Bugünden 1930'a 5,498,966 adet makale



Katalog


«
»

CMYB C M Y B 24 KASIM 2008 PAZARTESİ CUMHURİYET SAYFA 15 ÇALIŞANLARIN SORULARI/SORUNLARI YILMAZ ŞİPAL Sosyal Güvenlik Yasasõ: ‘Devlet Kuşu (3)’ Devlet memurluğuna alõnacaklarda aranacak koşullar hiç zorlayõcõ değildir. Zorlayõcõ olan, sõnavlardan ve de özellikle “mülakat (söz- lü)” sõnavõndan geçmek için sorulan sorularõn, neredeyse “ahret sua- li” ile eşdeğer konuma getirilmiş olmasõdõr. Kısaca: 1) Türk vatandaşõ olmak, 2) 18 yaşõnõ bitirmiş olmak, (Bir meslek veya sanat okulunu biti- renler en az 15 yaşõnõ doldurmuş olmak ve Türk Medeni Kanunu uya- rõnca kazai rüşt “yargısal erginlik” kararõ almak koşuluyla, devlet memurluklarına atanabilirler.) 3) Memur olmak için aranan öğrenimin alt sõnõrõ “ilkokul” olarak belirlenmiştir. “Genel olarak ortaokulu bitirenler memur olabilirler. Orta- okul mezunlarından istekli bulunmadığı takdirde ilkokulu biti- renlerin de” memur olarak alõnmasõna izin verilmiştir. 4) Kamu haklarõndan kõsõtlõ bulunmamak, 5) “Kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıl veya daha fazla sü- reyle hapis cezasına ya da affa uğramış olsa bile devletin gü- venliğine karşı suçlar, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, milli savunmaya karşı suçlar, devlet sırlarına kar- şı suçlar ve casusluk, zimmet, irtikap, rüşvet, hırsızlık, dolandı- rıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fe- sat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynak- lanan malvarlığı değerlerini aklama veya kaçakçılık suçlarından mahkûm olmamak.” 6) Askerlikle ilgisi bulunmamak, Devlet memuru olmak için yeterli görülmüştür. Bazõ hizmet sõnõflarõnda memuriyete girmeden önce serbest ya da iş sözleşmesiyle çalõşanlarõn, memuriyet dõşõnda geçen çalõşma sü- relerinden bir bölümü memuriyet kõdemi olarak değerlendirilmek- tedir. 1- Teknik hizmetler sõnõfõna girenlerden, memurluğa girmeden ön- ce yurtiçinde veya yurtdõşõnda mesleklerini serbest olarak veya res- mi veya özel kurumlarda yapanlarõn teknik hizmetlerde geçen süre- sinden kamu idarelerinde geçen sürenin tamamõ ve geri kalan süre- nin 3/4’ü toplamõ memuriyette geçmiş sayõlarak bu süreler her yõlõ bir kademe ilerlemesi ve her üç yõl için bir derece yükselmesi veril- mek suretiyle değerlendirilir. 2- Sağlõk hizmetleri ve yardõmcõ sağlõk hizmetleri sõnõfõna giren- lerden memurluğa girmeden önce yurtiçinde veya yurtdõşõnda mes- leklerini serbest olarak veya resmi veya özel kurumlarda yapanlarõn bu “sürelerinin 3/4’ün toplamı memurlukta geçmiş sayılarak bu sürelerin her yılı için bir kademe ilerlemesi ve her üç yılı için bir derece yükselmesi verilmek suretiyle değerlendirilir.” 3- Avukatlõk hizmetleri sõnõfõna girenlerin (…) serbest avukatlõk- la geçirdikleri sürelerin 3/4’ü memuriyette geçmiş sayõlarak bu sü- relerin her yõlõ bir kademe ilerlemesine ve her üç yõlõ bir derece yük- selmesine esas olacak şekilde değerlendirilir. 4- Basõn Kartlarõ Yönetmeliği’ne göre, basõn kartõna sahip olmak suretiyle gazetecilik yaparak memurluğa girenlerin; meslekleriyle il- gili görevlerde istihdam edilmeleri şartõyla, fiilen gazetecilik yapa- rak geçirdikleri sürenin 3/4’ü fiilen memuriyette geçmiş sayõlarak, bu sürenin her yõlõ bir kademe ilerlemesi ve her üç yõlõ bir derece yük- selmesi verilmek suretiyle değerlendirilir. 5- Özel okullarda öğretmenlik veya yöneticilik yaptõktan sonra Mil- li Eğitim Bakanlõğõ emrinde memuriyet kabul edenlerin özel okul- larda geçen hizmet sürelerinin 2/3’ünün her yõlõ bir kademe ilerle- mesine ve her üç yõlõ bir derece yükselmesine esas olacak şekilde de- ğerlendirilir. Ancak, “değerlendirilecek hizmet süresinden sadece özel sek- törde geçen süre 12 yılı geçemez.” Devlet Memurlarõ Yasasõ’nõn 86. maddesi, “kanuni izin, geçici gö- rev, disiplin cezası uygulaması veya görevden uzaklaştırma ne- denleriyle işlerinden geçici olarak” ayrõlan devlet memurlarõnõn yer- lerine “kurum içinden veya dışından ya da açıktan, ilkokul öğ- retmenliği (yaz tatili hariç), tabiplik, diş tabipliği, eczacılık, köy ve beldelerdeki ebelik ve hemşirelik, mühendis ve mimarlık, ve- terinerlik, köy ve kasaba imamlığına ait boş kadrolara Maliye Bakanlığı’nın izni (mahalli idarelerde izin şartı aranmaz) ile” ön- ce “vekâleten” sonra da “asaleten” devlet memuru olarak atanma- larõna olanak tanõmaktadõr. Bu konumda olanlarõn kamu dõşõnda ge- çen sürelerinin de “kamu idarelerinde” geçmiş olarak kabul edil- mesi, başlarõna “devlet kuşu” konacağõ anlamõna gelmektedir. KİM KİME DUM DUMA BEHİÇ AK behicak yahoo.com.tr TARİHTE BUGÜN MÜMTAZ ARIKAN www.mumtaz-arikan.com (ÇÖPLÜK ÇOCUKLARI) TAYYAR ÖZKAN www.junkidz.com HARBİ SEMİH POROY 24 Kasım SAĞNAK NİLGÜN CERRAHOĞLU Unutulmaz Başlangıçlar Bir gün, artık epeyce yaş almıştım; holde adamın biri bana doğru geldi. Kendisini tanıttı ve “Sizi bir yer- den tanıyorum” dedi. “Herkes gençliğinizde çok gü- zel olduğunuzu söylüyor. Bense şimdi sizi eskisinden daha güzel bulduğumu söylemek için geldim. Genç- lik yüzünüz, bana bu harap haliniz denli çekici gel- mezdi.” (Marguerite Duras-Sevgili) Önüne geçilmezdi. Bademlerin kokusu ona her se- ferinde karşılıksız aşkların yazgısını hatırlatırdı.(Gab- riel Garcia Marquez-Kolera Günlerinde Aşk) Önemli olan gerçek. Şimdi artık sakin sakin yaşa- yabilecek kadar yaşlıyım. Dilediklerimi zamanı ve ye- ri gelince söyleyebilirim. Gerçi yorgun hissediyorum kendimi. Ama bu, üzerime çöken yılların yorgunlu- ğu değil. Aslında hissettiğim; şimdiye dek söylemek isteyip söyleyemediklerimin, hazmedemediklerimin yorgunluğu. Bir dolu suskunluk ve geçit vermeyen ba- kış depolayan belleğin; yol almayı, yürümeyi bunca- sına güçleştirecek ağır bir kum torbasına dönüşebi- leceğini hiç düşünmemiştim. (Tahir Ben Cellun- Tehlikeli Geceler) Scarlett O’Hara güzel değildi. Ama erkekler bunu hiç fark etmezdi. (Margaret Mitchell -Rüzgâr Gibi Geçti) Geçmişi yenilgi yenilgi taramak, yaşamın anlamı- nı kavramak demek. Ama bu hep bir çocuğun bas- ket topunu yakalamaya çalışmasına benziyor. Top avuçlarımızın içinden her seferinde kayıp gidiyor. (Jo- sef Brodskij-Birden Eksik) İnsanın bir iç manzarası, ruhun coğrafyası var. Ya- şamımıza şekil veren tüm öğeler buradan çıkıyor. (Jo- sephine Hart-Yara) Hepimiz o eski mutlu günleri anmanın o vahşi hüz- nünü biliriz. Yaşadıklarımız bir daha geri gelmemecesine geçip gitmiş ve o anlarla aramıza hiçbir coğrafyanın olma- dığı denli ırak; acımasız bir mesafe girmiştir. (Ernst Jünger-Mermer Kayalıklar Üzerinde) Bütün geceler böylesine karanlık, bütün kışlar böylesine ılık, bütün farlar böylesine göz kamaştırı- cı olmalı. (Martin Cruz Smith-Gorki Park) “Bana gerçeği söyle!” dedim, “Hangi gerçek?” di- ye cevap verdi ve önündeki kâğıtlara, üzerinden ka- ra dumanlar çıkan uzun, upuzun bir tren resmi çiz- meye başladı. Kendisi de camdan sarkıyor; elinde bir mendil sallıyordu. Gözlerinden vurdum onu. (Natalia Ginzburg- Böyle Oldu) Cass beş kızkardeşin en genci ve en güzeliydi. Bü- tün kentin en güzel kızıydı o. Bir yılan gibi hareket eden ateşli, yarı melez vücudu garip biçimde etkileyiciydi. Gözleri aslında her şeyi anlatıyordu. Cass dalgalanarak akan bir ateş gibiydi. (Charles Bukowski-Kasaba- nın En Güzel Kızı) Yaşamın ilk yarısında kadın doğurur. İkinci yarıda öldürür. Ve, ya kendini ya etrafındakileri gömer. Önem- li olan, ikinci yarının ne zaman başladığını saptamaktır. (Milord Paviç-Yelin İçyüzü) Ve nihayet Anna Karenina’nın belleklere işleyen o ilk tümcesi: Mutlu aileler hep birbirine benzer; yalnız mutsuz olanlar farklıdır. (Leo Tolstoy-Anna Karenina) Kütüphanemi temizlerken, sararmış daktilo say- falarında kalan bu eski yazımı buldum. “1430 tılsımlı roman başlangıcını” bir araya getiren ilginç bir İtalyan “best seller”ından seçmişim vaktiy- le, zamana meydan okuyan bu cümleleri. Umberto Eco’nun “Beethoven’in 5. senfonisinin ilk notalarına” benzettiği cümlelerin her biri, başlıbaşı- na, bizatihi roman gibi... Bir tutku, bir koku, bir anı, bir atmosfer, bir insan tanımı, büyük bir hüzün ya da bir badire veya yüre- ğin ortasına taş gibi çöken bir duygu çağrışımı ile baş- layan; usta kalemlerden çıkan bu satırları sizlerle bir kez daha paylaşırken şu soruyu sormaktan kendimi alıkoyamadım: Unutulmaz Türk romanları arasında benzeri bir yol- culuğa çıksak; acaba hangi senfoninin ilk notalarını duyardık? Fikir ve Zikir Birikim dergisinde 1992 Aralık ayında yayımlanan bir makale, “TSK 16 Ekim 1992 günü Türkiye Cumhuriyeti sınırlarını aşarak, fiilen Çekiç Güç’ün koruması altında kurulan Kürdistan Federe Devleti’nin denetiminde bulunan, uluslararası hukuk açısından ise Irak Cumhuriyeti’ne ait olan topraklar üzerinde bir askeri harekât başlattı” diyerek söze giriyor. Makalede sözü edilen “Çekiç Güç’ün koruması altında kurulan Kürdistan Federe Devleti” neyin nesidir? Uğur Mumcu’nun aynı günlerde kaleme aldığı, 20 Aralık 1992 tarihli yazısından öğrenelim: “Çekiç Güç’ün amacı, ‘Federe Kürt Devleti’nin kurulması ve kurulan bu devletin Batı askeri gücüyle korunmasıdır. Bu sonuç, Kürtler açısından Kürtlere özerklik veren 1920 ‘Sevr Antlaşması’nın 64. maddesinin gerçekleşmesidir.” Yine Birikim dergisindeki makaleye geri dönelim. Şöyle devam ediyor: “Yirmi bin kişilik bir kara gücü, zırhlı araçlar ve tanklar eşliğinde, uçak ve helikopter gibi hava silahları desteğinde, yaklaşık bir aydır Türkiye Cumhuriyeti’nin dışındaki tepeleri ele geçiriyor, kampları yok ediyor, hastane olarak kullanılan mağaraları tahrip ediyor, toplu mezarları bulup açıyor.” Birikim dergisindeki makalede “kampları yok ediyor, hastane olarak kullanılan mağaraları tahrip ediyor” diye nitelendirilen TSK’nin sınır ötesi operasyonunu Uğur Mumcu şöyle tanımlamış o günlerde: “Silahlı Kuvvetler’in Kuzey Irak’ta giriştiği ‘sınır ötesi harekât’, Türk ve Kürt halkları arasında bir savaş değil, PKK saldırılarına karşı alınan sınırlı bir önlem niteliğindedir.” Birikim dergisindeki makalenin sonuna gelirsek... 1992 yılındaTSK tarafından PKK saldırılarına karşı yürütülmüş askeri harekâtın “yasalara aykırı ve meşru olmadığı” sonucuna ulaşmış. Makalenin üzerinde iki imza var. Bunlardan biri, “sınır ötesi operasyonlara hayır” kampanyasına da imza atmış bir tarih danışmanı. Emperyalizme, teslimiyete, manda ve himayeye karşı çıkan, ulusal kurtuluş savaşını gerçekleştirmiş kahraman, Cumhuriyeti kuran halk önderi olarak tanıdığımız kişiyi; “korkak, Çanakkale’de ‘ceset tarlası’nda dolaşan, kimsesiz, sağlıksız, hatta şanssız, tavlada bile yenilgiye dayanamayacak kadar hırslı, her an basılıp boğazlanma endişesiyle yaşayan, yapayalnız” bir adama indirgeyen belgeselin tarih danışmanı... Sendika Yol-İş Sendikası Denetim Kurulu bir rapor hazırlamıştı. İçinde ne iddialar vardı, ne iddialar... Sendika yöneticilerinin 365 gün harcırah almalarından tutun da, promosyon malzemesi adında bir kırtasiyeciden 80 milyarlık mal alınmasına; sendika üyesi olmayan kişilerin otel faturalarının ödenmesinden tutun, kimi kişilerin kooperatif taksitlerinin Yol-İş’in kasasından karşılanmasına kadar bir dizi ciddi sorgulanması gereken iş... Olay savcılıkta. Yol-İş’in eski mali sekreteri, yeni genel başkanı Ramazan Ağar ne mi yapmış? Yürütülmekte olan soruşturmaları önlemeye çalışmış. Daha ne yapmış? Olup bitenlere kayıtsız kalamayan sendikanın 23 yıllık Hukuk Daire Başkanı Mebrure Genç ile Eğitim Daire Başkanı Yıldırım Koç’u, eğitim uzmanı Serkan Demirel ile birlikte işten çıkarmış... Ortalık bunalımdan kırılıyor, bir sendikanın uğraştığı işlere bakar mısınız... Gazeteci Yılmaz Polat G-20 top- lantısından izlenimlerini aktardı bize. Önce ABD açısı: “Toplantının esas oğlanı Başkan Bush’tu. Mekân, Beyaz Saray’dı. Ye- mek mönüsünü bile Bush seçmişti. Masada yardımcı aktörlerle figüranlar vardı. Senaryo hazırdı: IMF ve Dünya Bankası gibi uluslar- arası finans kurumlarının büyük ser- mayesine sahip olan ABD rol paylaş- tırmaya devam edip senarist olmaya devam edecek. Bu kurumların mer- kezleri Washington olmaya devam et- tiği, başkanlarını Amerika seçtiği sürece belki stratejide bir değişiklik olabilir ama, Amerika’nın amaçlarında bir de- ğişikliğe gitmesi söz konusu olamaz. Obama’yı da bu politikalardan so- yutlamak hayalperestlik olur. Oba- ma’nın ekonomi heyeti, Başkan Clin- ton döneminin önemli ekonomist isim- lerinden oluşuyor. Dolayısıyla önü- müzdeki dönemde de Obama’nın dün- ya ekonomi politikası Clinton’a benzer bir seyir izleyecek.” Şimdi de Türkiye açısı: “Zirvenin adı G-20 değil, O-20 ol- malıydı. Çünkü başta Başbakan Er- doğan olmak üzere tüm ülkelerin tem- silcileri Washington’da Barack Oba- ma’ya ulaşmanın yollarını aradı. ‘Umu- dumuz Obama’ sloganının sahipleri, Obama’ya ulaşamayacaklarını anla- yınca yakın çevresi ile ilişki için çaba harcadılar. Washington’daki en kalabalık he- yetlerden biri de Türk heyetiydi. Ulu- sal Basın Kulübü’nde Başbakan Er- doğan’ın basın toplantısında önden 2 sıra ayrılmıştı. 20’den fazla sandalye- de Obama ve IMF lobicileri oturuyor- du. Tüm çabalara rağmen Erdoğan eki- bi, Obama’nın çevresine ulaşamadı. Bence Erdoğan’ın Washington zi- yaretinin en flaş bölümü şuydu: Erdo- ğan, Başkan Bush’la konuşurken, konu Irak ve Afganistan’ın durumundan sonra Darfur’a gelmiş. Erdoğan, Tür- kiye’nin buralarda yaptırdığı okul ve hastane gibi insani yardımlardan son- ra Bush’a ‘Amerika da buralara mil- yarlarca dolar para gönderiyor. Bu pa- raların akıbetini biliyor musunuz?’ di- ye sormuş. ‘Bu paraların nereye gitti- gini iyi takip etmek lazım’ demiş. Baş- kan Bush da ‘Anladım’ der gibi başı- nı sallamış. Erdoğan, konuşmasını noktalarken, aklımdan ‘Acaba CIA Bush’u Deniz Fe- neri konusunda aydınlatmış mıdır’ di- ye geçirmedim değil hani...” G-20’den izlenimler HAYAT EPİK TİYATROSU MUSTAFA BİLGİN hetiyatrosu@mynet.com BULMACA SEDAT YAŞAYAN SOLDAN SAĞA: 1/ Bilecik yöresinde yetişen ve şarap üre- timinde kullanõlan beyaz üzüm cinsi. 2/ Oyunda cezalõ ço- cuk... Belli bir böl- gede yaşayan hay- vanlarõn tümü. 3/ Kapõ ve pencerele- rin üst eşiği... Dinsel tören ve kurallarõ. 4/ Krom elementi- nin simgesi... Tuna Irmağõ’nda kullanõlan bir çeşit yolcu kayõğõ. 5/ Lok- manruhu... Bir nota. 6/ ABD yapõmõ bir savaş uça- ğõ tipi. 7/ Tespihlerin baş tarafõna geçirilen uzunca parça... Kõrkpõnar güreşle- rini düzenlemeyi üstlenen kişiye verilen ad. 8/ Ev giy- sileri ve sabahlõk yapõ- mõnda kullanõlan dökümlü kumaş... Siirt yöresine özgü, kõyma ve bulgurla yapõlan bir yemek. 9/ Üç boyutlu sinema tekniği. YUKARIDAN AŞAĞIYA: 1/ Fethiye ilçesinde, içmeleriyle de tanõnmõş turistik bir koy. 2/ Tifoya neden olan basilin adõ... Değme, dokunma. 3/ Giy- si kolu... “Aşağõlõk kimseler, alçaklar” anlamõnda eski söz- cük. 4/ Tombul, iri yapılı. 5/ Zihin ve bedence ortaya ko- nan çaba... Memelilerde asalak olarak yaşayan bir böcek. 6/ Eski Mõsõr’da güneş tanrõsõ... Telefon sözü... Utanõlacak şey, ayõp. 7/ Bõldõrcõn sökünü. 8/ “--- Batur”: Şair ve ya- zarõmõz... Ayağõn üstündeki tümsek yer. 9/ Kâğõtlarõ bir ara- da tutmak için kullanõlan çengel... Mesafe. 1 2 3 4 5 6 7 8 9 1 2 3 4 5 6 7 8 9 B E R G A M O D İ E B E R İ V E T K E B A N A N İ E N E K E N S A K İ A K Y A A G T A S A R O M B A D Y A İ R İ S R E A L G A L İ B A R D A 1 2 3 4 5 6 7 8 9 1 2 3 4 5 6 7 8 9 nilgun@cumhuriyet.com.tr
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog