Bugünden 1930'a 5,438,457 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 2 TEMMUZ 2007 PAZARTESİ 6 HABERLER Türkiye, Avrupa Birliği üyeliği yolunda 1987’den bu yana elde ettiği kazanımları da yitirdi AYDINLANMA EMRE KONGAR AKP süreci geriye götürdü MAHMUT GÜRER Türkiye Neden İçten Yönetilemiyor? Geçen haftaki yazımda “Türkiye niçin dışardan yönetiliyor?” diye sormuş ve bunun en basit yanıtının “Çünkü içerden yönetilemiyor” olduğunu belirtmiştim. Bu hafta bu sorunun yanıtını arayacağım. ૽૽૽ Türkiye’nin içerden yönetilememesinin nedenlerini çok kabaca iki gruba ayırmak olanaklı: Azgelişmişlikten veya gelişmeyi tamamlayamamış olmaktan kaynaklanan iç nedenler. Türkiye üzerindeki toprak beklentilerinden, oyunlardan, egemenlik kurma ilişkilerinden kaynaklanan kısaca emperyalist emeller diyebileceğimiz dış nedenler. ૽૽૽ Tabii vahşi orman yasalarının geçerli olduğu uluslararası arenada emperyalizmin etkisi, doğrudan doğruya bir ülkenin ekonomik, siyasal ve kültürel gücü ile yakından ilgilidir; güçsüzseniz emperyalizmin oyuncağı olursunuz, güçlüyseniz hem kendinizi korur hem de kendi koşullarınızı dikte edersiniz. Böylece Türkiye’nin gücü ile ilgili iç nedenlerden, yani azgelişmişlik olgusundan başlamak daha doğru görünüyor. ૽૽૽ Azgelişmişlik olgusu çok kısaca, tarımdan sanayiye, feodal yapıdan endüstriyel yapıya, köyden kente dönüşümün tam gerçekleştirilememiş olmasından kaynaklanır. Tabii bu dönüşüm bir süreç olduğundan her an devam etmektedir; örneğin ülkemiz şu satırların yazıldığı anda bile daha ileriye doğru bir dönüşümü gerçekleştirmektedir. Azgelişmişlik bir yazgı değil, her an değişmekte olan bir durumdur; ama ne yazık ki yukarda açıkladığım dönüşüm süreci, yeterince özümlenerek gerçekleşmeden ortadan kalkmaz. ૽૽૽ Azgelişmişlik durumundan kurtulamamış olmamızdan kaynaklanan sorunları şöyle sıralamak olanaklı: 1) Sınıflaşma süreci tamamlanamadığı için, ekonominin sürükleyici gücü olan sermaye sınıfı da, demokrasinin ve insan haklarının öncüsü olan işçi sınıfı da tam gelişememiştir. 2) Ulusal bütünleşme ve bilinçlenme süreci tam anlamıyla gerçekleştirilemediği için, feodal öğeler, etnik ve mezhepçi çizgide egemenliklerini sürdürmektedir. 3) Ulusal bilince dayalı, insan haklarını özümlemiş, demokratik ve laik, kentsel ve endüstriyel ahlak gelişememiştir. 4) Ekonomik üretim düşük verimlilik daha da düşüktür. 5) Siyasetin seçmeni temsil etme gücü de sorun çözme yeteneği de son derece sınırlıdır. ૽૽૽ Ekonominizi yönetemezseniz, dış güçler yönetir. İçteki ve dıştaki siyasal sorunlarınızı çözemezseniz, dış güçler hem iç politikada, hem de dış politikada kendi çözümlerini dayatır. Kimdir bu dış güçler? ૽૽૽ Türkiye iki büyük emperyalist gücün etkisi altındadır: ABD’nin ve AB’nin liderliğindeki Batı emperyalizmi. Halkın dini inançlarını da sömürerek ülkeyi pençesine alan Arap Emperyalizmi. Batı emperyalizmi, Soğuk Savaş’ın bitmesinden sonra bütünüyle Rum, Yunan, Ermeni ve ayrılıkçı Kürt lobilerinin etkisine girmiştir. Ne yazık ki bu lobilerin Türkiye’den somut toprak beklentileri vardır. Uluslararası politika ve sermaye, yani Batı emperyalizmi, Türkiye ile ilgili engelleri aşmak için bu lobilerin taleplerini meşrulaştırmakta, sadece Türkiye üzerinde baskı kurmakla kalmamakta, kendi meclislerinden de saçma sapan, düşünce özgürlüğüne uymayan, tarihi tahrif eden yasalar geçirmekte, dünya kamuoyunu Türkiye aleyhine eğitmektedir. Bu arada Arap emperyalizmi, halkın mukaddes değerleri üzerinden gerçekleştirdiği din istismarı ile ülkenin eğitimini, kültürünü ve siyasetini ele geçirmekte, azgelişmişlik sürecinden kurtulmasını engellemektedir. ૽૽૽ Sorun karmaşık. Azgelişmişlik ile emperyalizm kol kola gidiyor. AKP her ikisiyle de iç içe. Bakalım seçimlerde bu sorunlar ne denli rol oynayacak? ekongar@cumhuriyet.com.tr; www.kongar.org ANKARA Türkiye’nin AB süreci üyelik müzakerelerinin başlamasına karşın her gün geriye gidiyor. AB konseyi Turgut Özal hükümeti tarafından 14 Nisan 1987’de yapılan tam üyelik başvurusunun 2 yıl ardından Türkiye için “üyeliğe ehil” (yeterli) kararı alınırken bugün başlıkların kapanması için Kıbrıs Rum kesiminin “Kıbrıs Cumhuriyeti” adı altında tanınması, Yunanistan ile Ege sorunlarının çözülmesi, Ankara Anlaşması Ek Protokolü’nün onaylanması ve Ermenistan ile sorunların çözümlenmesi Türkiye’ye koşul olarak getiriliyor. Hükümet, Türkiye’nin AB yolunda her gün daha ileri gittiğini savunsa da tarihsel süreç durumun böyle olmadığını ortaya koyuyor. O dönem adı Avrupa Ekonomik Topluluğu olan AB’ye ilk başvuru 1987’de Turgut Özal hükümeti tarafından bir mektupla yapıldı. Tam üyelik talebini içeren mektup dönemin Devlet Bakanı Ali Bozer tarafından, Brüksel’de Palais D’Egmont’ta topluluk dönem başkanı ve Belçika Dışişleri Bakanı Leo Tindemans’a sunuldu. Sunulan ilk mektup şöyle: “Sayın Başkan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti adına işbu mektupla, Avrupa Ekonomik Topluluğu’nu tesis eden antlaşmanın 237. maddesi düzenlemeleri uyarınca, Türki Abdullah Gül: Bu iş Sarkozy’yi aşar KAYSERİ (Cumhuriyet) Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Fransa’nın Türkiye’nin AB üyeliği konusundaki tutumuna sert tepki verdi. Gül, “AB artık küçük ayak oyunları oynayan bir grup haline geldi’’ dedi. CNN TÜRK’ün haberine Kayseri’de açıklamalarda bulunan Gül, Türkiye’nin kendi toplumsal dönüşümü ve gelişimi için Avrupa Birliği’ne üyelik sürecinden yararlanması gerektiğini belirtti. “AB ne diyor” diye bakmadan Türkiye’nin standartlarını geliştirmesi gerektiğini ifade eden Gül, AB’nin kendi problemleriyle uğraştığını söyledi. Türkiye’nin belirli konulardaki standartlarıye’nin Avrupa Ekonomik Topluluğu’na üye olmak için resmen müracaat etmekte olduğunu ekselanslarına bildirmekten şeref duyarım. Bu çerçevede, Türkiye’nin Avrupa organizasyonuna ve Avrupa Birliği’ne keza Avrupa topluluklarını tesis eden antlaşmaları ortaya çıkaran ideallere bağlılığını bilhassa belirtmek isterim. Ekselans, en derin saygılarımın kabulünü rica ederim.” Başvuru 1989’da Lüksemburg’taki zirve toplantısında ayrıntılı olarak ele alındı. Toplantıda Türkiye birliğe doğrudan üye yapılmasa da önüne herhangi bir siyasi şart getirilmeksizin ‘üyenı geliştermesi halinde gayri safi milli hasılasının 1 trilyon dolara yükseleceğini savunan Gül, “Gelişmiş bir Türkiye Avrupa Birliği için cazip hale gelecektir. O zaman AB küçük oyunlarından vazgeçer” diye konuştu. Gül, AB dönem başkanlığını alan Portekiz’den gelen “Türkiye ile müzakerelerin amacı tam üyeliktir” açıklamasını memnuniyetle karşıladıkların belirterek “Süreç devam edecektir. Bu iş Sarkozy’yi aşar” dedi. gelerek Başbakan Ecevit’e sundu. Müktesebat sayılmasına karşın AKP hükümeti tarafından 3 Ekim’de kullanılmayan 10 Aralık tarihli mektupta “Bugün AB, Türkiye ile ilişkilerinde yeni bir yol oluşturmuştur. Herhangi bir diğer adayla aynı şartlarda olmak üzere oybirliği kararımızla, Türkiye’ye aday ülke statüsünü verdiğimiz hakkında sizi resmen bilgilendirmekten memnuniyet duymaktayım” ifadesi yer alıyordu. Ancak konuya ilişkin mektup 3 Ekim tarihli “Müzakere Çerçeve Belgesi”nin müzakeresinde kullanılmazken AB Kıbrıs konusunu belgede yer alan liğe ehil’ olduğu kararı alındı. Ecevit Kıbrıs’ı aştı ama... Süreç 10 Aralık 1999’da Finlandiya dönem başkanlığında gerçekleştirilen Helsinki zirvesine kadar sürerken Kıbrıs Rum kesiminin adadaki tek ülke olarak tanınması şartıyla Türkiye aday ülke olarak benimsenirken bu durum dönemin Başbakanı Bülent Ecevit tarafından sert bir dille geri çevrildi. Ecevit, Kıbrıs’ın bir koşul olamayacağını belirterek AB masasından kalkarken Finlandiya Başbakanı Paavo Lipponen, bizzat Kıbrıs’ın koşul olamayacağına ilişkin bir mektubu aniden Ankara’ya ifadelerde tekrar müktesebat haline getirdi. Belgede Türkiye’nin Kıbrıs Cumhuriyeti ile ilişkilerini normalleştirmesi isteniyor. AB ile Türkiye ilişkileri, Kıbrıs konusu ve buna bağlı Ankara Anlaşması nedeniyle 2006 yılının 2. yarısında da krizlere sahne oldu. Finlandiya dönem başkanlığı tarafından hazırlanan sözlü Kıbrıs planı ve bunun ardından Türkiye’nin aynı şekilde karşılık verdiği, “limana karşı liman önerisi”nin reddedilmesi ilişkileri daha da gerdi. 18 Aralık 2006’da yapılan doruk toplantısında Türkiye ile müzakereler kısmen askıya alınırken 8 başlık tamamen kapatıldı. Kıbrıs’ın tanınması ise müzakere sürecinin tamamlanması için kapanış kriteri haline getirildi. Kapanış kriterleriyle birlikte ise Özal’ın 1987’de yaptığı başvurunun ardından alınan “Türkiye var olan yapısıyla üyelik için ehildir” kararının da gerisine düşülmüş oldu. AB ile Türkiye arasında müzakere başlıkları açılabiliyor. Ancak Kıbrıs Cumhuriyeti’nin adadaki tek devlet olduğu kabul edilinceye kadar 8 başlık hiçbir zaman açılamıyor. Hiçbir başlık ise kapanamıyor. Başta Fransa, Almanya ve Avusturya olmak üzere birçok AB ülkesi de Türkiye’nin asla üye olmaması gerektiğini, bunun yerine “imtiyazlı ortak” yapılması gerektiğini ifade ediyorlar. ‘TEMKİNLİ TUTUM’ İZLEDİ Berlin Ankara’yı es geçti ᮣ Almanya, dönem başkanlığı görevine başlarken öncelikleri arasında saydığı, KKTC ile doğrudan ticaretin başlatılması ve Türkiye’nin müzakere sürecinde 4 başlığın daha açılması yönündeki sözlerini yerine getiremedi. ELÇİN POYRAZLAR İP İsviçre’yi kınadı İşçi Partisi (İP) Genel Sekreteri Nusret Senem, İsviçre’de 2 kişinin gözaltına alınmasını protesto ederek “Ermeni soykırımı yalanını yüzünüze haykırmaya devam edeceğiz’’ dedi. Ellerinde Türk bayrakları ve Atatürk posterleri taşıyan İP üyeleri öğle saatlerinde İsviçre Büyükelçiliği önünde toplanarak İsviçre ve ABD aleyhine sloganlar attılar. Burada basın açıklaması yapan İP Genel Sekreteri Nusret Senem, önceki gün İsviçre’nin Winterhurt kentinde parti temsilcisi Ali Mercan ve Bern Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Başkanı Ethem Kayalı’nın gözaltına alınmasını kınadıklarını kaydetti. (Fotoğraf: AA) BRÜKSEL AB dönem başkanlığı görevini 1 Temmuz’da Portekiz’e devreden Almanya, görev süresince Türkiye ile sorunlu ilişkileri gündeme getirmekten kaçındı. Almanya, dönem başkanlığı görevine başlarken öncelikleri arasında saydığı KKTC ile doğrudan ticaretin başlatılması ve Türkiye’nin müzakere sürecinde 4 başlığın daha açılması yönündeki sözlerini, yerine getiremedi. Fransa’nın ekonomi ve parasal politika başlığını engellemesi nedeniyle Almanya’nın dönem başkanlığı sırasında üç başlıkta müzakereler başladı. Almanya ayrıca Türk tarafının itirazlarına karşın AB çapında “soykırımların ve savaş suçlarının reddedilmesi’’ ni cezalandıran yasa tasarısını gündeme getirerek üyeler tarafından kabul edilmesini sağladı. Genişleme konusunda “temkinli’’ bir tutum izleyen Almanya, Fransa ve Hollanda’da 2005’teki referandumlardan bu yana AB’de yaşanan anayasa krizini aşmaya odaklandı. Almanya’nın dönem başkanlığı bilançosu şöyle: ✔ KKTC’ye yönelik doğrudan ticaret tüzüğü konusunda Rumların ticaretin güney limanlarından yapılması ısrarı nedeniyle ilerleme olmadı. ✔ Türkiye’nin müzakere sürecinde işletme ve sanayi politikaları, istatistik ve mali kontrol başlıkları açıldı. Fransa tam üyelik hedefi taşıdığı gerekçesiyle ekonomi ve parasal politika başlığını engelledi. ✔ Soykırımların ve savaş suçlarının reddedilmesini AB genelinde suç kapsamına alan “ırkçılık ve yabancı düşmanlığıyla mücadelede çerçeve kararı’’ başlıklı yasa tasarısı kabul edildi. Türkiye, Ermeni soykırım savlarının bu çerçevede ele alınabileceği endişesiyle bu yasa tasarısına karşı çıktı. ✔ AB’nin kuruluşunun 50. yıl kutlamalarına Türkiye davet edilmezken Berlin Deklarasyonu’nda “genişleme’’ ifadesine yer verilmedi. ✔ Kıbrıs Rum Kesimi’nin Doğu Akdeniz’de petrol arama çabalarına AB tarafından açık destek geldi. Almanya Ankara’ya üye ülkeleri “tehdit’’ etmemesi uyarısında bulundu. ✔ AB, Genelkurmay’ın laiklik konusundaki bildirisinin ardından TSK’nin siyasete karışmaması yönünde uyarıda bulundu. ✔ AB ilkbahar doruğunda küresel ısınmayla mücadele konusunda bir dizi bağlayıcı hedef belirledi. Sera etkisi yaratan karbondioksit gazı salınımının 2020 yılına kadar en az yüzde 20 oranında azaltılması konusunda karara varan AB, yenilenebilir enerji ve biyoyakıtları zorunlu kıldı. ✔ Haziran doruğunda AB’nin yeni antlaşma metni üzerinde çetin pazarlıklar sonucu uzlaşıya varıldı. Polonya mevcut oy sisteminin 2017’ye kadar uzatılması önerisiyle ikna edilirken Hollanda’nın metne siyasi kriterlerin girmesi talebi kabul gördü. ✔ Yeni dönem başkanı Portekiz’in görev programının genişlemeye yönelik bölümünde “Mevcut taahhütlere saygı gösterilmeli’’ ifadesi yer aldı. Yeni Dönem Başkanı Portekiz’in programında Türkiye’den bahsedilmiyor Türkiye’nin adı yok sürecine ilişkin gelen olumlu mesajlara ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) AB ramda Türkiye’nin adı hiç geçmiyor. Programın sadece genişleme bölümün işaret eden kaynaklar, AB sürecine ilişkin dönem başkanlığını dün Almanya’dan devralan Portekiz’in 6 aylık başkanlık progra de “Birliğin reformu, genişleme süreci işbirliği ve anlayış bekliyor. Kaynaklar, mında Türkiye’nin adı dahi bulunmuyor. nin mevcut taahhütlerinin yerine getiril Portekiz dönem başkanlığı sırasında TürGenişleme başlıklı bölümde, AB’nin be mesini kolaylaştırmalı, taahhütlere de kiye’ye ilave yeni engellerin çıkarılmamalirlediği normlar çerçevesinde aday ülke saygı gösterilmeli” ifadesi yer alıyor. Bu sı, bu yöndeki çabalara izin verilmemesi ve lerin tüm gereklilikleri yerine getirmesi, durum ise Türkiye’ye Kıbrıs ve askıya alı müzakerelere ilişkin teknik sürecin ilerledaha esnek olunması öngörülürken, AB’nin nan başlıklar konusunda daha serbest dav mesi gerektiğinin altını çiziyor. barış, istikrar ve refah içinde bir toplum ol ranılacağı yorumlarına neden alıyor. Ankara ısrarcı olacak Enerjiye ilişkin başlıkta Almanya döması için gerekenlerin yapılacağı belirtiliYılbaşına kadar geçecek dönemde yeni nem başkanlığının da yaptığı gibi Türkiyor. fasılların açılmasını da bekleyen AnAB dönem başkanlığını dün devkara, Almanya’nın dönem başkanlıralan Portekiz’in yayımladığı AB ᮣ Türkiye, 1 Temmuz’da AB dönem başğında Fransa’nın çekinceleri nedeniyprogramında, anayasa çabaları sonkanlığını Almanya’dan devralacak Portele açılamayan “Ekonomik ve pararasındaki siyasi çıkmazın 2009’a kadar giderilmesi, Lizbon gündemi kiz’den AB sürecinde objektif davranmasını sal politika” faslının açılmasında ıskapsamında küresel rekabetin olum bekliyor. Ancak Portekiz’in 6 aylık progra rarlı davranacak. Türkiye ile Portekiz arasında ikili mında Türkiye’nin adı bile geçmiyor. suz etkileri, 11 Eylül’den sonra arbazda iyi ilişkiler bulunuyor. Son tan güvenlik tehditleri ile başa çıkolarak Portekiz eski Cumhurbaşkama ve AB’nin uluslararası platformda ro ye’ye yani AB Türkiye Doğalgaz Boru lünün güçlendirilmesi konularında çalışıl Hattı olan Nabucco Projesine yer verilmi nı Jorge Sampaio, Türkiye ve İspanya’nın yor. Bu durum Rusya’nın son aylardaki gi öncülük yaptığı “Medeniyetler İttifakı” ması öngörülüyor. Programda, ABD’nin yanı sıra komşu ül rişimlerinin ardından AB’nin de Nabucco Yüksek Temsilcisi olarak görevlendirildi. Cumhurbaşkanı olarak 2003’te Türkikeler ve üçüncü ülkelerle ilişkilere ağırlık Projesi’ne olan isteğinin azaldığını ortaya ye’yi resmen ziyaret eden Sampaio, 2005’te verecek olan Portekiz, ayrıca Rusya, Çin, koyuyor. Türkiye, 1 Temmuz’da AB dönem baş Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’i Hindistan, Brezilya, Ukrayna ve Afrika Birliği ile düzenleyeceği zirvelerle küresel kanlığını Almanya’dan devralacak Porte Lizbon’da ağırlamış, Sezer de, İstanbul’u ısınma, enerji ve yoksulluğa karşı önlem kiz’den AB sürecinde objektif davranma ziyaret eden Sampaio onuruna yemek verleri ele alacağı ifade ediliyor. Ancak prog sını bekliyor. Portekiz’den Türkiye’nin AB mişti. Eczacıların SUT isyanı Ⅵ ADANA (Cumhuriyet Bürosu) Sağlık Bakanlığı’nın yayımladığı 2007 yılı Sağlık Uygulama Tebliği’ne (SUT) tepki gösteren Adana Eczacı Odası (ADEO) Başkanı Burhanettin Bulut, yayımlanan tebliğin hekim ve eczacılarla birlikte sağlık hizmetlerinden yararlanacakları da mağdur edeceğini söyledi. Üzerinde anlaşma sağlanamayan tebliğ nedeniyle ayakta tedavide kullanılan birçok ilacın hastane eczanelerinden alınmasının öngörüldüğünü belirten Bulut, “Hastane eczanesinde ilaç yoksa ya başka bir ilaç alacaksınız ya da dışarıdan satın almak zorunda kalacaksınız. Sağlık hizmetinde ciddi aksamalara yol açacak olan bu uygulamanın hayata geçirilmesi kabul edilemez” dedi. Gaziosmanpaşa’da durak eylemi Ⅵ İstanbul Haber Servisi Gaziosmanpaşa’da, mahallelerine raylı sistem hattı üzerinde durak konulmasını isteyen grup eylem yaptı. Cumhuriyet mahallesinde oturan yaklaşık 200 kişi, yapımı süren SultançiftliğiEdirnekapı raylı sistem hattı üzerinde, eski Edirne asfaltı ile Necip Fazıl Caddesi’nin kesiştiği bölgeye durak yapılması istediler. “Durak istiyoruz’’ sloganı atan grup, Hamza Yerlikaya Spor Kompleksi yakınında eski Edirne asfaltı üzerinde yolu tek yönlü olarak bir süre trafiğe kapattı. Olli Rehn’den 1 Mayıs yanıtı BRÜKSEL (ANKA) AB Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn, Avrupa Parlamentosu Üyesi Philip Claeys’in, AP Başkanlığı’na verdiği yazılı soru önergesini yanıtladı. Önergesinde 1 Mayıs’ta İstanbul’da gerçekleşen mitingin vahşi bir şekilde dağıtıldığını savunan Claeys çok miktarda biber gazının kullanıldığını, 800 kişinin tutuklandığını bildirdi. Claeys, komisyonun, Türk hükümeti nezdinde kınama, kaygılarını dile getirme gibi bir yola başvurup vurmadığını sorarken sonucunu da öğrenmek istedi. İstanbul Valiliği ve İçişleri Bakanlığı’nın ayrı ayrı soruşturma başlattığı bilgisi edindiklerini kaydeden Rehn, komisyonun bu konuyu özellikle Katılım Ortaklığı Belgesi ve İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına Yönelik Avrupa Sözleşmesi’nin toplantı ve dernekleşme özgürlüğüyle ilgili 11’inci maddesinin öncelikleri açısından yakından izleyeceğini bildirdi. CUMHURİYET 06 K
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog