Bugünden 1930'a 5,454,175 adet makale



Katalog


«
»

CMYB C M Y B GÜNDEM MUSTAFA BALBAY Baştarafı 1. Sayfada le bağlamıştık: İki ucun dengelendiği bir sürece gidiyoruz... Bir okurumuz yazıya katıldığını belirttikten sonra uyarmış: “Saptamalarınız güzel... Sonuç bölümündeki gi- dişi Atatürk 1920’lerde görmüş ve iki ucun or- tasını bulmuştu... Onu da anımsatmanız gere- kirdi.” Okur haklı. Yazı aramızda, aklımdaydı da... An- cak konunun güncel yanı öne çıktığı için deği- nememiştik. Bugünü Atatürk’ün ekonomi poli- tikalarının temellerinin atıldığı İzmir İktisat Kong- resi’ne ayıralım. Bu kongrede alınan kararlar “Mi- sak-ı İktisadi” adı altında toplanmıştı. Hepimiz Mi- sak-ı Milli’yi biliriz ama, Misak-ı İktisadi en az onun kadar önemlidir. 17 Şubat 1923’te başlayıp 4 Mart’ta sona eren İzmir İktisat Kongresi’nin Kurtuluş Savaşı’nın 5 ay sonrasına, Türkiye’nin tapu senedi olan Lo- zan Antlaşması’nın da 4 ay öncesine karşılık gel- diğini anımsatalım. Bir başka deyişle, Atatürk eko- nomiyi ülke bağımsızlığının en önemli unsurla- rından biri olarak görüyordu. O nedenle ulus- lararası alanda tanınma süreci bile noktalan- madan, ekonominin rotasını çizmişti. Kongre kararlarından bazılarını sıralayalım: 1- Devlet, iktisadi görüşleri de olan bir organ haline gelmeli, özel sektör tarafından kurula- mayan teşebbüsler devletçe ele alınmalıdır. 2- Küçük imalat yerleri hızla fabrika ve büyük işletme haline getirilmelidir. 3- Özel teşebbüslere kredi sağlayacak bir dev- let bankası kurulmalıdır. Sanayinin teşviki için ay- rıca milli bankaların kurulması sağlanmalıdır. 4- Dış rekabete dayanabilmek için sanayinin toplu ve bütün olarak kurulması sağlanmalıdır. 5- Hammaddesi yurtiçinde yetişen veya bu- lunabilen sanayi dalları hızla kurulmalıdır. 6- Demiryolu inşası programa bağlanmalıdır. 7- Yabancıların kurduğu tekellerden kaçınıl- malıdır. 8- Sendika hakkı tanınmalıdır. İş erbabına ame- le değil, işçi denmelidir. Kongreye çiftçi, sanayici, tüccar, işçi kesim- lerinden 1135 delege katılmıştı. Görüldüğü gibi Atatürk, ekonominin hem dev- let hem toplum kanadını dengelemiş, her iki ta- rafın işlevini yerli yerine koymuştu. Konunun uzmanları, 1929 büyük buhranının, Atatürk’ün ekonominin kimi temel rotalarını ye- nilemesine neden olduğu görüşünde birleşiyor. Bugüne gelirsek... ABD kaynaklı haberler herkesin kafasını bu- landırıyor. 850 milyar dolarlık kurtarma, bir baş- ka deyişle devletleştirme adımının tutup tutma- yacağı konusunda görüş ayrılıkları var. Ortaya atılan görüşlerin de iki ucu var: “Krizi yaratanları kurtaralım, yoksa biz de ba- tacağız...” “Onları kurtarmak ne demek, hapse atalım.. Ce- zalarını çeksinler...” Böyle bir durumda Atatürk ne yapardı? Bu soruya elbette verilebilecek kesin bir yanıt yok.. ama, şöyle bir öngörüde bulunmak sanı- rım yanlış olmaz: Her şeyden önce bu kriz daha gelmeden ön- görür ve o zaman önlemini alırdı! Ne diyor Atatürk: Mesele ufku görmek değildir; ufkun ötesini gör- mektir! Hükümetimiz toplandı; sözcü, ekonomiye iliş- kin şu açıklamayı yaptı: “Paniğe gerek yok... Küresel gidişi dikkatle iz- liyoruz, önlem almayı gerektirecek durum olur- sa önlem alacağız...” Başbakan önceki akşam da ekonomiden so- rumlu bakanlarla görüştü. Sanırız şu sorunun ya- nıtını arıyordur: “Kriz bizi vursa bile vurmamış gibi gösterme- nin yollarını nasıl buluruz?..” GÜNCEL CÜNEYT ARCAYÜREK Baştarafı 1. Sayfada sadece benim dokunulmazlığımı kaldırsınlar, hak- kımdaki iddialar didik didik edilsin. RTE’nin kamuoyunda giderek yer eden bu öneri- lere verdiği yanıt hayli eğlenceli. “Benim öyle prim yaptırma diye bir gayretim yok” diyor. Baykal makaraya taktı ya RTE’yi, halk önünde gır- gıra alıyor: “Niye kendine güvenmiyorsun? Karşı karşıya gelir- sek o prim yapar, ben yapamam diye mi? Belki sen prim yaparsın, geliver canım!” Yok, geliveremiyor. Gönlü de kafası da elvermiyor. Hükümet olarak icraatı, önceki ve bugünkü kişisel maddi durumu ortaya dökülecek, halkın gözünden ka- çan pek çok gerçek açıklanacak diye korkuyor. Prim yaptırmam diye sudan bir bahane ile ana mu- halefet liderinin çok boyutlu önerisinden kaçmak, Ka- sımpaşalılığa yakışıyor mu? Bir başka açıklaması basına kapattığı AKP grup top- lantısından sızdırıldı. Korkunun bir başka belirtisine işaret ediyor. Diyor ki; “(Baykal) Bizi kendi minderine çekmek istiyor.” Gerilimin, kavganın partisine yararı olmadığını söy- lüyor. Öyle ifadeler ki, sanki son aylarda toplumda ger- ginliği yaratan kendisi değil de başkaları. Herhalde ana muhalefet. Oysa bütün kavgaları başlatan bizzat kendisi. Son örnek ortada. Medyaya durup durduk yerde sal- dırdı. Hürriyet Almanya’daki Deniz Feneri soruşturması- nı haberleştirdi. Vay efendim, sen misin benim fene- rime dokunan diye ayağa kalktı RTE ve Alman Deniz Feneri’ne sempatisini, ilgisini örtmek, asıl nedeni giz- lemek için Doğan medyasının AKP’yi un ufak etme- ye giriştiği gibi dam üstünde saksağan vur beline kaz- mayı türünden saldırıya geçti. Günlerce sürdürdü bu kampanyayı ve ne çare ger- çeğin üstünü örtmeye nefesi yetmedi. Tek başına iktidar olmanın avantajıyla medyayı yer- den yere vuramayacağının bilincine vardı mı bilmek olanaksız elbette. Oradan buradan derken girdiği çıkmaz yoldan kurtulmak için örneğin Baykal’ın mal varlığıyla ilgili tar- tışmayı gündeme getirdi. İnanılması güç bir durum yaratıyor. Kavgaları çıkaran kendisi değilmiş gibi yarattığı dayanaksız gerginliğin içinden çıkmak için olayları başkalarına fatura etmek gibi boşuna bir çaba harcıyor. Herkese hesap sorabileceğini, ancak hesap ver- meyeceğini sanan bir kafa yapısı, bir anlayış sergile- diğinin farkında değil. Baykal’dan açıklamasına karşın hâlâ mal beyanı is- terken RTE, acaba oğlunun eğitim parasını yakın bir arkadaşına ödetecek kadar maddi güçten yoksun ol- duğunu, buna karşın son mal beyanına göre maşal- lah trilyonlara nasıl eriştiğinin tartışılabileceğini hesaba katmıyor. Çevresindekilerin, kimi bakanların varlıklarını dün- den bugüne ne kadar büyütüp genişlettiğinin gün ge- lir hesabı sorulacağını düşünmüyor. Örnek mi, işte Maliye Bakanı Kemal Unakıtan ai- lesi. Mısır kısır derken ailenin bir ampul sevdasına düş- mesindeki nedenleri neden araştırmıyor. Olay çok basit. Basit yoldan büyük paralar kazan- mayı sağlayacak türden bir olay. Başbakanı bir genelge yayımlıyor. Kamuda elektrik giderlerini asgari düzeye indirmek için tasarruflu ampul kullanılmasını istiyor. Genelgenin yayımlanmasından 20 gün sonra Una- kıtan ailesi şıpın işi tasarruflu ampulleri ithal edecek bir şirket kuruyor. Şirketin büyük ortağı Kemal Bey’in kızı. 10 milyonluk sermayeli getirisi yüksek bir şirket. Baba Kemal Unakıtan şirketi “sınırlı sermayeli ve o kadar ampul alamaz” diye savunuyor. RTE’den ses yok. Tıpkı DMM Fırat’ın hayali ihra- catla ve diğer kimi olaylarda suçlandığı zaman iki nu- maralı adamını savunmadığı gibi... ampul şirketi gi- rişimini de duymazlıktan geliyor. AKP dünyası ve hükümet icraatı ile ilgili olaylara he- men her gün bir yenisi eklenirken; RTE Baykal’la can- lı yayına çıkıp neyi savunacak? Oy hesabı ile fakir fukaraya devlet kesesinden da- ğıttığı katrilyonları, iç ve dış siyasetteki sapmaları, la- iklik düşmanlığını, belirli bir kadronun, AKP’li yerel yö- neticilerin altı yılda zengin olduklarını nasıl savunacak? Henüz bilinmeyen savunamayacağı kimi olayların ortaya çıkabileceğinden ve dokunulmazlığının kaldı- rılıp yargı önünde hesap vereceğinden korktuğu için... mesnetsiz gerekçelerle canlı yayına çıkmaktan kaçınıyor, kaçıyor! ankcum@cumhuriyet.com.tr SAYFA 4 EKİM 2008 CUMARTESİCUMHURİYET 8 HABERLERİN DEVAMI İstanbul PB 23 Edirne PB 24 Kocaeli PB 24 Çanakkale Y 23 İzmir Y 27 Manisa Y 24 Aydın Y 28 Denizli PB 26 Zonguldak B 23 Sinop Y 24 Samsun B 25 Trabzon B 26 Giresun B 24 Ankara PB 23 Eskişehir PB 22 Konya PB 23 Sıvas Y 18 Antalya Y 29 Adana Y 30 Mersin Y 29 Diyarbakır B 27 Şanlıurfa PB 29 Mardin B 24 Siirt B 25 Hakkâri PB 17 Van PB 19 Kars PB 17 Oslo Y 8 Helsinki Y 12 Stockholm Y 13 Londra Y 15 Amsterdam Y 13 Brüksel Y 11 Paris Y 13 Bonn Y 10 Münih Y 16 Berlin Y 13 Budapeşte Y 15 Madrid B 19 Viyana Y 13 Belgrad Y 18 Soyfa Y 24 Roma Y 20 Atina Y 27 Zürih Y 11 Moskova Y 18 Aşkabat PB 24 Astana B 19 Taşkent B 28 Bakû Y 22 Bişkek Y 23 Tiflis Y 22 Kahire A 33 Şam A 29 Yurdun kuzey, iç ve ba- tı kesimleri parçalı ve çok bulutlu, Marmara’nın güneybatısı, Karadeniz’in iç kesimleri kıyı Ege, Ba- tı Akdeniz, Doğu Akde- niz’in iç kesimleri, İç Ana- dolu’nun kuzey ve do- ğusu, Doğu Anadolu’nun batısı Sinop, İnebolu, Er- zincan ve Adıyaman çev- releri aralıklı sağanak ya- ğışlı, diğer yerler az bu- lutlu geçecek. Atatürk Dönemi Heyecanõ Bir de Deniz Feneri adõ verilen uluslararasõ yolsuzluk ahtapotunun kollarõ Avrupa’ya, dün- yaya uzanmakta; içerde- ki kollarõn alttaki ve üst- teki basamaklarõna ise ulaşõlmaya çalõşõlmakta iken, hâlâ iktidarõ çõkõş unsuru saymak büyük bir zaman ve emek kay- bõdõr. Bu, Kemalist ül- keye yakõşmaz. Halkõ- mõza ve ülkeye yazõk ol- maktadõr. İşler bu anla- yõşla giderse, yõkõlõp yok olacağõz. Deniz Fene- ri’nin kayalõklarõna ka- fasõnõ çarparak dağõlma- sõ gerekenlerin ayakta kalmamasõ gerekir. Bu fener, ampulün devre dõşõ kalmasõna ne- den olacak kadar yõkõcõ ve patlayõcõdõr. Fenerin karanlõğõnda yoğun ba- kõmda yaşamlarõnõ sür- dürmeye çalõşanlarõn, ül- kenin yazgõsõna daha faz- la hükmetmelerine se- yirci kalõnmamalõdõr. Cumhuriyet, etnik ve din- sel bölücülüğün kuşat- masõ altõnda bugünkü ka- dar güç yitirmemiştir. Darbe söylemleriyle ülkenin yazgõsõna sahip çõkan dinamik güçleri- ni, TSK’yi saf dõşõna it- meye çalõşmak ve em- peryalizmin uyguladõğõ psikolojik savaşa destek olmak, ülkeye yapõlabi- lecek en büyük kötülük- tür. Kurduğu Yugoslav- ya Sosyalist Federasyo- nu’nun emperyalizm ta- rafõndan parçalanacağõnõ son günlerinde fark eden Josip Broz Tito, bu sal- dõrõlarõn yine Mustafa Kemal’in ülkesinden ge- ri püskürtüleceğini açõk- ça ifade etmekten mut- luluk duymuştur. Cum- huriyeti yeniden Atatürk dönemindeki o görkem- li, dünyaya örnek, önder olan konumuna ve terte- miz ellerine kavuştur- mak zorunda olduğumu- zu unutmamalõyõz. Baştarafı 2. Sayfada ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) - AKP iktidarõ, ABD ve Avrupa’yõ etkisi altõna alan, Türkiye’nin kapõsõna dayanan küresel finansal krize karşõ somut önlem almamak- ta diretiyor. Başbakan Recep Tayyip Er- doğan, başta bankacõlõk olmak üzere eko- nomik yapõnõn sağlam olduğunu savunarak Türkiye’nin, krizden en az etkilenen ülke ola- cağõnõ ileri sürdü. Türkiye’de bankacõlõk sektöründe eskiye oranla çok daha korunaklõ bir yapõ bulunduğunu söyleyen Erdoğan, “Burada rahat olalım. Bankalarımız da çok kararlı ve dikkatli gidiyorlar. Sıkıntı şu anda söz konusu değil” dedi. Türk Lirasõ olarak dolaşõma girecek yeni banknotlarõn tanõtõm toplantõsõna katõlan Er- doğan, Türkiye’nin 2002 yõlõndan itibaren sağlõklõ bir ekonomik dönüşümü başlattõğõ- nõ savundu. Erdoğan, “Eğer bizler de 1990 ve 2000’li yılların krizlerinden ders al- mamış olsaydık şu anda mevcut küresel ekonomik krizin darbesi bizi de süratle vu- rabilirdi” dedi. Türkiye’nin yaşanan krizden en az etkilenen ülke konumunda olacağõnõ ile- ri süren Erdoğan, şöyle devam etti: “İnanıyorum ki biz bundan en az etki- lenen ülke konumunda olacağız. Türkiye, devam etmekte olan küresel krize güçlü ekonomik yapısıyla direniyor, karşı ko- yuyor. Elbette dikkati ve ihtiyatı elden bı- rakmıyoruz. Gelişmeleri an be an tüm ku- rumlarımızla takip ediyoruz. Alınması gereken önlemleri hiç tereddüt etmeden alıyoruz, alacağız. İnanıyorum ki bu kü- resel türbülansı en az etkiyle aşacak, Tür- kiye ekonomisindeki dönüşümü tavizsiz şe- kilde sürdürecek ve hedeflediğimiz gibi Türkiye’yi dünyanın en büyük ilk 10 eko- nomisi arasına sokmuş olacağız.” Konuşmalarõn ardõndan gazetecilerin so- rularõnõ yanõtlayan Erdoğan, soru soran ga- zetecilerin adlarõ ve çalõştõklarõ kurumlarõ da not aldõ. Global krizle ilgili yeni tedbirlere yö- nelik bir çalõşma olup olmadõğõ sorusu üze- rine Erdoğan, Devlet Bakanõ ve Başbakan Yardõmcõsõ Nazım Ekren’in ilgili bakanlarla sürekli irtibat halinde olduğunu, aynõ şekil- de Bankalar Birliği temsilcileri ve Bankacõ- lõk Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) gibi kuruluşlarla da bağlantõ halin- de bulunulduğunu bildirdi. Uluslararasõ pi- yasalar ile yurtiçi piyasanõn da yakõndan iz- lendiğini kaydeden Erdoğan, “Atılması ge- reken adımlarla ilgili ne gerekiyorsa tabii ki bu adımlar atılacak” diye konuştu. Baş- bakan, Merkez Bankasõ başta olmak üzere, Hazine ve Ziraat Bankasõ ile diğer bankala- rõn temsilcileriyle de görüşmeler yapõldõğõ- nõ ifade etti. Erdoğan, kapitalizmin tartõşõl- maya başlandõğõnõ, Türkiye’de de bu tür ana- lizler yapõlõp yapõlmadõğõnõ soran bir gaze- teciye, her sistemin süreç içinde kendini gün- celleyeceğini ifade etti. ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) - ABD’de başlayan ve yayõlan krizin ardõndan Yuna- nistan, banka mevduatlarõna tam devlet güvencesi getirme kararõ alõrken, Tasarruf Mev- duatõ Sigorta Fonu (TMSF) Başkanõ Ahmet Ertürk, Tür- kiye’de mevduat güvencesinin artõrõlmasõna gerek olmadõğõnõ söyledi. Ertürk, “Türkiye’de bugünkü bankacılık sistemi- nin TMSF’ye, BDDK’ye yük- lediği sorumluluklar ve yet- kiler dikkate alındığı zaman, aslında böyle bir önleme ih- tiyaç yok görünüyor” dedi. Yunanistan Maliye Bakanõ George Alogoskoufis, Yunan bankacõlõk sisteminin sağlam ol- masõna karşõn ABD’de yaşanan finans krizi nedeniyle bütün bankalardaki tüm mevduatõn da devlet garantisi altõna alõna- cağõnõ açõkladõ. TMSF Başka- nõ Ertürk ise katõldõğõ bir tele- vizyon programõnda Türki- ye’deki banka mevduat güven- cesinin arttõrõlmasõna gerek ol- madõğõnõ savundu. Ertürk, ban- kacõlõğõn güven kaybõyla doğ- rudan ilişkili olduğunu, banka- larõn güven büyüklüklerinin, temel göstergelerinin güçlü ol- masõnõn çok da önemli olma- dõğõnõ, bunun da son yaşanan krizde görüldüğünü söyledi. Ertürk, “Kriz Avrupa’yı da et- kiliyor. Türkiye’de de bir adım atmak gerekir mi? Tür- kiye’de tasarruf mevduatı- nın 50 bin YTL’lik kısmı gü- vencede. Güvence yükseltilir mi? Tedbir olarak böyle bir şeyi tavsiye eder misiniz?” sorusu üzerine şunlarõ söyledi: “Biz yakın geçmişte bu tec- rübeyi yaşadık ve bu maale- sef olması gerekenden çok uzun sürdü. 10 yıl boyunca Türkiye’de mevduat sınırsız devlet güvencesi altındaydı. Bunun yarattığı sorunları ya- şadık ve bugün hâlâ onun al- tından kalkmaya çalışıyoruz. Bunun önemli sebeplerinden biri mevduat güvencesinin sı- nırsız hale getirilmesiydi. Bankaların mevduat karşılı- ğı ödeyemeyecekleri faizler vaat etmeleri, temel sebep bi- raz buydu. Türkiye’de bu- günkü bankacılık sisteminin TMSF’ye, BDDK’ye yükle- diği sorumluluklar ve yetkiler dikkate alındığı zaman, as- lında böyle bir önleme ihtiyaç yok görünüyor.” Erdoğan: En az biz etkileniriz Görme Engelliler Satranç Turnuvası Görme Engelliler Spor Federasyonu ta- rafından Satranç Federasyonu işbirliği ile düzenlenen Türkiye Görme Engelliler Satranç Turnuvası, İzmir’de başladı. Hal- kapınar Spor Salonu’nda düzenlenen ve 4 gün sürecek olan turnuvaya, 9 ilden 19 kulübe bağlı 58 sporcu katılıyor. İsviçre sis- teminde yapılan ve toplam 7 tur üzerinden sonuçlanacak olan turnuvada, ilk 5 dere- ceye giren sporcular Görme Engelli Sat- ranç Milli Takımına seçilerek, Türkiye’yi 17 Ekim’de Yunanistan’da başlayacak olan satranç olimpiyatında temsil etmeye hak kazanacak. Başlangıçta, hem rakibi- nin hem de kendi taşlarının pozisyonunu değerlendirerek, doğru hamleleri yap- mayı gerektiren bir spor dalı olması ne- deniyle satranç oynamakta zorlanacakla- rı düşünülebilen görme engelli sporcular, sanılanın aksine bu spor dalını da başarıyla yapabiliyor. TMSF krizi önemsemiyor AYŞE SAYIN ANKARA - CHP İstanbul Mil- levtekili ve TBMM Plan-Bütçe Komisyonu Üyesi Prof. Dr. Es- fender Korkmaz, ABD’de baş- layõp AB ülkelerine sõçrayan kü- resel ekonomik krizin Türkiye’yi 2001 krizinden daha da ağõr et- kileyeceğini belirterek hüküme- ti krize karşõ acil “ulusal kal- kınma planı” hazõrlamaya ve “kontrollü kur sistemine” geç- meye çağõrdõ. Korkmaz, küresel krizin Türkiye’ye yansõmasõnõn “durgunluk ve işsizlik” olaca- ğõna dikkat çekti. Korkmaz, AKP hükümetinin tutumu, krizin Tür- kiye’ye yansõmalarõ, alõnmasõ ge- reken önlemlerle ilgili şu değer- lendirmelerde bulundu. Hükümet ipleri kaçırdı: Dö- viz kurunu Türkiye’de sõcak pa- ra tayin ediyor. Son krizde Avro- dolar paritesi önemli ölçüde dõş faktörden etkilendi. Demek ki aslõnda hükümet ipleri kaçõrdõ, alacağõ hiçbir önlem yok. Eğer bir önlem alõrsa bu defa sõcak para çõ- kacak. Eli kolu bağlõ hükümetin. Kriz 2001’den daha ağır olur: Türkiye, bu krizden 2001 krizi gi- bi bir gecede yüksek devalüasyon şeklinde etkilenmez. Ama 2001 krizinden daha ağõr kriz geliyor. Çünkü bu kriz, Türkiye’yi uzun dönemli durgunluğa sokacak bir krizdir. Neden uzun dönemli dur- gunluk? Çünkü uygulanan dalgalõ kur politikasõ, faiz politikasõ ister istemez Türkiye’de daha ağõr bir sorun yaratacaktõr. Uygulanan kur politikasõnõn en ağõr yansõmasõ üretimin düşmesi olacak. Yatõ- rõmlarda da harcamalarda da bir gerileme var. ABD, AB’den ön- ce toparlanacak. AB’nin krize girmesi Türkiye’nin ihracatõnõ durduracak. Türkiye’nin dõş re- kabet gücü zaten yüksek kurdan dolayõ kapalõ. Üretim daha da da- ralacak. Türkiye’de krizin maa- liyeti reel sektöre yansõyacak bu da üretimin düşmesine ve işsiz- liğe neden olacak. Arjantin anımsatması: Ban- kalara gelince; Başbakan ‘Tür- kiye’de bankaları sağlamlaş- tırdık’ diyor ama gözden kaçõr- dõğõ bir şey var. Türkiye’de ban- kalarõn yüzde 42’si yabancõ. ABD, AB krizden zarar görü- yorsa, Türkiye’deki bu yüzde 42 orana sahip bankalar da zarar görecektir. Ulusal kalkınma planı oluş- turulmalı: Bu krize karşõ önlem alõnabilir mi? Alõnõr. Ama bu hükümet alamaz. Alõnmasõ gere- ken önlem şudur. Bugünden iti- baren Türkiye’nin konvertibilite şartlarõnõ yeniden tayin etmek lazõm. Dalgalõ kur sistemini bõ- rakõp yerine konrollü kur siste- mini getirmek lazõm. Ama bunun için bir zaman tanõmak yani ge- çiş süreci içinde yapmak lazõm. ANKARA - Ankara Üni- versitesi (AÜ) Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden (SBF) emekli olan ekonomi uzmanõ yazar Prof. Dr. Korkut Boratav, ABD’de yaşanan ve hõzla dün- yaya yayõlan finansal krizin Türkiye’deki bankalarõ ve dö- vizle dõşa borçlanan ihracatçõ- yõ etkileyeceğini söyledi. Bo- ratav, AKP hükümetinin ön- lem almakta geç kaldõğõnõ vur- guladõ. Prof. Dr. Boratav, ABD’de yaşanan finansal krize karşõ bu- günkü iktisat zihniyeti içinde AKP’nin alacağõ hiçbir tedbir olmadõğõnõ kaydetti. AKP’nin cari işlem açõğõna karşõ alõna- bilecek tedbirleri de düşüne- meyeceğini ifade eden Bora- tav, “Bu tedbirler, Gümrük Birliği’nden çıkışa ve döviz kurunu hedefleyen Merkez Bankası politakalarına ka- dar gider. Bu ikisi yapılma- dan ne cari işlem açığı ile il- gili tedbir alınabilir, ne de bugünkü zihniyet içinde fi- nansal krizin Türkiye’ye yansıması ile ilgili herhangi bir tedbir alınabilir” dedi. Krize karşõ alõnacak herhangi bir tedbir için artõk geç kalõn- dõğõnõ belirten Boratav, kriz ol- madõğõ dönemlerde Türki- ye’deki sermaye hareketlerinin kontrol edilmesi gerektiğini dile getirdi. Boratav, “Şu an- da yapılması gereken bir tek şey var: Yabancı bankaların Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu tarafın- dan sıkı bir denetim altına alınması lazım” dedi. Eko- nomik krizin reel sektöre doğ- rudan yansõmasõnõn iç piyasa- lardaki talep daralmasõyla ilgili olacağõnõ bildiren Boratav, bu- nun daha yavaş ve zamanla gerçekleşebileceğini söyledi. Eylül ayõndaki ihracat rakam- larõnda herhangi bir daralma- nõn gözükmediğini belirten Boratav, 2008 sonuna doğru krizin etkilerinin ihracata yan- sõyacağõnõ kaydetti. Boratav, fi- nans sektöründeki çalkantõnõn hõzla ikinci, üçüncü aşama- larda reel sektöre yansõyaca- ğõnõ, çünkü finans sektöründeki en kõrõlgan öğenin dövizle borçlanmõş özel sektörün du- rumu olduğuna dikkat çekti. Başbakan Recep Tayyip Er- doğan’õn dün yaptõğõ açõkla- malarõ da eleştiren Boratav, “Başbakan enerji açığını ka- patacak yatırımlardan ve turizm gelirleriyle ilgili ko- nulardan söz etti. Bunun fi- nansal krizle ne alakası var? Ortada bir enerji krizi yok ki” dedi. ‘AKP geç kaldı’2001’den ağır olur
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog