Bugünden 1930'a 5,499,814 adet makale



Katalog


«
»

CMYB C M Y B SAYFA CUMHURİYET 12 KASIM 2008 ÇARŞAMBA 2 OLAYLAR VE GÖRÜŞLER SAYIN BAŞBAKAN, üst kimlik alt kimlik derken, sonuçta kimlik denen gayya kuyusunun boşluğuna düşüverdi; orada bocalıyor. Cumhuriyetçiliğin temel ilkesinden uzaklaşan her- kes gibi. Böyle olduğu için, bu temel ilkenin ne olduğunu ona anım- satmak gerekiyor. Yalnız ona değil, onun gibi aynı boşlukta bocalayıp nereye nasıl tutu- nacaklarını bilemeyenlere. Yani, Özal’dan beri, başka- larının, hem de dost geçinen yabancıların uzattığı reçeteleri benimseyenlere, Yani, İkinci Cumhuriyetçilere, Yani, insan haklarını işlerine geldiği gibi yorumlayıp kendi aralarında bir türlü uygulayıp başkalarınca da başka türlü uygulamasını isteyenlere ka- nanlara, Yani, Türklerin yakın tarihini İngilizlerle Amerikalıların bakış açısıyla yorumlayan kitaplardan okuyup öğrencilerine de öyle öğretmeye kalkışanlara, Kemalist Devrim’deki Ba- tı’ya dönüklüğün gerisinde da- ha temel bir evrenselliğin bu- lunduğunu fark etmeden her konuya Batılı gözlükle bakan- lara. Nedir kimlik sorunu açısın- dan cumhuriyetçiliğin temel ilkesi? Ulus-devletin cumhuri- yeti uyruklarına, onları ancak “insan-vatandaş” olarak gös- teren bir gözlükle bakabilir. Yani, vatandaşlar, her şeyden önce insandırlar ve bu neden- le insan hakları açısından eşit- tirler. Başka bir deyişle, vatan- daş kimliği insan kimliğinden ayrılamaz. Bu kimlik, insan ola- rak tam bir hak eşitliği gerekti- rir. Hak eşitliği, ayrımcılık kabul etmez. Bu eşitliğin en sağlam güvencesi de, herhangi bir ayı- rımcı uygulamanın, örneğin dinsel inanca, dile, kısacası etnik nedenlere dayalı ayrım- cılığın kesin olarak yasaklan- masıdır. Ne var ki, Türk Devleti, ku- ruluşunu hemen izleyen yıllar- dan başlayarak, Lozan’da ka- bul ettirilmiş “gayrimüslim azın- lıklar” statüsüyle ya da dıştan kışkırtılan etnik ve dinci ayak- lamalar yüzünden başvurul- muş yanlış uygulamalarla, bu temel ilkeden uzaklaşmak zo- runda kalmıştır. Ama, geçmişin yanlışları ilkenin doğruluğunu ortadan kaldırmaz. Bu nedenle, hiçbir ayrımcı toplu statüye başvurmadan da, insan kişiliğine saygı ve bireysel özgürlüğe tam ser- bestlik yoluyla etnik sorunları aşmak pekâlâ başarılabilir. Ör- neğin Sünni vatandaşlar çeşit- li ibadet özgürlüklerinden ve inançlara sağlanan kamusal destekten ne ölçüde yararlanı- yorlarsa, bu özgürlüklerin Alevi vatandaşlara yasaklanması ya da onların aynı ölçüde kamusal destekten yoksun bırakılması eşitliğe sığmadığına göre, bu ayrımcılığın kaldırılması çok basit iş değil midir? Cumhuriyetçi düşünce, etnik eşitsizlikleri ulus kavramının bütünlüğü içinde gidermek için en elverişli çerçevedir. Yeter ki, bu alandaki sorunlar bambaş- ka siyasal amaçlar uğruna kur- calanmasın ya da ilericiliğin ve sahte solculuğun bayrağı ola- rak dalgalandırılmasın. mumtazsoysal@gmail.com AÇI MÜMTAZ SOYSAL Bocalayışı Durdurmak PENCERE Anadolu’nun Övüncü Alevilik Üzerine... Son Alevi-Bektaşi eylemi canlı oldu, mitinge ki- mine göre 50, kimine göre 100 bin kişi katılmış- tı... Alevi-Bektaşi toplumu eninde sonunda to- parlanıyor mu?.. Alevi inancının tüm dinler dünyasında eşi me- nendi yok... Neden?.. Çünkü hiçbir dinde ‘enel hak’ ilkesi yok... Alevilik, İslam kapsamında oluşup gelişse bi- le, inanç diyalektiği bakımından özgün bir felse- feyi dile getiriyor... Alevi şeriatçı değildir, camiye değil, cemevine gider, dinci-İslamcı siyasete karşıdır, Nakşi- Sünni AKP iktidarına destek olamaz, laik Cum- huriyet düzeni dışında soluk alamaz... Ama nice açıkgöz çokbilmiş politikacı ya da medyacı hem Amerikanofil İslamcı AKP iktidarı- na yamanıyor, hem de Alevileri kandırmaya ça- lışıyor... Oyun içinde oyun oynanıyor... Aleviler bölünmüşlüğe sürükleniyor... Aleviler Ulusal Kurtuluş Savaşı’nda ve laik Cumhuriyetin kuruluşunda Mustafa Kemal Ata- türk ile birlikteydiler... Bugün Türkiye, İslam coğrafyasında tek laik de- mokratik ülke... Aleviliğin Atatürkçü demokratik devrimde kat- kısı çok büyüktür... Bugün de ‘Dinci-İslamcı-Nakşi-Sünni’ Ameri- kan modeline karşı, Aleviler önemli güvencedir... Ancak Aleviler kendi içlerinde bölük pörçük- leştikçe etkilerini yitirecekler, varoluşları bile tehlikeye girecek... Oysa Anadolu’ya yeryüzünde özgünlüğünü sağlayanlar Alevilerdir... Mevleviler Alevilere göre çok az sayıda olma- larına karşın Mevlana’nın kenti Konya âbâd ol- du... Bir de yoksul Hacıbektaş’ın haline bakın... Avrupa’daki ve Anadolu’daki Alevi-Bektaşi toplumları el ele verebilse, Hacıbektaş pırıl pırıl bir merkeze dönüşebilir... Alevilerle Bektaşiler birbirleriyle uğraşacakla- rına bütünleşseler hem Nakşi-Sünni-İslamcı- Amerikanofil iktidarın soluğunu keserler, hem la- ik Cumhuriyet Atatürk’e layık bir çağdaş devle- te dönüşür... Alevi ve Bektaşiliğin güler yüzü mizah, şiir ve fıkra diliyle dünyada bir eşi daha bulunmayan öz- gün bir kültür yaratmıştır... ‘Şahkulu 2008 Takvimi’nde birkaç gün önce okuduğum fıkra ile yazıyı noktalayayım... Dersim olaylarında yakalanan isyancıları jan- darma içeri atarmış, yeterli cezaevi olmadığından tutukevi gibi kullanılan bir camiye tıkmak istedikleri Alevi ise direniyormuş: - Girmem de girmem... Dipçikleyip içeri sokmuşlar... Alevi ellerini havaya kaldırıp seslenmiş: - Ya İmam Hüseyin halimi görüyorsun, ben gir- mek istemiyorum, ama, zorla sokuyorlar... Böylesine özgün kültürü olan Anadolu’da yüz bin cami inşa edilmişken cemevlerine karşı çık- mak ‘gaflet’ ve ‘dalalet’ten başka şey değildir... B arack Obama, se- çim kampanyasõ bo- yunca “değişim” sözcüğünü çok sõk kullandõ ve bu sözcüğü kam- panyasõnõn odak noktasõna oturttu. Obama’nõn güdeceği siyasalarõn ne ölçüde değişim getireceğini zaman içinde gö- receğiz. Ancak, 13 Nisan 2006 tarihinde “Cumhuriyet”te ya- yõmlanan “ ‘Öteki’ Ameri- ka’nın Sesi” başlõklõ maka- lemde vardõğõm sonucun hâlâ geçerli olduğunu düşünüyo- rum. O da şu: Obama Baş- kanlõğõ’nda değişimi bir öl- çüde güdülecek iç politikada görebileceğiz. Güdülecek dõş politikada ise “üslup” ve ba- zõ konularõn vurgulanmasõ ile ilgili olarak değişikliklere tanõk olabiliriz; ancak tüm bunlarõn dõş politikada “temel” deği- şiklikler getirecek boyutta ol- mayacağõ kanõsõnõ taşõyorum. Obama’nõn ilk aşamada ba- şarõlõ olduğu konu şudur: Özel- likle son yõllarda Amerikan karşõtlõğõnõn yükseldiği ve Amerika imajõnõn en alt dü- zeyde seyrettiği bir dönemde bir siyahi liderin ABD Baş- kanlõğõ’na seçimi bu imajõn düzelmesinde büyük bir rol oynamõştõr. Ancak Obama’nõn güdeceği siyasalar, bu düzelmiş imajõn sürekli olup olmayacağõnõ sap- tayacaktõr. Obama “oyunu” kurallarõna göre oynuyor. Bazõ önemli kuruluşlarõ ve örneğin İsrail devletini karşõsõna almamaya özen gösteriyor. Daha seçim kampanyasõnõn başlarõnda, Obama en büyük Musevi ku- ruluşu olan AIPAC’õ ziyaret et- miş ve İran’a karşõ geleneksel politikayõ orada tekrarlayõp İs- rail’in güvenliğini korumaya bağlõ olduklarõnõ söylemişti. Gerçek anlamda stratejik müt- tefik olan İsrail’in onayõ ol- maksõzõn İran’la temas edece- ğini düşünmemek gerekir. Ni- tekim, seçildikten sonra yaptõğõ ilk basõn toplantõsõnda da İran için söyledikleri en azõndan İran konusunda temel bir de- ğişikliğin olmayacağõnõn işa- retidir. Rahm Emanuel’i Be- yaz Saray Genel Sek-reterli- ği’ne atamasõ da bir başka ör- nektir. Aşõrõ partizanlõğõ ve İsrail yanlõlõğõ nedeniyle Rahm Emanuel’in tartõşõlan bir kişi- liği var. Oysa kendisine veri- len görev nedeniyle Rahm Emanuel, Obama ile çok yakõn çalõşma ilişkisi içinde olacak- tõr. Önceki makalemde belirtti- ğim gibi “Öteki Amerika” de- yimini o ülkedeki yoksullar ya da ezilen gruplar anlamõnda de- ğil, ABD hükümetinin güttüğü politikalardan farklõ yakla- şõmlarõ olan kişiler ve grup- lardan söz etmek için kullanõ- yorum. Amerika’nõn politika- sõ uzunca süre sağa kaymõştõr. Clinton döneminde daha in- sancõl politikalar güdülmek is- tenmesine karşõn ayakta kala- bilmek için, Clinton da orta yo- lu seçmek ve istediği örneğin, sağlõk politikasõnõ yaşama ge- çirememe durumuyla karşõ- laşmõştõr. 11 Eylül’den başla- yarak Amerika’da sağa kayõş hõzlanmõş, sosyal içerikli ve amaçlõ siyasalardan uzaklaşõl- mõş, “Evangelist” anlayõş ege- men olmuş ve savaş yanlõsõ po- litikalar güdülmeye başlan- mõştõr. Amerika’da “sol” diye ta- nımlanan görüşler, genelde, var olan ekonomik sistemi sorgulamıyorlar. ABD’de “solculuk”, savaş karşıtı tu- tumlar ve örneğin, zencilere, “yerlilere” eşitlikçi muame- lenin gerekliliği üzerinde odaklanıyor. Ancak ‘30’lu yõllarõn başlarõnda Franklin Delano Roosevelt iktidara ge- lince ve ekonomik buhranõn et- kisiyle var olan ekonomik dü- zeni sorgulayan kişiler, düşü- nürler, üniversite öğrencileri, bürokratlar, hatta üst düzey yöneticiler ortaya çõkmaya başladõ. Lillian Hellmann gi- bi bir yazar o dönemin bir ürünüdür. Roosevelt ekono- mik buhran nedeniyle çökmüş ekonomik düzeni düzlüğe çõ- karabilmek için bir ölçüde “devlet müdahalesi”nin ge- rekliliği üzerinde dur- du. Ve bazõ konularda bunu yerine getirdi. ABD’deki sosyo- ekonomik düzeni bir ölçüde sorgulayan “New Deal” politi- kasının sonunu geti- ren Roosevelt’in ölü- mü değildi. Esas ne- den soğuk savaşın başlamasıydı. Sovyet Rusya düş- man ilan edilince o düzeni çağrõştõran õlõmlõ olan sosyal de- mokrat görüşler bile töhmet altõnda bõra- kõlmaya başladõ. Eko- nomik sistemi eleştir- diklerinden ötürü pek çok kimse işinden ol- maya başladõ. Bu du- rum McCarthy dö- neminde hõzlandõ. An- cak tüm bu olumsuz gelişmelere karşõn “öteki” Amerika can- lõlõğõnõ, bazõ sivil top- lum kuruluşlarõnõn ve bazõ etkin düşünürle- rin tutumlarõ nedeniy- le, bir ölçüde, korudu. Ancak “öteki” Ame- rika’ya yeni bir bo- yut ve canlõlõk getiren, Reagan döneminde ivme kazanan, küre- selleşmeci, sosyal ada- letten yoksun politi- kalara karşõ başlayan hareket olmuştur. Si- yasal gelişmeler, özel- likle Amerikalõ ana- yasa hukukçularõnõ ve siyaset bilimcilerini 1980’ler ortasõnda ye- niden cumhuriyetçi- lik felsefesi ve cum- huriyet kurumlarõ üze- rinde çalõşmaya it- miştir. Cumhuriyetçi geleneğin “özeli” de- ğil, “kamu yararını” ön planda tutmasõ ve “eşit yurttaşlık” ge- rektirdiği vurgulan- maya başlamõştõr. J.F. Kennedy’nin solculuğu insan hak- larõ konusunda, siyah Amerikalõya eşit hak- lar tanõnmasõ konu- sunda odaklaşõyordu. Öte yandan aynõ Ken- nedy’nin “Küba” mü- dahalesini anõmsaya- lõm. Clinton’lar için “idol” J.F. Ken- nedy’dir. Roosevelt değil. Amerika’nõn toplumsal ekonomik yapõsõnõ daha sosyal adaletçi bir düzene ka- vuşturmak için çaba gösteren Roosevelt’in “Yalta” anlaşmasõnõ imzalayan kişi oldu- ğunu da anõmsayalõm. Oba- ma’nõn idolü Roosevelt’tir deniyor. Bu konu tartõşmaya açõk. Obama konuşmalarõnda hep “Amerikalı Orta Sınıfın” yaşam şartlarõnõ düzeltmek- ten söz ediyor. Ya fakirler? Ya sokaklarda yatan, işsizler or- dusu? Oysa özellikle son 30 yõldõr, Amerika’da yoksulluk artmõş, birçok insan sokaklar- da yaşamaya mahkûm olmuş- tur. Ancak her şeye karşõn, Obama yönetiminin iç politi- kada daha sosyal adaletten ya- na, halktan yana bir ekonomi- politika güdeceğini düşünebi- liriz. Obama’nõn söylemlerinde dikkat çeken bir husus da Amerikan vatandaşlõğõnõn üst kimliği oluşturduğu ve tek bir bayrak altõnda Amerika’nõn birliğinin sürmesi gerekliliği- dir. Oysa, üyesi olduğu De- mokrat Parti özellikle son 50 yõldõr, gittikçe artan bir oran- da “etnik kimliği” vurgula- maktadõr. Etnik kimlik bölü- cüdür, çağdõşõdõr. Bunun böy- le olduğunu kendisi gibi Har- vard’lõ, kendisi gibi Demo- krat Partili Arthur Schlesin- ger, Jr. söylemiş ve yazmõştõr. Schlesinger, J.F. Ken- nedy’nin başdanõşmanlarõn- dan biri olmuştur. Amerika Birliği’nin Çözülmesi (The Disuniting of America) baş- lõklõ 1992 tarihli yapõtõnda Amerika’nõn özelliğinin çok değişik õrk, etnik ve dinsel kökenden gelen gruplarõn var- lõğõna karşõn bir ulus oluştura- bilmesinin çok büyük bir başarõ olduğunu vurgulamaktadõr. Kendi kökeni nedeniyle de Obama, etnik bölünmeleri ön- leyebilecek bir konumdadõr. Obama, Demokrat Parti’nin son yõllardaki “etnisiteye” odaklanmõş politikasõnõ, cum- huriyetçi bir yaklaşõm olan “bütünleşmeye” doğru de- ğiştirebilecek midir? Bu zor; ancak, imkânsõz değildir. Obama’nõn seçimiyle “Öte- ki” Amerika iç politikada et- kin bir yer edinmiştir. Bu du- rum, ABD dõş politikasõnda ne ölçüde bir değişim gerçekleş- tirebilir? Bu konuda kesin bir yanõt vermek olanak dõşõdõr. Savaş karşõtlõğõ güçlense bile, unutmamak gerekir ki ABD bir “süper devlettir”. Askeri mü- dahalelerden büyük kâr sağla- yan silah sanayisi ve benzer kuruluşlar dõşõnda “öteki” Amerika da ABD’nin bu ko- numunu yitirmesini; örneğin bir “AB”den, bir Çin’den da- ha güçsüz konuma gelmesini istemez. ABD’nin “süper devlet” olma konumunu za- yõflatacak bir dõş politika gü- debileceği beklentisi içinde olmamalõyõz. Obama dönemini değerlen- dirirken Bush yönetiminin ikinci dönemindeki bazõ deği- şiklikleri göz ardõ etmemeliyiz. Bu dönemde bazõ “neocon”lar yönetimden ayrõldõ. Condole- ezza Rice yönetimindeki “pragmatist realistlerin” ağõrlõğõ arttõ. İlk kez bir Ame- rikan yetkilisi İran’la AB ara- sõnda doğrudan yapõlan nükleer görüşmelere katõldõ. Bu iki ül- ke arasõnda “büyük bir pa- zarlık” konusunda ilk adõmõ oluşturdu. İran’daki yönetim bir oldubitti yönünde adõm at- mazsa, Obama, Bush döne- minin attõğõ bu ilk adõmõn de- vamõnõ getirebilir. Öte yan- dan, Irak ve Afganistan’la zo- runlu ilgilenmeye ek olarak, Obama yönetiminin en çok vaktini alacak “ekonomi”nin durumunu düzeltmek olacak. Türkiye’ye gelince: Türki- ye, şimdilik, Obama’nõn birinci derecede ilgi alanõ içinde gö- zükmüyor. Ancak, Obama’yõ değerlendirirken Demok-rat Parti’de etnik gruplarõn ağõrlõ- ğõnõ göz ardõ etmemeliyiz. Öte yandan Demokrat Parti ağõr- lõklõ kongrelerin, özellikle si- lah alõmõna kadar birçok alan- da sorun yaratabileceğinin bi- lincinde olmalõyõz. Görünen o ki Obama yönetimi dönemin- de, en azõndan ilk aşamada, Türkiye’yi zorlu bir dönem bekliyor. Türkiye bu dönemde kendini “iyi anlatabilmeli” ve “farklı mesajlar” verme- melidir. Bundan da önemlisi Türkiye kendini bilmeli ve kendi değerini yabancõ dev- letlerin ya da onlarõn başkan- larõnõn ona nasõl baktõğõyla ölçmemelidir. Obama ve ‘Öteki’ Amerika... Prof. Dr. Suna KİLİ Obama dönemini değerlendirirken Bush yönetiminin ikinci dönemindeki bazõ değişiklikleri göz ardõ etmemeliyiz. Bu dönemde bazõ “neocon”lar yönetimden ayrõldõ. Condoleezza Rice yönetimindeki “pragmatist realistlerin” ağõrlõğõ arttõ.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog