Bugünden 1930'a 5,504,049 adet makale



Katalog


«
»

29 OCAK 2008 SALI CUMHURİYET SAYFA HABERLER 9 Prof. Tütengil’in kızı Deniz Tütengil babasının öldürülmesiyle ilgili dava dosyasının bile kayıp olduğunu söyledi ‘Tam bir yenilgi hissediyoruz’ UĞUR MUMCU’NUN AĞABEYİ CEYHAN MUMCU: usurluk’taki kazanın ardından binlerce yurttaşın katıldığı, “sürekli aydınlık için 1 dakika karanlık” eyleminin sözcülerinden avukat Ergin Cinmen, ‘derin devlet’in ortadan kalkması için iktidarın kendisinin demokratik olması, bilinmeyen bazı yerlerden güç almaması gerektiğini söylüyor.. Babası Cavit Orhan Tütengil’i 1979’da faili meçhul cinayetle kaybeden Deniz Tütengil’in, “Tam bir yenilgi hissediyoruz” derken, 30 yıl sonra, hâlâ sözcükler boğazına düğümleniyor... İstanbul Barosu üyesi avukat Ergin Cinmen’e göre, derin devletin ortadan kaldırılması, demokrasinin bütün kurum ve kurallarıyla artık o devlete iyice nüfuz etmesi anlamına geliyor. Bunun da bir siyasi irade gerektirdiğini ifade ederek, “Türkiye’de daha buna çok vakit var diye düşünüyorum” diyor. Birçok olayda adı geçen emekli Tuğgeneral Veli Küçük’ün de tutuklandığı, Ergenekon terör örgütüne yönelik operasyonu değerlendiren Cinmen şöyle devam ediyor: “Bugün ‘Türkiye’de derin devletin sonu mu geldi’ sorusuna yanıt vermek için çok erken. Bunu göreceğiz... Bütün darbeler derin devlet faaliyeti ile olmuştur. Türkiye’deki 12 Mart, 12 Eylül derin devletsiz yapılabilir bir şey değildi... İktidarın bunun dışında kendi içinde de demokrat olması lazım. Böyle olmayan bir hükümet derin devleti ortadan kaldıramaz. İktidarda da gerçekten temiz bir yapılanma olmalı...” Türkiye’deki derin devletin aslında “Susurluk”ta ortaya çıktığını, aktörlerinin hangi kurumlardan çıktığının ortaya konduğunu anımsatıyor. “Kamuoyu basına yansıdığı kadarını, basına yansımayan tarafını da bilen biliyor. Bu aktörlerin tümü yargıya ulaşmadı. Sorun burada yaşanıyor. Gene gelip yargıda tıkanıyoruz. Sağlam bir hukuk devleti anlayışı içinde zaten ortaya çıkan ilişkiler yargıya dökülürse gerçek bir dönüşüm yaşarız” diyor. Gazeteci Hrant Dink cinayetinde ihmali bulunan devlet görevlilerinin neden soruşturmaya dahil edilmediği sorusuna karşılık da şu yanıtı veriyor: “Hrant Dink başka bir ülkede öldürülseydi, o ülkenin İstanbul’unun valisi, emniyet müdürü yerinde duramazdı. Durmaması lazım. Bu adamlar duruyor. Demin dediğimiz gibi, derin devletin ortadan kalkması için o iktidarın kendisinin demokratik olması lazım. Bilinmeyen bazı yerlerden güç almıyor olması lazım. İnsanlar, ‘Başarısız vali neden hâlâ görevde” diyor. Bu da ‘acaba başka yerden mi güç alıyor’ sorusunu düşündürüyor. Devlet bunu sordurtmayacak. Bu soruluyorsa, sorun vardır. Bunu sordurtan iktidar, derin devleti ortadan kaldıramaz... Bu demokratik saydam devlete ulaşmada sorun yaşayacağımızı gösteriyor.” S Kendi özgürlüğümü savunma derdine düştüm ğur Mumcu’nun ağabeyi ve UMUT davasının müdahil avukatı Ceyhan Mumcu’ya göre Mumcu cinayetini işlettiren, finanse eden örgütlerin ortaya çıkarılması gerekiyor. Devletin ‘tetikçi ile yetinin’ dediğine dikkat çeken Mumcu, birçok sanığın anayasa’ya aykırı biçimde “eve dönüş” yasasından yararlandıklarını, tetikçilerin hepsinin yargılanmadığını yineliyor. Mumcu, şöyle devam ediyor: “Cinayeti azmettirenlere ulaşılamadı. Adli Tıp Ana Bilim Dalı Başkanı Şebnem Korur Fincancı’nın mahkemeye gönderdiği stres travması raporu, sanıkların açıklamalarının resmi ve hukuki bir değeri olmayacağını belirtti. Sanıklar bütün hazırlık soruşturmasındaki ifadelerini reddettiler. Eve dönüş yasası çıktıktan sonra da ‘Hayır, poliste işkence olmadı, biz her şeyi samimiyetle söyledik, dolayısıyla örgütümüzü anlatmış olduk, bundan yararlanmamız gerekir’ dediler. Mahkeme iddiayı İçişleri Bakanlığı’na sordu. İçişleri Bakanlığı ise yasadan yararlanmamaları gerektiğini bildirdi. Bakanlığın görüşüne karşın mahkeme, sanıkların Eve Dönüş Yasası’ndan faydalanmaları yönünde karar verdi.” Hakkında, stres travması raporuna ilişkin tartışmalar nedeniyle, 2007 yılının eylül ayında 2 yıla kadar hapis cezası istemiyle açılan, davanın devam ettiğini söyleyen Mumcu, yakalama emriyle savcılığa ifade verdiğini anımsatıyor. Adli Tıp Kurumu eski başkanı Fincancı’nın da aleyhine 10 milyarlık tazminat davası açtığını belirten Mumcu, “Şimdi bıraktım ben Uğur Mumcu’yu kendi özgürlüğümü savunma derdine düştüm” diyor. U diğini anımsayan Tütengil, devam ediyor: “Köklerin derinlere gitmesi demek, azmettiricilerin ortalıkta adı geçen katil ruhlu insanlar değil çok daha derin, örgütlü bir yapılanmanın içinde olduğunu gösteriyor. Savcı bunu dedikten sonra dosya Ankara’da MHP davası ile birleştirildi. Sonunda dosya filan yok dediler...” Bugünse karanlıkların aydınlanacağı yönünde bir ümidinin olmadığını ifade ediyor. Her seferinde yeni bir operasyonla “her şey ortaya çıkacak” diye ümitlendiklerini ancak “derinler” denilen yere ulaşılmadığını dile getiriyor. İnsanın kendisi yaşamadıkça böyle acıları idrak edemediğine dikkat çekerek, “Bu benim, bugün nerdeyse 30 yıl sonra titreyerek konuşmamı açıklıyor... Dolayısıyla toplumda gerçekten duyarsızlık olduğu kesin. Mesleğim gereği bazı görevler yapabilecekken, bu ülkede hukukla bir şeyin olmayacağını düşündüğüm için uzak durmak istiyorum... Bunu anlatmakta zorlanıyorum... Gerçekten büyük bir travma aileler için, yılların geçmesi çare olamıyor...” diyor. BİTTİ Bombalı saldırıda katledilen yazarımız Onat Kutlar’ın cenazesine katılan on binler teröre lanet yağdırdı. Pişmanlık yasası indirimi 30 Aralık 1994’te The Marmara Oteli’nin kafesine konan bombanın patlamasıyla gazetemiz yazarlarından, sinemacı, şair Onat Kutlar ile arkeolog Yasemin Cebenoyan yaşamını yitirdi. Kutlar ve Cebenoyan’ın ölümlerine neden oldukları gerekçesiyle yargılanan sanıklar hakkındaki dava 25 Nisan 2007’de karara bağlandı. Kutlar ve Cebenoyan’ın ölümüne neden olan bombalı saldırının da aralarında bulunduğu 16 ayrı eyleme karıştıkları iddia edilen 20 sanık, İstanbul 3 No’lu DGM’de yargılanmaya başlanmasının ardından, mahkeme Abdülcelil Kaçmaz’ı müebbet hapse mahkum etti. Mahkeme, Hasan Kızılkaya’yı 16 yıl 8 ay, Hasan Ergün ve Kemal Aydın’ı da 12 yıl 6’şar ay ağır hapis cezasına,11 sanığın cezasının ertelenmesine, 3 sanığın da beraatına karar verdi. Yargıtay’ın, bazı sanıkların Topluma Kazandırma Yasası’na başvurularının incelenmediği gerekçesiyle bozduğu dava, İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yeniden görüldü. Mahkeme, Yargıtay’ın bozma kararının ardından ikinci kez yaptığı yargılamada, sanıkların cezasında “pişmanlık” indirimi yaptı. İlk yargılamada ömür boyu uygulanmak üzere müebbet hapis cezasına çarptırılan sanık Deniz Demir’e 16 yıl, müebbet hapis cezasına mahkum edilen Hicran Kaçmaz’a ise 14 yıl ağır hapis cezası verildi. Davanın tek tutuklu sanığı Abdülcelil Kaçmaz müebbet hapis cezasına çarptırılırken, birleşen dosyanın sanığı Hasan Ergün’e ise 6 yıl 3 ay hapis cezası verildi. Yargıtay’ın bozma kararına karşı görüşü sorulamayan sanık Hasan Kızılkaya’nın dosyası ise ayrıldı. ‘BU İŞLERİN KÖKÜ DERİNDE’ Katledilen Prof. Cavit Orhan Tütengil’in kızı Mimar Deniz Tütengil, “Tam bir yenilgi, hukuk devletine olan büyük bir inançsızlık hissediyoruz... Dava dosyası bile ortada yok. Bugün, nerdeyse öldürüldüğünü kanıtlayamayacak durumdayız” diyor. Babası katledildikten sonra, sık sık adliyeye gidip soruşturma savcısı ile görüştüklerini bunun da dava sürecini hızlandıracağını zannettiklerini söylüyor. Soruşturma savcısının ise “Bu işlerin kökleri o kadar derinlere gidiyor ki... Adalet er geç tecelli edecek belki ama buraya gelip durmayın” de A DA L E T V E D E M O K R A S İ H A F TA S I AKP politikalarına muhalif yaklaşık on bin yurttaş İstanbul Gösteri Merkezi’nde toplandı ( NECATİ SAVAŞ) Toplumun sesi yükseliyor İstanbul Haber Servisi AKP’nin politikalarına karşı toplumsal muhalefeti yükseltmek amacıyla yola çıkan ve üye sayısı 1 milyonu aşan “Biz Kaç Kişiyiz Sivil Toplum Platformu”nun “Türkiye Forumu”nda bir araya gelen akademisyenler, her yönüyle AKP’nin politikalarını eleştirdi. Önceki gün Yeşilköy’deki İstanbul Gösteri Merkezi’nde (Mydonose Showland) gerçekleştirilen foruma, yurttaşlar yoğun ilgi gösterdi. Toplantının açılış konuşmasını yapan Kanaltürk’ün sahibi Tuncay Özkan, AKP’nin türban girişimini eleştirerek toplantıya katılan kadınlara şöyle seslendi: “Türk kadını saçından, teninden, özgürlüğünden utanmaz. Bu coğrafyanın aydınlık yüzü olan Türk kadını, ağır bir saldırı ile karşı karşıya. Sizi karanlığa hapsetmek için yeni karanlık bir saldırı başlattılar. Buna direnmek, Mustafa Kemal aydınlığını yansıtmak zorundasınız. Sizi kavgada bir adım öne davet ediyorum. Sizin aydınlığınız bütün karanlıkları yenecektir.” ‘Türkiye şeyhler, müritler devleti oluyor’ ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) “15. Adalet ve Demokrasi Haftası” etkinlikleri kapsamında Sosyal Demokrasi Derneği’nce düzenlenen ve dernek yönetim kurulu üyesi Mesut İzgili’nin konuşmacı olarak katıldığı “Siyasette Hukuk, Adaletsizlik ve Sonuçları” konulu söyleşi gerçekleştirildi. Üniversiteleri, baroları ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nı göreve çağıran İzgili, “Birçok siyasi, tarikat bağlarına ihtiyaç duyuyor. Türkiye giderek bir “şeyhler ve müritler devleti” haline geliyor” dedi. ODTÜ Mezunlar Derneği tarafından gerçekleştirilen “Türkiye’nin Değişen Yüzüne ODTÜ’den Bir Bakış” konulu açık oturumda konuşan derneğin üyesi Nermin Fenmen, “Geçmişe ağlamak yarar getirmez, dayanışma her sorunu çözecektir” dedi. “Küresel Emperyalizme Karşı Bağımsızlık, Sosyal Haklar ve Hukukun Savunulması” adlı söyleşiye konuşan Prof. Oğuz Oyan ise şunları dile getirdi: “Anketlerde toplumun yüzde 92’si Amerika’ya karşı, ancak Amerika’nın koltuk değneği olan bir partiye oy veriyorlar. Bildiğim bir şey var ki o da AKP’nin ANAP’ın ‘ruhuna fatiha’ okutacak kadar aşırı liberal olmasıdır.” Hafta dahilinde 25 Ocak’ta Köy Enstitüleri ve Çağdaş Eğitim Vakfı ile EğitDer’in birlikte düzenlediği “Eğitimin Üç Temel Çıkmazı; Kadrolaşma, Şiddet ve Özelleştirme” konulu açık oturum Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde yapıldı. Köy Enstitüleri ve Çağdaş Eğitim Vakfı Başkanı Erdal Atıcı’nın yönettiği oturuma Prof. Kasım Karakütük, Prof. Binnur Yeşilyaprak ve Dr. Nuray Ertürk Keskin katıldı. ᮣ AKP’nin politikalarına karşı toplumsal muhalefeti yükseltmek amacıyla yola çıkan ve üye sayısı bir milyonu aşan “Biz Kaç Kişiyiz Sivil Toplum Platformu”nun “Türkiye Forumu” toplantısı, önceki gün Yeşilköy’deki İstanbul Gösteri Merkezi’nde gerçekleştirildi. Toplantıya yurttaşlar yoğun ilgi gösterdi. sistemin ortadan kaldırılmasına yarayacak bir simge” dedi. Sivil anayasa konusuna da değinen Batum, “Emin olun, sizlerden korkmasalardı sivil anayasa diye yutturmak istedikleri belge çoktan yürürlüğe girmişti. Bu ülkenin anayasası her zaman Atatürk ilkelerine dayalı olmak durumundadır. Biz gerçek anlamda laik, demokratik bir anayasayı elbirliğiyle yapacağız” diye konuştu. ye’deki işbirlikçileriyle, tarikatlar, yobazlar, din tüccarları ve ayrılıkçı unsurlar bir arada hareket ediyorlar. Ülkenin bölünmesi için ortak düşmana karşı ortak işbirliği var. Amaç, ulus devleti ortadan kaldırmak. Ulus devlet hem küresel sermayenin hem de tarikatticaretsiyaset blokunun önünde büyük bir engel. Bu dönüşümü sağlamak ve bu yıkımı gerçekleştirmek için gerekli finansman yolsuzluklardan sağlanıyor. AKP döneminde yolsuzluklar ulusal güvenliğimizi tehdit eder hale geldi” diye konuştu. Ama ülkemizi yolsuzluk ve yoksulluğa mahkum edenler gün gelecek hesap verecek, çaldıklarını kursaklarından geri almak hepimizin boynunun borcudur.” YÜRÜYÜŞE GEÇMELİYİZ Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Alemdar Yalçın, Türkiye’nin başkalarından ders alan değil kendi dersini kendi çıkaran ve uygulayan bir ülke haline gelmesi gerektiğine dikkat çekerek “Yüreği ağzında, demokrasisi çöktü çökecek bir ülke olmaktan kurtarmalı, köklü önlemler almaya gidecek yolda kararlı bir şekilde yürüyüşe geçmeliyiz. Türkiye ve dünya ölçeğinde meşru zeminlerde kalarak uzun soluklu yolculuğa çıkmalıyız. Ülkemizin, bölgemizin bize ihtiyacı var” diye konuştu. Deprem, enerji ve ulaşım politikaları üzerine konuşan Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İlyas Yılmazer, enerjideki kayıpların standarda indirilmesi durumunda, AKP’nin yapmayı planladığı 12 nükleer santraldan yalnızca bir tanesinin parasıyla daha fazla enerji elde edileceğine dikkat çekti. Forumda, İstanbul Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Celal Şengör, Çiftçi Sendikaları Konfederasyonlaşma Platformu Sözcüsü Abdullah Aysu, ekonomist Uğur Civelek ve mühendisenerji uzmanı Ünal Erdoğan da birer konuşma yaptı. AMAÇLARI ULUS DEVLETİ YIKMAK Gazeteci Tuncay Mollaveisoğlu, 24 Ocak’ın Uğur Mumcu’nun katledilmesinin 15. yılı olduğunu anımsatarak “Bugün yaşadığımız yağma sürecine, yolsuzluk olaylarına baktığımızda keşke o aramızda olsaydı diyoruz. AKP iktidarı ile birlikte her şeyden çok Mumcu’nun gazetecilik anlayışına, onurlu, başı dik mücadele ruhuna, yurtsever önderliğine ihtiyacımız var” dedi. Bugün Atatürk Türkiye’sini yok etmeyi amaç edinenlerin, kamu kaynaklarını yağmaladıklarını, AKP ile birlikte yolsuzlukların da küreselleştiğini anlatan Mollaveisoğlu, “Ulusötesi şirketler ve onların Türki YOLSUZLUKLAR ZİNCİRİ Mollaveisoğlu özetle şunları söyledi: “Türkiye’de özelleştirmeler, kıyı ve orman talanları, tarım alanlarının satışı, imar rantı, kamu ihaleleri ve altyapı projelerinde AKP’ye yakın şirketler başı çekiyor. Türkiye harcını AKP’ye yakınlığın oluşturduğu, görünmez bir holdingin kuşatması altında. Bu holdinge bağlı şirketler bazı ihalelerde rakip, bazılarında ortak olabiliyorlar. AKP’nin yolsuzluk dosyalarını arka arkaya koysak ciltlere sığmaz. BATUM: ANAYASA YAPACAĞIZ Bahçeşehir Üniversitesi Öğretim Üyesi, anayasa hukukçusu Prof. Dr. Süheyl Batum, Türkiye’nin gündeminden düşmeyen, son iki haftadır ise hararetli tartışmalara neden olan “AKP’nin türbanı serbestleştirme girişimini” anlattı. Batum, “Onların kafasındaki türban özgürlük değil, laik CUMHURİYET 09 K Ceyhan Mumcu.
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog