Bugünden 1930'a 5,498,464 adet makale



Katalog


«
»

CMYB C M Y B 16 KASIM 2008 PAZAR CUMHURİYET SAYFA 15 A. Tarık Emre: “RTE’nin ‘Beraber yürüdük bu yollarda’ şarkısı listeden çıktı, yerine ‘Ham meyveyi kopardılar dalından’ girdi!” Yemen’de Türk gemisi kaçırılmış: Giden gemi gelmiyor, Acep nedendir? Çanak Erdal Yücel: “RTE’nin ‘yazıklar olsun’ lafını şöyle okuyabilir miyiz: Yaladığın çanağa pisleme!” Yalan Filiz Ofluoğlu: “Mustafa filmini İngilizlerin bir deyimi ile yorumlayabiliriz: Eksik bilgi vererek yalan söylemek!” Truva Erol Barutçugil: “Turgut Özal’ın Anayasa Mahkemesi’ne yerleştirdiği Truva atının kapakları açıldı!” YağmurDeniz Yüksek Yerilim Hattı erdincutku@yahoo.com Bunları zemzemci sanıyorduk, zamzamcı çıktılar! Cepte en iyi taşımayı kim yapıyor? CEP telefonlarında numara taşıma süreci başladı ya, mizah yazarı arkadaşımız Cihan Demirci “Cepte taşımayı en iyi AKP yapıyor” diyor: “Cep telefonu şirketlerinin reklamlarından size de sıkıntı geldi mi? Siz, cep telefonu şirketlerinin artık bıktıran reklamlarına kanmayın, aldanmayın! Çünkü bu ülkede, cepte ‘numara’ taşımayı cep telefonları şirketleri değil, en iyi AKP iktidarı yapar ve yapmaktadır! Cebimizde kalan son paraları her türlü numarayla zengin ceplerine taşıyan AKP iktidarından her an yeni taşımalar, yeni zamlar bekleyin. Durmak yok, oyulmaya devam! Çünkü onlarda her türlü numara var! Örneğin şimdi de sırada Anayasa’nın ilk dört maddesini taşıma işi bulunuyor! Evet, cepte numara taşımada sakın ha RTE garantisinden şaşmayın, bu yolda durmayın, devam edin! Unutmayalım ki; her türlü numara ve her türlü taşıma, 500 milyar dış borçla krizleri teğet geçen AKP iktidarındadır! Neyse ki hayat bu, gün olur devran döner, kimileri de siyasi mevta olarak dört kolluyla taşınır elbet!” - Fetoş’a örgüt kurmada takipsizlik verilmiş... “Devlet kuruyor da ondan!” TÜRKİYE’DE halkın büyük çoğunluğu tarafından çok büyük değer verilen iki Mustafa’dan söz ediyor Yahya Kemal Kaya; bunlardan birinin İslam peygamberi Muhammed Mustafa, diğerinin ise ülkenin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk olduğunu anlatıyor: “Bu ülkede hiç kimse bu iki Mustafa’ya karşı çıkarak bir kazanım elde edemez, gizli ya da açık amacına ulaşamaz! Kaldı ki tarihe mal olmuş, eylem ve söylemleriyle kitleler üzerinde etkin; özde ve sözde davranışlarıyla tutarlı; insanlığa yararlı, tüm uluslara öncülük etmiş kişilerin özel yaşamlarının sorgulanması, tartışılması, irdelenmesi gereksiz ve yararsızdır. ‘Her türlü olgunun tartışılması gerekir’ diyerek, ‘tabu kalmamalıdır’ söylemiyle demokrasiye, katılımcılığa katkı yaptığını sananlar neye ve kimlere hizmet ettiğini iyi bilmelidir. Halkımızın büyük sevgisini kazanmış bir kişiliğin özel yaşamının öne çıkarılması, buna karşılık ülkeye ve insanlarına sağladığı kazanımlarının, devrim niteliğindeki uygulamalarının göz ardı edilmesi topluma ne yarar sağlayabilir? Değerlere saldırmak, çağımızda ünlenmek, güç ve para sağlamak için kolay bir yol halini almıştır. Bu yolu daha önce kullananların geçici başarısı bazılarının gözünü kamaştırmış olabilir. Kırmızı çizgilerin törpülenmesi, giderek yok edilmesi son yıllarda alıştığımız bir durum haline gelmiştir. Tüm değerlerimizi birer, ikişer, onar, yüzer satıyorlar, alçaltıyorlar, küçümsüyorlar, aşağılıyorlar. Sıra son değerimize, kurucumuza, önder Mustafa Kemal’e geldi! O’nu da tartışılır kılarak, değersizleştirebilir; ileri kuşaklardan gizleyebilir, izlerini silebilirlerse işte o zaman Cumhuriyet’in ruhuna Fatiha bile okumayacaklar! Resmi t§arih diye bilinenleri yok sayarak, gerçeği aramak adına araştırma yapanlar, belgesel bir biçimde sinema sanatını kullanmaya kalkanlar bilmelidirler ki; tarih sinemayla yazılmaz; sinema tarihle, tarihsel gerçeklerle yazılır! Herkesin kendisine göre doğruları olabilir, ama gerçek tektir. Resmi tarih diye dışlanan tarihe karşı, gerçek tarih yaşayanlarla, yaşananlarla, gerçek belgelerle aktarılabilir sonraki kuşaklara. Hezeyanlarla ve soyut görüşlerle, yorumlarla değil! ‘Tarih yazılmaz, yapılır’ ve bunu da yapan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür.” İki Mustafa PANO DENİZ KAVUKÇUOĞLU Başbakan Yalnızlaşıyor Şu sıralar Başbakan kendisini onca zamandır var güçleriyle desteklemiş olan köşe yazarları, TV yorumcuları ve gazeteciler tarafından topa tutu- luyor. O ise bunun nedenleri üzerinde düşüneceği yerde öfkeleniyor, öfkesini gemleyemeyip büs- bütün hırçınlaşıyor. Kendisini yalnızlığa sürükle- yen bir kısırdöngü içinde Başbakan; ne var ki bu kısırdöngüden kurtulmak için hiçbir çaba gös- termiyor. Yaklaşan yerel seçimler öncesinde “hiç kimse tarafından anlaşılamayan yalnız adamı” mı oyna- yacak? Bundan mı medet umuyor? Bildiğimiz, yal- nızlığın yeryüzünde bugüne kadar hiçbir siyaset adamına hayır getirmediğidir. Tarih, yalnızlaşmış siyasetçilerin acılı, hüzünlü, istenmeyen sonları- nın örnekleriyle doludur. İktidarının ikinci yılından itibaren Başbakan’ın yakın çevresi ya davranışlarında pay sahibi ol- mamak için ondan uzaklaşmış ya da onun tara- fından uzaklaştırılmıştır. Onlar çoğunlukla millet- vekilleri ile danışmanları idi; sıra şimdi kendisine yakın yazılı ve görsel basın mensuplarına gelmiştir. Bu hayırlı bir gidiş değildir. Eleştiriye katlana- mamak, önerilere kulak asmamak, paylaşımcılı- ğı yadsımak, hep bildiğini okumak tüm siyaset- çiler için geçerli tehlikeli bir yaklaşımdır. Siyasetçinin yalnızlığı, kendisini benzersiz his- setmesi, hiç kimseyi kendisine layık olacak kadar iyi, akıllı, bilgili görmemesi durumunda belirgin- leşir. En iyi bilen odur, en akıllı, en bilgili olan odur, öyleyse onun kadar iyi, akıllı, bilgili olmayanlar adı- na konuşacak, onları yönetecek olan da o ola- caktır. Bu duygulardan kaynaklanan bir yalnızlığa kendini mahkûm etmiş olan siyasetçi, yokuş aşağı inerken frenleri boşalmış yüklü bir kamyon gibidir, hem kendisi hem çevresi hem yönettiği ül- ke ve toplum için tehlike oluşturur. Hayatta karşılaşılan olaylara verilen tepkiler bi- reyden bireye, topluma, kültüre, sosyal statüye, kişinin içinde olduğu zaman dilimine bağlı olarak göreceli olarak değişebilir; bir olay karşısında, ki- şinin o olaya yüklediği anlam, kişiden kişiye farklıdır. Herhangi bir insan kendi yaşam dilimleri için- de karşılaştığı olaylara ilişkin olarak yalnızlığı yeğ- leyip üzüntülerini, hüzünlerini, endişelerini ya da bunların karşıtı olan sevinç, neşe, coşku gibi duy- gularını içsel dünyasına gömebilir. Veya söz ve davranışlarıyla bu duygularını dışa yansıtabilir; her- hangi bir insan için bu doğaldır, yadırganmaz. Fakat sorumlulukları bireysel hayatlarıyla sınırlı olan insanların tersine başbakanlık gibi önemli ve devredemeyeceği, paylaşamayacağı siyasal so- rumluluklar yüklenmiş bir insanda durum farklı- dır. Sorumluluk sahibi insanın yalnızlığıyla birlik- te çevresinde oluşan boşluğu doldurmaya aday birileri mutlaka ortaya çıkacaktır. Tarihe dönüp baktığımızda birçok siyasetçinin, devlet adamı- nın kötü sonlarını genellikle o “yeni birileri”nin yön- lendirmeleri getirmiştir. Ne var ki o kötü sonların acılarını çoğu zaman onunla birlikte toplum da çeker. Recep Tayyip Erdoğan karakterindeki bir si- yaset adamının en yalnız olduğu anlar kendisini alkışlayan kalabalıklar karşısında olduğu za- mandadır. Çünkü kalabalıklar ondaki benzersiz ol- duğuna, hiç kimsenin ona layık olacak kadar iyi, akıllı, bilgili olmadığına ilişkin duygularını kamçı- lar. Yalnızlık kısırdöngüsü içindeki siyasetçi ka- labalıklar karşısında bir duygu boşalması yaşar, duyguları diline yansır. Öyle anlarda sözlerini de- netleyemez, beyninde sakladığı, içinde bastırdı- ğı duygular sözcüklere dönüşüp ağzından istenç dışı dökülür. Bu boşalma sürecine aykırı tutum sergileyen- lerse, -birçok örneğine tanık olduğumuz gibi- azar- lanır, kovulur, uzaklaştırılırlar. Başbakan bir yalnızlaşma kısırdöngüsündedir. Bu durum herkes tarafından görülüp izleniyor ol- sa da bir not da biz düşelim dedik. Galiba şu ‘Mustafa’nõn tek olumlu yanõ, Atatürk ve dönemi- nin “artan bir merak”la herkes tarafõndan “belgelenme”si oldu... Can’õn “yakıştırma”larõna kar- şõ “yakıştıramadıkları”nõ bel- geleyen sayõsõz yazõ basõnda yer bulamasa da internette dolaşõyor. Atatürk, “tarihsel kişiliğiyle de bütünleşen özel yaşamı”na ait sa- yõsõz bilgi, anõ ve kanõtlarla, çok daha büyük bir özlemle kucakla- nõyor. Mustafa da eminim ki daha çok bu “tetikleyici” özelliğiyle anõla- cak. Ben ise en çok “diktatör” ya- kõştõrmasõna içerlediğim için, 1938’e kadar TBMM’de kabul edilen “Atatürk yasaları”na bir daha baktõm. G ü n ü m ü z dünyasõndaki en demokratik ör- neklerden bile daha ileri düzen- lemeleri görmek ne kadar gurur kaynağõ ise, söz- de “diktatörlük belgeseli”nde bunlara hiç deği- nilmemesi de o kadar hazin... İşte size yak- laşan yerel se- çimler öncesin- de, anõmsanmasõ anlamlõ olacak bir “Atatürk yasası”; 3 Nisan 1930’da TBMM’de kabul edilen, 1580 sayılı Belediyeler Kanunu... ‘Demokrasi dersi’ Belediyelerimiz 2000’li yõllarõ da bu yasayla karşõlamõşlardõ; an- cak son değişikliklerle yerel de- mokrasiyi sadece “imar talanı öz- gürlüğü” için önemseyen düzen- lemeler geldi… Örneğin Tarihi Kentler Birliği bir “belediyeler birliği” olarak 2000 yõlõnda kurulduğunda, Mi- marlar Odasõ, ÇEKÜL gibi kent- sel mirasla ilgili hükümet dõşõ ku- ruluşlar da Birlik Meclisi’nde temsil edildiler. Çünkü 1930 tarihli yasada bu- na bir “engel” yoktu… Bu “katılımcı” tüzük madde- leri, yeni belediye yasasõyla iptal edildi; çünkü 2004 tarihli yasada buna “engel” vardõ!.. Yani, Can’õn “dikta” dediği dönemin yasasõ, yine Can’õn ne dediğini bilemediğim ama “de- mokrasi” olduğu söylenen bu- güne ait yasadan çok daha de- mokratikti... Her yönüyle bir “devrim ya- sası” olan 1580 sayõlõ Belediyeler Kanunu’nun “ruh”u da şimdi- kinden çok daha fazla demokrasi sevdalõsõydõ… TBMM tutanaklarõ, yasa üze- rindeki görüşmelerin bile, adeta “demokrasi dersi”ne dönüştü- ğünü belgeliyor. Örneğin, tasarõ- nõn “belediye meclisleri beledi- ye reislerinin emriyle toplanır” maddesinde kõyamet kopuyor. Ta- sarõyõ sunan Dahiliye Nazõrõ (İç- işleri Bakanõ) Şükrü Kaya Bey õs- rar ederek “Reis elbette ki emir verebilir” derken buna itiraz eden milletvekilleri şunu söylüyorlar: “Meclis’i halk seçiyor; başkan halkın temsilcilerine emir vere- mez, ‘davet’ edebilir…” İşte bu tartõşmayla, savaştan yeni çõkmõş bir ulusun, çizmelerini yeni çõkarmõş milletvekilleri, “emir” yerine “davet” inceliğini üstelik “tek parti” meclisinde yasaya geçirmiş- lerdir. O gün bu- gün, belediye baş- kanlarõmõz Mecli- si, emirle değil “davet”le toplu- yorlar… Yerel ‘krallık’lar Ya aynõ yasada- ki “başkan seçi- mi” yöntemine ne demeli? 30 yõlõ aşkõn uy- gulanan ilk şekline göre, halk belediye meclisini seçti; be- lediye başkanlarõ da meclis üyeleri arasõndan ilk top- lantõda seçildiler. Böylece, şimdi- ki gibi doğrudan halkõn seçtiği be- lediye başkanlarõyla yaratõlan “ye- rel krallık”lar asla yaşanmadõğõ gibi, yine bugün de meslek odalarõ gibi demokratik kuruluşlarda da hâlâ geçerli olan “en demokratik kural” 1930’da belediyeler için getirilmişti… Başkanõn her yõl sonunda mec- lise hesap vermesi ve ancak “ak- landığı takdirde” izleyen yõl görevine devam edebileceği de sözde “dikta”! döneminin yasa- sõnda var… Şimdi Türkiye yeni bir yerel se- çime hazõrlanõyor. 1930 kurallarõ karşõ devrimin tõrpanõnõ yediğin- den, ister sağcõ ister solcu, yeni ye- rel krallar seçilecek. “1930 ruhu” ise olan, biteni şaşkõnlõkla izleye- cek… Sözü, Atatürk’ün 70. ölüm yõl- dönümünde gazetemizin “başya- zı”sõndan bir alõntõyla noktalaya- lõm: “Aydınlanmış Avrupa’da tek parti faşizm demekti… Ancak şeriat yasalarını benimsemiş ve aydınlanmamış bir azgelişmiş ülkede laik içerikli yasaları tek partiyle devlet düzenine dönüş- türmek bir demokratik dev- rimdi...” (Cumhuriyet -10 Ka- sõm 2008) KİM KİME DUM DUMA BEHİÇ AK behicak yahoo.com.tr ÇİZGİLİK KÂMİL MASARACI kamilmasaraci mynet.com TARİHTE BUGÜN MÜMTAZ ARIKAN www.mumtaz-arikan.com (ÇÖPLÜK ÇOCUKLARI) TAYYAR ÖZKAN www.junkidz.com HARBİ SEMİH POROY 16 Kasım Ham SESSİZ SEDASIZ (!) ÇED KÖŞESİ OKTAY EKİNCİ ‘Devrim’in Belediye Yasasõ BULMACA SEDAT YAŞAYAN SOLDAN SAĞA: 1/ Yunan mi- tolojisinde he- kimlik tanrõsõ. 2/ Kilime ben- zer, renkli ve motifli uzun yolluk... Erzu- rum’un bir il- çesi. 3/ Un, et ve bamya ile yapõlan bir ye- mek... “ --- gözlü benli dilber / Koma beni el yerine” (Karacaoğlan). 4/ Sõ- vacõ aracõ... Aldatma işi, hile. 5/ Hamam- böceği. 6/ Çit, perde... Düzgün konuşma. 7/ “Şimdi uzun karlõk- larda bir Lapon kõza- ğõ / Önünde --- geyi- ği” (B. Necatigil)... Ekvator bölgelerinde yetişen bir meyve ağacõ. 8/ Gerçekleştirilmesi zamana bağlõ istek... Temel ağõrlõk birimi. 9/ Hint klasikleri arasõnda yer alan erotizm kitabõ. YUKARIDAN AŞAĞIYA: 1/ Üye... Başõboş gezen hayvan sürüsü. 2/ Zülfü Li- vaneli’nin bir filmi... Bir çeşit yumurtalõ süt tatlõ- sõ. 3/ Kapalõ bir yerin õsõsõnõ ayarlayan aygõt... Ha- vadaki su buharõ. 4/ Çipura balõğõnõn yavrusuna ve- rilen ad... Bir nota. 5/ Jüpiter gezegeninin bir uy- dusu. 6/ İtalya’nõn en uzun õrmağõ... Hindistan kö- kenli bir bekçi köpeği cinsi. 7/ Bir bağlaç... Avõn ya da kendisine gösterilen bir şeyin üzerine atõlõp getirmesi için köpeğe verilen buyruk. 8/ Mera... Bir meyve. 9/ “ --- eylen bizden evvel gelene / Kim var imiş biz burada yoğ iken” (Karacaoğlan)... Gözle- ri görmeyen. 1 2 3 4 5 6 7 8 9 1 2 3 4 5 6 7 8 9 H E Z A R E N V E Ğ İ N T İ R E Z İ K İ R Ş A L A N İ O T P İ R R O K O K O E T T O M A R A N İ Ş K A V K R A P O R A S V E L İ A K S U 1 2 3 4 5 6 7 8 9 1 2 3 4 5 6 7 8 9 dkavukcuoglu@superonline.com www.denizkavukcuogluyazilari.blogspot.com Dünya’nın umudu… ekinci@cumhuriyet.com.tr
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog