Bugünden 1930'a 5,498,767 adet makale



Katalog


«
»

BAKIŞ AÇISI GÜRBÜZ ÇAPAN Mahpusluk ve Mektup Mektup, hayat öpücüğü imiş mahpusa; yalnızlığı- nı bölen, çoğaltan onu güneş gibi saran sıcacık… Usul usul, fısır fısır konuşan sevgili gibi… “Buradayım!.. Hadi uzan, tut elimi… yanağını uzat yanağıma… Ben bir kelebeğim!” “Seni götürdüklerinde fark ettim, ne büyük bir yer kapladığını… Deli gibi irileşti gözbebeklerim, bakını- yorum, nerdesin?” “Sokaklar, caddeler bomboş, sensiziz!” “Bir müddet yazmak istemedim, ‘mektup’ dediğin kişiye özel olur dimi? Herkesler okumasın yazdıkları- mı…” “Mektupları okuyorlar mı?” Sadece mektuplar olsa, hücremi 24 saat kamerayla gözetliyorlar… “Neler yapıyorsun, nasıl geçiyor zaman?” “Mahpusta en zalim gardiyandır zaman!” Okuyorum; buradan, yalnızlığımdan, kendimden kaç- mak için okuyorum. Sonra benden önce açılmış okunmuş yüzlerce zarfı alıyorum elime; Gür bir ses: “Yalnız Değilsin!” 7’den 70’e dedikleri bu olsa gerek. Cümleten sağ olun, iyi ki tanımışım sizleri… Kokunuzu, bakışınızı, seslerinizin tınısını özledim! Sokağımda üç tekerlekli bisiklet yarıştıran, iri kara gözlü iki yaramazım vardı; iki dünya güzeli: Şilan ve Dilâ… Şımarık şeytanlarım pek pas vermezlerdi ba- na… Şilan, resim yapmış göndermiş. Sokakta birlikte yü- rüyoruz; başımızdan kalp resimleri ve çiçekler yağı- yor… Dilâ; “Sevgili Gürbüz Amca, sana yaptığım tüm kö- tülükler için çok özür dilerim. Sana gerçeği söyleye- ceğim. Küçükken senden çok korkardım. Hep senden saklanırdım. Büyüye büyüye sana alıştım. Ve sevme- ye başladım. Ama Şilan beni senden korkuttu. Ben de büyük birisi olduğum halde senden korkmaya başla- dım. Senden özür dilerim. Senin orada ne kadar acı çektiğini biliyorum. Şilanlara gittim ve senin orada ol- duğunu bildiği halde ‘Oh iyi olmuş’ dedi. Ona kıza- caktım. Neyse 29 Ekim Cumhuriyet Bayramın kutlu ol- sun.” Bir de bu güzelleri benden kıskanan yeğenim Ke- rem var: “Amca seni çok seviyorum. Seni çok sevdi- ğim için sana bir Atatürk şiiri yazacam: Ben bir küçük Atatürküm / minicik yüreğinde / dağlar kadar sevgisi olan!..” Kerem de 7 yaşında. Bir de 70’lik dededen; “Sözüm sanadır… / Gün gelir, her şey değişir. / Gün gelir, hapisteki insan çıkar hayata karışır, / Gün gelir, kürsüde oturup kararlar veren yargıç / Emekli olur avu- katlığa başlar. / Gün gelir, güvenlik komutanı emekli olur, / Gün gelir, gardiyan işinden ayrılır, başka işlere girer. / Hapishane zor geçittir. / Kimse hapishaneye gir- diği gibi çıkmaz. / Ya büyür ya küçülür. / Büyüse de insandır, küçülse de insandır. / Gün gelir, suç sayılan erdem, erdem sayılan suç olur. / Gün gelir seni bulur. / Sen ki insansın / Sözüm sanadır.” Erdal Atabek. Anladım abi. Bu şiiri sana adıyorum diyor Esenyurtlu bir genç: “Çeneni avuçlarının içine alıp, / Duvara dalıp / Kal- ma! / Çeneni avuçlarının içine alma!.. / Kalk! / Pen- cereye gel! / Bak! / Dışarıda gece bir cenup denizi gi- bi güzel, / Çarpıyor pencerene dalgaları!.. / Gel! / Din- le havaları; / Havalar seslerin yoludur, / Havalar ses- lerle doludur; / Toprağın, suyun, yıldızların / Ve bizim seslerimizle… / Pencereye gel! / Havaları dinle bir; / Sesimiz yanındadır, / Sesimiz seninledir.” Kimin şiiridir bilmiyorum, bana yazılmış sayarak ye- niden hayat buluyorum. Başka biri; “Sizi çok özledim, çok uzattınız gelin ar- tık, lütfen!..” Umut. “İyi bakın kendinize!” Bunca sevgi kucağında ölünmez ki a canım. Bu sese, bu çağrıya gelinmez mi? Bahara kapılarınıza “unutma beni” ekin. “Unutma be- ni” mavi çiçektir. Mavi umuttur! Umudu dik tutun! “Düşmana inat bir gün fazla yaşayacağız!” “Ölsem de gam yemem” değil, ölmeyeceğiz! Yeni ve koca bir hayat bizi bekliyor! Haydi ana, çayı ocağa sür. Haydi gençler, halaya durun!... Bahara düğün var Esenyurt’ta! gurbuzcapan@eksev.org.tr/Faks: 02126727171 CMYB C M Y B 21 KASIM 2008 CUMA CUMHURİYET SAYFA 15 Macide Tanır: “Can Dündar da Amerika’ya yerleşip Orhan Pamuk’a komşu olsa; ikisi birbirine yakışır!” CHP’den son durum: Çarşaf liste out, çarşaflı kadın in... Soru Recep Nas: “Baykal’a ‘kara çarşaflıları partiye alalım mı’ diye sormuşlar. Onlar da birisine ‘girelim mi’ diye sormuş olmasın!” İcazet Beşir Dirikol: “Türban ulemasına karşı, kara çarşaflılara CHP rozeti takılmasının icazetini kim verecek?” Zararına Haluk Baykent: “Kendinden kaynaklanan parti zafiyetini kara çarşafla örtmeye çalışıyor ama yararı yok, zararı çok!” YağmurDeniz Atatürk-Lenin pankart soruşturması İSTANBUL’DA Atatürkçü Düşünce Derneği’nin İslamcı iktidarı protesto için düzenlediği bir mitingde bir siyasi partinin imzasının yer aldığı poster nedeniyle savcılığın soruşturma başlattığını biliyorsunuz. Posterde Atatürk’ün ve Sovyetler Birliği’nin kurucusu Lenin’in fotoğrafları birlikte bulunuyordu. Bu konuda Lütfü Kıyaroğlu’nu dinleyelim: “Taksim’deki Cumhuriyet Anıtı’nın öyküsü ilginçtir. Anıtta az tanınan iki Sovyet önderi Atatürk’ün hemen ardında durur. Yani Sovyetler Birliği’nin Milli Kurtuluş Savaşı’na olan desteği Taksim’deki anıtta ölümsüzleştirilmiştir. İstanbul’da savcılık tarafından soruşturma konusu yapılan postere bakınca insanın aklına ister istemez bazı sorular geliyor: O pankart suç ise iktidar karşıtı mitinglere katılanlar polis tarafından donlarına kadar aranırken o mitinge bu pankartı hangi polis yetkilisi soktu? O pankart suç ise Taksim’deki Cumhuriyet Anıtı’nı yaptıranlar ve anıtın heykeltıraşı hakkında da soruşturma açılacak mı? Bu arada dinci basın aynı pankartın Bursa’daki mitingde de taşındığını yazdı. Önceki dönem derneğin Bursa Şubesi başkanlığını yaptığım için çok iyi biliyorum ki yıllardır Bursa’da miting düzenlemedik. Acaba, düzenlenmemiş miting için Bursa’da da bir soruşturma açılır mı?” - PKK’yi kutlayan adam Türkiye ile masaya oturmuş... “Kutlu olsun!” SİYASİ parti denen örgütlenmenin tüzüğü vardır, programı vardır, ilkeleri vardır, hedefleri vardır. Herhangi bir siyasi partiye seçimde oy veren seçmenler başta olmak üzere sempati duyarak mitinglerine katılanların veya bilgi sahibi olmak için etkinliklerini izleyenlerin veya bağış yapanların başta kılık ve kıyafeti olmak üzere hiçbir “şey”i; davranış biçimi, eylemi, dünya görüşü, cinsel tercihi, inancı ve hatta siyasi tercihi siyasi partiyi bağlamaz! Siyasi partiyi öncelikle yazılı kuralları ve daha sonra o kuralların uygulanmasından sorumlu olan her kademedeki yöneticilerinin davranışları bağlar. Bir siyasi partiye herhangi bir kademede yönetici olmak için de öncelikle partiye üye olmak gerekir. İlçe örgütünde yönetim kurulunun yedek üyesi olacak yurttaşın da genel başkan olacak yurttaşın da önce parti üyesi olması esastır. Parti üyesi olacak yurttaşların ise partinin yazılı kurallarını kabul etmiş ve yazılı olmayan parti geleneklerini özümsemiş olması gerekir. Partinin benimsediği siyasetin yazılı kuralları, değiştirilemez hükümler değildir. Bu kurallar yetkili organlarca değiştirilebilir; en üst yetki kongrededir. Gelelim CHP’ye. Kara çarşaflı ve türbanlı kadınların CHP’ye oy vermesi, CHP’nin onlara yönelik politikalar üretmesi son derece normaldir. Ancak kara çarşaflı ve türbanlı kadınların CHP’ye üye yapılması anormalin de ötesinde bir abukluktur! Bir dönem pop şarkıcısı Ricky Martin’e özenen, bir dönem Osmanlı’nın kurucusu Osman’ın kayınpederi Şeyh Edebali’den medet uman CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın “popülizm” ve “sağa kayma” saplantısı depreşmişe benzemektedir. Baykal’ın parmak uçlarını kara çarşafın altındaki vücuduna dokundurmamaya çalışarak CHP rozeti takıp üye yaptığı kara çarşaflı, yarın partinin yetkili organlarında görev alma, parti siyasetini şekillendirme hak ve yetkisini kazanmıştır! Özetle CHP’de sap ile saman birbirine karıştırılmıştır. Bu arada Baykal’ın İstanbul’da “kara çarşaf taşeronluğu”nu üstlenen il başkanı Gürsel Tekin, eğer türbanlı ve çarşaflı kadınları CHP çatısı altında toplamak ve onlara çağdaş dünyanın kapılarını açmak istiyorsa, geçen yıla kadar belediye başkan yardımcılığını yaptığı Kadıköy’deki aile danışma merkezlerine baksın! Vah CHP MERİÇ VELİDEDEOĞLU İsviçre Konfederasyonu Başkanı Pascal Couchepin, Lozan Antlaşması’nın imza- landığı “masa”yı Türkiye adı- na Cumhurbaşkanı’na arma- ğan etti. Kuşkusuz çok an- lamlı bir tutum. Bakmışlar ki bu konuda onlara bir başvurumuz yok, büyük bir incelik gösterip Lo- zan’dan Ankara’ya, askerle- rinin yardımıyla taşımışlar ma- sayı. Başta Abdullah Gül olmak üzere, siyasetçilerin, basının, halkın hep birlikte sevinece- ğini, pek mutlu olacağını dü- şünmüşlerdir sanırım. Ama ne denli yanıldıklarını, olup biteni görünce, belki de üzülerek, anladılar herhalde. Masa ilkin Çankaya’ya so- run oldu; yer yokmuş! Bunun üzerine iki bakan, “Ben değil, sen alacaksın!” pazarlığına oturdu. Oysa yalnızca bu masanın değil, Lozan’ın sekiz ay süren görüşmelerinin, tartışmaları- nın yani “oturum”larının ya- pıldığı “masa”nın da Türki- ye’de olması gerekir, diye düşünüyor insan. Lozan’ın Ouchy Şatosu, Alua salonunun bu masası nelere “tanık” olmadı ki! Üstünde yalnızca insanların elleri, kâğıtları, kalemleri ol- mazdı; İngiliz Başdelegesi Lord Curzon’un ünlü koca “baston”unun da yeri vardı; tıpkı bir “delege” gibi... Kendini ilkin Başdelege- miz İsmet Paşa olmak üze- re tüm delegelerin üstünde görüyordu Lord Curzon. İs- tediklerini eze eze alacağına, İsmet Paşa’yı hemen “etki- siz”leştireceğine ve oturum- lara egemen olacağına ina- nıyor, bundan en küçük bir kuşku duymuyordu. Ne var ki, daha ilk anda, açılış töreninde ne denli ya- nıldığını İsmet Paşa ona tat- tıracaktı. Ardından İnönü’nün koy- duğu ve kabul ettirdiği “eşit- lik” koşulu oturumların te- meli olunca, Lord Curzon masadan bastonunu alıp top- lantıyı ve Ouchy Şatosu’nu, öfkeli sesinin koridorlardaki yankılarıyla birlikte terk ede- cekti. Kuşkusuz bu, İnönü’nün savaş alanlarından sonra, masa başında da 1920’lerin emperyalizmine inanılmaz ve “beklenmedik” bir “karşı ko- yuş”uydu. Dolayısıyla “1919”dan “1923”e dek gerçekleştiri- lenlerin, bir bakıma “tarih”in yazıya geçirildiği bir “ma- sa”ydı Ouchy Şatosu’ndaki. Onun için bu tarihsel masanın da bizim için değeri, anlamı çok büyüktür. Başkan P. Couchepin bu denli “düş” kırıklığına uğratıl- masaydı, belki bunu da Tür- kiye’ye armağan ederdi İs- viçre hükümeti. Ve İnönü ailesinin büyük bir özenle oluşturdukları Pembe Köşk’teki İnönü Müzesi’nde yer bulunabilir, üstelik itilme- den kakılmadan oraya ko- nurdu, diye düşünmekten in- san kendini alamıyor. Öte yanda, basının “dinci” kesiminden ise beklenenin üstünde bir saldırı vardı ma- saya. Bu ilkel saldırıların yer aldı- ğı, “İşte infaz masası” başlık- lı bir yazıda şöyle deniyordu: “Bedelini en ağır ödediğimiz masa. Çünkü bu masada bir imparatorluğu kaybettik.” Bunlar ne yapsalar, tarihsel gerçekleri yok edemezler; bunu yapabildiklerini sanıp kendilerini oyalıyorlar ve al- datıyorlar. Lozan’dan beş yıl öncesini, 30 Ekim 1918 gününü şöyle bir iki saniye anımsayalım. O gün imzalanan “Mon- dros Silah Bırakışması” ile Osmanlı Devleti’nin tam an- lamıyla tozu dumanı atılıyor- du. Özetle söylersek, Osmanlı sınırları içindeki her yer, bü- tün limanlar Müttefiklerindi artık; çünkü “istedikleri her ye- ri” her an “işgal edebilirler”di (madde 7). Ayrıca Anado- lu’nun altı ili de Ermenilere ve- riliyordu. İstanbul, Çanakka- le boğazları Osmanlı’nın de- ğildi artık. Ama bu “yok” oluşu bü- tünleyen ikinci “yok” oluş ise İstanbul’da gerçekleşecek- tir. Mondros’u imzalayan Ra- uf Bey (Orbay), ertesi gün İs- tanbul’a varır. Anlaşmayı ve olup biteni Vahdettin’e an- latmak için Saray’a koşar. Çok uzun bir süre bekleti- lir. Sonunda bir görevli “Zâtı Şahane yorgundurlar. Harem dairesinde bulunuyorlar. Bu- gün kendilerini ziyaret müm- kün değildir. Sizi önümüzde- ki salı günü kabul buyura- caklardır” der... (*) O gün “perşembe”dir. Ya- ni “beş” gün sonra... Mondros’u ve onu uygula- yan “Sevr”i geçersiz kılan “Lozan” eğer “Padişah”ı “Ha- life”yi korusaydı, ardından “laik”liğe giden yolu açma- saydı Abdullah Gül, Lozan’ın imzalandığı masayı böyle mi karşılardı? Oysa bugün -ne yazık ki- taşıdığı “unvan” ve dolayısıyla oturduğu “mekân” Lozan’la sağlanmıştır. “Masa” zaten bu “mekâna” bugün hiç mi hiç yakışmazdı. (*) Rauf Orbay, Cehennem Değirmeni, Cilt I, s.153, Em- re Yayın, 2000. Komşu SESSİZ SEDASIZ (!) Zaten Şimdi Yakışmazdı m.velidedeoglu@hotmail.com KİM KİME DUM DUMA BEHİÇ AK behicak yahoo.com.tr ÇİZGİLİK KÂMİL MASARACI kamilmasaraci mynet.com TARİHTE BUGÜN MÜMTAZ ARIKAN www.mumtaz-arikan.com21 Kasım OTOBÜSTEKİLER KEMAL URGENÇ k_urgenc yahoo.com HAYAT EPİK TİYATROSU MUSTAFA BİLGİN hetiyatrosu@mynet.com BULMACA SEDAT YAŞAYAN SOLDAN SAĞA: 1/ İnsanda hayvanlarla cinsel ilişki kurma isteğiy- le ortaya çõkan cinsel davra- nõş bozukluğu. 2/ Futbolda to- pu havadan kale önüne yollama... Es- kiden harman ürünlerinden onda bir oranõnda alõnan vergi. 3/ Tamirat... Suudi Arabistan’õn plaka imi. 4/ Hayvan yemi olarak yetişti- rilen bir bitki... Na- maz ibadetinin biri- mi. 5/ Argoda es- rar... Hint mutfağõn- da kullanõlan, çeşit- li baharatlarõn karõşõmõna verilen ad. 6/ Türk halk müziğinde kullanõlan dokuz telli bir saz... Bir no- ta. 7/ İncir ağaçlarõnda döllenmeyi sağlayan si- nek... Mürekkep hokkalarõna konulan ham ipek. 8/ Toprağõ kazõp siper yapmak. 9/ Açõk alanlar- dan ve kalabalõk yerlerden korkma. YUKARIDAN AŞAĞIYA: 1/ Hayvanlardan aşõrõ derecede korkma. 2/ Kuş- bilimci. 3/ Büyük ve süslü çadõr... II. Dünya Sa- vaşõ yõllarõnda Japonlar tarafõndan kullanõlan avcõ uçağõ tipi. 4/ Gözkapaklarõna sürülen boya... İkrar olunmuş, onaylanmõş. 5/ Uzak... Anadolu halklarõnõn en eski ana tanrõçasõ. 6/ Doğu Kara- deniz yöresine özgü, “laloto” da denilen ve mõ- sõr ununa çeşitli sebzeler karõştõrõlarak yapõlan bir tür ekmek... Söz, lakõrdõ. 7/ Uğraş... Pamuklu bir kumaş cinsi. 8/ Başkalarõnõn sõrtõndan geçinen kimse. 9/ Çekilerek balõk avlamaya yarayan daire şeklinde el ağõ... Hatay ilinde bir õrmak. 1 2 3 4 5 6 7 8 9 1 2 3 4 5 6 7 8 9 K U T N U O D A U R A Z A F E R T A V Ş A N M A N Ş İ M A L B U Z A M Ç E R İ A N A Ç M E S O F L E M A N D E M R E N D E A R A B İ S E L 1 2 3 4 5 6 7 8 9 1 2 3 4 5 6 7 8 9
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog