Bugünden 1930'a 5,499,814 adet makale



Katalog


«
»

CMYB C M Y B SAYFA CUMHURİYET 1 KASIM 2008 CUMARTESİ 16 KİM KİME DUM DUMA BEHİÇ AK behicak yahoo.com.tr ÇİZGİLİK KÂMİL MASARACI kamilmasaraci mynet.com TARİHTE BUGÜN MÜMTAZ ARIKAN www.mumtaz-arikan.com (ÇÖPLÜK ÇOCUKLARI) TAYYAR ÖZKAN www.junkidz.com HARBİ SEMİH POROY 1 Kasım SAĞNAK NİLGÜN CERRAHOĞLU ABD’de Gerçek Saati WASP! “Beyaz, Anglosakson, Protestan” manasında. “White, Anglosaxon, Protestant” sözcüklerin baş harf- lerinden oluşan bir kısaltma, kodlama bu. Daha önce hiç karşılaşmadığım bu sözcüğü bana, ABD’ye ayak bastığımda; Alman kökenli bir Amerika- lı arkadaşım öğretmişti. “Bunu aklından hiç çıkarma!” demişti: “Bu ülkeyi WASP’lar yönetir.” ABD’nin en tanınmış üniversitelerinden biri olan “Johns Hopkins”e kaydolduğumda çünkü bir entere- sanlık hissetmiştim. Üniversite, nüfusunun nerdeyse tamamını “siyahla- rın” oluşturduğu bir kentte; Baltimore’da bulunmaktaydı. Ama sınıf arkadaşlarım ve arkadaşlarımın arkadaş- larının hepsi “beyazdı”. Aramızda “Çinli” ve “Japon” öğrenciler vardı. Ama tek “siyah” hatırlamıyorum. Geri dönüp belleğimi yokladığımda, ABD’de geçir- diğim yıllardan aklımda kalan anı; siyahların oluşturduğu bir kentin ortasında bir “beyaz adacıkta” yaşamış ol- mak, ki sözünü ettiğim yıllar, Washington’da “ırkçılık kar- şıtı önlemlerin” alındığı, “siyah kotaların” uygulandığı; “politically correct” -siyaseten uygun ya da terbiye edil- miş- söylemlerin desteklendiği ’70’ler sonuydu. Siyahlar o yıllarda “siyaseten” teşvik edilmekte ve pohpohlan- maktaydılar. “Baltimore’daki tezat” zaten tam da bu ne- denle dikkatimi çekmişti. Amerikan seçimlerine o günlerin süzgeciyle baktı- ğımda; Obama dalgasını, ABD için inanılmaz bir “aşama” olarak görüyorum. Siyahların hayalet gibi resmen, “görünmez olduğu” yıllardan; “Beyaz Saray eşiğine” gelip dayandıkları ta- rihi bir dönüm noktası yaşıyoruz. Ama bir yandan da arkadaşım İngrid’in uyarısını ha- tırlamadan edemiyorum: “Unutma! ABD’yi WASP’lar yönetir…” Nakış gibi işlenen ‘ötekileştirme’ Üç gün kala, seçimlerin kırılma noktası ne dünyayı sarsan finansal kriz; ne Bush enkazı, ne Irak, ne Af- ganistan, ne şu, ne bu… Sadece ve sadece “ırk fak- törü”: Bir yanda Obama’nın kamuoyu yoklamalarında fark yaratan üstünlüğü tartışılırken; öte yanda ülkede her da- im hâkim olan “WASP” unsuru ve beyaz Amerikalıla- rı derinden şartlayan bir “neo-ırkçılık” konuşuluyor. “Neo-ırkçılık” denen şey; ’70’lerden bu yana, ABD panoramasında geçerli olan “siyaseten terbiye edilmiş söylemlerin”; tümüyle kontrolden çıkması ve terk edil- mesi. Karaderili bir adamın “Oval Ofis”te oturma ihtimali somutluk kazandığı ölçüde, kırk yıllık kazanımlar tuz buz oluyor. Yakın tarihlerde dillendirilmesi düşünülmeye- cek “uluorta ırkçı söylemler” ortaya dökülüyor. Ortaya dökülmek ne kelime… McCain - Palin kampı Obama’yı açık açık “ötekileştiriyor”. Çaresizlik batağına saplandıkça ve Obama adım adım zafere yak- laştıkça, bu “ötekileştirme” dozunu arttırıyorlar. “Real Americans!” (“Ey gerçek Amerikalılar!”), “Pat- riotic Americans” (Ey vatanseverler!); “Country first” (Her şeyden önce vatan!)… gibilerinden ilk bakışta zararsız görünen; ancak ülkenin “yazılmamış kodlarını” içerden bilen ve hisseden herkesin fark edeceği; “Obama’yı öte- kileştiren ve dışlayan” sloganları devreye sokuyorlar. “Gerçek ve vatansever Amerikalı” derken çünkü yan- lızca Amerika’nın “beyaz”, “WASP” kökenlerine gön- derme yapıyorlar. Obama gibi “kökü belirsiz, Afrikalı bir babadan olma birine nasıl güvenebilirsiniz?” temasını; “Amerika’nın de- rin bilinçaltına” işliyorlar. Yetmedi. Obama’ya “Arap/Müslüman” diyorlar, “te- rorist müttefiki”, “FKÖ dostu, İsrail düşmanı” ilan edi- yorlar. İnceden inceye bir nakış gibi, büyük beceriyle işle- nen bu “ötekileştirme” süreci; bir yanıyla bana Türki- ye’nin “AB serüvenini” hatırlatıyor. Türkiye’nin “AB başkentlerinde bir hayalet gibi gö- rünmez ve hissedilmez olduğu yıllarda”, Avrupalı kim- liği tartışmaya açıldı mı hiç? “Siyaseten münasip” söy- lemler dobra dobra ne zaman bir yana bırakıldı? Perspektif hiçbir zaman olmadığı denli somutlaştığın- da! Ya da bıçak kemiğe dayandığında, gerçek saati çal- dığında… Obama’ya olan da bu şimdi. Başka hiçbir nedenle olmasa, sırf bu nedenle Obama’nın zaferini şiddetle ar- zuluyorum. Ve “Ha Obama, ha McCain! ABD süper güç değil mi? Hiçbir şey değişmez…” diyenlere hiç katıl- mıyorum. Nedenleri gelecek yazıya... Bir Basamak Daha DTP, her gün yeni bir basamak tırman- makta. Son adımlardan birini arkadaşımız Ayşe Sayın haberleştirdi. Parti, geçen yıl yaptığı kongresinde kabul ettiği “demokratik özerk- lik” bildirgesini Türkçe, Kürtçe ve İngilizce bastırıp TBMM’de dağıtmış. Bildirge neyi içeriyordu? “Ortadoğu’da ya- şanmakta olan fiili durumlar da göz önünde bulundurularak devletleşmenin, hele hele ulus temelinde devletleşmenin halklara de- mokrasi ve özgürlük getirmediği”ni dile ge- tiriyordu örneğin... Yani DTP’nin düşlediği tasarım, yalnızca Türkiye’yi değil, Ortadoğu’yu da kapsıyor ve “devlet” değil, esnek, yerele dayalı yapılar öneriyordu. Hık demiş, ABD’nin burnundan düşmüş bir öneriydi ve AKP’nin ademi merkeziyet- çiliği öngören “kamu yönetimi reformu ta- sarısı” ile anayasa önerileri ile birebir örtü- şüyordu... DTP’nin bildirgesinde önerilen aynı yapı, “az devlet, çok toplum”cu, “az yasak, çok öz- gürlük”çü olarak da tanımlanmıştı. Öneriyi çerçevelersek şöyle bir yapıyı öngörüyordu: “Ekonomide; küresel piyasanın isterlerine sonuna kadar açık, uluslararası sermayeye sınır tanımayan. İç siyasette; yerel güç ve çı- kar odaklarına bağımlı, dinsel ya da etnik an- lamda cemaatçi... Bütünlükçü değil parça- lı, büyük değil küçük, kendi başına karar ver- me yetisi bulunmayan. Dış siyasette, ABD işgali sonrası Irak’ın kuzeyinde oluşturulan mandacı aşiret yönetimi gibi güdümlü.” DTP bildirgesinde bir nokta daha dikkat çekiyordu: “Demokratik özerklik” adına Tür- kiye’de 20-25 adet “bölge meclisi” kurul- ması. Bu öneri de hık demiş AB’nin bur- nundan düşmüştü. Anımsayınız; AKP de, AB uyumudur diye Türkiye’yi 26 bölgeye ayıran Bölge Kalkınma Ajansları Yasası’nı çıkar- mıştı... DTP’nin yeniden gündeme taşıdığı bil- dirgesinin gelip dayandığı yer çok açık: “Yalnızca Kürt kökenlilerin yoğunlukla ya- şadığı bölgeler değil, tüm Türkiye manda ol- sun!” DTP ve AKP... Biri etnik köken, diğeri din siyaseti yapıyor. Amaçları bir ama: Türkiye’yi sömürgeleştirmek! İpucu DTP’nin, hafta içinde yeniden gündeme getirdiği “demokratik özerklik” bildirgesinden bir bö- lüm: “Kongremiz, bu modelle de- mokratik Cumhuriyetin inşasında önemli bir aşama katedileceğine inanmaktadır. Böylece Cumhu- riyetin ilk kuruluş aşamasında gerçekleşmeyen demokratikleş- me yaşamsallık kazanacaktır. Bu aynı zamanda Atatürk’ün 1923 yı- lında gazeteci A. Emin Yalman’a ifade ettiği bir nevi yerel muhta- riyetin, bugünkü koşullarda ha- yata geçirilmesi de olacaktır.” Ne raslantı! Can Dündar’ın galasını Cumhuriyetin 85. yıl- dönümüne denk getirdiği “Mus- tafa” filminde de Atatürk’ün 1923’te gazetecilere yazılma- mak kaydıyla “Hangi livanın hal- kı Kürt ise onlar kendi kendile- rini özerk olarak idare edecek- lerdir” dediğine yer veriliyor. Aynı günlerde devreye soku- lan bir senaryonun iki parçası gibi... Senaryo, Türkiye’yi bölmek. Bu konuda toplumun bilincini sislendirmek için de kılıf bu- lunmuş: “Atatürk de öyle istiyordu za- ten...” Bayram Yazısı Görevinin ne olduğu belli gazetede Cumhuriyet Bayramı günü çıkan yazıdan birkaç satır: “Şu an Türkiye Cumhuriyeti Devleti ancak yaratık hükmünde bir devlettir... Bu devlet düzeninin posası çıkmış artık... 85 yılın sonunda geldiğimiz nokta bu derece pespaye açıkçası...” Son 40 yıl gelsin gözünüzün önüne. Önce düşmanlık fitillendi, çocuklar birbirine vurduruldu. Genç cesetler üzerinden dış destekli darbe gerçekleştirildi. Başkalaştırma, 1923 devrimini karalama kampanyası ile birlikte sürdürülürken Cumhuriyete düşman bir yaban kadro oturtuldu ülkenin başına. Kurumlar adeta yağmalandı, sürünür hale getirildi, lime lime edildi. “Posası çıkmış pespaye yaratık” dedikleri, işte budur. O yaratık, yaban kadro ile mandacı takımın birlikte doğurdukları bir şey olup asla bizim algıladığımız anlamda Cumhuriyet değildir! Hukukçulara göre, Anayasa Mahke- mesi’nin hem türban, hem de AKP’nin devlet yardımından yoksun bırakılması- na ilişkin kararlarının gerekçeleri tek so- nuca ulaşıyor: “Türkiye’yi, eylemi sabit görülerek hak- kında yaptırım uygulanan bir parti, ana- yasal suç işlediği gerekçeleriyle saptanan bir parti yönetiyor. Partinin aldığı oy da bu gerçeği değiştirmiyor.” Her iki kararda da ortaya çıkan temel konu, AKP’nin “dini siyasallaştırdığı”, “yönetim aracı” yaptığı ve “laiklik ilkesi”ne aykırı davrandığı: “Başta AKP Başkanı Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere çeşitli parti yö- netici ve üyelerinin neden olduğu ey- lemlerin başında, dini amaçla örtünme konusu yer almış, bu örtünme şeklinin si- yasi bir simge olduğunun söylenmesi, üniversiteler ve diğer okullarla kamu alanlarında serbest bırakılması girişim- leri, bu amaçla referandum önerileri, yö- netmelik değişiklikleri ve asıl olarak da anayasa değişikliği yapılması, yeni ve farklı laiklik tanımlarıyla laiklik ilkesinin ze- delenmesi, odak olma eylemleri arasın- da sayılmıştır. Anayasaya göre, demokratik yolla de- netim görevini yapan Anayasa Mahke- mesi, laikliği reddeden düzenlemelerin de- mokratik olarak nitelendirilemeyeceğini belirtirken kararda, anayasanın 68. mad- desindeki, ‘demokratik ve laik Cumhuri- yet ilkelerine’ temel esasları itibarıyla aykırılık açık olarak gösterilmiş, bu ilkelerin ortadan kaldırılmasının amaçlandığı, böy- lece demokrasi için açık ve yakın tehli- kenin ortaya çıktığı vurgulanmıştır.” Cumhuriyetin 85. yılında durum: Anayasal suç işlediği saptanan parti, demokrasi için açık ve yakın tehlike de yaratıyor, ama ülkeyi yönetmeye devam ediyor... Açık ve Yakın Örnek İnsan Erdal İnönü MUSTAFA GAZALCI Eski CHP Denizli MV. Sevgili Erdal İnönü ara- mızdan ayrılalı bir yıl oldu. Ar- dından güzel yazılar yazıldı, toplantılar yapıldı. Onun genç kuşaklara tanıtılması için da- ha birçok etkinlik yapılacak- tır umarım. Erdal İnönü başarılı bir bi- lim adamı olarak çalışırken, 12 Eylül 1980’den sonra ya- pılan bir çağrı üzerine siya- sete girdi. Solu, sosyal de- mokratları birleştirmeye ça- lıştı. Çağdaş, Batı tipi bir sosyal demokrat parti ya- ratmaya çalıştı. Bunun ba- şarılı örneğini Genel Baş- kanlık uygulamalarıyla verdi. Erdal İnönü ile SHP’de birlikte çalıştığımız yıllarda Parti Meclisi’nde, Merkez Yürütme Kurulu’nda, eğitim toplantılarında, seçim gezi- lerinde onun konuşmaların- dan kısa kısa notlar almıştım. Sonra bu konuşmaları unu- tulup gitmemesi için, “Siya- set Penceresinden, Erdal İnönü’den Anılar” adlı bir ki- tapta topladım. Amacım, yıllar sonra o ki- tabı anımsatmak değil, ora- daki notlardan da yararla- narak Erdal İnönü’ye yöne- lik hem terör konusuna, hem de kimi çevrelerde hâlâ onu tam anlamadan “İşbirliği yap- tı, terörü TBMM’ye taşıdı” suçlamasına bir ölçüde açık- lık getirmektir. Onun SHP Genel Başkan- lığı sırasında da PKK terörü bugünkü gibi yine acıma- sızca suçsuz insanları öldü- rüyordu. Kimilerinin kafaları yine bulanıktı. Ülkenin batı- sında ayrı doğusunda ayrı konuşuyorlardı. Erdal İnönü ise özü sözü bir olan içten bir insandı. İnandığı doğruları kim ne düşünürse düşünsün çekinmeden söylerdi. İşte onun 23 Mart 1992 ta- rihli konuşması: Kanlı Nevruz kutlaması 1992: Korkulan başa geldi. 21 Mart 1992 Nevruz kutla- maları kanlı oldu. Şırnak’ta, Cizre’de, Nusaybin’de 100’e yakın insan öldü. Herkes acılı ve kaygılı. 23 Mart 1992’de önce Merkez Yürütme Kurulu, sonra grup toplandı. Erdal İnönü MYK’de şun- ları söyledi: “Ölümlere üzülürken terö- re karşı çıkacağız, ülkeyi böl- dürtmeyeceğiz. Soğukkanlı, kararlı olacağız. Yöre milletvekillerinin sı- kıntıları olabilir ama partinin politikası değişmez. Bizim amacımız demokrasi içinde sorunu çözmek, teröre karşı çıkmak, halkla kucaklaşmak.” Aynı gün grup toplantısın- da: “Geçmişte insanlık, çok kanlı mücadeleler yaşadı. Tarih yadsınamaz. Tarihi, bi- zi bugün daha iyi yaşatacak bir biçimde anımsamalıyız. Nevruz, yeni bir gün, yeni bir hayat demek. Bu günün barış içinde kutlanmasını is- temeyen bir örgüt var: PKK. Ayrı devlet kimsenin işine yaramaz. İnsanlar, yönetim daha güçlü olsun, halk daha iyi yaşasın diye devlet kurar- lar. Silahla yapılan bir hare- ket, terör hareketidir. Böyle bir durum uzun süremez.” (1) 25 Temmuz 1992 tarihli konuşması: Karar verin: Van bölge toplantısındayız. İl başkanları, belediye başkanları sorun- larını anlatıyorlar. Herkes te- rörden, baskıdan, işkence- den yakınıyor. Kimse PKK’yi ağzına almıyor. Genel Başkan Erdal İnönü son konuşmacı olarak kür- süye çıktı: “Arkadaşlar bir karar verin. PKK’ye karşı çıkın. Terörle hiçbir yere varılmaz. Politi- kada insanın verdiği kararlar kendisi için de önem taşır. Bu söylediklerimi bir genel baş- kanınız değil, bir arkadaşınız olarak söylediğimi kabul edin. Ben şahsen PKK terörü ile bir yere varılmayacağına inanı- yorum. Sizler de açıkça tavır alın” dedi. Erdal İnönü çok içten ve kararlı bir konuşma yaptı. Çıt çıkarmadan dinledi her- kes. Toplantı sessizce da- ğıldı. (2) Yine 10.6.1993 tarihinde: Öldürmek marifet değil: Parti Meclisi toplantısı var. Erdal İnönü açış konuşmasını basının önünde yapıyor. Te- rör konusuna değiniyor: “İnsanları öldürmek marifet değildir. Bir çocuk da büyük bir insanı öldürebilir. Marifet insanları daha iyi yaşatmak- tır. Daha özgür yaşatmaktır. Başkalarının ürettiği silahı, kurşunu, öldürmek için kul- lanmak marifet değildir. Bu- nun sonu da yoktur.” (3) Silahlara teslim olsaydı, babalarımız olurdu: 27.7.1993 tarihinde yapılan Parti Meclisi toplantısı. Ge- nel Başkan Erdal İnönü, top- lantı başlamadan basına açıklama yaptı ve şunları söyledi: “Ayrılıkçı terör demokra- tikleşmeyi geciktiriyor, ona zarar veriyor. Amaçları hü- kümeti pazarlığa oturtmak. Bunun için her şeyi yapıyor- lar. Onlarla müzakereye otur- mak demek, yönetimi onla- ra bırakmak demektir. Silah- lı insanlara teslim olacak ol- saydık, babalarımız teslim olurdu. Başka türlüsü ola- maz.” (4) Ölümünün birinci yılında örnek insan Erdal İnönü’yü sevgiyle, saygıyla anıyoruz. 1) Siyaset Penceresinden, Erdal İnönü’den Anılar, Mus- tafa Gazalcı, Ardıç Yayınları. 1994. Syf:47 2) Age syf: 16 3) Age syf: 35 4) Age syf: 37 BULMACA SEDAT YAŞAYAN SOLDAN SAĞA: 1/ Pastõrmalõ bir bö- rek cinsi. 2/ Horoz ve hindinin tepesin- de bulunan kõrmõzõ deri uzantõsõ... “Ka- til balina” da deni- len bir balina türü. 3/ Güneydoğu As- ya’da yetişen ve mobilya yapõmõnda kullanõlan bir kamõş cinsi... Bir yağõş şekli. 4/ Bademli kek... Çemberin çevresinin çapõna oranõnõ gösteren sayõ. 5/ Köpek... Kokulu tohumu rakõcõlõkta ve ha- mur işlerinde kullanõlan bitki. 6/ Mürekkebi ku- rutmakta kullanõlan çok ince kum... Türlü renkler- de kareli olan kumaş. 7/ Trabzon’un bir ilçesi... As- ya’da bir õrmak. 8/ Kö- kündeki yumrulardan “ararot” adlõ un çõkarõlan bir kamõş cinsi. 9/ Tiyatroda sahne... “Beni --- kuyularda merdivensiz bõraktõn” (Ü. Y. Oğuzcan). YUKARIDAN AŞAĞIYA: 1/ Halk dilinde semizotuna verilen ad. 2/ Mübalağa... Ye- mek. 3/ Dünyanõn en hõzlõ koşan canlõsõ olan yõrtõcõ hay- van... El ele tutuşarak oynanan bir halk oyunu. 4/ Bir pa- muk cinsi... Hava ve gaz akõmlarõ oluşturmakta kullanõlan aygõt. 5/ Torun sahibi kadõn... Japon lirik dramõ. 6/ Çin ve Japonya’dan tüm dünyaya yayõlmõş bir strateji oyunu... Ha- zõr para. 7/ Küçük su kanalõ... Osmanlõlarda padişahõn mu- hafõzlõğõnõ yapan asker sõnõfõ. 8/ Özellikle Orta Avrupa’da ve Akdeniz çevresinde görülen bir hastalõk. 9/ Büyük Men- deres deltasõnda, zengin bir kuş yapõsõna sahip olan göl... Rütbesiz asker. 1 2 3 4 5 6 7 8 9 1 2 3 4 5 6 7 8 9 K Ö R O Ğ L U T A M E L İ Z B E R Ü Ş E Y M A K A R İ A B İ Y E P D A K O T A A T İ N A A T U R Ü Y A O L M A L E E V İ T A Ü K R A K E R 1 2 3 4 5 6 7 8 9 1 2 3 4 5 6 7 8 9 nilgun@cumhuriyet.com.tr
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog