Bugünden 1930'a 5,502,563 adet makale



Katalog


«
»

30 OCAK 2008 ÇARŞAMBA CUMHURİYET SAYFA 17 Geri Mehmet Ünal: “50 yıl önce milletvekillerine ‘isterseniz hilafeti geri getirirsiniz’ demişlerdi şimdi ‘millet isterse laiklik elden gider’ diyorlar!” Ya ğ m u r E k i m RTÜK’le hurafenin önünü açılmış... “Cinlerin reytingi, perileri geçer!” İKTİDARDAKİ İslamcı AKP ile iktidarın arka bahçelisi Türkİslamcı MHP’nin bulduğu formüle göre YÖK Yasası’nın ek maddesine ekleme yapılacak ve “Kimse başının örtülü olması sebebiyle yükseköğrenim hakkından yoksun bırakılamaz, bu yönde düzenleme yapılamaz. Örtünmenin, kişinin yüzü açık ve çene altından bağlanacak şekilde olması gerekir” hükmü getirilecekmiş. Ulemaya sormuş olmalılar. Bulunan formülde özellikle “çene altından bağlama” tanımı çok önemli. İktidar yalakası medya, çene altından bağlama şeklinin Türk Silahlı Kuvvetleri’nin de onayladığı bir “baş örtme” şekli olduğunu yazıyor. Konu, Genelkurmay Başkanlığı’nca yalanlanmadığı için yalakaların yazdıklarını doğru kabul etmek gerekiyor. Ulema “tamam” dedikten ve asker de uygun gördükten sonra “laiklik elden gidiyor” PANO DENİZ KAVUKÇUOĞLU Tekbir demek bundan böyle abesle iştigal etmek oluyor! Ulemanın onayı, bir bakıma Türk Standartları Enstitüsü’nün TSE damgası gibi bir şey. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kısaltılmışı da TSK olduğuna göre; öngörülen baş örtme şekliyle hem TSE hem de TSK onayı sağlanmış bulunuyor! Toplumsal uzlaşma denilen de bu olmalı. Ancak, uzlaşırken ayrıntıya girmemişler. Örneğin, örtünmeyi çene altından bağlama şeklinde yaptıktan sonra boynun “gıdık” denilen bölgesi açıkta kalacak mı kalmayacak mı; bu konu belli değil. Çene altı bağlaması tamam da gıdık ne olacak; gıdık kapanacak mı kapanmayacak mı? Bu konuyu da zaman içinde çözeceklerdir inşallah. Kütahya’da raylar kırılmış. Memlekette rayında giden ne var ki? Plakalı A. Tarık Emre: “Trafikteki tekçift plaka, hatunlara uyarlansın bir gün türban taksınlar, bir gün kara çarşafa girsinler!” Yine de çözüm bekleyen küçük bir ayrıntı daha var. İslamın kutsal kitabında “örtünme şekli” ile ilgili olarak İslamcı AKP’lilerle Türkİslamcı MHP’lilerin bulduğu “formül” yer almıyor. Kutsal kitapta, YÖK Yasası’na eklenecek metinle örtüşen bir ayet bulunmuyor. Türkiye’deki ulemanın verdiği onay bir bakıma havada kalıyor. Konunun YÖK Başkanı tarafından geçen gün Mısır’da ziyaret ettiği El Ezher’deki ulemanın da katılımıyla çözüme kavuşturulacağı sanılıyor. Bu durumda İslamcılarla Türkİslamcıların şimdilik Türk Silahlı Kuvvetleri’nin verdiği onaya sığınmaktan başka çaresi kalmıyor. Ne diyelim buna da şükür. Allah, bugünleri de gösterdi. Bu gidiş güzel gidiş; Türkiye Cumhuriyeti’nde yasalar, din kurallarına göre düzenlenir oldu, yakında anayasaya da sıra gelecektir inşallah! Egemenlik Allah’ındır... Tekbir! Milliyetçilik Umut Değildir – Umut (18) Bu köşede on yıldır yazıyorum, bu süre içinde okurlarımdan en çok tepkiyi milliyetçiliğe aykırı düşen, milliyetçiliği eleştirdiğim yazılarım aldı. Görüşlerimi bugün de koruyorum. Yineleyeyim: Çağımızda milliyetçilik emperyalizmin en güçlü payandalarından biridir. Emperyalizmin Avrupa’daki yükselme çağında faşizm, nasyonalsosyalizm, falanjizm adları altında 50 milyon cana mal olurken başta Fransızlar olmak üzere Norveç’ten Balkanlar’a kadar onlarca ülkenin milliyetçileri topraklarını bu barbarlara açmak için birbirleriyle yarışmışlardır. Amerikan emperyalizmi ise yükseliş ve olgunluk çağında Latin Amerika ve Asya’da milliyetçi akımları güçlendirerek, ayaklanmalar ve askeri darbeler yoluyla onlarca ülkeyi kendine bağlamıştır. Bugün Avrupa gibi Latin Amerika, Asya ve Afrika’daki tüm demokratik devletler, o ülkelerin yurtseverlerinin emperyalizmin payandası milliyetçi iktidarlara karşı kazandığı zaferler sonucunda kurulmuştur. Bir milliyetin üstünlüğü görüşü temelinde hareket eden ve bu nedenle çok etnisiteli toplumlarda gizilgüç olarak bölücü olan milliyetçilik ile sınırları belli bir yurdu ve etnik farklılıklarına bakmaksızın o yurt üzerinde yaşayan tüm yurttaşları ve o yurdun sahip olduğu tüm değerleri esas alan yurtseverlik arasındaki fark buz ile ateş gibi derindir. Amerikan emperyalizminin Ortadoğu ve Türkiye için öngördüğü güncel işbirlikçi modelin ‘ılımlı İslam’ olduğunu biliyoruz. Bugün toplum ve ülke olarak sıkıntısını çektiğimiz, emperyalizmin dayattığı bu modele geçişin sancılarıdır. Modelin tasarımcısı Amerika Birleşik Devletleri, uygulayıcısı ise onun koltuğunun altında semirmiş askeri ve sivil iktidarlardır. Örneğin, din derslerinin okullarda zorunlu kılınması da, o zamanlar yurtdışında görev yapan 260 Türk imamının maaşlarının Rabıtaül İslam adlı Suudi Arabistan kökenli şeriat örgütüne ödetilmesi de milliyetçiliği ve Atatürkçülüğü dilinden düşürmeyen, ama aynı zamanda Halkevlerini, Türk Dil Kurumu’nu, Türk Tarih Kurumu’nu kapatan, Amerikalı generallerin ‘bizim oğlan’ dediği Kenan Evren’in askerihiyerarşik diktatörlük döneminde gerçekleştirilmiştir. Yurtdışında kurulan sözde İslam devletinin kurucusu Cemalettin Kaplan’ın, 12 Eylül’ün darbe liderini şu sözlerle övdüğünü anımsayalım: “Evren geldi, Evren’in bir iyiliği oldu. Partilerin balonlarına bir iğne dürttü, hepsi söndü. Biriki sene partisiz yaşadık. O kadar rahat ki, cemaat de çoğalıyordu, cemaat de ruhen bu particilikten tedirgindi.” Yakın tarihimizin son çeyrek yüzyılı laiklik, demokrasi, özgürlük ve insan hakları adına utanılacak bir dönemdir. Cumhuriyet tarihimizin hiçbir döneminde laikdemokratik yapının temelleri bu dönemki kadar derinden oyulmamıştır, bu açıdan bakıldığında da bu zaman dilimi içinde hiçbir iktidar ‘temiz’ değildir. Sıvas’ta şeriatçılar tarafından diri diri yakılan aydınlarımızın acıları yüreklerimizde, en umulmadık ağızlarca Fethullah Gülen cemaati okullarına düzülen övgüler hâlâ kulaklarımızdadır. Şeriatçılıkla milliyetçilik birbiriyle bağdaşır mı? Kuramsal olarak bu soruyu olumsuz yanıtlamak gerekir, çünkü şeriatçılık feodal altyapının, milliyetçilik ise diyalektik olarak onun karşıtı/onun yerini alacak olan kapitalizmin ürünüdür. Fakat emperyalizm çağında İran, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri gibi çoğu İslam ülkesinde kapitalizm, feodal üstyapı korunarak geliştirilmiştir. Dolayısıyla her iki dünya görüşü de kapitalizm temelinde buluştuğundan belirleyici bir bağdaşmazlık da söz konusu olmaktan çıkmıştır. Günümüzde şeriatçılık ve milliyetçilik, emperyalizmin işbirlikçiliği temelinde birbirini tamamlayan iki akımdır. Öbür İslam ülkelerine kıyasla kapitalizmin daha fazla yol aldığı Türkiye’de bu süreç daha hızlı ve daha belirgin olarak işlemektedir. Böyle bakıldığında Türk milliyetçiliğinin en güçlü ve en yaygın örgütü olan Milliyetçi Hareket Partisi’nin, dinsel/bireysel nedenlerden ötürü kullanılan bir giysi parçası olmak yerine dincisiyasal güçler tarafından şeriatçılığın simgesi durumuna getirilmiş ‘türban’ konusunda Adalet ve Kalkınma Partisi’ne destek vermesinin hayret edilecek bir yanı yoktur. Dünyadaki tüm milliyetçi partiler gibi MHP de varlığını popülizm üzerinden sürdüren bir partidir, bundan böyle de tercihi her zaman toplumun dinsel duygularını kaşıyan politikalardan yana olacaktır. Öte yandan unutmayalım, milliyetçilik ucu açık, freni olmayan bir ideolojidir, ne zaman faşizme, ne zaman ırkçılığa, ne zaman cinayet şebekelerine evrileceği belli olmaz. Hrant Dink’in katili yakalandığında eline Türk bayrağı verilip bir posterde ölümsüzleştirilmesi de rastlantısal değildir. Yaşanabilir bir geleceği tasarlayan kişi, üzerine bir sakız gibi yapışmış/yapıştırılmış milliyetçiliğin her türünden kendini arındırmalıdır. Tümü kapitalizmin ürünü, başlıca işlevi de kendisini yaratan kapitalizmin bekçiliği olan milliyetçilik, hangi türden, hangi renkten olursa olsun, aydınlığa açılacak yolun umut kapısı olamaz. (eposta: dkavukcuoglu࠽superonline.com) Suç Suavi Özyiğit: “Öneriyorum, yeni anayasa ile ulusalcılık suç sayılsın!” SESSİZ SEDASIZ (!) ‘İhsası rey’den suçlama yapanlar YARGITAY Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yayçınkaya ve ardından Danıştay Başkanlar Kurulu, türban yasağını kaldırmaya kalkışan siyasileri uyarınca, malum çevreler ve din tacirleri “ihsası rey yapıyor” diye hop oturup hop kalktılar ya; bu konuda bir de Prof. Dr. Aydın Aybay’ın yorumunu dinleyelim: “İhsası rey, oyunu belli etme diye Türkçeleştireceğimiz ‘hukuksal yasak’ somut bir davayı gören yargıcın, yargılama devam ederken, davanın sonucuna doğrudan veya dolaylı etki edecek şekilde beyanda bulunmasıdır. Yakın birkaç yıl içinde halefselef olarak Adalet Bakanlığı yapan avukat kökenli siyasetçilere sorulsa idi, yüksek mahkeme kurullarının alınmış kararlarla ilgili açıklamalarının ‘ihsası rey’ kapsamında sayılmayacağını söylerlerdi. Savcıya gelince; savcı her açtığı veya katıldığı davada, sanık hakkında suç isnadı ile baştan itibaren ceza talebinde bulunarak, açık ve seçik bir şekilde ihsasıı reyde bulunur! Onun için savcıya, uyarı niteliğinde bir beyanı için ihsası rey izafe etmek ciddiye alınacak bir suçlama değildir.” Başbakan RTE’nin yaşı kadar hukukçu geçmişi olan Aydın Aybay’ın bu yorumu üzerine, bu kez gerçekten ciddiye alınması gereken başka bir durum ortaya çıkıyor: Türban yasağını kaldırmaya çalışanlar sanık durumuna düşebilir! behicak࠽yahoo.com.tr Dinli Işık İşgüden: “Din devleti kurulursa, Erdoğan ‘atadin’ olur mu?” Yersen Yavuz Oymak: “Mimarlık için mimarlar kandırmacası tutmadı, inanç için türban mücadelesine devam!” ÇED KÖŞESİ OKTAY EKİNCİ KİM KİME DUM DUMA BEHİÇ AK ‘Naif’ Resmin Bektaşisi “Aybaşlarına doğru önce dareye uğrar sonra bizim yanımıza gelirdi. Uzun boylu, iri yarı, yarım sakallı, güler yüzlü, elli yaşlarında bir adam. Kısa zamanda sevmiştim onu. Rindmeşrepti, eski bir solcuydu, bildiklerini sakin ve alçak sesle anlatıyordu. Onurlu bir tevazu taşıyordu. Sanat yazıları yazıyordu gazeteye. Ressamdı...” Muğla’daki kentsel koruma başarısını 70’lerden 80’lere taşıyan öncü Belediye Başkanı Erman Şahin, geçenlerdeki yazısında “kadim” dostu Fahir Aksoy’u böyle anlatıyordu. (Cumhuriyet, 19 Ocak 2008) Çağdaş Türk resmine “naif” imzasını atan “koca sanatçı”yla, Ankara’daki Son Baskı gazetesinde 1967’de tanışmıştı. 20 yıl sonra Muğla festivaline davet etmesiyle yeniden birlikte olmuşlar; ardından yine bir 20 yıl daha ayrı kalmışlardı. Buna rağmen Erman Şahin’in bu “Cumhuriyet aydını”na saygısı öylesine derindi ki 2008’in ilk günlerinde 94 yaşındayken Erdek’te öldüğünü duyduğunda, ilk aklına geleni şöyle not etti: “...90’lı yıllarda Köyceğiz’e Dalyan’a yerleşti. Bir süre orada çalıştı, yaşadı. Resimleriyle, kalmıştır… Muğla’nın “naif”lerinden şair ve mimar İsmet Ünal Türker, sanatın “naif ” emektarı için “kapak” tasarımını üstlenir. “Yeni Muğla” gazetesinin matbaa emektarları basımı için kolları sıvarlar. Böylece Fahir Aksoy’un “Hacı Bektaş Veli ve Bektaşi Felsefesi” kitabı, halk biliminin “duyulmamış” yayınları arasında “sessiz”ce ama “yürek”lice yerini almış olur... Erman Şahin, bir Anadolu kentinin alçakgönüllü basımevinde tam bir “imece”yle ülkeye kazandırılan kitabı, yıllardır yaşamının en kutsal emanetleri arasında koruyor. Fahir Aksoy’u tanıtan onca yayın arasında adının bile geçmemesine ise hayret bile etmiyor. Çünkü ülkemizde kitap deyince akla artık sadece “marka”laşmış yayın evlerinin çıkardıkları geliyor. Oysa Güney Ege’deki gönüllü bir kültür hizmetinin ne denli insancıl gözlemler içerdiğini, gazete kâğıdına basılmış kitapçığı okuyan herkes, daha ilk sayfalarda fark ediyor… ÇİZGİLİK KÂMİL MASARACI kamilmasaraci࠽mynet.com Atatürk’ü anımsatıyor Denebilir ki “insancıl gözlem” nasıl bir şey? Fahir Aksoy’un önsözdeki açıklamasını birlikte okuyalım: “Bu kitapçığı yazarken izlediğim yöntem, uydurma yabancı unsurlardan, batıl ya da kasti söylentilerden, heyecan tahrikçiliğinden kaçınmam olmuştur..” Peki, neden böylesine dikkatli, neden en gerçekçi anlatımın peşinde? Yanıtı yine görmüş geçirmiş satırlarında: “İnFahir Aksoy’dan Muğla (1985)... celemem sırasında, bende uyanan bir çağrışıyı yazılarıyla, resim dersleri ile da sizlere iletmek isterim. Hageçiniyordu. Yaşamla uyum cı Bektaş Veli bir anlamda, yaiçindeydi. Kalacak bir yer, kar ni halkla birlikte hareket etmenını doyuracak kadar gelir, re de, Atatürk’le birleşmektedir. sim malzemesi ve yazı yazmak İkisi de Türk halkının mahvolma tehlikesi anında Anadoiçin bir kalem...” lu’ya çıkagelmişlerdir. Türk Bilinmeyen eseri halkının kurtuluşunu, onunla İşte böylesine “sessiz” ve “iç kaynaşmakla, onunla beraber ten” bir sanatçının sergilerini, olmakla başarıya ulaştırmışlar resim öğretmenliğini, gazetecili ve kötü kaderinin seyrini değini anlatan özgeçmişlerinde ğiştirmişlerdir…” rastlanmayan bir eseri daha var, Bir Hacı Bektaş ziyaretindeyMuğla’da basılan kitabı… ken 15 Eylül 1967’de yazdığını Yine Erman Şahin’le belirttiği bu satırların “ilham 1990’lardaki buluşmalarından kaynağı” ise kitabına özenle albirinde, söz “Bektaşi”lerden dığı Hacı Bektaş Veli Şiirleri… açılır. Derken Fahir Aksoy’un bu “Bektaşi” kişiliğiyle çok sevdi“Anadolu bilgeliği”nin de hay ği bu şiirlerden birini ruhuna arranı olduğu anlaşılır. Dahası, on mağan edelim: ca yoğun yaşamında Bektaşiler“Hararet nar’dadır saçta le de ilgilendiği, araştırmalar değildir yaptığı ortaya çıkar. Dervişlik hırkada, tac’da deGeriye artık bu özgün çalış ğildir mayı gerçekten kitaplaştırmak; Her ne arasan kendinde ara böylece Fahir Aksoy’un AnadoKudüs’te, Mekke’de, Hac’da lu kültürlerine olan bağlılığıyla değildir…” bütünleşmiş bir “belgesel”i yurdumuz insanına armağan etmek ekinci࠽cumhuriyet.com.tr HARBİ SEMİH POROY BULMACA SOLDAN SAĞA: SEDAT YAŞAYAN HAYAT EPİK TİYATROSU MUSTAFA BİLGİN hetiyatrosu࠽mynet.com TARİHTE BUGÜN MÜMTAZ ARIKAN 30 Ocak www.mumtazarikan.com 1 2 3 4 5 6 7 8 9 1/ Türk halk edebi1 yatında çoban türküsü. 2/ Eğlen 2 ce...Yuvarlak ve yassı biçimli nes 3 ne. 3/ Kalıpla bası 4 lıp elle boyanan, 5 kadınların başlarına bağladıkları tül 6 bent... Bir bağlaç. 7 4/ Güney Ameri 8 ka’da yaşayan, yeşil renkli ve çatal 9 kuyruklu bir kuş. 5/ Kibrit 1 2 3 4 5 6 7 8 9 çöpleriyle oynanan bir 1 V E L O D R OM oyun... Anlatış yolu. 6/ 2 E S A M İ R U H Metin Toker tarafından 3 L A A N A T A 1954’te yayımlanan haftaA NON A V lık haber dergisi... Mahke 4 V Z ON T A me sonucunu gösteren res 5 E B R U N mi belge. 7/ Pasta hamu 6 L U K S O R A R A S T A ru... Bir tür tuzsuz ve be 7 E R yaz peynir. 8/ Soy... Araba 8 K Ö S K A Y lastiklerinin iç kenarların 9 B A D I Ç F A N da bulunan iki sert parçadan her biri. 9/ Sıcak bölgelerde yetişen ve hekimlikte müshil olarak kullanılan bir ağaççık. YUKARIDAN AŞAĞIYA: 1/ Trabzon ilinde bir yayla. 2/ Herkes, başkaları... Kısa süreli eğitim etkinliği. 3/ Bir tür hafif ve kaba ayakkabı... İlgi eki. 4/ Süs taşı olarak kullanılan mor renkte bir tür kuvars. 5/ “Bir neşe say bu cihanın baharını” (Nedim)... Yapma, kılma, yerine getirme. 6/ Yankı... Bildirme, anlatma. 7/ Bir gösterme sıfatı... Samsun yöresine özgü, süt ve kuru incirle yapılan, dondurmaya benzer bir tatlı. 8/ İnsan türünün alt bölümü... Ağız boşluğunun tavanı. 9/ Mızmız ve sevimsiz kimseler için kullanılan bir söz. CUMHURİYET 17 K
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog