Bugünden 1930'a 5,504,180 adet makale



Katalog


«
»

29 OCAK 2008 SALI CUMHURİYET SAYFA 17 Saatler Anıl Öçal: “RTE’nin saatler süren konuşmalarını bana iki dakikadan fazla anlatabilecek biri var mı?” Ya ğ m u r E k i m Şaibeli bürokrata süper görev verilmiş... “Aklamayı iyi bildiğindendir!” VELEV Kİ dönemi geride kaldı; türban siyasi bir simge olarak tescilleniyor. İslamcı AKP ile Türkİslamcı MHP, şimdilerde türbanın “patent”ini almak için yarışıyor; malı tabii ki İslamcı tosuncuklar götürecek, ülkücü tosuncuklar boşuna hevesleniyor! Baktığınızda, İslamcı tosuncukların da ülkücüler kadar kabına sığmaz olduğunu görüyorsunuz. Heyecandan çenelerini tutamıyorlar. İslamcılar erken öten horoz misali yurdun dört bir yanında konuşuyorlar ve sadece üniversitelerde değil tüm kamusal alanlarda hizmet alanveren kadınların ve kızların türban takmasının yakın olduğunu duyuruyorlar. Aceleci türbancılar da kara çarşafları ile ortalığa çıkıp bir sonraki aşamanın ipuçlarını veriyorlar. Laik devlet, tesettüre sokulurken RTE de heyecandan ne dediğini bilmez halde konuşuyor. GÖRÜŞ BEDRİ BAYKAM Hilafete doğru Bir yandan “Kişi değil, devlet laik olur” diyor, sonra dönüp “Başı örtülü niye laik olmasın” diyor. Karar ver Tayyip; hem kişiler laik olmaz diyorsun hem de türbanlıdan laik olur diyorsun. Sen ne dediğinin farkında mısın! Ama AKP’nin cumhurbaşkanı yaptığı Abdullah Gül her şeyin farkında. Dediğine göre anayasadaki türban değişikliğini referanduma götürüp götürmemeye henüz karar vermemiş. Sanki, Meclis’te anayasa değiştirilmiş de Abdullah Gül bunu Resmi Gazete’de yayımlatsın mı yoksa halkın oyuna mı sunsun, ona henüz karar vermemiş. Bir AKP türküsü: Hep bana hep bana dön dolaş türbana! Gerekçe Mahmut Yeşilgönen. “Birisi bana Milli Nizam Partisi, Milli Selamet Partisi, Refah Partisi ve Fazilet Partisi’nin neden kapatıldığını söylesin!” AKP’nin cumhurbaşkanı kararını vermemiş ama, büyük bir anayasa değişikliği olunca bunu halkın oyuna sunmakta da fayda olduğunu düşünüyormuş. Bundan büyük değişiklik olur mu? Türkiye Cumhuriyeti’nin rejimini değiştiriyorsunuz. Tabii ki halkın oyuna sunacaksınız! Devletin laik yapısını yıkıp yerine şeriat düzenin temellerini atarken demokratik yolları kullanmak lazım; katılımcı demokrasinin en güzel örneği olan halkın görüşünü sormak lazım, amaca ulaşmak için demokrasiyi sonuna kadar kullanmak lazım. Demokrasi işte bu. Anımsayınız, “demokrasi şehidi” Adnan Menderes ne demişti: “İsterseniz hilafeti bile getirirsiniz.” Rahmetli yaşasaydı da bugünleri görseydi! ‘Ergenekon’, Dink, Pamuk ve… AKP Davaları! Gaziantep’te geçen hafta yaşanan El Kaide operasyonundan sonra, bir “ulusalcı” yazar, çıkıp hükümete veya “ılımlı” İslamcılara “Gördünüz mü, siz türbancılar işte böyle teröristmişsiniz, maskeniz düştü” dedi mi? Hayır. Ama “Ergenekon” operasyonunun ardından, medyanın “İslamcı liberal” kanadı incekalın saldırılarla hemen tüm Cumhuriyetçilere yönelik kampanyasını başlattı. “Terör ve Çete” başlıklarıyla oklarını “derin devlet” üstünden Atatürkçülüğe yönelttiler. Örneğin Star gazetesinin “Açık Görüş” ilavesinde Gültekin Avcı imzalı utanç verici bulduğum yazı: “…Türkiye’deki derin devlet yapısı içinde öncelikle askeri yapılanma ve ardından, medyamafyasermayebürokrasiakademisyenler ilişkisi bu oligarşik yapının temellerini oluşturmaktadır. Kullandıkları paradigmalar ise, tenkit kabul etmez bir Kemalist nihilizm, seküler esvaplı laiklik, militarist bir Cumhuriyetçiliktir. Bu paradigmalar toplumun önemli bir bölümünü dışlayıcı ve reddedici bir üslupla dayatılır”. ૽૽૽ Yani, artık aklı sıra rahatlıkla her anti AKP, anti türbancı Atatürkçüyü, bu hata bağlayacaklar! Bir de manşetten “Aralarında çok sayıda ünlü ulusalcı ismin olduğu 33 kişi gözaltına alındı” diyecekler. Oh, ne rahat! Utanmasalar şunu ekleyecekler: “Bakın o yürüyen ulusalcı milyonlar var ya! Hepsi çeteydi! Meydanı kuşatıp hepsini tutuklamalıydık”. Ne diyelim? Allah… iyiliğinizi versin! Davanın medyaya bölük pörçük yansıyan çelişkilerini şimdilik sis dağılana kadar izlemekle yetinelim. Yoksa biz kimseye, “Aman eşelemeyin, griler öyle kalsın” demiyoruz ki! Tersine, çetelerin üstüne gidilsin diyoruz. Örneğin Dink davası… İster altından “Ergenekon”, ister dinci terör, ister aşırı sağ faşist sızma çıksın, ben o davada tam sonuca ulaşılmasını istemeyen hiçbir gerçek Atatürkçü tanımıyorum! Aylardır valilikler, emniyet müdürlükleri, muhbirler ve jandarmalar arasında yaşanan ve medyaya yansıyan “bilgi saklama, delil karartma, suikast planlarını duymazdan gelme” şeklinde gelişen her türlü haberden tiksiniyorum. Dink olayında tetiği çekme emrini verenler, azmettirenler ve bilgileri saklayanlar eşit derecede suçludur. Bu cinayetin aydınlanmasını her Atatürkçü ister. Fikirlerinin bir kısmının Dink’le örtüşmemesi apayrı bir demokratik tartışma alanıdır. Tam tersine, suçluların ortaya çıkması lazımdır ki, ahlaksızca bu konular üstünden Cumhuriyetçilere saldıran zavallı güruhun attıkları çamur hedefine ulaşamasın. İnsanda birazcık mantık ve onun onda biri kadar utanma olsa, bu sapık yorumlara tenezzül etmezler! Kendileri El Kaide bağlantısından ne kadar suçlularsa, Atatürkçüler de adı geçen davadan o kadar sorumludurlar! ૽૽૽ Gelelim “Pamuk” gelişmelerine. Öncelikle, son veriler doğruysa, emniyet kendisini her an bu süreçte yakın korumada tutmalıdır. Çapulcu katillere, en değerli yazarlarından birini göz göre göre teslim edecek bir ülke olamaz Türkiye! Milyonlarca vatandaşa ve bana göre onun henüz biraz sığ, biraz oportünist siyasi fikirlere sahip olması, yalnız demokratik bir tartışma alanı oluşturur. Pamuk ve yandaşları da bizim gibi düşünenleri “sığ” bulabilir. Cesaretlerini topladıkları ve mantıklarına güvendikleri bir gün nihayet gelirse, çıkar bir televizyonda medenice bunları tartışırız. Şimdi Pamuk olayında yeni bir tehlike belirdi: Yargıtay yeni aldığı bir kararla Pamuk’un yargılanmasına neden olan sözleriyle ilgili tüm Türk vatandaşlarının tazminat davası açabileceğine hükmetti! Bu karar, herhalde Cumhuriyetin başına gelebilecek en büyük uluslararası anti propaganda dalgasını doğurabilir! Hatırlayacaksınız, malum tüm negatif sonuçlarıyla yüklü Pamuk davasından üç ay önce “Pamuk Davası, Dikkat Uçurum Geliyor” başlıklı ikaz makalesini yazan tek insandım. Haklı çıkmış olmaktan da, o davanın demokratik bir ülkede açılabilmiş olmasından da utanıyorum ve aynı ikazı bu sefer tekrar haykırarak yapıyorum. Ayrıca, Pamuk aleyhine açılacak her yeni dava, bu Cumhuriyeti sırtından hançerleyip Ermeni tezlerine destek vermek haline dönüşecektir. Sabih Kanadoğlu geçen hafta sonu, en sert diliyle “dinci dikta, tek adam rejimine gidiş”ten söz etti. Laikliğin paspas edildiği, Cumhuriyetin temel değerleri ile resmen toplum enayi yerine konarak dalga geçildiği, apaçık ortada. Yani esas gündemimiz bundan sonra şu: Pamuk davası, Dink davası, Ergenekon davası… İyi de, hani bunun AKP davası? Bu komedi böyle sürebilir mi? email: bedbay࠽tnn.net Faks: 0212 227 34 65 SESSİZ SEDASIZ (!) Cumhuriyet Treninden Tanzimat Trenine AKP iktidarının ‘hızlı tren macerası’nın Pamukova’da yarattığı tren faciasının beşinci yılında bu kez Pamukkale Ekspresi ile yaşanan tren kazasının “hızlı tren edebiyatı”nın konfetileri altında kalacağını söylüyor ‘Cumhuriyet Treninden Tanzimat Trenine’ kitabının yazarı Ümit Sarıaslan: “Ankaraİstanbul arası ‘hızlı tren’i (dünya ölçüleri ile normal treni) çalıştırdık da başka kentlere hızlı tren rayları döşemeye geldi sıra. Ama hayat, o acımasız öğretmen demiryolu diliyle her biri bir ‘işaret fişeği’ne dönüşen bu kazalardan ders almayan, almamakta direnenlere ağır faturalar çıkarıyormuş. Ne gam! Cumhuriyet Treninden Tanzimat Trenine kitabımda Pamukova kazasına bir dosya ayırmıştım. Ummuştum ki ilgiliilgisiz, bilgilibilgisiz kamuoyu, olayı enineboyuna didiklemek ve gereğini gecikmeden yerine getirmek için o ‘dosya’dan yararlanır. Ne gezer! Hiç kimsenin hiçbir şeyden ders almaya niyeti ve eğilimi yoktur. Herkes, her şeyi bilmede; herkes bir şey bilmediğini bilmemekte bir diğeri ile yarışmaktadır. Bu gidişin sonu, yine sözünü ettiğim o kitapta yazdığım gibi, bu kez Cumhuriyet Trenini raydan çıkarmakla sonuçlanacaktır! Aklı ve bilimi ‘kör hat’ta çeken bir siyasanın salgınında akli melekelerini tatile çıkaran bir toplumun varıp dayanacağı yer, burasıdır. Aklımızı başımıza almanın tam sırasıdır!” Tebeşir Mustafa Baykan: “YÖK Başkanı’nın başına tebeşir atılmıştır; artık bu köyde fazla duramaz!” Suçlama Akif Kökçe: “Bush’la dost olanlar eskiden ‘kökü dışarıda’ diye suçladıkları solcuları şimdi ‘kökü içerde’ diye suçluyorlar...” Aymazlığın Türevi Patavatsızlıktır PERİHAN ERGUN Türkiye’nin Sayın Başbakanı’nın bizi dünyaya rezil eden yakışıksız sözlerine artık dayanamıyorum. “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir” diyen Ulu Önder Atatürk’ün izinde ilim yuvası üniversitede rektörlük katına ulaşmış saygıdeğer bir kişinin uyarılarına tepkiyle, “Bir rektör çıkıyor, darbe çağrısı yapıyor. Kimsin sen yaaa..(!) otur oturduğun yerde” diyerek basit mahalle söylemine dahi yakışmayan kabadayılıkla, hindi gibi celalleniyor. Bu yetmiyor, bir de ülkenin demokratik temel yasalarını koruyup esirgemekle görevli Yargıtay ile Danıştay başkanlarına, “Bizim önümüze ikide bir anayasayı çıkarmasınlar. En az onlar kadar anayasayı biz de biliriz” (!..) gibi efelenerek, hukukun üstünlüğünü yadsıyan, ortaçağın da gerisinde ilkel hükümlerinin özlemlerini yansıtıyor. Tüm yurtseverlerin canlarını vermekten kaçınmayacakları Ata’sının emaneti olan laik demokratik Cumhuriyete sahip çıkmak isteyenlere, otoriter bir aile babası tavırlarıyla, sizin yaşamınızı ben sağlıyorum, susup oturun bakalım dercesine, teksesliliğin ve demokrasinin olmazsa olmazı sayılan karşıt düşüncelerin tartışılması ilkesini hiçe sayıyor. Bu tavırları Bakanlar Kurulu’nca da benimseniyor. İktidar gücüyle ülkeyi babalarının çiftliği, yurttaşlarını da boğaz tokluğuna çalışması gereken, sadakaya muhtaç kişiler haline getiriyorlar. Onların dünyalarını dar ederlerken giderek bunun kendi başlarına da büyük işler açacağını düşünemiyorlar. Arap’ın yaşantısına ve diline meraklı olduklarını görerek onlara bir atasözünü, “men dakka dukka”yı hatırlatıyorum. Geçen günlerde Maliye Bakanı Unakıtan’ın 2008 bütçesini açıklamak amacıyla yaptığı basın toplantısında bir örneğini açık seçik izledik. Bir soru üzerine, “Cari açığımız korkutucu durumda diyenlere siz kulak asmayın. Bakın özelleştirmeyle Telekom’u, Petkim’i, İzmir Limanı’nı sattık. Şimdi de Tekel’i satacağız. Hazine’ye aktardığımız bu bedellerle rahatız” diyerek övünüyor, babasının malını satan mirasyedilikle kıvanç duyuyor. Milleti aklı ermez aptal ve hiçbir şeyden anlamaz sayıyor. Tanrı bunlara akıl ve izan versin. Bu aymazlığın türettiği, değer yargılarını patavatsızca yok edişinden bizleri bunlardan kurtararak korusun. Basın toplantısından önceki kahvaltı sofrasında açık kalan mikrofondan herkesin dinlediği sözler, bakanı hiç olmamışçasına bir nebze bile kaygılandırmıyor. YÖK Başkanı’nı da. Öyle ki, hemen ertesi gün bakandan kurumları için para istemeye, önünde el bağlayarak gidebiliyor. Önceki başkanlar böyle bir emir erliğini ve küçümsemeyi kesinlikle kabul edemeyerek kapıkulluğunu yadsırlardı. Bir de açık kalan ses düzenindeki Denizcilik İşletmeleri Genel Müdürü’yle kadrosunun Ulaştırma Bakanı’nın istemiyle görevden alınması konusu Özelleştirme İşleri Başkanı’nca Unakıtan’a iletildiğinde işlem için, “Başbakan’a danışmadan yapmayın” tarzında verilen öğütler de devlet erkânının çalışma biçimindeki tek şefliliğin açık örneğinin verilişi oldu. Basın toplantısında Maliye Bakanı’nın, dünyadaki ekonomik çöküşü hiç önemsemeksizin duyduğu rahatlığa karşın ABD’deki ekonomik çöküşü Turuncu ihtilallerin düzenleyicisi tefeciliğiyle zenginliğin para babası George Soros bile bu durumu, “Kırk yılın en sarsıcı çöküntüsünü yaşıyoruz” diye tanımlıyor. ABD ve AB ülkeleri kurtuluş çarelerini ararlarken hükümetle Soros çocukları –Sorospoların pembe hayaller çiziktirmeleri cok kaygı verici. ૽૽૽ Türban sorununa gelince; 1970’lerden 1990’a dek tarikat ve cemaatlerin dinci (gerçek inançlıların dışında) siyasetlerin simgesi haline getirilen kadınlarımızın, Anadolu’ya has alışılmış örtünmelerinin dışında başlarını türban adıyla bohçalayarak Cumhuriyetin çağdaş değerlerini hiçe sayarak, kız öğrencileri yasaklı bölge olan üniversitelere bu görüntüyle sokmak isteyişleri anayasayla yasaklanmıştı. Hal böyleyken dinciliği siyasetlerine alet edinen partilerce ve bağlı oldukları tarikatların oligarşisiyle kadının namusu türbana odaklanarak yeniden onların kişisel özgürlüğü adı altında AKP iktidarınca alevlendirildi. 2002’den bu yana hep oy potansiyellerini yükseltmede aynı siyasi düşüncelerle kadınlara baskılarla ve kutsal kitabımız Kuran’ın hiçbir ayetinde olmayan bu durumu dini emir gibi kullanageldiler. Din tacirlerince, kadınlarımızın kırsal kesimde tümünün, kentlerde de birçoğunun zorunlu göçlerle varoşlarda törelerin kıskacında köleleştirilmeye çalışıldığı, küçük yaşlarında imam nikâhıyla başlık paralarıyla satıldığı, hava karardığında tek başlarına baba ve koca baskısıylaya da asayişsizlik nedeniyle sokağa çıkamadığı, çok bilen imamların, çalışan kadınların fahişe olduklarını söyleyebildikleri bir yerde hangi kişisel özgürlük hakkı, çareler bulunmadan savunulabiliyor? Bunu birçok kadının katıldığı toplantılarda onların dert yanmalarına tanık olarak görüyoruz Başbakan’ın da söylemiyle siyasi simge olan türban gerici dinci partilerin sömürü aracıdır. Bunu, üniversitelerde türban yasağını kaldırmak sloganıyla yola çıkan iktidarın giderek devletin, toplumun her sahasına yayacağı kesindir. Zaten iki gün önce AKP’nin Konya Milletvekili aynı zamanda Meclis’te Anayasa Komisyonu üyesi Hüsnü Tuna bu serbestliğin giderek kamu kurumlarına da uzanmasının doğal olduğunu söylemedi mi? Seçim meydanlarında AKP’den hesap soracağını söyleyerek oy toplayan MHP, türbanın yasallık kazanmasında gene onlardan oy koparmak amacıyla daha önceleri öne sürdükleri ilkelerinden de vazgeçmiştir. Aydınlığı karartanlar hiç sevinmesinler Türk milleti laik demokratik Cumhuriyetimizi sonsuza dek yaşatacaktır. ÇİZGİLİK KÂMİL MASARACI kamilmasaraci࠽mynet.com HARBİ SEMİH POROY HAYAT EPİK TİYATROSU MUSTAFA BİLGİN hetiyatrosu࠽mynet.com (ÇÖPLÜK ÇOCUKLARI) TAYYAR ÖZKAN www.junkidz.com BULMACA SOLDAN SAĞA: SEDAT YAŞAYAN OTOBÜSTEKİLER KEMAL URGENÇ kurgenc࠽yahoo.com TARİHTE BUGÜN MÜMTAZ ARIKAN 29 Ocak www.mumtazarikan.com 1 2 3 4 5 6 7 8 9 1/ Bisiklet yarışı 1 yapılan pist. 2/ “İsimler” anlamın 2 da eski sözcük... “Sevmiş iki uf 3 ku görürler daha 4 engin” (Y.K. Be 5 yatlı). 3/ Bir nota... Maksim Gorki’nin 6 bir romanı... Uzak 7 lık anlatmakta kul 8 lanılan söz. 4/ Ekvator bölgelerinde 9 yetişen bir meyve ağacı. 5/ 1 2 3 4 5 6 7 8 9 Eski dilde bulut... Argoda 1 K U L L U K Ç U kaba saba ve görgüsüz 2 A L İ A Ğ A ME kimseye verilen ad. 6/ Mı3 R A P U Ç M A K sır’da tanınmış bir arkeoloS İ R K E C İ jik bölge... Hububat tozu. 4 D A L I M 7/ Rütbesiz asker... Çarşı 5 E B O Ş A R A O larda aynı işi yapan esna 6 L Ö S A T N A Z fın bulunduğu bölüm. 8/ 7 E R Büyük savaş davulu... Yaz 8 N E V R E S İ M yağmuru. 9/ Bakla, fasul 9 K E Ş İ N A T ye, bezelye gibi sebzelerde, içinde tohumların sıralanmış bulunduğu kabuk... Hava ve gaz akımları oluşturmakta kullanılan aygıt. YUKARIDAN AŞAĞIYA: 1/ Klasik Türk müziğinde, usullerin uzun süreli bazı vuruşlarının, ritim çalgılarında daha kısa süreli vuruşlara bölünerek çalınması. 2/ Avrupa Uzay Ajansı’nın kısa yazılışı... Afganistan ve Pakistan’da kadınların yüzlerini örtmek için kullandıkları peçe. 3/ Lantan elementinin simgesi... Küçük su kanalı... Karaciğerin salgıladığı acı sıvı. 4/ Umman devletinin Batı dillerindeki adı... Tatsız tuzsuz yiyecekler için kullanılan bir sözcük. 5/ Yükselen değerlere karşın toplumun yararını gözeten soyu tükenmekte olan kişi. 6/ Su geçirmez kumaştan yapılan bir tür spor ceket. 7/ Siper, hendek... En kısa zaman süresi... “Bade olsun da zerrin sagar olsun olmasın” (Şeyh Galip). 8/ Mersin’in bir ilçesi... Çinko. 9/ Küba’nın başkenti. CUMHURİYET 17 K
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog