Bugünden 1930'a 5,499,977 adet makale



Katalog


«
»

CMYB C M Y B 23 KASIM 2008 PAZAR CUMHURİYET SAYFA 17 Işık İşgüden: “Atatürk’ün yargılanmasını isteyen belediye başkanı zahmet etmesin, şeyhülislam Dürrizade’nin ‘katli vacip’ fetvasını kullansın!” Erdoğan krize “esinti” demiş. Hükümetin kriz politikası da çöküntü! Umutsuz Erdal Yücel: “CHP ne zaman umut olma yoluna girse, Deniz Baykal tarafından budanıyor!” Vazife Engin Balım: “Obama ‘değişim’’ deyince Baykal üzerine vazife edindi ve kara çarşafla poz verdi!” Çiçek Sami Aktaş. “Obama önce Gül’ü aramış. O da öğrenmiş bal alınacak çiçeği!” YağmurDeniz CHP’nin inandırıcı olması gerekir! “YILLARDIR söyleyip duruyorum” diyor Kaya Çetin ve ekliyor: “Eğer bu memlekete ılımlı veya ılımsız İslam lazımsa onu da CHP getirebilir”: “Biraz geç kalmış olmakla birlikte CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın, CHP İstanbul İl Başkanı Gürsel Tekin’le paslaşarak başlattığı devinimi kutluyorum. Ancak inandırıcı olmak lazım, bir iki demeçle, kara çarşaflı kardeşlerimize rozet takma gibi göstermelik çabalarla bu iş olmaz. Bakın hac mevsimi gelip çattı, tam fırsattır, CHP’den seçkin bir kafileyi davul zurna ile hacca göndermeliyiz, cuma namazlarına gidiş gelişler bir düzene bağlanmalı, belediye başkanı adaylarımızı bu devinime göre belirlemeliyiz. Kadroyu Şevki Yılmaz gibi, Şükrü Karatepe gibi, Şule Yüksel Şenler, Abdurrahman Dilipak ya da Merve Kavakçı gibi muhterem isimlerle zenginleştirmeliyiz. Eğer şarap içmeyi bıraktıysa Nazlı Ilıcak, İstanbul Büyükşehir Belediyesi için neden adayımız olmasın? CHP milletvekilleri Necla Arat ile Nur Serter’in parti içindeki durumları da gözden geçirilmeli. Yani demek istiyorum ki, sözde değil özde olsun. Öyle ki halkımız CHP iktidarında dinini özgürce yaşayabileceğine inansın. Biz demokrasi istiyoruz, ‘Altı Ok’a saplanıp kalmanın mantığı var mı?” - AKP yeniden IMF’ye sarılmış... “Ümükten ne haber!” EMEKLİ Cumhuriyet Savcısı Gündüz Akgül’ün Cumhuriyet Halk Partisi milletvekillerine mektubudur: “22 Temmuz 2007’deki genel seçimler öncesi biz seçmenlerden oy isterken, Atatürk ilke ve devrimlerinin AKP’nin elinde tehlikede olduğunu, iktidara geldikten sonra devrimlere sahip çıkılacağını, ülkemizin İran olmasına izin verilmeyeceğini belirtmiş ve oyumuzu almıştınız. Ancak seçildikten sonra, düzen partilerinde var olan ve sosyal demokrat bir parti olmanıza karşın, Genel Başkanınız Deniz Baykal tarafından da uygulanan lider sultasına, bir daha seçilememek kaygısıyla teslim oldunuz. Şunu bilmelisiniz ki Atatürk ilke ve devrimlerinden verilen her ödünün sorumlusu olarak sizleri görüyoruz. Çünkü AKP kendi tabanına seslenirken, devrimleri koruyacağını değil, aksine devrim karşıtı ne varsa onları gerçekleştireceğini açıkça söylemektedir. Baykal’ın laik Cumhuriyetle kan uyuşmazlığı bulunan, şeriat özlemcisi kara çarşaflılara görkemli bir törenle, aydınlanmanın, çağdaşlığın, Atatürk ilkelerinin sembolü altı oklu rozeti takması, yıllarca CHP’ye oy veren biz, Atatürk ve laik Cumhuriyet sevdalısı seçmenleri yüreğinden yaralamıştır. Olayın üzerinden bir haftalık süre geçtiğinde bir iki kişinin tepkisi dışında hiçbirinizden ses çıkmadı. Tekrar milletvekili seçilmeniz, Atatürk devrimlerinin korunmasından daha mı çok önemlidir. Şunu bilmenizi istiyorum ki, milletvekilliği bir onur ise de gereği yapılmadıkça hele Atatürk’ün partisi CHP milletvekilleri olarak devrimlere sahip çıkılmadıkça, onur olmaktan çıkarak bir utanca dönüşür. Çocuklarınıza, torunlarınıza bunun hesabını nasıl vereceksiniz? İçinizden, Baykal’a ‘Devrimleri gerçekleştiren CHP’yi, aydınlanmanın öncüsü Atatürk’ün partisini, kara çarşaflılara teslim etmeye, Atatürk’ün kemiklerini sızlatmaya, bizlere gönül vermiş tabanımız seçmenlerinin yüreklerini yakmaya hakkınız yok’ diyecek biri yok mu? Eğer bu cesaretiniz yoksa istifa edip Baykal’ı egolarıyla baş başa bırakma cesaretiniz de mi yok? Bu ayıbı temizlemezseniz, 9 Mart 2009’da yapılacak yerel seçimlerde hangi yüzle bizden oy isteyeceksiniz?” CHP milletvekilleri PANO DENİZ KAVUKÇUOĞLU İskele Neden Battı? Karaköy Şehir Hatları İskelesi’nin televizyon ekranlarına yansıyan batma anındaki o hüzünlü gö- rüntüleri insanın yüreğini sızlatan türdendi. Bir sü- re önce deniz üzerindeki elden geçirilip yenilenen koca iskelenin rıhtım yönünden bakıldığında sol ya- nına doğru yatmaya başladığı anda saatler 20.00’yi gösteriyordu. Bu, iskeleyi su üzerinde tutan 16 du- badan birinin su aldığına olduğu kadar geri kalan sağlam dubaların dengeyi sağlamalarının olanak- sız olduğunun da işaretiydi. Görevliler derhal tah- liye işlemlerine başladılar, can kaybı olmadı; iskele saat 23.55’te denize doğru 30 metre kadar bir atak yaparak tümüyle suya gömüldü. İstanbullular şehir hatları seferlerinin başladığı andan beri var olan Karaköy İskelesi’nin batışına ilk kez tanık olmuyorlar. Sanırım, iskeledeki ilk de- ğişiklik 2 Ekim 1936 günü gerçekleşmişti. Yüzyı- lın başından beri kullanılan ilk iskele, Haliç Ter- sanesi’nde iki katlı olarak inşa edilen ve kalın zin- cirlerle hem Galata Köprüsü’ne hem de baş ta- rafından deniz dibine oturtulan beton bloklara bağ- lanan yenisiyle değiştirildi. Yeni iskele kamuoyu- na, “Avrupa’da bile emsaline nadir tesadüf olunan, her türlü konfor ve tekemmülâtı câmi, yepyeni ve modern bir deniz istasyonu” olarak tanıtıldı. Bu iskele 1958 yılının aralık ayına kadar kullanıldı. O yıllarda Kadıköy’de oturuyor, Avrupa yakasında okula gidiyordum. Bir sabah karşıya geçmek üzere Kadıköy İskelesi’ne geldiğimde yapılan anonslardan Karaköy İskelesi’nin çürümüş dubalarının su aldığı- nı, iskelenin yan yatarak kullanılamaz durumda ol- duğunu öğrendim. Kadıköy-Karaköy vapurları o sa- bahtan itibaren yolcularını Galata Köprüsü’ndeki Ada- lar İskelesi’ne bırakmaya başladı; batık iskele ise 18 Aralık 1958 günü Haliç Tersanesi’ne çekildi ve bir- kaç ay içinde yenisi yaptırıldı. Yer değişikliği de bu yeni iskeleyle birlikte ger- çekleşti. Günümüzdeki şekliyle Karaköy’de rıhtıma dik olarak sabitlendi. Ne var ki bu iskele de başka bir talihsizlik yaşadı. 1 Mart 1966 günü liman ağzında iki Sovyet tankerinin çarpışmaları sonucu denize dökülen mazot alev alınca rıhtımda bulunan Kadıköy vapu- ru ile birlikte iskele de yandı. Denizyolları İşletmesi elini çabuk tutarak iskeleyi kısa zamanda onardı ve iskele 16 Mart 1966 günü yeniden hizmete açıldı. Bu iskelenin ömrü 8 Ekim 1984 gününe kadar sürdü ve geçen cuma akşamı sulara gömülerek bizlere veda eden iskele ile değiştirildi. Son iskele İstinye Tersanesi yapımıydı; uzun- luğu 81, genişliği 26.5 metreydi, altı adet çelik zin- cirle karaya bağlı, baş tarafından da sekiz çapa ile dibe demirliydi. Artık olmayan Karaköy İskelesi 25 Ekim 2005 günü başlayan ve uzun süren bir yenilenme onarımı geçirmişti. 17 Mart 2008 günü törenle hiz- mete açılan bu “şık” iskelenin vergi verenlere ma- liyeti 2 buçuk milyon YTL, eski hesapla 2.5 tril- yondu. Yukarıda iskelenin tarihini özetlerken ye- nilenmeyi zorunlu kılan çürüme tarihlerini özellikle verdim. Çünkü bu tarihler iskelenin saç dubala- rının ortalama ömürlerinin 24 yıl olduğunu orta- ya koyuyor: 1958-1936=22, 1984-1958=26. Batan iskele de 1984 yılından beri hizmet ver- diğine ve yenilenme/güzelleştirme onarımı taşıyıcı dubaları kapsamadığına göre altyapısı tam 24 ya- şındaydı. Dolayısıyla dubalarının çürüdüğü, her an batma tehlikesi içinde olduğu kesindi. Lodos ol- masa da batacaktı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi birçok işte olduğu gibi burada da altyapıya boş verip salt “şıklık”, “hoş- luk” adına trilyonlarca liramızın sulara gömülmesine seyirci kalırken, bu işten tek kazançlı çıkan 2.5 trilyonu cebine indiren UTAY İnşaat AŞ olmuştu. Bir de iskelenin bizim toplumca yaşadıklarımızı iti- razsız kabul etmemize bakıp kahırdan intihar ettiği- ne ilişkin söylentiler var. Doğrusu bir yaşadıklarımı- zı bir de bize yaşadıklarımızı yaşatanlara karşı sus- kunluğumuzu düşününce iskeleye hak vermeden ede- miyorum. Ölümüyle aymaz İstanbullulara bir şeyler anlatmak istemiş olamaz mı? Yattığı yerde suyu bol olsun! Alev Coşkun’un “Sam- sun’dan Önce Bilinmeyen 6 Ay” kitabõ için herkes şunu söy- lüyor: “Mustafa’yla birlikte ya- yımlanması iyi oldu. Gerçek belgesel neymiş, Atatürk nasıl incelenirmiş görsünler...” İyi de Alev Coşkun bunu ilk kez yapmõyor ki... Yõllardõr Atatürk’ün ve Kurtu- luş Savaşõ’mõzõn “gizleri”ne õşõk tutan nice araştõrmalara imza at- tõ. Dahasõ “kitap”laştõrdõ. Her biri tüm satõrlarõyla “bel- ge”lere ve “anı”lara dayanan; “Hasan Âli Yücel”, “Kuvayı Milliye’nin Kuruluşu”, “Tarihi Unutmamak”, “Yeni Mandacı- lar”dan hangisi bu kadar gökle- re çõkarõldõ; yayõmlandõğõnda say- falar dolusu röportajlar yapõldõ? Üstelik Mustafa için “alındı”ğõ söylenen rakamlarõn binde biri bi- le olmayan “telif”lerle ulusal bel- leğimize armağan edilen bu ki- taplarõn yegâne “sponsor”luğu ise Cumhuriyet’teki ilanlarõ... Yıldız’daki ‘oda’ Geçen pazar, “Mustafa”nõn tek olumlu yanõnõ özetle şöyle be- lirtmiştim: “Atatürk’ün daha fazla savunulmasına ve sayısız sevgi yazısının yeni bilgilerle, belgelerle yazılması”na neden ol- masõ... Galiba ikinci bir olumlu yanõ daha var; Alev Coşkun’un ve Alev Coşkun’larõn “kıymeti”nin şimdi çok daha iyi anlaşõlmasõ... “Tarihsel yaşanmışlıklar”a ait gerçek belgesellerin nihayet far- kõna varõlmasõ... Örneğin filmdeki en etkileyici canlandõrmalardan biri olan, Mus- tafa Kemal’in 15 Mayõs 1919’da “sultanla görüştüğü oda”nõn krokisi... Bu çizim “Atatürk’ü, Kurtuluş Savaşı’nı örgütleme- si için padişah görevlendirdi...” saygõsõzlõğõna “görsel destek” olarak kullanõlõyor... Oysa Atatürk’ün aynõ görüş- meyi 13 yõl sonra general Sher- rill’e anlatõrken “kendi eliyle çizdi”ği kroki, “6 Ay”õn 407. sayfasõnda da var. Çünkü Gazi, kâğõt kalemle konuşmayõ sever- miş… Özellikle bir savaştan söz ederken “düşmanın konumu”nu da hep benzer haritalar çizerek an- latõrmõş. Yani, bu “oda” krokisi, öyle devlet sõrrõ falan değil. Çizimin- de kendisinin ve sultanõn odada- ki konumlarõyla birlikte, özellik- le “p” harfiyle pencereyi göster- mesinin nedenini de bakõn nasõl açõklõyor: “Sultan durmadan pencere- den dışarı bakıyordu, Boğaz’da demirli duran müttefik donan- masına... Birbirine paralel hat- lar üzerinde düşman zırhlıları! Bordalarındaki toplar, sanki Yıldız Sarayı’na doğrulmuş!..” ‘Öyle hareket’ler! Gazi bu ziyaretinden önce Ba- kanlar Kurulu toplantõsõnõn ya- põldõğõ Babıâli’ye gitmiştir. “Al- lah Allah ne küstahlık, Yunan- lılar İzmir’e çıkıyorlar...” diyen İçişleri Bakanõ Mehmet Ali Bey’e ne yapacaklarõnõ sorduğunda “protesto edeceğiz” yanõtõnõ alõr... “Bu lazımdır, doğ- rudur. Ancak böyle bir protesto ile Yu- nanlıların İzmir’den geri çekileceklerine veya İngilizlerin on- ları geri çekecekleri- ne ihtimal veriyor musunuz?” dediğin- de ise bakanõn “Baş- ka ne yapabiliriz” sözüne dayanamaz, şunlarõ söyler: “Daha kesin ted- birler düşünülebilir...” Açõkça “savaşmalıyız” anla- mõna gelen bu önerisine karşõlõk, Osmanlõ’nõn bakanõ; “Öyle ha- reketlere kalkarsak, bize ne ya- parlar bilir misiniz?...” deyince, Mustafa Kemal, soluğu Yõldõz Sarayõ’nda alõr. İşgal donanmasõnõn toplarõnõ çevirdiği sarayda, “öyle hare- ketler”e girişeceğini belli etme- den sultanla son görüşmesini ya- par ve Şişli’deki evine giderek “ertesi gün” çõkacağõ Samsun yolculuğunun kalan ayrõntõlarõnõ tamamlar... Alev Coşkun, 89 yõl sonra so- ruyor: “Mustafa Kemal, Osmanlı Devleti’nin ateşkesi kabul etti- ği Mondros Antlaşması’ndan 14 gün sonra, 13 Kasım 1918’de İstanbul’a geldi ve 16 Mayıs 1919’da İstanbul’dan ayrıldı. Peki, bu 6 ayda ne yaptı? Bir yandan düşkünlü- ğün, yoksulluğun, öte yandan her türlü eğlencenin yan yana kol gezdiği mütareke İstan- bul’unda vur patlasın çal oy- nasın vakit mi geçirdi; yoksa Anadolu’da yapacağı çalışma- ları mı planladı?” Yanõtõ yine “6 Ay”da... ancak 480 sayfaya sõğdõrõlabilen belge- lerle, anõlarla ve Atatürk’e karşõ ta- rihsel bağlõlõğõmõzõn gerektirdiği en saygõlõ duruş olan “gerçekle- re dayalı anlatım”la... KİM KİME DUM DUMA BEHİÇ AK behicak yahoo.com.tr ÇİZGİLİK KÂMİL MASARACI kamilmasaraci mynet.com TARİHTE BUGÜN MÜMTAZ ARIKAN www.mumtaz-arikan.com (ÇÖPLÜK ÇOCUKLARI) TAYYAR ÖZKAN www.junkidz.com HARBİ SEMİH POROY 23 Kasım Vacip SESSİZ SEDASIZ (!) ÇED KÖŞESİ OKTAY EKİNCİ ‘6 Ay’õn Sponsoru Yok... BULMACA SEDAT YAŞAYAN SOLDAN SAĞA: 1/ Sarõmsõ pembe renk. 2/ Afyonkarahi- sar ilinde bir göl... Artvin’in Gürcistan sõ- nõrõ yakõnõnda bir yayla. 3/ Elazõğ’õn bir ilçesi... Bir an- da oluveren. 4/ Yanağõn alt kõsmõ... Hayvanlara vurulan damga. 5/ “Eyvan gerek otur- maya yaz ile / Bir de --- mey doldura naz ile” (Köroğlu)... Us- kumrugillerden bir balõk. 6/ Gümüş ele- mentinin simgesi... Üzüntülü düşünce durumu. 7/ Şeker- kamõşõndan elde edilen sert bir içki... Ağzõ geniş, yayvan ve büyükçe su kabõ. 8/ “Süsen” de denilen bir süs bitkisi... Brezilya’nõn para birimi. 9/ Mora çalan kõrmõzõ renk. YUKARIDAN AŞAĞIYA: 1/ Avcõ kulübesi... Yavrularõnõ sõrtõnda taşõyan bir cins keseli sõçan. 2/ Oyunda cezalõ çocuk... Es- ki Yunan kentlerinde pazaryeri. 3/ Keman gibi omza dayanarak çalõnan yaylõ bir çalgõ... Balçõk. 4/ Çok sert bir kayaç türü... Bir nota. 5/ Bir so- ru sözü... Avrupa Birliği’nin kõsa yazõlõşõ. 6/ Bir nota... Geminin baş ve kõç tarafõnda, asõl güver- teden yüksek olan kõsa güverte. 7/ Düz ve geniş arazi... “ --- kedere eş oldu / Ağladõm gözüm yaş oldu” (Âşõk Veysel). 8/ Bilimsel bir gerçeği doğ- rulamak amacõyla yapõlan işlem... Anma, hatõr- lama. 9/ Özen... Karõşõk renkli. 1 2 3 4 5 6 7 8 9 1 2 3 4 5 6 7 8 9 K E L E T E R P A K O V A İ T İ V O L İ A S E S S İ T İ B A R A R T A B E L Ş R İ A A C E M İ A T E D E A R İ A N E İ K İ A M F E T A M İ N 1 2 3 4 5 6 7 8 9 1 2 3 4 5 6 7 8 9 dkavukcuoglu@superonline.com www.denizkavukcuogluyazilari.blogspot.com ekinci@cumhuriyet.com.tr İşgal Donanması arasında “ABD savaş gemileri” de vardı…
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog