdir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesi, dine son derece saygılı ve gerçek yerine oturmasını sağ- layan temellere dayandırıldı. Zamanla yıpratıldı. Türkiye’de dinin siyasette kullanımına ilişkin baş- lıca unsur olarak “kadın” seçildi. Başarılı bir şekilde kullanılmaya devam ediyor. Kadının siyasette adı yok ama, propaganda mal- zemesi olarak yeri var. Yıllardır yüzde 4’lük sınır aşılabilmiş değil. Türk kadını pek çok meslekte hak ettiği yeri aldı. Ancak bu, siyasette başarılamadı. Öyle ki, bir kadın siyasette başarılı olmuşsa şöy- le övüyorlar: Helal olsun, erkek çıktı! Türk kadını ülkenin toplam servetinde de hak et- tiği payı alamıyor. Tapu kayıtları dikkate alındığında, Türkiye’deki varlıkların yüzde 92’si erkeklerin, yüz- de 8’i kadınların üzerinde. Bu tartışmalı rakamlar ışığında CHP’nin açılımını nereye oturtabiliriz? Bu açılım tek başına bir yere oturmuyor. Nasıl ki AKP başı açık kadınları bünyesine aldı diye türbancılığı sona ermiyorsa; CHP de tür- banlıları alınca, hemen bambaşka bir kimliğe bürünmüyor. Ancak, girişte sözünü ettiğimiz gibi konu, küresel oyunlar dahil, her türlü kullanıma açık. O neden- le bu tür açılımlarda en dikkatli olması gereken par- ti CHP. AKP basını CHP’nin açılımını alkışlarken arka- sının gelmesini istiyor. CHP bu alanda yarışa gir- di mi dipsiz bir kuyuya doğru yolculuğa başlamış demektir. CHP, türbanlı, kara çarşaflı kadınlar dahil top- lumun her kesiminden oy istemeli. Bunu yapar- ken kendisini, her kesimi içine almaya mecbur his- setmemeli. Böyle bir açılım yaptı diye CHP’nin hedef tah- tasına konulması da Atatürk Türkiyesi açısından yararlı değil. Türbanlı bir kadın, “Bizden birinin CHP’de ne işi var” diye tartışma açmıyor. Tersine, “Oraya da gir- dik” diyor. Bu noktada sormak gerekir: Türbanlılar CHP’ye girdi diye CHP’lilerin birbi- rine girmesi sağlıklı bir politika mı? Hayır... Bu, en hafif anlatımla özgüven eksikli- ğidir. CHP gerçekten kadını zincirlerinden kurtarmak istiyorsa, zincir sadece örtü değil. Yukarıda ak- tardığımız bir dizi olumsuzluk var. CHP yönetimi bütün bu olumsuzlukları çözmeyi hedefleyen po- litikalar da üretir, kadınlarla, toplumla paylaşırsa, o zaman yaptığı açılım yerine oturur. Salt rozet tak- makla kadın özgürleşseydi... Küresel politika üretenler durup durup Türkiye’ye “ılımlı İslam” tipi bir yönetim biçiyorlar. Çünkü bi- liyorlar ki, bir toplum dünyaya salt din pencere- sinden bakarsa, olduğu yerde çakılır kalır, hatta geriye gider. Türkiye’de pek çok şeyin çivisi çıktı. Her şeyi yer- li yerine oturtacak bir iktidara gereksinim var. CHP, ben böyle bir iktidara talibim diyorsa, top- lumun her kesimini içine almayı değil, toplumun her kesimine ulaşabilmeyi hedeflemeli. ankcum@cumhuriyet.com.tr FULLER’İN AÇIKLAMALARI YANIK HASTANESİ ENGELLENDİ Bahçelievler’deki 70. Yıl Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanesi’nin içine Klinik Otel ve Yanık Hastanesi projesinin hayata geçirilmesi için 2003’te Başbakan Recep Tayyip Erdo- ğan’a proje dosyasını gönderdiğini belirten Bulut, “Hiçbir ya- nıt gelmedi. Çok önemli bir sağlık hizmeti engellendi. Büyük bir fırsatı kaçırdık” dedi. Türkiye’de yanık hastanesinin bulun- madığına da dikkat çeken Bulut şöyle devam etti: “7 milyon YTL’lik yanık hastanesi projesini hayırsever bir yurttaşımız ya- pacaktı. Teknik görüş raporu hazırdı. Daha sonra projenin Ba- kırköy’de yapılması istendi. Fizik Tedavi Hastanesi 190 dönümlük bir arazinin üzerinde. Medical Park Hastanesi de bu arazinin uç kısmında, çok yakın bir konumdadır. Bu nedenle proje en- gellenmiş olabilir. Sanırım ‘müşteri dağılımı’ endişesi duyuldu.” Saffet Bulut
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog