Bugünden 1930'a 5,503,278 adet makale



Katalog


«
»

20 OCAK 2008 PAZAR CUMHURİYET SAYFA 17 Gidiş Mehmet Ünal: “Bugün demokrasiye sığınarak laikliği çiğniyorlar, yarın demokrasiyi çiğneyerek faşizme sığınacaklar!” Ya ğ m u r E k i m Köşk’teki devrim tabloları indirilmiş... “Şimdi karşıdevrim moda!” RTE’NİN yaşı kadar hukuk üzerine yıllarını vermiş Prof. Dr. Aydın Aybay, bir şeyleri anlamak istemeyenlere anlatmaya devam ediyor: “Konumuz yine yasa ve hukuk! Bu ikisinin özdeş olmadığı çoktan kanıtlanmış bir gerçektir. Parlamentonun mutlak üstünlüğü ve bunun sonucu olan ‘yasama tekeli’ görüşü ve çözümü çağdaş demokratik rejimlerde çoktan terk edilmiş bir sistemdir. Çoğulcu ve katılımcı demokrasilerde artık ‘bugün sünnet yarın deniz’ türünden bir yaklaşımla kanun çatıp hukuk yapılmıyor. Sınırsız, engelsiz ‘temsili milli irade’ teorisi ve bunun uygulaması çoktan terk edilmiş bulunuyor. Bu konuya şimdi niye geldik? Bay Başbakan, Merkez Bankası’nın Ankara’dan İstanbul’a nakli ile ilgili olarak şöyle buyurmuş: ‘Kimseye danışmamıza gerek yok; kanuni durum PANO DENİZ KAVUKÇUOĞLU Aymazlığa elvermiyorsa, kanun yapar çıkarırız, olur biter.’ Ne rastlantı; hemen hemen bir yüzyıl önce, kendini her türlü eleştiriden bağışık sanan bir siyasetçi de, buna benzer bir laf etmişti: ‘Yok kanun, yap kanun!’ O tarihte ortaya çıkan bir konunun hukuki çözümü için yasal durumun elverişli olmadığını anımsatan danışmanlarına, anlı şanlı devlet adamı Enver Paşa Hazretleri işte böyle buyurmuştu: ‘Yok kanun, yap kanun!’ Öyle ya; yüzde 10’u bile okur yazar olmayan Osmanlı halkı mı yoksa bu halkın ‘seçtiği’ parlamento mu karşı çıkacaktı paşa hazretlerine! Paşa hazretleri parmağını şıklatacak, sadık bendelerinden oluşan meclis, işareti alarak şıpınişi Gül: “2008 AB yılı olacak.” Demek ki, hiç ilerleme olmayacak! Mazoşist M. Alpaslan Yener: Borç yiğitin kamçısıymış derler ama kamçılanmaktan bu kadar zevk alan bir hükümet görmedik. yasayı yapacaktı. Hatta daha da acelesi varsa, bu yasa da yüzlerce benzeri gibi ‘kanunı muvakkat’ adı altında, bir iki saatlik bir çalışma ile yapılıp, yürürlüğe konacaktı. İşte size yüzyıldır oynadığımız ‘demokrasi oyunu’ndan bir sahne. Hangi kafalarla nerelere gelmişiz.” Parlamentodaki parmak hesabına bakarak başını alıp doludizgin gitmekte olan RTE, Prof. Dr. Aydın Aybay’ın bu kısa dersinden umarız gereken dersi alır! Bu arada RTE’nin türban için sergilediği “siyasi simge olsa ne yazar, olmasa ne yazar” tavrı Enver Paşa’yı da aratacağa benziyor! Neyse ki bu tavrı ile RTE’nin çıkarttığım dediği “milli görüş gömleği”ni yıllardır ceketinin altında sakladığını şaşkın demokratların fark etmesi de olumlu bir gelişme sayılabilir. Aymazlar, beş yılın sonunda aymaya başladı! Sivil Siyaset Umut (15) Anımsamakta yarar vardır: Tek parti dönemindeki CHP iktidarının en büyük basiretsizliklerinden biri Türkiye’yi yarıfeodal üretim ilişkilerinden kurtaracak bir toprak reformunu gerçekleştirememesidir. Böyle bir reformu öngören 4753 sayılı “Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu” 11 Haziran 1945 günü TBMM’de kabul edilip Resmi Gazete’de yayımlanmış olmasına karşın CHP içinde başını Adnan Menderes’in çektiği toprak ağaları/mütegalibe koalisyonunun direnci karşısında uygulamaya sokulamamış, aynı çıkar koalisyonunun kurduğu ve 14 Mayıs 1950 seçimleriyle işbaşına gelen DP iktidarının ilk işlerinden biri de bu yasayı kaldırmak olmuştur. Bugün büyük kentlerimizi her türden sosyal patlamalara hazır, gerek yerleşik kentliler, gerekse göçerler açısından yaşanamaz duruma getiren iç göçler gibi Güneydoğu’da 30 yıldır süren kanlı terör hareketlerinin de başlıca nedenlerinden biri özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki toprak mülkiyetinin adaletsiz dağılımıdır. Güçlerini toprak mülkiyetinden alan büyük toprak sahiplerine, ağalara, aşiret reislerine bağımlı yoksul, yarıköle durumundaki köylülük ekonomik açıdan özgür olmadığı gibi siyasal açıdan da özgür değildir, hayatın hiçbir alanında kendi özgür iradesini oluşturup kullanamamaktadır. Dolayısıyla Anadolu köylüsünün geniş kesimlerinin, uygulamaları açısından kendi ekonomik ve sosyal çıkarlarına ters düşen siyasal partilere oy vermesinin şaşılacak bir yanı yoktur. Yukarıda belirtilen bölgelerde, toprak üzerindeki üretim ilişkileri ile belirleyici bir üst yapı kurumu olan Sünni İslam birbiriyle örtüşmektedir. Bugünkü konumuyla (yarıfeodal) köylülük Türkiye’nin yakın geleceği açısından umut olmaktan uzaktır, diyebiliriz. 80’li yılların sonuna kadar 20. yüzyıl tarihi, kıta Avrupa’sı için faşist ya da “reel sosyalist” diktatörlükler, dünyanın geri kalmış bölgeleri için de askeri darbelerin tarihidir. Bu dönemde Asya’nın, Afrika’nın ve Latin Amerika’nın birçok ülkesi, amaçları farklı her renkten askeri darbeye tanık olmuştur. Avrupa’daki diktatörlükler, mevcut düzeni geliştirip güçlendirmek (Örn.: Portekiz), sol’a karşı korumak (Örn.: Almanya, İtalya) ya da kökünden değiştirmek (Örn.: II. Dünya Savaşı sonrasında Doğu Avrupa’da/Sovyet İşgal Bölgesi’nde kurulan “reel sosyalist” rejimler) amacıyla gelişme düzeyleri farklılıklar gösterse de tümü kapitalist olan ülkelerde işbaşına gelirken Avrupa dışındaki ülkelerde iç savaşlar, bağımsızlık savaşları ya da askeri darbeler sonucu kurulan diktatörlükler kapitalistleşme sürecinin henüz başında bulunan, feodal ve yarıfeodal üretim ilişkilerinin egemen olduğu ya sömürge durumunda (Örn.: Mozambik, Angola) ya da emperyalizme bağımlı (Örn.: Latin Amerika ülkeleri) veya Sovyetler Birliği (Örn.: Suriye) ile Çin Halk Cumhuriyeti (Örn.: Kamboçya) destekli geri kalmış ülkelerde gerçekleşmiştir. 1940’ların ikinci yarısından itibaren Amerikan emperyalizminin güdümüne giren Türkiye, 1980’lere kadar nüfusunun büyük çoğunluğu toprağa bağlı, sanayileşme sürecinin oldukça yavaş işlediği yarıfeodal bir ülke görünümündedir. 27 Mayıs 1960 Darbesi/Devrimi özü itibarıyla “burjuvademokratik” amaçlı Jakoben bir müdahaleyken 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 darbeleri ülkenin emperyalizmle bağlarını pekiştiren, “sol”u tüm kurum, kuruluş ve kişileriyle ezerek işbirlikçi kapitalizmin önünü açmayı amaçlayan faşizan/faşist müdahalelerdir. Türkiye, 1980’lerle birlikte hızlı bir kapitalistleşme dönemine girmiştir, işbaşına gelen iktidarlar bir yandan IMF, Dünya Bankası gibi dış güçlerin zorlamaları, bir yandan da özel sektörün istemleri doğrultusunda verdikleri teşvikler, özelleştirmeler vb. önlemlerle bu süreci daha da hızlandırmışlardır. Türkiye Cumhuriyeti altyapısında belli bölgesel yarıfeodal ilişkiler barındırmasına rağmen emperyalizme bağımlı kapitalist bir devlettir. Kapitalistleşme süreci hızlandıkça devletin kurumları da kapitalist düzenin parçaları durumuna gelmektedir. Bu açıdan değerlendirildiğinde dış tehditlere karşı ulusumuzun en büyük güvencesi olan Türk Silahlı Kuvvetleri de başta laiklik olmak üzere Cumhuriyet’in kuruluş devrimleri konusunda siyasal iktidardan farklı düşünse bile “nesnel açıdan” kurulu düzenin bir parçasıdır. 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 darbeleri TSK’nin bu konumunu açık olarak ortaya koymuştur. Dolayısıyla geleceği kapitalizmde değil de emekten yana bir düzende düşleyenlerin TSK’nin işlevini değerlendirirken bu gerçeği mutlaka görmeleri gerekmektedir. Umut insandadır. Demokrasiyi kendi benliğinde özümsemiş, özgürlüğü ekmek kadar, su kadar yaşamsal ve vazgeçilemez gören, sahip olduğu hakları gözünün bebeği gibi koruyan, kişilik haklarından hangi koşul altında olursa olsun ödün vermeyi aklına bile getirmeyen, insanı ve insanın emeğini en yüce değer olarak değerlendiren, kendinde olanı başkasında da hak gören, dayanışmacı, paylaşımcı, yurttaşlık bilincine sahip bireylerde, bu bireylerin oluşturacakları savaşımcı, ortak iradededir. dkavukcuoglu@superonline.com SESSİZ SEDASIZ (!) ÜAK’de ‘fikri hukuk’ hukuksuzluğu! ANKARA 16. İdare Mahkemesi’nce bir doçent adayı lehine verilen “yürütmeyi durdurma” kararı, tebliğden itibaren 30 gün içinde uygulanması gerekirken beş aydan beri uygulanmıyor. Kararın uygulanmadığından Üniversiteler Arası Kurul’un başkanı veya genel sekreterinin haberi var mı bilinmez ama bu iki makamın sahibinin, memurlarınca uygulanmayan karar nedeniyle başlarının hukuki yönden derde gireceği biliniyor! Öte yandan aynı doçent adayı için Danıştay 8. Dairesi’nden verilen diğer bir “yürütmeyi durdurma” kararı ise mahkeme kararı ile jüriden çıkarılan Yüksek Yerilim Hattı erdincutku࠽yahoo.com Avni Kurtuldu: “Merkez Bankası Ataşehir’e, Maliye Defterdar’a, Diyanet Ayasofya’ya, Genelkurmay Harbiye’ye, Başbakanlık Babıali’ye, Cumhurbaşkanlığı Topkapı Sarayı’na, oğlanlarla damatlar Şehzadebaşı’na!” Sırayla Ortak iki profesöre tekrar jüriye dahil edilerek, yani “yasaya aykırı” bir şekilde uygulanıyor. Doçent adayı, uzmanı olduğu fikri hukuk alanı kurul tarafından yok sayıldığı için 2001’den beri doçent olamıyor ve dördüncü kez uzmanı olmadığı ticaret hukukundan sınava sokuluyor. Jüri başkanı bile bu tutumun “insan haklarına aykırı” olduğunu söylerken, kurulun adları gizli tutulan komisyon üyeleri, yedi yıldan beri “fikri hukuk alanında sınav yapacak profesörlerimiz yok” gerekçesiyle konuyu yokuşa sürüyor. Bu işin sonu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne varacak gibi görünüyor. Okay Taşlı: “Apocularla Fetocuların ortak derdi, Türkiye Cumhuriyeti!” Önce okuyup üflüyorlar, sonra da cumhuriyetimizin canına okuyorlar! ÇED KÖŞESİ OKTAY EKİNCİ KİM KİME DUM DUMA BEHİÇ AK behicak࠽yahoo.com.tr Murat Belge’nin ‘şaşırtıcı’ yanılgısı “Sistematik biçimde Bizans’ı ortadan kaldırıyoruz. Osmanlı’da, öyle, yok edelim diye kasıtlı ve bilinçli bir kaygı yok. Bu Cumhuriyet’le, milliyetçilikle başlıyor…” (Milliyet3 Ocak 2008) Bu söz, sıradan bir “cumhuriyet karşıtı”nca söylenseydi, “niyeti belli” der, çok da fazla umursamayabilirdik. Ancak, “aydın” kimliğini özellikle “tarih bilgisi”yle bütünleştiren Murat Belge böyle konuşursa, “aldırma”mak olanaksız... Çünkü ne tarih söylediği gibiydi ne de cumhuriyetin tavrı… ken bir yandan da “Bizans’a en saygılı başbakan” olarak Erdoğan’ı ilan etmesine özetle şunları söylüyor: “Yakın tarihte Refah Partisi’nin ikinci adamı Oğuzhan Asiltürk’ün Bizans surlarını yıkmaya kalkıştığını, zamanın Belediye Başkanı Erdoğan’ın da bu nedenle surların onarım ihalelerini hemen durdurduğunu unutmuş olmalı...” (10 Ocak 2008) Ne var ki bütün bunlar gerçekten unutulsa bile, Osmanlı ile cumhuriyetin özellikle koruma konusunda “kıyaslanma”sının da aslında “aydın”lan(a)mamış Osmanlı’nın“ez”dikleri bir tutum olduğunu bilmem nasıl Osmanlı’nın özellikle İstan anlatabiliriz? bul’daki Bizans’ı yıkmak bir yaKim bilir kaç kez anımsattık. na “altına alarak” yok ettiği Tarihsel yapıların gelecek kuşaklara “geçmişi kavrama”ları için aktarılması, “aydınlanma”nın armağanıdır. Çünkü özünde “insan aklı”nın ve “yaratıcılığı”nın birikimleri olduğundan, bunları “rehber” alabilmenin de “bilinç” kaynaklarıdır. Cumhuriyetin restoratörü mimar Nitekim tarihin ne Cahide Tamer (19152005) anısına... antik yasalarında ne de ünlü Roma huku“sayısız” yapı var… İmparator kunda “geçmiş”i koruma var. luk sarayını “ezerek” yükselen Bugünkü “kültür mirası” kavraSultahmet Camisi de aynı ger mının ilk yasal düzenlenmesini çeğin “anıtsal” kanıtı değil mi?.. 1850’lerin devrimci milletvekili Buna karşın, Anadolu uygar kimliğiyle Victor Hugo yazmışlıklarına “ayrımsız” sahip çıka tı. Adına bile “Hatıralar İçin rak, “Biz 5 bin yıldır bu toprak Kanun” diyerek insanlığın “bellardayız” diyebilen ise padişah lek değerleri”ni güvenceye alma değil, Atatürk’tü… sürecini başlatmıştı... Aynı anlayışla, antik kentleri Osmanlı, işte bu düşünceyi yabancı müze yağmacılarına ulu “kamusal düzen”ine yansıtamafe gibi dağıtmak yerine, koruma dı. Aydınlanmanın gereklerini altına alarak ilk arkeolojik araş devlet yükümlülüğüne dönüştütırmaları başlatan da “cumhuri remedi. O kadar ki, örneğin Miyet devrimi”ydi... mar Sinan’ın yapıları bile baHer iki tutumun da belgelerini kımsız ve harap halde 20.yy’ı sıralamaya, gazetenin tüm sayfa karşıladılar; çoğu cumhuriyet saları yetmez. Herkesin biraz araş yesinde bugün ayaktalar… tırarak öğrenebileceği böylesi Buna karşın binyılların kültür açık bir gerçeği, ‘tarih’ denince hazinelerini koruyup geleceğe ilk akla gelen bir aydınımızın “aklın ve yaratıcılığın tarihsel “öğrenememiş” olması, “şaşır kanıtları” olarak aktarma çabatıcı” değil midir? sı ise Osmanlı’nın yerine, aydınNitekim Melih Aşık dayana lanmanın devletini kuran devrimmamış, Osmanlı’daki tarih tahri ci cumhuriyetle başlayabildi... batıyla Cumhuriyet’in tam tersi Şimdi, cumhuriyet karşıtlarına çabalarından kısa bir derleme de “bahane” oluşturan, tarihi dokuyaparak Atatürk’ün şu sözünü lara aykırı yapılaşmalardan, anımsatmış: “Bir vatana sahip Menderes’in ünlü İstanbul yıolmanın yolu, o topraklarda ya kımlarına; hatta Turgut Özal imşamış tarihi olayları bilmek, zalı “Sultanahmet kıyımı” kadoğmuş uygarlıkları tanımak, rarlarına kadar bir bakın… Büsahip olmaktan geçer...” yük çoğunluğu, aydınlanmanın Bu sözün bile geçmişe çağdaş da karşıtı olan 1948 sonrasındabakışı özetlediğini belirten Melih ki “karşıdevrim” sürecinin maAşık, “Bizans’ın tahribinden rifetleri değil midir? Cumhuriyet’i sorumlu tutmak, İşte Murat Belge’nin asıl buntarihi saptırmaktır...” diyor. Yi lardan haberinin olmamasına nane Murat Belge’nin bir yandan sıl şaşırmayalım ki? Osmanlı’yı “masum” gösterip cumhuriyeti “suçlu” ilan eder ekinci࠽cumhuriyet.com.tr ÇİZGİLİK KÂMİL MASARACI kamilmasaraci࠽mynet.com HARBİ SEMİH POROY BULMACA SOLDAN SAĞA: SEDAT YAŞAYAN (ÇÖPLÜK ÇOCUKLARI) TAYYAR ÖZKAN www.junkidz.com TARİHTE BUGÜN MÜMTAZ ARIKAN 20 Ocak www.mumtazarikan.com 1 2 3 4 5 6 7 8 9 1/ İncil’e göre, mahşer gününde 1 iyilik ve kötülük 2 orduları arasında olacak savaş mey 3 danı. 2/ “Aldanma 4 ki sözü elbette 5 yalandır” (Fuzuli)... Leylak rengi, 6 açık mor. 3/ Din 7 gil... İstek, arzu. 4/ 8 Bir nota... Bir sanat yapıtında işle 9 nen ana konu. 5/ Kiraya 1 2 3 4 5 6 7 8 9 verilerek gelir getiren 1 S A Ğ A L T I M mülk... Kadın seslerinin 2 A L K A U NO S en pesi. 6/ Bir Avrupa ül3 V İ P H A C E kesinin başkenti... Öğütül4 U A N O R A K müş tahıl. 7/ Afrika’da yaS E L İ M şayan, bacakları beyaz çiz 5 N A R G I N A gili bir hayvan... Orhan 6 M U S A B A L Z A C Hançerlioğlu’nun bir ro 7 A R manı. 8/ “Ey vatan, ey mü 8 N U R İ Y E Y A barek vatan bin ” (Tev 9 M E A R T E R fik Fikret)... Dövülmüş et, bulgur ve soğanla yapılan ızgara köfte. 9/ Hıristiyan inancında kıyamete verilen ad. YUKARIDAN AŞAĞIYA: 1/ Varılmak istenen bir amaca doğru geçilmesi gerekli dönemlerden her biri... İnce dantel. 2/ İnce, narin... Kadınların giydiği kolsuz üstlük. 3/ Güzel kokulu olan şey... Gemiyi baştan ya da kıçtan halatla karaya bağlama. 4/ Utanç duyma... Ukrayna’ya özgü halk dansı. 5/ Asaf Halet Çelebi’nin bir şiir kitabı... Endonezya’nın plaka imi. 6/ Bir toplulukta çalışan insanların her biri... “O” gösterme sıfatının eski biçimi. 7/ Altı mukavvayla beslenmiş, üstü sırmalı işleme... Nazilerin politikasında Germen ırkından kimselere yakıştırılan ad. 8/ İspanyolların sevinç ünlemi... Atılmış, eğrilmeye hazırlanmış, top biçiminde yün ya da pamuk. 9/ Kuran’da bir sure... Damarlı ve yarı saydam bir tas. CUMHURİYET 17 K
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog