Bugünden 1930'a 5,503,614 adet makale



Katalog


«
»

30 OCAK 2008 ÇARŞAMBA CUMHURİYET SAYFA KÜLTÜR kultur࠽cumhuriyet.com.tr Konserde piyano sanatçısı Lapsanski, Çaykovski’nin 2. Piyano Konçertosu’nu seslendirdi 15 GÜZELİN ARDINDA BERTAN ONARAN İDSO’nun artık yapması gerek İ İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası’nı bu hafta İran asıllı şef Alexander Rahbari yönetti. Gelecek hafta da o yönetecek. Rahbari’nin yönettiği konserleri kaçırmamak gerek. Orkestra yepyeni bir kişilikle çıkıyor karşımıza. Dinleyici de bunu biliyor ki, salon her zamankine oranla çok daha kalabalık oluyor. Rahbari, Tahran’da dünyaya gelmiş, Viyana’da Von Einem, Swarowski gibi hocalarla çalışmış. Ülkesine tekrar dönüp konservatuvara müdür olduğunda sadece 24 yaşındaymış. Polifonik müziği ülkesine tanıtmak için büyük çabalar harcamış. Dünyanın önemli şeflik yarışmalarında madalyalar kazanınca Karajan’ın dikkatini çekmiş ve Berlin Filarmoni’yi yönetmek üzere çağrı almış; ardından da Salzburg Festivali’nde Karajan’ın asistanı olmuş. Sonra Avrupa’nın bir numaralı orkestralarında şeflik yapmış ve sayısı yüz elliyi aşan kayıtları önde gelen CD şirketleri tarafından piyasaya sürülmüş. Rahbari’nin programlarında büyük bir yenilik yok. Bilegeldiğimiz köşebaşı yapıtlar seslendiriliyor. Ancak her bir yapıtın içindeki ayrıntılar inceden inceye öne çıkıyor. Kemanların tonlaması tutarlı (homojen) hale geliyor. Çelloların sesi güçlü bir kimlik kazanıyor. Üflemelilerin ışıltısı artıyor. Güçlü (Forte) pasajlarda her zaman duymadığımız yüksek ve dolgun sesler duyuyoruz. İDSO artık Rahbari yönetiminde birkaç CD kaydı yapmalı; Rahbari ile yurtdışı turnelerine çık Can Dostum Saim Bugay Soylu, onurlu, mert dostum Saim Bugay da sonunda 6 milyar insanı tüketim kamçısı altında koşturan, o yetmediği zaman milyonlarcasını bir saniyede öldürten bir avuç çılgının oluşturdukları cehenneme dayanamadı, yoruldu, ezildi, gitti. Zaten yaşarken de karşılaştığı bütün çarpıklıklara, haksızlıklara ancak ağız dolu küfürle dayanabiliyordu; ama belli ki o küfürler öfkesini dindirmeye yetemedi, akrep gibi kendini sokmakta buldu çözümü. Oysa ömrünün en verimli, en olgun dönemindeydi; daha ne ince, alaycı yapıtla bezeyebilirdi dünyamızı. Özü sözü yapıtı bir sevgili dostum, haksızlığa, eşitsizliğe, adaletsizliğe daha öğrenciyken başkaldırmış , bu yüzden genç yaşında tanışmıştı zindanla. Bu onurlu tutum ömür boyu sürdü; hep emeğin, emekçinin yanında yer aldı, üstelik yalnız sözle değil, hem kafasıyla hem bedeniyle. Ortak dostumuz Nevzat Metin, 2005’te, Bilim Sanat Galerisi yayınları arasında sevgili Cengiz Bektaş’la yaptıkları uzun, dolu söyleşiye dayanarak güzel bir kitabını basmıştı. Gelin şimdi oradan kimi bölümleri yeniden anımsayalım: “CB Bir çevreye oturtuyoruz yontuyu. O çevre yalnızca fiziksel değil, düşünsel bir çevre de. İstanbul’un bir yerine konan bir yontu elbette Paris’in filan alanına konan yontu değil. Bir yontuyu oraya da, buraya da koysan, başka başka yontular olarak algılanabilir. Bir toplumun içine bir yontu koyarken toplumdan kopuk olamazsın gibi geliyor bana… İstesen de olamazsın. SB Tabii… CB İstesen de toplumdan kopamayacağına göre, ‘anlaşılmak’ diye kesin bir zorunluluk var, senin başlarda söylediğin. Anlaşılmak istemiyorsan, git kapan, kendi kendine bir şeyler yap. Öyle nereye varılır? İnsan kendi kendisiyle hesaplaşabilir…Bana göre, sanatın bir boyutu da anlaşılmak, anlatmak… SB Çok çok haklısın. Bu konuda örnek de var, çok yakın bir örnek. Sanatçı denen birisiyle, bizim okulun profesörlerinden biri tartıştı. Uzun zaman konuşuldu. Kadın dedi ki: ’Ben sanattan, resimden anlamam’. Kulağımızla duyduk televizyonlarda. ‘Ben resimden anlamam’ diyerek kadın özür diliyor aslında. Profesör dedi ki: ‘Resim anlaşılmaz, hissedilir.’ Böyle bir şey yok. Anlaşılmaz denebilecek sanat müzik olabilir, ama müzik bile anlaşılır. Anlaşılması gerekir, şart! Öyle şey olur mu, neden anlaşılmasın? Bunlar aptalca şeyler. Enstellasyandon başladık, post dedik… Bunlar büyük aldatmaca. Bir zamanlar ‘sanat sanat içindir/ sanat toplum içindir’ diye bir tartışma vardı. Bu sözler ‘sanat sanat içindir’ lafının bugünlere gelmiş, en bozuk hali.” ૽૽૽ CB “Tüm olayı yalnız biçim yaratmak gibi almak da yanlış… SB Çok yanlış. Yalnız biçim yaratmak yanlış… İlle de sadece yeni bir biçim yapacağım diye değil, düşünceyle anlaşacak, anlaşılacak biçim olmalı, onun çabası olmalı. Şimdi öyle laflar var: ‘Ben kendim için yapıyorum!’ Hayır, ben kendim için yapmıyorum. Yani birilerine bir şey söyleyebilmek için, seçtiğim kavramı başkalarına aktarabilmek için yapıyorum. ‘Ben bunu şu biçimlerle yapıyorum’ diyebilmek için… Şiirse şiir, edebiyatsa edebiyat, müzikse müzik. Öyle olmalı ve yapılan iş anlaşılmalı.” ૽૽૽ SB “Ben hep söylüyorum, bizim işimizde uygulama bakımından, ustaçırak ilişkisi olması gerekir. Ustaçırak ilişkisi olmadan, teorik birtakım düzenlerle eğitim olmaz, olmamalı… Ustaçırak ilişkisi yakın ilişki aslında. Bugün akademilerde yaşanan ilişkiler gibi değil. Bir hoca bir şeyler söyleyecek, sonra gelip böyle böyle, şöyle şöyle düzeltmeler yapacak, sonra kalkıp gidecek, olmaz… Çırak ustasını çalışırken görür, öyle öğrenir…” Görüyorsunuz ya, Saim’ciğim, aslında yalnız kendi dalındaki acıyı, çıkmazı değil, bütün dünyadaki toplumsal, küresel çarpıklığı algılayıp dile getiriyordu; ee bu da taşınır yük değil elbet! Canım, güzel, soylu, onurlu dostum, sen çileden kurtuldun: ardında pırıl pırıl işler, alkışlanacak anılar bıraktın. Işığın kucağında yatacağına eminim. bertanonaran@hotmail.com stanbul Devlet Senfoni Orkestrası’nı bu hafta İran asıllı şef Alexander Rahbari (yanda) yönetti. Gelecek hafta da o yönetecek. Rahbari’nin yönettiği konserleri kaçırmamak gerek. Orkestra yepyeni bir kişilikle çıkıyor karşımıza. Dinleyici de bunu biliyor ki, salon her zamankine oranla çok daha kalabalık oluyor. malı ve CD’lerini birer saygınlık aracı olarak kullanmalı. Şimdilik Deniz Bank’ın katkılarını aldığı gibi daha da geniş sponsorluklar bulabilmeli. Cumartesi günkü konseri dinleyenler sanırım orkestranın çok şey hak ettiği konusunda benimle aynı fikri paylaşmışlardır. Programda Smetana ve Dvorak’ın anıtsal yapıtlarının arasına Çaykovski’nin hemen hiç çalınmayan 2. Piyano Konçertosu yerleştirilmişti. Smetana’nın Moldau Irmağı’nın betimlediği o güzelim senfonik şiirini baştan sona dek tek solukta, yuvarlak bir çizgi içinde dinledik. “Vatanım” adlı 6 senfonik şiirin ikincisi olan “Moldau” (Vltava), ülkeyi baştan başa kat eden nehrin öyküsü. Flüt ve klarnetin simgelediği soğuk susıcak su kaynaklarının birleşmesiyle oluşan ırmağın geçtiği yörelerdeki Bohemya doğası ve halkın yaşam coşkusu betimlenir. Dvorak’ın 8. Senfonisi’nde orkestra üyelerinin başarılı soloları, grupların birlikteliği, yaylı çalgılardaki vibratoların zenginliği övülmeye değerdi. Şenova Ülker, Ayşegül Kirmanoğlu, Günay Yetiz, Celal Kara ve tüm solo çalanlar çok başarılıydı. Gelenek sahibi bir piyanist: Lapsanski AKM’nin akort tutmayan Steinway piyanosunu neden seçmişti piyanist Lapsanski acaba? Herhalde alışageldiği Stein way tonunu yakalamak için. Oysa öylesine eski ve kötü bakılmış bir Steinway ki, artık müzelik hale gelmiş. Yine de kötü piyano yoktur, iyi piyanist vardır, deyişini anımsatarak harika piyanistliğini kanıtladı. Lapsanski, 1947’de Slovak yada doğmuş, Bratislava Konservatuvarı’nda, Prag Akademisi’nde piyano kadar keman eğitimi de almış. İsviçre’de Geza Anda, Moskova Konservatuvarı’nda Viktor Merzhanov gibi gelenek sahibi öğretmenlerle eğitilmiş. Kazandığı pek çok ödülden sonra Avrupa, Asya, Amerika ve Afrika’daki sahnelerin aranan piyanisti olmuş. Önde gelen orkestra ve şeflerle çalmış. 1994’ten bu yana özellikle Supraphon Records etiketiyle çıkan pek çok CD’ye imza atmış. Ülkesinin bestecilerini, özellikle Zdenek Fibich’in yapıtlarını 12 CD halinde kaydetmesi, ayrıca Çek besteci Janacek’in yapıtlarını gün yüzüne çıkarması ona özellik kazandırmış. Halen Bratislava, Prag ve Janacek müzik akademilerinde öğretim üyesi. Onu dinlerken, piyanist konulu eski bir ffilmin görkemli konser sahnelerini izliyormuş gibi oldum. Yumuşak tuşesi, müzikalitesi ve kusursuz tekniğiyle yıllarını müziğe adamış bir sanatçının başarılı portresini çiziyordu. Hem de Çaykovski’nin rapsodik havada, bir hayli zorlama yazılmış ikinci piyano konçertosuyla. Bis olarak çaldığı Liszt’in Rigoletto parafarazı da onun usta piyanistliğini bir kez daha kanıtladı. Keşke bu konserin bile kaydı İDSO’nun canlı konserler serisi olarak CD üstünde yayımlanabilseydi, diye düşünmemek elde değildi. www.evinilyasoglu.com ‘Çağdaş Kore Sanatı’ sergisi, pazar gününe dek Piramid Sanat’ta ORKESTRAYI ALEXANDER RAHBARİ YÖNETECEK Nine Dragon Heads İstanbul’da İDSO’nun bu haftaki Kültür Servisi Byoung Park’ın kurucusu olduğu, yedi sanatçıdan oluşan “Nine Dragon Heads İstanbulÇağdaş Kore Sanatı Sergisi” açıldı. Pazar gününe kadar Piramid Sanat’ta sanat severlerle buluşacak olan sergi, uluslararası sanatın evrensel sesini duyurmayı amaçlıyor. Bedri Baykam’ın da mensubu olduğu ve daha önce çeşitli sergilerine katıldığı “Nine Dragon Heads” 1996’dan beri; önyargılı, tutucu “ben”i, açık fikirli bir “ben”e dönüştürmeye inanıyor. İnsanoğlu ile doğa Yunus Nadi Armağanı Yarışması, 1946’da kuruldu; hem geçmişe hem geleceğe dönük olan anlamı, gazetemizin kurucusu Yunus Nadi’ye saygı ve sevgiden kaynaklanıyor. Yalnız Cumhuriyet gazetesinin değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda büyük emeği bulunan Yunus Nadi’nin anısını her yıl tazelemek bizim için bir görev. Devrimci ve demokrat Cumhuriyet’in Ulusal Bağımsızlık Savaşımızla ve Türkiye Cumhuriyeti’yle zamandaş ve eşanlamlı bir kuruluş tarihçesi var. Yunus Nadi, gazetemizin temel taşlarını bu doğrultuda koydu. Yunus Nadi’nin ölüm yıldönümünü geçmişe dönük bir acı olarak değil, geleceğe yönelik bir kültür olayına dönüştürmek amacıyla bu yarışma düzenlendi. Yarışmanın ilk düzenlendiği yıllarda Türkiye’de sanat alanında hiçbir özel ödül yoktu; arasındaki dengeyi sanat yoluyla düşünmeye teşvik ediyor. Sanatın tıkanmışlığı ve kurumsal çıkmazları çözümlemeyi hedefleyen grup, değişik kültürleri birleştiriyor. Sanatçılar, karşılaştırma ve üstünlük kriteri yerine, farklı kültürlülüğün kendi içinde bir çeşitlilik yarattığını düşünüyor. Nine Dragon Heads, sanat aracılığıyla insanoğlu ve doğaya yeni açılımlar getirmeyi ve sanatın “iyileştirici” özelliği sayesinde daha sağlıklı bir çevre ve gelecek mirası bırakmayı hedefliyor. (Fotoğraf: VEDAT ARIK) konuğu Antonio Meneses şamına küçük yaşlarda Kültür Servisi Alebaşlayan Antonio Menexander Rahbari yönetises, 16 yaşındayken tanınmindeki İstanbul Devlet mış İtalyan viyolonsel saSenfoni Orkestrası’nın natçısı Antonio Janigro bu haftaki solisti viyolontarafından keşfedildi ve sel sanatçısı Antonio onunla Almanya’da eğitiMeneses. 1 Şubat Cuma mini sürdürdü. Peşpeşe akşamı saat 19.30’da ve dünyanın tanınmış orkest2 Şubat Cumartesi günü raları ve şefleri ile birlikte saat 11.00’de Atatürk solist olarak sahneyi payKültür Merkezi’nde yaAntonio laşan Meneses, uluslararapılacak olan konserlerde Meneses sı yarışmalarda birincilikGiaccomo Puccini’nin lere imza attı. Çok sayıda Preludio Sinfonico’nun Türkiye ilk seslendirilişinin yanı sıra kayda imza atan sanatçı, Herbert von Camille Saint Saens’ın Viyolonsel Karajan, Mstislav Rostorpovich, Konçertosu ve Felix Mendelssohn Claudio Abbado, Gerd Albrecht, Barthody’nin ‘İtalyan’ başlıklı 4. Herbert Blomstedt gibi çok önemli Senfonisi yorumlanacak. Müzik ya şeflerle çalıştı. tek parti dönemiydi ve yalnız CHP’nin koyduğu bir şiir ödülü vardı. Aynı dönemde bütün dünyada sanat, bilim ve edebiyat ödülleri ün yapmışlardı. İsveç’te Nobel, ABD’de Pulitzer, Sovyetler’de Lenin, Fransa’da Goncourt ödüllerinin sonuçları Türkiye’de de izleniyordu; ama ülkemiz bu alanda da geç kalmıştı. Cumhuriyet gazetesi bu öncülüğü üstlendi, altmış yıl önce düzenlenen Yunus Nadi Armağanı’yla sanat ve kültür yaşamımızda bir yarışma coşkusu oluşturdu. Daha sonraki yıllarda Türkiye’de de yarışmaların ve ödüllerin sayısı çoğaldı, yirmiyi aştı. Bugün belki ödül enflasyonundan söz açılabilir; eleştirel bir yaklaşımla sakıncaları gündeme getirilebilir, ama yine de kültür, bilim ve sanat konularında yapılan yatırımların çok yararlı olduğu rahatlıkla söylenebilir. Zamanla 62. YIL YUNUS NADİ ÖDÜLLERİ 2008 ödüller arasında ayrımlar ortaya çıkar; bir yarışma kurumsallaştıkça, amacı, nitelikleri, karakteri belirginleşir. Bu arada kimi holdinglerin kendi amaçlarına yönelik yarışmalar düzenlemeleri ve ödüller dağıtmaları da bu alanda kaçınılmaz çoğulculuğu yansıtıyor. Kimi bankaların, şirketlerin, ticari tekellerin reklam amacıyla düzenledikleri yarışmaların ödülleri, parasal açıdan ne kadar büyük olursa olsun; özü, maddi çerçevenin dışındaki anlamda odaklaşıyor. Ödüller, Yunus Nadi Armağanı Yarışması adıyla aralıksız olarak kırk yılı aşkın bir sürede düzenli olarak gerçekleştirildi, kültür ve sanat hayatımıza amaçlanan katkıları yaptı ve etkilerini duyurdu. Daha önce bir dalda yapılan ödüllendirmenin kapsamı 1990 yılından itibaren genişletildi ve Yunus Nadi Ödülleri adıyla sürmeye başladı. Ülkemizin kültür ve sanat yaşamı bütün baltalanmalara ve olumsuz yatırımlara karşın sürekli gelişiyor ve yaygınlaşıyor. Fikir ve sanat özgürlükleri Türkiye’de tam değil; siyasal iktidarların baskıları hâlâ sürüyor ve çağdaş demokratik ortamdan henüz yoksun sayılıyoruz. Buna karşın fikir, sanat, bilim, kültürde çabalar sürüyor. Tarihsel gelişim sürecinde elbette ‘aydınlanma’nın önüne hiçbir güç geçemez. Cumhuriyet, çağdaş uygarlığa giden yolun fikir, sanat, kültür, bilim yolu olduğunu kuruluşundan beri savunan bir gazete. Bu yoldaki çabaları desteklemek ve özendirmekte Yunus Nadi Ödülleri’nin işlevi sürecek. 1999 yılında başlanılan iki ana başlık altında dört ödül verilmesi yöntemi geçen yıl değiştirildi. 2008 Yunus Nadi Ödülleri Edebiyat Ana Dalı’nda öykü, roman, şiir; Görsel Sanatlar Ana Dalı’nda karikatür; Bilimsel Araştırma Ana Dalı’nda Sosyal Bilimler Araştırması olarak belirlendi. Adaylara başarılar diliyoruz. ÖYKÜ Ödüle 1 Nisan 2007 ile 1 Şubat 2008 tarihleri arasında yayımlanmış bir kitap ya da yayına hazır bir ‘kitap dosyası’yla aday olunabilir. Yayımlanmamış yapıtların, beyaz dosya kâğıdına makine yazısı ile çift aralıklı yazılmış olması gereklidir. Adaylar yapıtlarını altı adet olarak göndereceklerdir. Ödül bir yapıta verilir. Seçici Kurul, ödülü, kitap ve kitap dosyası arasında paylaştırabilir. Seçici Kurul: Hikmet Altınkaynak, Mehmet Başaran, Tarık Dursun K., Sami Karaören, Emin Özdemir. Ş İ İ R Ödüle 1 Nisan 2007 ile 1 Şubat 2008 tarihleri arasında yayımlanmış bir kitap ya da yayına hazır bir ‘kitap dosyası’ ile aday olunabilir. Yayımlanmamış yapıtların beyaz dosya kâğıdına makine yazısı ile çift aralıklı yazılmış olması gereklidir. Adaylar yapıtlarını altı adet olarak göndereceklerdir. Ödül bir yapıta verilir. Seçici Kurul, ödülü, kitap ve kitap dosyası arasında paylaştırabilir. Seçici Kurul: Ataol Behramoğlu, Prof. Dr. Cevat Çapan, Muzaffer İlhan Erdost, Doğan Hızlan, Kemal Özer. rul: Erdal Atabek, Prof. Dr. Rona Aybay, Dr. Alev Coşkun, Prof. Dr. Emre Kongar, Prof. Dr. İoanna Kuçuradi, Prof. Dr. Türkel Minibaş, Prof. Dr. Ahmet Mumcu. K A R İ K A T Ü R Karikatürlerin boyutu 30x40 cm.’yi geçmemelidir. Her türlü teknik serbesttir. Yarışmaya en fazla 5 karikatürle katılabilinir. Seçici Kurul: Kâmil Masaracı, Tan Oral, Ferit Öngören, Turhan Selçuk, Tonguç Yaşar. HER DAL İÇİN GEÇERLİ zetesi Yunus Nadi Ödülleri Prof. Dr. Nurettin Mazhar Öktel Sok. No: 2 34381 Şişli / İstanbul adresine iadeli taahhütlü olarak postayla ulaştırmaları ya da elden teslim etmeleri gerekmektedir. Yayımlanmış yapıtların daha önce herhangi bir ödül almamış olması şartı geçerlidir. Zarfın ya da paketin üzerine hangi dal ile ilgili olduğunun (şiir, roman, öykü vb.) yazılması zorunludur. Ödül dallarında konu sınırlaması yoktur. Yapıtlar hiçbir şekilde iade edilmez. Ödül alan ya da herhangi bir şekilde ön elemeden geçirilen yapıtlar, genel yayın ilkelerimiz doğrultusunda gazetemizde yayımlanabilir. Ödül sonuçları gazetemizin kuruluş yıldönümü olan 7 Mayıs 2008 Çarşamba günü açıklanacaktır. R O M A N Ödüle 1 Nisan 2007 ile 1 Şubat 2008 tarihleri arasında yayımlanmış bir kitap ya da yayına hazır bir ‘kitap dosyası’yla aday olunabilir. Yayımlanmamış yapıtların, beyaz dosya kâğıdına makine yazısıyla çift aralıklı yazılmış olması gereklidir. Adaylar yapıtlarını altı adet olarak göndereceklerdir. Seçici Kurul, ödülü, kitap ve kitap dosyası arasında paylaştırabilir. Seçici Kurul: Adnan Binyazar, Ahmet Cemal, Konur Ertop, Prof. Dr. Şara Sayın, Prof. Dr. Tahsin Yücel. S O S Y A L B İ L İ M L E R A R A Ş T I R M A S I Ödüle 1 Nisan 2007 ile 1 Şubat 2008 tarihleri arasında yayımlanmış bilimsel araştırmalarla, yayıma hazırlanmış en az 25 sayfa olarak beyaz dosya kâğıdına makine yazısıyla çift aralıklı yazılmış bilimsel araştırmalar katılabilir. Adaylar yapıtlarını sekiz adet olarak göndereceklerdir. Ödül bir yapıta verilir. Seçici Kurul ödülü kitap ve kitap dosyası arasında paylaştırabilir. Seçici Ku GENEL KOŞULLAR Ödüller, her dalda amatörprofesyonel herkese açıktır. (Cumhuriyet mensupları hiçbir dalda ödüle aday olamazlar.) Adaylar gerçek ad ve adreslerini ve telefon numaralarını belirtmek zorundadırlar. Ancak adaylar ad ve adreslerinin saklı tutulmasını isteyebilirler. Ödül koşullarına uymayan yapıtları yarışma dışında tutmak zorundayız. Adayların yapıtlarıyla birlikte adlarını ve soyadlarını arkasına yazacakları iki fotoğraflarını, açık adreslerinin de yer aldığı katılma belgesini ve yaşamöykülerini 15 Şubat 2008 Cuma günü saat 17.00’ye kadar ‘Cumhuriyet Ga Ö D Ü L Her dal için: 2.000 YTL. KATILMA BELGESİ ADIM, SOYADIM: ADRESİM: TELEFONUM: KATILDIĞIM DAL: CUMHURİYET 15 K
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog