Bugünden 1930'a 5,502,732 adet makale



Katalog


«
»

29 OCAK 2008 SALI CUMHURİYET SAYFA SAĞLIK Hastane borcunu ödeyemeyen Döne Hacer adlı yurttaş hapis cezası aldı ve cezaevine gönderildi 7 DÜZ YAZI ORHAN BİRGİT Rehin alınmadı, hapse atıldı ŞULE KÖKTÜRK Çift Dikişli Yayın Yasağı! Yazılı medya, kamuoyuna “Ergenekon Çetesi” olarak tanıtılan Veli Küçük ve arkadaşları hakkında, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam eden soruşturmanın çok ayrıntılı haberleriyle dolu. Bazı gazetelerimizde, sayfalar bu “çete”nin yürüttüğü yeraltı çalışmalarının, hedef eylem yılını da açıklayarak şemalar, yorumlar da yayımlıyorlar. Hukuk dilinde henüz hazırlık aşamasında olduğu bilinen bir soruşturmanın açıklanması Ceza Muhakemeleri Usul Yasası’na göre zaten yasak. Ama, soruşturmayı başlatan cumhuriyet savcısı, bu yasak hükmünü de yeterli görmemiş ve ilgili hâkime başvurarak yasağı bir de özel hüküm haline getirmiş. Girişim amaçlarının ülkede kaos yaratarak 2009’da bir darbeyi yaşama geçirmek olduğu ileri sürülen zanlıların hazırlık sergüzeştinin, haklarındaki dava başlamadan önce ayrıntılı haber olmasını isteyecekler, o yapay yasağın bir ucube haline sokulduğunu gördüler. Zira, geniş okur kitlesi için bilinmeyen eller, belki de bir başka çete, hazırlık soruşturmasına dayanak olduğu anlaşılan anlatımları, belgeleri, dahası fotoğrafları bile gazetelerimizin polis ya da adliye muhabirlerinin önüne hazır paket olarak servis yapmaktadır. Bu nedenle farklı gazetelerde yer alan “sorgu haberlerinde” satır satır benzerlikler, bilgilerin tek kaynaklı olduğunu belgelemektedir. Fareler ve İnsanlar Prof. Dr. COŞKUN ÖZDEMİR Bu başlık Kaliforniyalı büyük yazar John Steinbeck’in ünlü kitabının adıdır. Yazar, bu kitabında İskoçyalı şair Robert Burns’in farelerle insanların kaderleri arasında benzerlikler bulan şiirinden esinlenmiştir. Onu bir tiyatro oyunu olarak 50’li yılların başında Muhsin Ertuğrul’un yönetimindeki Küçük Sahne’de büyük beğeni ile izlemiştik. Tıp biliminde fare önemli yeri olan bir hayvandır. Genetik kaynaklı kas hastalıkları araştırmalarında fareler önemli roller oynarlar. Fareler ile oluşturulan hastalık modelleri ilaç ve tedavi denemelerinde sıklıkla kullanılıyor. Zaman zaman araştırmalarda umut verici, olumlu sonuçlar elde ediliyor. Ancak bu sonuçlar, insanlarda da aynı sonucun elde edileceği anlamına gelmiyor. İlaç araştırmaları, hayvan deneylerinin ardından insan ve hastalar üzerinden yıllar süren 34 fazda sürdürülür. Bir ilacın ya da tedavi metodunun oluşumu 10 yıldan fazla sürüyor. Preklinik (klinik öncesi) araştırmalar tüpte başlayıp, laboratuvar ve hayvan deneyleri ile devam ediyor. Hayvan deneylerindeki sonuçların elde edilmesinin ardından, ilaca tolerans, yan etkiler, etkinlik düzeyi ve en uygun doz saptanmaya çalışılıyor. Daha ileri bir aşamada hastalar üzerinde çift kör yöntemi ile ve denemeye alınan ilacın placebo (etkisiz madde) ile kıyaslaması yapılarak sonuca varmak hedefleniyor. Son yıllarda nöromüsküler (sinirkas) hastalıklarda kök hücrelerle tedavi denemeleri büyük umutlar yaratmakta. Ancak bunlar henüz başlangıç aşamasında bulunuyor. Klinik uygulama döneminin henüz yıllarca uzakta olduğunu ve ülkemizde örnekleri görülen bu tür girişimlerin bilim ve etik dışı olduğunu bu sütunlarda birçok kez yineledim. Gazetelerde yayımlanan bir haberde, embriyonik kök hücrelerinin kas hücresi oluşturulmasının başarıldığı bildiriliyordu. Ancak açıktır ki bu şimdilik farelerde elde edilen başarıya işaret ediyor. Yazının kas erimesine çare bulundu şeklindeki başlığı, eğer haberin sonuna dikkat edilmezse yanıltıcı olabilir. Çünkü son satırlar bu yöntemin insanlarda uygulanabilmesi için en az 10 yıllık klinik deneme sürecine ihtiyaç olduğunu belirtiyor. O nedenle başlıktaki ifadeyi, çare yolunda önemli bir başlangıç oluşturdu, şeklinde anlamak lazım. Ayrıca kas zayıflığı yapan hastalıkların çok sayıda ve çok çeşitli olduğunu ve kas erimesi diye bir hastalık bulunmadığını, burada hatırlatmam gerekiyor. Londra’da yaşayan ve bizim kas hastalıkları kongrelerinde sıkça birlikte olduğumuz ve bu alanda öncü rol oynayan çok ünlü bir bilim adamı var, Profesör Victor Dubowitz. O, konuşmalarında biraz alaycı bir dille fare doktorlarından söz eder. “ Bu fare doktorları (Mouse doctors) ile başımız dertte, ciddi problemlerimiz ve anlaşmazlığımız var ” diyor, bu büyük bilim adamı. Gerçekten faredeki olumlu sonuçların hastalığa çare bulundu şeklinde yansıtılması, ciddi bir yanlışlıktır ve yazık ki, bu yanlışlık tüm dünyada yapılagelmektedir. On binlerce hastada, bu yüzden gerçek olmayan umutlar uyandırmak herhalde çok sakıncalıdır. Bu konuda, hem bilim insanlarının hem de habercilerin büyük bir titizlik göstermesi gerekiyor. coskunoz@superonline.com Kayseri’de şeker hastalığı nedeniyle parmakları kesilen ve 1 hafta hastanede yatan Döne Hacer’in, hastane borcunu ödeyemediği için hapse atılması sivil toplum örgütlerinin tepkisini çekti. Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Genel Başkanı Dr. Köksal Aydın, yurttaşın değil, rehin alma olayını ülke gündeminden kaldırdıkları yönünde açıklama yapan Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın hapse girmesi gerektiğini belirtirken Türk Tabipleri Birliği Başkanı (TTB) Prof. Dr. Gençay Gürsoy, artık rehin alma yerine hapis olaylarının yaşandığına işaret etti. AKP iktidarı döneminde hastane borcu, rehin kalmadan hapse girmeye dek yol aldı. Örgütler ise bu olayların münferit olmadığı ve sağlığın ticarileştirilmesi ile daha da artacağı ᮣ Hastane borcunu ödeyemediği için hapse atılan Döne Hacer’e sivil toplum örgütleri destek oldu. (SES) Genel Başkanı Dr. Köksal Aydın, yurttaşın değil, rehin alma olayını ülke gündeminden kaldırdıkları yönünde açıklama yapan Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın hapse girmesi gerektiğini belirtti. uyarısında bulundular. TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Gençay Gürsoy, “Şimdi hasta cezaevinde rehin tutuluyor” diyerek yoksulların sağlık hizmetinden yararlanamamasının, sağlığı piyasalaştırmanın bir sonucu olduğunu ve bu olayların daha da artacağını söyledi. madığına dikkati çeken Prof. Dr. Gürsoy, “Sağlığa harcanan paranın yüzde 70’i ilaç ve teknoloji aracılığıyla, kaynak transferi olarak uluslararası sermayeye gidiyor. Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın Dünya Bankası’nın (DB) projesi olmasının nedeni de budur. DB, hükümeti bu uygulamalara zorluyor; sağlık harcamaları artacak, kaynak dışarıya akacak, yoksullar yine sağlık hizmetinden yararlanamayacak” diye konuştu. SES Genel Başkanı Dr. Köksal Aydın da bu olayın Sağlık Baka nı’nın açıklamalarını yalanladığını anımsatarak “Asıl cezaevinde olması gereken, bu açıklamaları yapan ve sağlığı özelleştiren Sağlık Bakanı’dır” dedi. ‘Fatura çıkmaya başladı’ Sağlığı özelleştirmenin faturasının şimdiden çıkmaya başladığını ifade eden Aydın, GSS’nin yürürlüğe konmasıyla, 1 ay primini ödeyemeyen yurttaşın sigortasının işlemez hale geleceğini belirterek böylece hapishanelerin sağlık borcunu ödeyemeyen binlerce yoksulla dolacağını öne sürdü. Aydın da sağlıkta kaynağın hâlâ kamu olmasına karşın bu kaynağın yüzde 70’inin özel sektöre aktarıldığını anımsatarak “Bu kaynak kamuda kalsa 7’den 70’e sağlık göstergelerini iyileştirmek mümkün” dedi. ‘Yoksullar yararlandırılmıyor’ AKP’nin uyguladığı Sağlıkta Dönüşüm Programı ile sağlık harcamalarının 3 katına çıkmasına karşın yoksulların sağlık hizmetinden yararlanabileceği bir sistem kurul Belki de bir başka çete Görevli gazeteciler de önlerine kadar gelen bu haberleri, televizyonlardaki meslektaşlarını adeta çatlatacak kadar kıskandırarak yayına vermektedir. Günün haberlerini, tiryakisi olduğu gazeteden önce, televizyonlardan öğrenmeye alışmış olan “sokaktaki adam”ın farkında olmadığı bir yasal baraj; yani Radyo Televizyon Üst Kurulu’nun koyduğu kurallar, beyazcam diye tanımlayacağım görsel medyanın “Ergenekon” çetesi davasını büyük bir zaman dilimi farkıyla geriden, ayrıca olabildiğince kısıtlı bir biçimde izlemesine yol açıyor. Zira RTÜK, koyduğu yasaklara uymayan televizyonları, yayını durdurma yasakları dışında ağır para cezaları, yaptırımlarıyla da frenliyor. Hukuk devleti, böylece iki başlı olarak öne çıkıyor. Daha doğrusu, yasaklarla ilgili kuralları tanımayan bir oluşum, belki de bir başka “çete”, devletin üstünde gizlilik damgaları bulunan dosyalarından özel servis yayınları yapıyor. 60 yılı dolduran meslek yaşamımda, bu türlü özel servisler, bana nedense hep birilerinin bir şeyleri yönlendirme çabasıyla düğmeye bastığını ortaya koyan onlarca olayı anımsatır. Öyle olduğu için de artık onca deneyimden geçmiş belleğim, kalemime dikkatli olmam için uyarılar gönderir. En taze yönlendirme çabasının Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörü Prof. Yücel Aşkın davasında sergilendiğini ve ne yazık ki bir de yaşama mal olduğunu unutamam. T ıp Etiği ve Tıp Hukuku Derneği ile İstanbul Tabip Odası, önceki gün Sağlık Bakanlığı’nın AB mevzuatına uyum çerçevesinde hazırladığı Beşeri Tıbbi Ürünlerin Klinik Araştırmaları Hakkında Yönetmelik tasarısı hakkında bir basın toplantısı düzenledi. (Fotoğraf: SİBEL BAHÇETEPE) Polisimize düşen görev Ama, görünüşe bakarsanız, özellikle İstanbul polisi, soruşturmanın tam bir gizlilik içinde sürdürülmesi için olağanüstü çaba göstermektedir. Zanlıların emniyet müdürlüğüne olduğu gibi, Beşiktaş’taki adliye binasına getiriliş ve götürülüşlerinden tutuklu olarak kalacakları cezaevine gönderilişlerine kadar medyaya uygulanan perdeleme önlemleri bugüne kadar görülmemiş ölçüdeydi. Polisimiz, haklarında verilen tutukluluk kararı sonunda cezaevine gönderilen kimlikleri herkesin bildiği sanıkların fotoğraflanmasını engelleme çabasının onda birisini gizlilik damgası taşıyan dosyaların gazete sayfalarından sokak kaldırımlarına zamansız taşmasını engellemek için sarf ederse öteki “çete” de suyun üstüne çıkar... Bu olağanüstü çabayı gösterebilen güvenlik güçleri, o gizli dosyaları tek elden medyaya taşıyan elleri de bulup çıkartarak yansızlığını belgelemelidir. Birey araçlaştırılıyor Klinik araştırmalarda toplum yararını bireyden üstün tutan düzenlemeler öngören tasarıda hamile, loğusa ya da emzikli kadınlar üzerinde tıbbi denemeler yapılabileceği belirtiliyor İstanbul Haber Servisi Tıp Etiği ve Tıp Hukuku Derneği Yönetim Kurulu, “Beşeri Tıbbi Ürünlerin Klinik Araştırmaları Hakkında Yönetmelik” tasarısındaki en temel yanlışlığın toplum yararını birey yararından üstün tutan 5. maddesi olduğuna dikkat çekerek “Bu madde, bireyin toplum yararı hedefinde araçlaştırılmasının, evrensel etik ilkelerle belirlenmiş sınırların çok ötesinde ağır riskleri almak zorunda bırakılmasının yolunu açmaktadır” denildi. Tıp Etiği ve Tıp Hukuku Derneği ile İstanbul Tabip Odası, önceki gün Sağlık Bakanlığı’nın AB mevzuatına uyum çerçevesinde hazırladığı Beşeri Tıbbi Ürünlerin Klinik Araştırmaları Hakkında Yönetmelik tasarısı hakkında bir basın toplantısı düzenledi. Toplantıda konuşan Tıp Etiği ve Tıp Hukuku Derneği Yönetim Kurulu üyesi Doç. Dr. Arın Namal, taslağın 5. maddesinin araştırmacıya yüksek riskli araştırmalar yürütme konusunda cesaret aşılayacağını belirterek “Çocuklar ve kısıtlı kişiler (zihinsel özürlü, komada, demans hastası gibi) üzerinde yürütülecek araştırmalar ile üzerinde tıbbi denemelerde bulunulacak çocuğun ya da kısıtlı kişilerin yararı, toplumun yararının gerisinde konumlandırılmaktadır. İnsan denekler üzerinde yürütülen tıbbi araştırmalarda, deneğin sağlığı ve çıkarları, bilimin ve toplumun çıkarlarının gerisine itilemez” dedi. miş ilaçları varken üzerinde araştırma yapmak çok tehlikeli olabilir. Ayrıca gebe, loğusa ve emzikliler üzerinde yürütülecek tıbbi denemelerde, başlangıçta eşten de onay alınarak, ileride davacı olma hakkı da elinden alınmış olmaktadır” diye konuştu. özerk kurumlardır. İnsan üzerinde tıbbi araştırmaların, insanın onuruna ve bedenine zarar vermeyeceği şekilde yürütülmesini gözetmek üzere oluşturulan etik kurulların özerk yapısının koruması son derece önemlidir. Etik kurulların içinde projeleri inceleyen araştırma etik kurullarında sivil kişilerin bir an önce yer alması gerekir.” Faks: 0 216 302 82 08 obirgit࠽ekolay.net ‘Özel’in getirdiği sakıncalar İnsan üzerinde yapılan deneylerde evrensel etik ilkelerinden taviz verilmemesi gerektiğini dile getiren Namal, ayrıca Sağlık Bakanlığı’nın üniversite hastanelerinde kurulmuş olan etik kurullarının il sağlık müdürlükleri bünyesine kaydırılacağını anımsatarak şöyle devam etti: “Bununla, klinik araştırmaların özel hastanelerde yürütülmesine izin verilmesine olanak verilecek ve önemli sakıncalar da beraberinde gelecektir. Üniversiteler, siyasi atamaların dışında olmak durumunda olan Etikte teoloğa yer yok Tıp Etiği ve Tıp Hukuku Derneği Başkanı Prof. Dr. Ayşegül Demirhan Erdemir, etik kurullarda din adamlarının olması yönündeki tartışmalarla ilgili olarak ise “Bugün Amerika’da ve Avrupa’da etik kurullarda teologlar bulunmaktadır. Eğer din adamları etik kurullarda yer alacaksa bu kişiler üniversitelerdeki aydın, demokrat, laik din adamları, ilahiyatçılar olmalıdır” açıklamalarını yaptı. Hamile ve loğusalarda risk Tasarıda hamile, loğusa ya da emzikli kadınlar üzerinde, sağlıkları bakımından ciddi risk olmadığı sürece tıbbi denemelerde bulunulabileceğinin belirtildiğini anımsatan Namal, “Bu grubun rutin tedavisi ve denen ESP’den ‘birleşelim’ çağrısı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası (SSGSS) yasa tasarısı, İstanbul’da Ezilenlerin Sosyalist Platformu (ESP) tarafından protesto edildi. İstanbul Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi önünde “Herkese Sağlık, Güvenli Gelecek”, “AKP Sağlığa Zararlıdır” sloganlarının atıldığı basın açıklamasında, “Genel Sağlık Sigortası Ölümdür”, “SSGSS’ye Hayır, Sağlık Hakkımızı Sattırmayacağız” pankartları açıldı. Yapılan açıklamada “Emek örgütleri, sağlık kuruluşları ve demokratik kitle örgütlerinin kurduğu Herkese Sağlık, Güvenli Gelecek Platformu’nda birleşelim” denildi. (DENİZ UZUNKALE) ENTERNET / MEHMET SUCU Sayın Erdem Pulcu, Masal Gibi Bir Gelecek başlıklı yazımız üzerine teknoloji kullanımı ve doğal seleksiyon üzerine bir yazı göndermiş. Bu hafta köşeyi Erdem Pulcu’nun yazısına ayırıyoruz. “Günümüzde Evrim Teorisi bir kesim tarafından neredeyse reddedilmiş durumda. Bunun başlıca nedeni Evrim Teorisi’nin insanlara uygulanabilirliğinin hayvanlara uygulanabilirliği ile karşılaştırıldığında, biyolojik etkenlerin ötesinde birçok bilinmeyenin devreye girişiyle bulanıklaştığını söyleyerek açıklamak mümkün. Richard Dawkins (şu an Oxford Universitesinde halen profesör olarak görevde bulunmakta), 1976 basımlı Bencil Gen adlı kitabında biyolojik etkileri sembolize eden ‘meme’ (İngilizce gene ismi ile fonetik olarak uyuşan) terimini öne sürüyor. Memeler kısaca kültürel birikimleri, örf ve adetleri sembolize eden ‘destekleyici’ taşıyıcılar. Kaderleri ise genler gibi Doğal Seleksiyon sonucu toplumda yerlerini korumalarına bağlı. Günlük hayatımızda hoşumuza gitmeyen dejenerasyon örneklerini, yıpratılmak istenen laiklik gibi kavramlara karşı takınılan tavrı bu pencereden incelemek bize yeni ufuklar açabilir. Zaten ‘Laiklik, kişisel öz mehmet࠽cumhuriyet.com.tr Teknoloji ve Doğal Seleksiyon gürlüklere karşı bir kavram’ demiyorlar mı? Kişisel çıkarlara hizmet etmeyen kavramların sürekliliğini Evrim Teorisi çerçevesinde açıklamak gerçekten çok kolay değil. Bu çerçevede Dawkins, okurlarını uyarıyor ve insanın doğuşunda herhangi bir hayvan kadar bencil ve genlerin komutası altında olduğunu, sosyal bilincin gelişmesinin ise duyarlı bir eğitim ile mümkün olabileceğini, çünkü bu seviyeye gelmenin (Nietzche’nin üst insanı gibi) doğamızda olana karşı gelebilmekle mümkün olabileceğini belirtiyor. Eğitim sisteminin kırmızı alarm verdiği bir ülkede korkmamak elde değil. Bu girişimi burada bırakarak teknoloji kullanımının doğal seleksiyon aracı olduğu varsayımımı ve kendi görüşüm ile insanlığı bekleyen evrimsel problemleri tartışmak istiyorum. Günümüzde teknolojik gelişim akla sığmaz bir hız almış durumda. Öyle bir noktaya ulaşmış bulunuyoruz ki yeni teknolojiyi tamamen özümsemek neredeyse imkânsız bir hale geldi. Hemen hemen her konunun olduğu gibi bu gelişimin de getirileri ve götürüleri var. Her bir okur kendi kullanımıyla doğru orantılı olarak teknolojinin getirilerini çeşitli boyutlarda yaşıyordur. Bu yüzden ben resmin diğer yüzüne bakmak istiyorum. Cep telefonu kullanım yaşının düşmesi telekomünikasyon firmaları için oldukça önemli ve sevinç yaratan bir gelişme, çünkü pazar büyüyor ve genç yaşta sosyal bilinci daha dar ufuklu olan tüketiciler sömürülmeye çok uygun bir müşteri yelpazesi sunuyor (dolaylı olarak faturaları ödeyen ailelerde). Çeşitli kampanyalarla kontör hizmetleri artırılıp konuşma süreleri uzatılıyor. Gençler doya doya arkadaşlarıyla konuşarak, yapay bir birliktelik senaryosunun içinde kendilerini buluyorlar ve nevrotik, yalnız kalmaya tahammülsüz bir toplum yaratılıyor. Telefonları son model olmayan gençler son model olanlar tarafından dışlanıyor. Çeşitli markalarda çeşitli ürünlere sahip olmak karşı cinsle olan ilişkilerin anahtarı olmasa da vazgeçilmezi olarak pazarlanıyor ve doğal seleksiyon aracılığıyla bu gereksinimleri karşılayamayanlar elenirken, mutsuz kendini besleyen bir tüketim toplumu perçinleşmiş oluyor. Dağılan mutsuz aileler ise resmin hemen görünen kısmında yer alıyorlar. Çarpıcı olan ise resmin geri planında. Henüz çocuk yaştan pazara dahil olan bilinçsiz tüketiciler yaratılmış oluyor. Eskiden iki insan belirli bir yerde buluşmak üzere anlaştıklarında anlaşmalarına sadık bir şekilde belirtilen yere belirtilen zamanda giderken, cep telefonu gibi aletlerin bilinçsizce kullanımı ile bu tür ‘sözüne güvenilirlik’ gibi insani değerlerde (ya da bunları taşıyan ‘meme’ler) saldırıya uğramış oluyor. Buluşma tarihleri bin bir kere değişiyor, bin bir kez teyit edilmemiş randevular yokmuş gibi algılanıp karşı tarafın ‘Bir kere anlaştık neden bir daha haber vereyim?’ gibi serzenişleri çağ dışı olarak kabul görüyor. Bu örnekte olduğu gibi teknolojinin hayatımızı ve insani değerlerimizi tehdit ettiği birçok durum örneklenebilir. Ama teorik olarak gelinen nokta regrese ve ilkel yaşayış biçimleri tarafından ele geçirilmiş değerlerden yoksun bir toplum. Yazımı iki noktayı işaret ederek bitirmek istiyorum. Çoğumuz şehir yaşantısından kaçarak yeşil çimenler, köylerdeki güzel sıcak insan ların hayalini kuruyoruz. Bunlar sizce de şehir hayatının bizden götürdüklerini göstermiyor mu? İnsani değerlerimizin öğütülmesine eşzamanlı olarak Ortadoğu’da insafsız katliamlar sürüyor. Zaten böylesine bir devirde, biyolojilerinin getirdiği içgüdüsel yaptırımlara karşı koymak gerçekten çok çaba ve aydınlanma gerektiren bir şey haline gelmiş durumda. Einstein’ın sözünü alıntı yapmakta fayda var; ‘3. Dünya Savaşını bilemem ama insanlık 4. Dünya savaşını sopalar ve mızraklarla yapacak’. Bence değerlerimizden yoksunlaştırılıp hayvanlaştırıldığımız için ellerimizi de kullanabiliriz birbirimizi boğazlamak için. Her şey yerli yerinde olur. Not: Okuyucular bu yazının bakış açısını, gerici zihniyetlerin ‘şeytan işi’ olarak lanetledikleri bir kesim icatlara ve fikirlere karşı bu çevrelerce takınılan tavır ile karıştırmamalılar. Bu çeşit tutumların örnekleri yalnız ülkemizde (Osmanlı İmparatorluğu’na matbaanın girişinin gecikmesi gibi) değil Batı’da da mevcuttur (Engizisyon mahkemeleri ve cadı avcılığı). Önemli olan yeni teknolojik gelişmelerin ışığında bunlardan maksimum düzeyde faydalanabilecek bilinçli tüketicilerin yetiştirilmesidir.” Avrupa’da grip dalgası İSTANBUL (AA) Avrupa’nın iki önemli sağlık otoritesi Avrupa Grip Gözlem Komitesi (EISS) ve Avrupa Hastalıktan Korunma ve Kontrol Merkezi (ECDC), önümüzdeki iki ay Avrupa’da büyük bir grip dalgasının olacağını açıkladı. Türkiye’nin de risk altında olduğunu bildiren uzmanlar, grip virüsüne karşı, “Başkalarıyla yakın temastan kaçının” uyarısı yaptı. EISS ve ECDC, grip vakalarının önümüzdeki günlerde Doğu ve Kuzey Avrupa’ya yayılmasından endişe edildiğini bildirdi. EISS ve ECDC, çocukların yanı sıra yetişkinlerde de yaygın olarak görülmeye başlanan yeni tip bir İnfluenza A (H1) virüsüne karşı uyarıda bulundu. Yapılan açıklamada, mevsimsel gribin İnfluenza A(H1) virüsünün yeni bir alt tipinin etkisiyle oluştuğuna ve bu alt tip virüsün orta ölçekli salgınlara neden olabileceğine dikkat çekildi. Yapılan açıklamada gribal enfeksiyonlar karşısında özellikle yaşlıların ve kronik kalp/akciğer rahatsızlığı bulunanların ciddi tehdit altında olduğu, bu vakalarda hastalığın ölümcül olabileceği dile getiriliyor. CUMHURİYET 07 K
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog