Bugünden 1930'a 5,492,155 adet makale



Katalog


«
»

25 OCAK 2008 CUMA CUMHURİYET SAYFA 17 Gün Muhsin Salman: “RTE’nin doğum günü Türban Günü olsun ve türbancı erkekler o gün türban taksın!” Ya ğ m u r E k i m Ekonomide sert bozulmalar olacakmış... “Kasımpaşalıyı da bozar mı!” MÜRTECİNİN başkaldırıp, demokratik ve laik Cumhuriyete saldırıya geçtiğini söyleyip, sözü eğitime getiriyor Prof. Dr. Mahmut Adem: “85 yıllık Cumhuriyetin milli eğitiminde hiç bugünkü denli ‘imamlı’ şeriatçı kadrolaşma yaşanmadı. Milli Eğitim Bakanlığı hiç son beş yılda olduğu denli millilik niteliğinden uzaklaştırılmadı. Türkiye Cumhuriyeti’nde öğretmenler hiç bugünkü denli bölünmemişlerdi. 700 bin dolayındaki irfan ordusu, AKP iktidarında paramparça edilmiştir; stajyer öğretmen, öğretmen, uzman öğretmen, başöğretmen. Bu nitelemeler, öğretmenler arasında mesleki dayanışmayı değil, çatışmayı tetikler. Öyle de oldu. Öğretmen örgütleri, darmadağın edildi. Tam bir AKP politikası: Böl, yönet. Atatürk’ün Cumhuriyeti emanet ettiği gençleri yetiştirecek olan öğretmenler, önce yoksullaştırıldı, sonra da BAKIŞ AÇISI GÜRBÜZ ÇAPAN İmamlaştırmak bunların önemli bir bölümü ‘imam’laştırıldı. Onların öğretim yılı içinde hacca gitmelerine düzmece raporlarla göz yumulmaktadır. İmamlaştırılan öğretmenlerin oluşturduğu bir meslek örgütü, kız öğrenciler için ayrı okullar açılsın, dolayısıyla karma eğitime son verilsin, böylece 80 yıl öncesine dönülsün, türban yasağı kaldırılsın, okullarda yerel dil ve lehçeler okutulsun, tüm eğitim kademelerine herhangi bir ideoloji dayatılmasın istiyor. Bir başka öğretmen örgütü de, tutturmuş ‘anadil’de eğitim! Bu da etnik bölücülüğe giden yolda çok önemli bir kilometre taşı değil mi? Oysa Büyük Önder ‘Cumhuriyeti biz kurduk, onu yaşatacak olan sizlersiniz’ demişti MHP’nin seçimden önce attığı ip AKP’nin tutunması içinmiş! Uyanış Suavi Özyiğit: “AKP’nin sadece kendine özgürlükçü olduğunu anlamaya başlayan kimi liberaller, ‘alkış uykusu’ndan uyanıyor! öğretmenlere. Öğretmen okullarında, köy enstitülerinde, eğitim enstitülerinde, yüksek öğretmen okullarında yetişen Cumhuriyetin öğretmenleri, bugün mumla aranır olmuştur. Bu etnik, dinci bölücü öğretmen örgütlerini gördükçe; Vasıf Çınar, Mustafa Necati, Reşit Galip, Hasan Âli Yücel, İsmail Hakkı Tonguç, Rüştü Uzel ve öteki cumhuriyetçi öğretmeler gözümde daha da yüceldiler, hepsi ışık içinde yatsınlar! 1950 yılında açılan imamhatip liselerinin programı, 1924 yılında kapatılan medrese programları ile aynıydı. Oysa 1924 öncesi ülkemiz şeriat hukuku ile yönetiliyordu. Milli Eğitim Bakanlığı ile YÖK’üyle iktidar, yarının yöneticilerini işte bu okullarda yetiştirmek istiyor. Çünkü imam okullarının müfredat programında şeriat hukuku okutuluyor. Bunu Türk ulusuna kimse kabul ettiremez... Bu böyle biline!” Yaşasın Yasaklar! Demokratikleşiyoruz; türban yasağı kalkıyor. Artık genç kızlarımız üniversiteye özgürce (!) gidebilecek. Özgür ve demokratik bir ülke olma yolundayız. Özgür ve demokratik ülkemizde önce spor kulüplerinde içki yasaklanıyor. Ardından da televizyonlarda içkili görüntülere yer verilmesi yeni yürürlüğe girecek yasayla engellenecek. Böylece çocuklarımızı içkinin kötülüklerinden koruyacağız. Yasa, içki içmeyi özendirici yayınlar, diyor. Daha önce de başkahramanı bir domuzcuk olan çizgi film yasaklanmıştı, oradaki özendirici nedeni anlayamamıştık, ama o da çocuklarımızı korumak amacıyla yapılmıştı! Bundan sonra belki de Hıristiyanlık özendiriliyor diye bilumum yabancı filmleri yasaklayacağız, hatta Noel Baba’dan başlanarak yapılabilir bu. Ardından Hıristiyan ülkelere ait haberler bile yasaklanabilir ve yabancı müzik dinlemek de... Orada da Hıristiyanlık propagandası yapılması mümkün görünebilir. ૽૽૽ Dünyanın pek çok ülkesinde içkiyi özendiren yayınlarla ilgili kısıtlamalar var. Ama bu kısıtlamalar reklamlarla sınırlı. Bizde içki reklamı zaten yok, bir de kimse içki içemesin diye vergi üstüne vergi konuyor içkiye. (70’lik bir şişe rakı, 3 bin 200 maliyet, 11 bin 290 maktu (ÖTV) vergi, 2 bin 710 KDV, toplam 14 YTL. Satış fiyatı 20 YTL. Kalan 3 YTL’yi üretici ve dağıtıcı paylaşıyor. 70’lik şarap 4 bin 300 vergi, satış 5 YTL.) Tabii konu içki olunca yasağa karşı çıkanlar ayyaş olarak addedilip çocuklarımızın zararlı alışkanlıklardan korunması gibi çok masum görünen gerekçeler sıralanıyor. Oysa ortada ciddi bir sorun var; birilerinin kendi tercihlerini diğerlerine dayatması sorunu. Maalesef bu nedenle de bu ülke, içki içenler ve içmeyenler ayrımına sıkıştı. Çünkü türban söz konusu olduğunda kimse birbirinin giyimine karışmasın, inançlar özgürce yaşasın diyenler, anlaşılan yalnızca kendi inançları ve yaşama biçimlerinin özgürlüğünden bahsediyor. Bir eşitlikten bahsediliyorsa herkesin talepleri sesini eşitçe duyurabilmeli. Ancak farklı seslerin gürültüde kaybolduğu bir dönemi yaşıyoruz. ૽૽૽ Garip bir süreçten geçiyoruz. İçki yasağının dışında başka yasaklar da var. Bunlardan en popüleri, bugünlerde sıkça başvurulan yayın yasakları. En son örneğine, şu aralar yürütülmekte olan bir soruşturma kapsamında rastlandı. Bunda da amaç halkı korumak! Her yasakta böyle şanlı gerekçeler vardır zaten. Böyle giderse televizyonlar, istenmeyen görüntüleri kapatan mozaikler ve bip seslerini yayımlayacak yalnızca. Ama halkımızı zararlı neşriyattan da korumuş olacağız, steril ve “edebe uygun” olacak her şey. Bu yasaklara karşı çıkanlar da olabilir tabii. Onları da yasaklamak suretiyle muhalefetten kurtulunabilir. Böylece istikrar ve barış ortamı korunabilir. Hem iktidar, muhalefet görevini de üstlenebilir belki. Yine de muhalefet eden olursa onların da görüntüleri mozaiklenerek ve konuşmaları biplenerek “edebe uygun” hale gelmeleri sağlanabilir. Her şey halkımızın iyiliği için! gurbuzcapan@eksev.org.tr/Faks: 0212 672 71 71 Necati Yıldırım: “Geçen seçimde meydanlara ip atanları, gelecek seçimde türban ve takke atışına bekliyoruz!” Takkeli SESSİZ SEDASIZ (!) Karamanlis’ten önceki Karamanlis DÖNEMİN Başbakanı Adnan Menderes’in konuğu olarak Türkiye’ye gelen Yunanistan Başbakanı Konstantin Karamanlis’ten 49 yıl sonra Atina’dan başbakan olarak bu kez Kostas Karamanlis geldi ve Menderes’in koltuğunda oturan RTE’nin konuğu oldu. Biz de 49 yıl önceki geziyi izleyen gazeteci Orhan Karaveli’ye izlenimlerini sorduk; “Hayırdır inşallah” dedi: “Karamanlis’in 7 Mayıs 1959’daki Ankara ziyaretinden bir yıl sonra bu kez Menderes Atina’ya gidecekti. Gezi için hazırlanan uçak Yeşilköy’de bekletilirken biz gazeteciler evlerimize bile gidemeden siyasetteki sıcak gelişmeleri izlemeye çalışıyorduk. Ben o sıra muhalif Vatan gazetesindeydim ve Başbakanla Atina’ya gidecek gazeteciler arasındaydım. Karamanlis, konuğunu ağırlamak için gerekli hazırlıkları yapmış ve Türkiye’den bildirilecek ziyaret tarihinin kesinleşmesini bekliyordu. Ama olmadı, o uçak kalkmadı. Menderes Atina’ya gidemedi. Eğer o uçak kalkacak olsaydı, Türk savaş uçakları tarafından Ege’ye çıkmadan yolu kesilip geri çevrileceğini sonradan öğrendik. Çünkü Türkiye’deki olaylar, Adnan Menderes’i Atina yerine Yassıada’ya götürdü! 49 yıl aradan sonra Yunanistan’dan başbakan gelince nedense 48 yıl öncesini anımsadım. Hayırdır inşallah!” Tefeci Gülhan Elmas: “Kuran’ın haram kıldığı faizin en yükseğini veren AKP, Merkez Bankası’nın ‘milyarlarca dolarının tefecilere taşınması’yla değil, İstanbul’a taşınmasıyla ilgileniyor!” ‘Polislik ve İmamlık’ MERİÇ VELİDEDEOĞLU Otuz üç yıl önce Türkiye’de, iktidar ortağı Milli Selamet Partisi’nden Oğuzhan Asiltürk İçişleri Bakanı’dır. Genç bakan 1975’in mayıs ayında, İmam Hatip Lisesi (İHL) mezunlarının “polis” olabilmelerinin kapısını ardına dek açar. H. V. Velidedeoğlu bunun ne denli yanlış bir uygulama olacağını, Cumhuriyet’in kimi köşe yazarlarıyla birlikte ele alır. “Müesseseleri Yozlaştırmak” başlıklı yazısında, İHL mezunlarının yalnız “Emniyet”te değil, öteki kurumlarda da görevlendirilmelerinin, hele üniversiteye alınmalarının Türkiye’nin geleceği açısından çok tehlikeli olacağını vurgular. Bu liselerde “İslam Hukuku” okutulduğunu, geleceğin imamlarının bu şeriat hukuku ile yoğrulduğunu, bunun İslam dininin vazgeçilmez bir parçası olarak algılandığını söyler. Bu dinsel hukukun adaletin temeli olan “eşitliğe” değil, eşitsizliğe dayandığını; “recm”, “kıyas” gibi insanlığa yakışmayan cezaları öngördüğünü belirtir. Bu hukuka inançla, bütün benlikleri ile bağlanan gençlerin bunun etkisinden uzaklaşamadıklarını da dile getirir. Nitekim o günlerde “miras” konusunu işleyen Velidedeoğlu’na, derste bir öğrenci, önce Nisa (34) suresindeki gibi erkeğin üstünlüğünü vurgulayıp ardından: “İslam hukukunun erkek evlada, kız evladınkinden iki kat fazla miras hakkı tanıması daha adaletli değil midir?” diye sorar. Bu öğrenci, İHL’yi bitirdikten sonra sivil lise sınavını verip Hukuk Fakültesi’ne girmiştir. Velidedeoğlu bu yazısını, İçişleri Bakanı Asiltürk’ün imamdan polis yapma uygulamasına bütün kurumların karşı çıkarak kendilerini koruması gerektiğini bildirerek bitirir. Asker dışında hiçbir kurumdan ses seda çıkmaz. Ne var ki, kısa bir süre sonra, 2008 Türkiyesi’nin düşlerinde bile göremeyeceği bir gelişme olur. Velidedeoğlu’nun “Polislik ve İmamlık” başlıklı yazısında anlattığı bu gelişme özetle şöyledir: Üç Emniyet Amiri N. Ulusoy, M. Özbayrak, S. Yüksel, Danıştay’da bir iptal davası açarlar. İptal konusu “İmamların polis olmasını” önlemektir... Otuz üç yıl sonra bugün bu tür bir gelişmeden söz edilemez kuşkusuz. Atı alan Üsküdar’ı çoktan geçti... Artık laik Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’nin, yani yürütmenin başında temel eğitimi “imamlık” olan, ayrıca “şeriatçı” olduğunu açıkça belirtmiş biri var. Bu yapıdaki birinden, çağdaş laik hukukun can damarı olan “Hukukun Üstünlüğü” ilkesini algılayıp içine sindirmesi beklenebilir mi? İslamın “yönetim” bağlamında ortaya koyduğu iki kuraldan ilki “ulülemre itaat” yani baştakine bağsız koşulsuz “baş eğme”dir. Temel eğitiminde bu kuralı “inanç” düzleminde öğrenip, içine sindirmiş biri “Hukuk Devleti” kavramını algılayabilir mi? İkinci koşul olan “meşveret”i de elde ettiği parlamento yoğunluğu ile adeta bir “parlamento istibdadı” yaratarak uygulayana; “Hukuk Devleti” vız gelir. Bu kavram, “devlet içinde egemenliği kullanan kişilerin ve kurumların, bağsız, koşulsuz mutlak; iktidarına karşı doğmuştur” (1) saptamasına böyle bir kişi bıyık altından güler. Hukuk devletinin “yasama ve yürütme organlarının yaptığı tasarrufları yargı denetimine bağlayan” (2) ilkesi karşısında, sinirlenir, küstahlaşır... Astığı astık, kestiği kestik bir “ulülemrin” yargılanıp, ödenceye (tazminat) mahkum edilmesini kabul edemez, çılgınca öfkelenir... İslamın “aşiret” döneminde rastlanan bir uygulamayı, valilerin, kaymakamların ev ev dolaşıp, “iane” dağıtmalarını buyurarak, diriltir. Ve bu “Sadaka Devleti” düzeninin, “Hukuk Devleti”nde, yeri olamayacağına aklı ermez, eremez... Ama hem ABD, hem AB için bulunmaz bir “nimet”tir, keyiftir... Bir hukukçumuz, “Hukukun Üstünlüğü”nü ve “Hukuk Devleti”ni anlayabileceği bir dille öğretse... Yalnızca bir umut!.. (1, 2) H. V. Velidedeoğlu, Hukuk Devletinin Oluşumu, Cumhuriyet, 28.5.1974 KİM KİME DUM DUMA BEHİÇ AK behicak࠽yahoo.com.tr BULMACA SOLDAN SAĞA: SEDAT YAŞAYAN ÇİZGİLİK KÂMİL MASARACI kamilmasaraci࠽mynet.com HAYAT EPİK TİYATROSU MUSTAFA BİLGİN hetiyatrosu࠽mynet.com OTOBÜSTEKİLER KEMAL URGENÇ kurgenc࠽yahoo.com m.velidedeoglu࠽hotmail.com 1 2 3 4 5 6 7 8 9 1/ Türkiye1 Gürcistan 2 arasında, “Aktaş” da 3 denilen bir 4 göl. 2/ Akdeniz Bölge 5 si’nde bir 6 akarsu... İnce 7 dantel. 3/ Bir sözü hem 8 gerçek hem 9 de mecaz anlama 1 2 3 4 5 6 7 8 9 gelecek biçimde 1 E T N İ S İ T E kullanma sanatı... A R A “Mey süzülmüş şi 2 K A L Y A 3 Ü N E R K İ L şeden ruhsarı ol4 M I H L A S T A muş sana” (Nedim). 5 E K O S İ S T E M 4/ Ender, seyrek... L E Y AMA Karahindibanın seb 6 N N ze olarak yenen yap 7 İ T M E S T 8 K Ü R E K İ R A rakları. 5/ Yüksek 9 F O R M İ K A ısıda pişirilmiş toprak. 6/ Bir gıda maddesi... Hindistan’da hükümdar ve prenslere verilen san. 7/ Eski Türk güreşlerinden biri... Hayvanlara vurulan damga... Hububat tozu. 8/ Nefsin isteklerini kırma. 9/ Kırklareli’nin Demirköy ilçesinde, “tabiatı koruma alanı” kapsamına alınan göl... Oyunda cezalı çocuk. YUKARIDAN AŞAĞIYA: 1/ Rusya’da yaşayan ve “Abakanlar” da denilen Türk soylu halk. 2/ Alçak enlemlerde esen düzenli rüzgâr... Bir müzik parçasının dinleyicilerin isteği üzerine bir kez daha çalınması. 3/ Sanı... Osmanlı devletinin Müslüman olmayan uyruklarına verilen ad. 4/ Ağrı Dağı’na verilen bir başka ad... Bir renk. 5/ Halk dilinde bademe verilen ad... Sıkıntı verme, üzme. 6/ Bir ilimiz. 7/ Japon lirik dramı... Türk müziğinde “usul” anlamında kullanılan sözcük... Tellür elementinin simgesi. 8/ Tibet sığırı... Bakır elementinin simgesi. 9/ Yemek odası. TARİHTE BUGÜN MÜMTAZ ARIKAN BAŞSAĞLIĞI Marmara depremi sonrasında neredeyse yok olan Kocaeli Üniversitesi’ne yeniden can veren, üniversitenin önceki rektörü, değerli insan ve gerçek dost 25 Ocak www.mumtazarikan.com Prof. Dr. BAKİ KOMSUOĞLU’nu kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşıyoruz. Kederli ailesinin ve Kocaeli Üniversitesi mensuplarının acısını paylaşır, başsağlığı dileriz. Akdeniz Üniversitesi Çalışanları Adına Rektör, Prof. Dr. Mustafa Akaydın CUMHURİYET 17 K
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog