Bugünden 1930'a 5,500,335 adet makale



Katalog


«
»

CMYB C M Y B 26 KASIM 2008 ÇARŞAMBA CUMHURİYET SAYFA 13 Karaköy iskelesi batmış. Batan sadece iskele mi? Selam İstifa Macide Tanır: “Adalet Bakanı olsam, Batı’nın emriyle İmralı’dakini yalnızlıktan kurtarmaktansa istifamı verirdim.” Bedava Ahmet Önen: “Amaç gerçekten yardımsa eğer, kömürü değil doğalgazı bedava ver de göreyim seni!” YağmurDeniz - AKP kömür, CHP çarşaf pazarlıyormuş... “İkisi de karaya oturmuş!” İSTANBUL Barosu yönetim kurulu üyesi avukat Hüseyin Özbek’in bir çift sözü var: “Atatürk adıyla birlikte bilincimizde bağımsızlık, onur, direnme, baş eğmeme, saygınlık, askeri deha, yüksek komutanlık vasıfları, ulusu kurtarma, devlet kurma başta olmak üzere birçok yüce kavramın resmigeçidi başlar. Bunun nedeni, siyasal, sosyal tercihleri farklılıklar taşısa bile sıradan insanlarımızın ezici çoğunluğu için Atatürk’ün hem kişisel hem de kolektif bir gurur, onur simgesi olmaya devam etmekte oluşudur. Atatürk’ün günümüz için taşıdığı önem, Türk ulusunu yok oluş ve yıkım günlerinden kurtuluşa götüren önderliğinin yanında, yeni yıkımların, yeni saldırıların, yeni kuşatmaların da hem sığınağı, hem direnç kaynağı olmasıdır. Bu bakımdan milenyum emperyalizminin, iyice saldırganlaşan küresel sermayenin, AB ve ABD’nin, Atatürk’ü ve Kemalizm’i çoktandır hedef tahtasına oturtmasının nedenlerinin iyi tahlil edilmesi gerekmektedir. Atatürk’ü ortalama yurttaşın bilincindeki emperyalistleri yenen, ulusunu ve ülkesini kurtaran bir milli kahraman algısından arındırıp, kişilik zaafları içinde, dostlarına vefasız, alkolik, tedirgin, vehimli, yalnızlık okyanusu içinde yüzen biri olarak sıradanlaştırma (Mustafalaştırma) operasyonu, kamuoyuna tekelci sermaye medyasınca yılın sinema olayı olarak pazarlanmaktadır. Son yıllarda yazılan romanlar, sözüm ona araştırmalarda objektiflik, özel yaşamın mahrem boyutlarının da ortaya çıkarılması adına Atatürk’ün özel yaşamıyla, Latife Hanım’la, Fikriye Hanım’la ilgili bilinmezlerin açıklanması söylemiyle gerçekleştirilen gri taarruzlar aynı amaca yöneliktir: Atatürk’ün Türk ulusunun gönlünden, bilincinden kazınması, silinmesi, Mustafalaştırılması, sıradanlaştırılmasıyla ebedi yalnızlığa mahkûm edilmesidir. Türk milleti ile Atatürk arasına örülmek istenen Berlin duvarının inşası her yeni filmle, her yeni araştırmayla(!) biraz daha yükselmektedir. Belleğini yitiren, tarih bilincinden soyutlanmış bir halkın ulus özelliğini kaybedip sürüleşeceği, sömürüye, esarete direncinin söz konusu bile olamayacağını bilenler yeni filmler, yeni romanlar, yeni araştırmalar için kesenin ağzını açmış, cömert katkılar için beklemektedirler.” Mustafalaştırma PANO DENİZ KAVUKÇUOĞLU Özeleştiri Nedir, Bilmemek AKP kadrolarının en belirgin zaaflarından biri- nin “özeleştiri” kavramından habersiz olmaları ol- duğunu, sulara gömülen Karaköy İskelesi’nin ar- dından yapılan “resmi” açıklamalar bir kez daha ortaya koydu. 81 metre uzunluğunda, 26.5 metre genişliğin- de, üzerinde iki katlı bir yapı bulunan, ön tarafın- dan denize kalın zincirlerle sabitlenmiş, arka ta- rafından karaya çelik halatlarla bağlanmış yüz- lerce ton ağırlığındaki bir iskele batıyor, yetkililer de bunu “lodos” ile açıklıyorlar. Oysa batma ne- deninin iskelenin altındaki taşıyıcı 16 tanktan bi- rinin su alması olduğu kesin, ama kimse çıkıp, “Arkadaşlar, düşman balıkadamları mı gelip o tan- kın 9.7 milimetre kalınlığındaki sacını deldiler” di- ye sormuyor. Öyle ya, lodos istediği kadar şid- detli olsun, bir çarpmanın söz konusu olmadığı bir durumda suyun altındaki parmak kalınlığındaki sac nasıl delinir? Ama hayır, İDO Genel Müdürü Ahmet Paksoy çıkıp ilkokul öğrencilerini bile kahkahaya boğa- cak böyle komik bir açıklama yapabiliyor. Ahmet Paksoy, 1990 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi’ni bitirmiş bir Gemi İnşa ve Makine Mühendisi; 1998 yılında işletme alanında dokto- ra yapmış, İstanbul Üniversitesi’nde öğretim üye- liği görevinde bulunmuş 39 yaşında genç bir tek- nokrat. Üç yıldır İDO Genel Müdürlüğü görevini yürütüyor. Bir süre önce Hong Kong’ta düzenlenen 33. In- terferry (Uluslararası Feribot İşletmecileri Birliği) Konferansı’nda başkanlığa seçildi. Yaptığı ko- nuşmada, “100 gemi ile 82 lokasyona yılda yak- laşık 100 milyon yolcu ve 6.5 milyona yakın araç taşıyan İDO’nun ‘dünyanın en büyük yolcu taşı- macılık şirketi’ olarak uluslararası platformda ba- şarılarıyla kabul görülmesinin global bir marka ve örnek bir oyuncu olduğunu” vurguladı. Böyle bakıldığında Ahmet Paksoy’a “başarısız” demek haksızlık olur. Ne var ki görünen dev bir buzdağının suyun üzerindeki küçük parçasıdır. Çünkü kendisinin Karaköy İskelesi’nin batmasına ilişkin yaptığı açıklamalar, buzdağının görünen parçasının su- yun altındaki dev parçayı ve o parçanın içerdiği tehlikeleri gizlediğini ortaya koymuştur. Ahmet Paksoy, iskelenin altında düzenli bakım yapıldığını, bakımlar sırasında herhangi bir delin- me, su alma durumunun saptanmadığını açıkla- mıştır. Bu vahim bir durumdur, ya bakımdan so- rumlu olanlar yaptıkları incelemelerde delinmeyi göremeyecek ölçüde mesleki beceriden yok- sundurlar, ya delinmeyi saptamışlar fakat rapor- larında belirtmemişler ya da yetkililer, “Daha ye- ni güzelleştirdik iskeleyi, üstelik de 2.5 milyon YTL ödedik” deyip onarımı ertelemişler, motopomp- larla suyu boşaltarak durumu idare etmişlerdir. Dolayısıyla her gün yaklaşık 100 bin yolcunun giriş çıkış yaptığı Karaköy İskelesi’nde insan ha- yatını doğrudan ilgilendiren çok önemli bir yöne- tim hatası söz konusudur. Ahmet Paksoy, genel müdür olarak Karaköy İskelesi’nin batmasından, milyonlarca YTL’lik za- rardan sorumludur. Ne var ki mühendisliği, işlet- meciliği öğrenmiş, fakat bir yöneticinin sahip ol- duğu en büyük erdem olan “özeleştiri”yi öğrene- memiştir. Korkarım hatasında direnmeyi sürdü- recek, kabak herhangi bir emir kulunun başına patlayacaktır. İskele Tuzla Tersanesi’ne çekil- miştir. Büyük olasılıkla 24 yaşını doldurmuş, me- tal yorgunu sac dubalar yenileriyle değiştirilme- yerek elden geçirmekle yetinilecektir. Bu da ya- şamsal tehlikelere çağrı çıkarmak olacaktır. İDO bu kez bir can kaybı olmaması nedeniyle olayı ucuz atlatmıştır. Uygar ülkelerde can ka- yıpları olmasa da ihmalkârlık nedeniyle gerçek- leşen bu tür kazalarda yöneticiler derhal istifa ederler. Bu davranışı İDO’culardan doğal ki bek- leyemeyiz, çünkü “burası Türkiye”dir. Baykal’õn çarşafa “parti ro- zeti” takmasõ, AKP’nin “yeni 2B hazırlığı”yla aynõ günlere rast- ladõ. “CHP’ye katılan”larõn fo- toğraflarõyla hükümetin “TO- Kİ’li 2B” raporu medyada “bir- likte” yer aldõlar. Bu “eşzamanlı” çõkõşõn ne- deni, “yerel seçimler”!.. İstanbul’daki bir CHP’li bele- diye başkan adayõnõn kadõn ta- raftarlarõ çarşaflõ olmasalardõ, “şok” görüntüler yaşanmaya- caktõ. “Orman işgali” yerleşmelerin AKP’li adaylarõ da seçime “ta- pu sözü”yle girmeselerdi, “ana- yasal engelli” 2B de gündeme gelmeyecekti. Türk siyasetinin yakasõnõ bõ- rakmayan “popülizm” (ucuz halkçõlõk) yine devrede... Yerel seçim sürecini, CHP anayasaya aykõrõ çarşafla, AKP de anaya- saya aykõrõ 2B’yle başlatmõş oluyor... ‘Çarşaf’tan kurtulabilmek Son zamanlarda “Cumhuri- yete sahip çıkmak için” CHP’ye katõlan nice “çarşafsız” kadõnõmõz var. Rozetlerini Genel Başkan’larõnõn takmasõ şöyle dursun, üyeliklerinin genel mer- kezce onanmasõ bile aylarca bekletiliyor. Bu yürek burkan “kayır- ma”nõn, yõllarõnõ Atatürk dev- rimlerine adamõş kadõnlarõmõza karşõ ne denli vefasõzlõk oldu- ğunu Baykal nasõl bilemez? Bu yersiz gösterinin, çarşaflõ ka- dõnlarõn partiye üye olmasõnõn di- ğerlerinden “daha önemli” gö- rüldüğü anlamõna gelebileceği- ni nasõl düşünmez? Türkiye’nin, ancak Cumhuri- yet devrimleriyle çağdaşlaşabi- leceğine inananlarõn, “tesettür”e karşõ çekincelerindeki temel ne- den “yaşamsal”dõr. Laik ve de- mokratik hukuk devleti yerine “dinci şeriat düzeni beklenti- leri”ni simgeleyen “siyasal üni- forma”ya karşõ hassasiyet, “ta- rihsel” önemdedir. Bunlarõ gözetmeyen bir CHP’nin oyunun artmasõ şöyle dursun, “varlık” ve “umut” nedeni bile ortadan kalkar... Atatürk’ün CHP’si Cumhu- riyeti çarşaflõ kadõnlarla birlikte kurmuştu ama onlarõ yine “Cumhuriyetle çağdaşlaştır- mak” için... Nitekim nice çarşaflõ kadõn Halkevleri’ndeki çalõşmalarda başlarõnõ açarak devrime hiz- met ettiler. Nice “karısı” çarşaflõ erkek de eşlerinin “başları açık Cumhuriyet yurttaşları” ara- sõna katõlmalarõnõ CHP’liliğin öncelikli sorumluluğu saydõlar... Şimdi karõlarõ çarşaflõ ve ro- zetli CHP’liler de aynõ sorum- lulukla baş başalar... Örneğin, se- çim çalõşmalarõna kõyafet devri- minin önemini anlatan eğitim se- minerleriyle başlayabilirler... ‘Seçim klasiği’ Artõk AKP’nin 2B oyununda- ki “kandırmaca”sõnõ da bilme- yen kalmadõ; orman alanlarõn- daki kaçak yapõlara “tapu satabilmek” için, buna engel olan anayasanõn de- ğişmesi şart.. Peki, anayasa acaba na- sõl engel oluyor? İşte 169. madde: “Dev- let, ormanların korun- ması ve sahalarının ge- nişletilmesi için gerekli kanunları koyar ve ted- birleri alır. Devlet or- manlarının mülkiyeti devrolunamaz. Zamanaşımı ile mülk edinilemez...” Bunlar yerine “devlet önlem almaz”; ormanlarõ “daraltmak için” kanun çõkarõr; mülkiyeti iş- galcilere “devredilebilir” ya da “uzun süre işgal edenin malı olur” denebilir mi; denirse adõ anayasa olur mu? 2B yağmasõnõn parayla affe- dilmesine engel olan işte böyle- sine “haklı” anayasal kurallarõn seçime kadar kaldõrõlmasõ müm- kün olmadõğõna göre, AKP’nin yeni 2B raporu ne anlam taşõyor? Açõkça, “seçimlerden güçle- nerek çıkarsak, anayasayı da değiştiririz...” diyerek, milyon- larca işgalcinin tapu özlemleri oya dönüştürülmek isteniyor. Dahasõ, anayasadaki “or- manların tahrip edilmesine yol açan siyasi propaganda yapılamaz” hükmü ise bir kez daha açõkça çiğneniyor... Sözü - özü Çarşafõn CHP’ye oy kazandõ- racağõ şüpheli; ancak 2B’nin “hami”si olan AKP’ye yine oy kazandõracağõ kesin. Sakõn CHP buna bakarak 2B’yi de çarşafõnõn içine sok- masõn? Orman alanlarõndaki iş- galciler de “seçmen” olduklarõ- na göre!.. Yolcu ÇED KÖŞESİ OKTAY EKİNCİ ‘Çarşaf’ ve ‘2B’ Erol Barutçugil: “RTE, ‘Seçimde ikinci parti olursak ayrılırım’ derken batmakta olan gemisini terk etmenin yolunu yapıyor!” Necati Cebe: “Erbakan, ‘Rektörler türbana selam duracak’ demişti. Gidişata bakılırsa, Baykal rektörlerden önce davranacak!” HAYAT EPİK TİYATROSU MUSTAFA BİLGİN hetiyatrosu@mynet.com Çankaya Köşkü’ndeki tarihi belgeler HÜRRİYET gazetesinin internet sayfasının müdürü ve pazartesi günlerinin gazete yazarı Fatih Çekirge, Çankaya Köşkü’nde kenarda köşede kalmış ne kadar tarihi belge varsa arşivleyip kamuoyu ile paylaşmak üzere yayımladığı için Cumhurbaşkanlığı’nı çok güzel bir şekilde yağlamış yıkamış. Hatta Çankaya Köşkü’nün internet sayfasında yeni vizyona giren Atatürk’ün hiç görülmedik filmi Atatürk’ün Orman Çiftliği’nde incelemeler yaparken çekilmiş filmini izlerken Fatih’in gözleri dolmuş. Ne var ki Fatih’in gözleri dolu bir şekilde kaleme aldığı satırları okuyunca Milli Güvenlik öğretmeni emekli yarbay Doğan Kapkıner’in gözleri şaşkınlıktan fal taşı gibi açılmış: “İnsaf Çekirge, biraz insaf. Bu filmi ben yıllardır öğrencilerime gösteriyorum. Ayrıca Cumhuriyet gazetesi Atatürk’ün ölümünün 68. yılında okurlarına ücretsiz verdiği ‘Saat Kaç’ isimli CD’ye mükemmel bir şekilde bu filmi de koymuştu ki ben artık öğrencilerime bunu gösteriyorum. Çekirge; eğer niyetin Cumhurbaşkanlığı’na yaranmak ise başka bir yol denemelisin.” Atatürk’ün söz konusu filminin bilindik olduğunun bilinmemesi bazıları için normal de Köşk’tekilerin filmi “görülmedik” diye pazarlaması biraz anormal. SESSİZ SEDASIZ (!) ekinci@cumhuriyet.com.tr KİM KİME DUM DUMA BEHİÇ AK behicak yahoo.com.tr ÇİZGİLİK KÂMİL MASARACI kamilmasaraci mynet.com TARİHTE BUGÜN MÜMTAZ ARIKAN www.mumtaz-arikan.com HARBİ SEMİH POROY 26 Kasım Çarşaflılarla beraberliği “çarşaftan çıkmaları” içindi... BULMACA SEDAT YAŞAYAN SOLDAN SAĞA: 1/ Trabzon yöresine öz- gü, genellikle yõlbaşõ günü d o ğ a ç l a m a oynanan köy seyirlik oyun- larõnõn adõ. 2/ Sanat, hüner... O r m a n l a r a zararlõ bir bö- cek. 3/ İki ku- zulu koyun... Uzak- lõk işareti. 4/ Rütbe- siz asker... Bir ili- miz. 5/ “Her --- içinde seyredilir başka bir cihan” (Yahya Kemal)... Çok iri bir kerten- kele cinsi. 6/ Kalite- li bir kahve cinsi. 7/ “Öksürükotu” da denilen otsu bitki. 8/ Üç bentten oluşan bir Batõ şiiri türü... Yemek. 9/ “Altın tabakta --- var / Oğlan anama yalvar” (Türkü)... Kõsa paçalõ bir tür pantolon. YUKARIDAN AŞAĞIYA 1/ Yurdumuzda yetişen bir zeytin cinsi. 2/ Mü- zikli tiyatro yapõtõ... Günümüzde Hatay ve Ga- ziantep yöresinde görülen, geleneksel Türk gü- reşlerinden biri. 3/ Selin getirdiği kumlu ve ça- murlu toprak... Uydurma söz, yalan. 4/ 106 taş- la oynanan bir oyun... Akciğerleri dinlerken he- kimin duyduğu patolojik ses. 5/ Aptal, sersem, budala. 6/ İlave... “Efelek” de denilen bir seb- ze... Güzel söz söyleme sanatõ. 8/ Bir barajõn fazla suyunu akõtmak için yapõlan düzen... Utanç duyma. 9/ Kuzu sesi... Başõboşluk, kargaşa. 1 2 3 4 5 6 7 8 9 1 2 3 4 5 6 7 8 9 T E V A R Ü T K E V Ş E R E F E O R A K Ü M İ T F E R A N F E O N İ K S T A N B F O T O N P İ T İ Z A R T E A Y A N S Ö R Ü Y E A Ş U R E 1 2 3 4 5 6 7 8 9 1 2 3 4 5 6 7 8 9 dkavukcuoglu@superonline.com www.denizkavukcuogluyazilari.blogspot.com
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog