Bugünden 1930'a 5,440,253 adet makale



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 29 HAZİRAN 2007 CUMA 6 HABERLER ve ALİ İHSAN KARACAN* bilmecesi geçersiz kılınmışlar ise TMSF’nin ileriye sürdüğü el koyma gerekçesi ortadan kalkmış demektir. Burada bu sözleşmeye hâkim olan TMSF’nin bu konuda yeterli ve gerekli özeni göstermiş olacağını, olduğunu düşünmek istiyorum. İmha belgesinin erken verilmesi önemli mi? Diğer yandan Gazeteport’ta yayımlanan imha ve iade sözleşmesi (bu sözleşmenin hukuksal olarak geçerli olduğunun kabulü ile) bu açıdan önemli. Ancak bir başka sözleşmeyi ortadan kaldırmak için seçilen biçimi ve kullanılan yolu yadırgıyorum. Bu sözleşmenin bile tek başına TMSF işleminin dayandığı gerekçeleri temelsiz bırakan ve işlemin geçersizliği için yeterli bir hukuksal belge olduğu kanısındayım. Ancak bu belge neden zamanında TMSF’ye ibraz edilmedi bilmiyorum; ayrıca önemli de değil. Kimse kendi aleyhine ifade vermeye zorlanamayacağı gibi lehine olan belgeleri de kullanmaya zorlanamaz. Bu bir tercih (ve belki strateji) sorunu. TMSF tüm belgeleri açıklamalı Kaldı ki, Etibank’a müdahalenin ardından Bilgin medyasında yıllar boyunca yaşanan bu değişim ve gelgitler nedeniyle çok sayıda eski sözleşmeler olabilir. Aslında olması da gerekli; yoksa yaşananların ve gelgitlerin bir hukuksal temele ve sözleşmeye bağlanmadan yapılabileceğini beklemek inandırıcı değil. MTM atv/Sabah’ın yönetimine sözleşmesiz mi lığına da el konuldu. Burada TMSF “birlikte hareket eden” kavramına dayanmış olabilir. Ancak Bilgin ile birlikte hareket eden kavramına giren, girebilecek o kadar çok kişi oldu ki. Sözgelimi gerek atv’deki ortaklığı, gerekse MTM’deki yeri ve daha önemlisi de Bilgin ile birlikte Atel’in iki kurucu ortağından birisi olarak Çukurova Grubu birlikte hareket edenlerin başında gelmektedir. (Atel Batı’daki bir ülkede kurulsa idi halka açık bir şirketin mal varlığına el atma nedeniyle, kuruluşu bile kriminal bir olay olarak kabul edilirdi.) TMSF’nin iradesini sakatlar mı? Bir diğer önemli konu, eski protokollerin TMSF’nin geçmişteki iradesini sakatlayıp sakatlamadığıyla ilgili. Bir an bu protokollerin en son TMSF’nin onayladığı sözleşme ile varlıklarının sonlanmadığını varsayalım. Bu durumda bu protokollerin bilinmemiş olması TMSF’nin iradesini hem işlem, hem işlemin tarafları hem de fiyat açısından sakatlamış olabilir mi? Eğer TMSF böyle bir protokolün varlığını biliyor olsa idi (pek o kanıda olmamakla birlikte bilmediğini varsayıyorum) bu sözleşmeye onay vermez mi idi? TMSF için önemli olan fiyat mı? yoksa işlemin tarafları mı ya da her ikisi mi? Satış fiyatında sorun var mı? Fiyat konusunda hatırlanacağı gibi tartışma yaşandı ve çözüldü. Bugünkü varlık fiyatlarına bakarak da o gün için karar vermek yanlış olur. Her fiyat oluştuğu günün koşullarını yansıtır. Demek ki en azından fiyat konusunda TMSF’nin iradesinin sakatlandığını söylemek doğru olmayacaktır. Kaldı ki fiyat ve diğer koşulları uygun görmese idi Uzan medyasında olduğu ve bu kez atv/Sabah’a yaptığı gibi, daha o günlerde TMSF müdahale edebilir ve atv /Sabah’a el koyabilir ve satışı Bilgin’e bırakmayarak kendisi yapabilirdi. TMSF bir işlem yapma gereği duymadı Kaldı ki, sözleşme hükümlerinin her ihlali TMSF tarafından işlem yapma gerekçesi olarak kullanılmıyor. Örneğin, TMSF ile Çukurova arasında yapılan ve borçlarda indirim sağlayan ek sözleşmeye göre Atel nedeniyle Yapı Kredi’nin zarara uğraması hali, sözleşme ihlali ve sözleşmenin iptal nedeni olarak hükme bağlanmıştır. Yapı Kredi Bankası’nın satış süreci içinde verilen bir opsiyon ile Yapı Kredi, Atel’i ödediği bedelin neredeyse yarısına geri vererek zarara uğradı. Bu durum TMSF’nin Çukurova ile yaptığı sözleşmenin ihlali anlamını taşıyordu; ama TMSF bir işlem yapma ve sözleşmeyi iptal gereği duymadı. Hangi daire yetkili? Bu konudaki bir diğer sorun idari yargı süreciyle ilgili. Bankalar Kanunu belirli miktarı aşan TMSF işlemlerinin idare hukuku açısından yargılamasının Danıştay’da yapılacağını öngörmüştür. Bu çerçevede TMSF’nin atv/Sabah ile ilgili kararının parasal boyutu nedeniyle (en azından BilginCiner arasında yapılan ve TMSF tarafından onaylanan sözleşme değeri esas alınarak ve TMSF’nin kararında bir parasal miktardan söz edilmemiş olmasının önemi olmaksızın) normal olarak Danıştay’da görülmesi gereken bir işlemdi. Ancak 13. Daire işlemi yetki alanında görmeyerek davaya bakmadı ve idari işlemin normal ilk derece idare mahkemesinin yetki alanında kaldığına karar verdi. 13. Daire’nin bu kararının isabetli ve yerinde bir karar olmadığı kanısındayım. Gerekçe olarak TMSF kararında parasal bir miktar olmamasının kullanılmasını doğru bulmuyorum. Bu nedenle konu şimdi idare mahkemesinin önünde. Şimdi idare mahkemesi davaya aynı nedenle kendi yetkisi dışında kaldığı gerekçesiyle bakmayabilir. Bu ise yetkili merci arama nedeniyle yargılama sürecini uzatır. Ya da yetki alanında görerek karara bağlayabilir. Bu durumda karara itiraz edilirse önce bölge idare mahkemesinde, ardından 13. Daire’de temyiz mercii olarak karara bağlanacaktır. 13. Daire böylece aslında ilk derece mahkemesi olarak karar vermesi gereken bir konunun temyiz mercii haline gelmektedir. Ancak yetkili kim olursa olsun bu konuda karar verme sürecinin bu kadar uzaması konunun özelliği nedeniyle eleştirilebilir. Bir idari işlemin yargıda karara bağlanması sürecinin gereğinden çok uzaması sadece vatandaş açısından değil aynı zamanda bu idari işlemi tesis eden idare açısından da sorundur. * Eski Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) Başkanı Ali İhsan Karacan’ın yazısı Gazeteport internet sitesinin 14.6.2007 tarihli yayınından alınmıştır. BİR BAKIMA SERVER TANİLLİ Doğan Holding ve Petrol Ofisi AŞ’nin eski yönetim kurulu üyesi Mersinli çiftçi Öncel tutuklandı Ⅵ MERSİN (Cumhuriyet) Mersin’de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın “Ananı da al git” dediği çiftçi Kemal Öncel, Kuyuluk Belediye Başkanı Yakup Şık’a hakaret ettiği iddiasıyla 315 YTL para cezasına çarptırıldığı davada parayı ödemediği için tutuklandı. Üç gün hapis cezası alan Öncel’in cezaevinde bir gün kalacağı bildirildi. 52 gazetecinin işine son verildi Ⅵ İstanbul Haber Servisi Doğan Grubu’na ait Radikal ve Fanatik gazetelerinden toplan 52 gazetecinin işine son verildi. Radikal ve Fanatik gazetelerinin küçültülmesine karar verilmesinin ardından önceki gün Fanatik gazetesinden 11 kişinin işine son verildi. Radikal gazetesinden de aralarında servis şeflerinin de bulunduğu 41 kişinin işine dün son verildi. Milliyet gazetesinden de bazı gazetecilerin işine son verileceği ileri sürüldü. ilindiği gibi Ciner Grubu’na Bilgin Grubu tarafından TMSF’nin onayı ile satılmış olan atv/Sabah medya grubuna (kısaltma amaçlı olarak bu terimi kullanıyorum) Bankalar Kanunu’nun verdiği yetkiler kullanılarak TMSF tarafından el konuldu. Medyaya yapılan açıklamalardan anladığımız kadarıyla el koymanın gerekçesi daha eski tarihli yapılmış olan Bilgin ve Ciner arasındaki sözleşmelerin varlığı ve bunların TMSF’den saklanmış olduğu savı. Hukuksal boyutu dışında başka boyutları da olan konuya girmeyi hiç düşünmüyordum. Bu konu Yavuz Semerci tarafından bilinmeyen belgeler dünyasında kazı yapan bir “bilgi arkeoloğu” gibi işleniyor. Kuşkusuz konunun medyanın yapısı, medyadaki rekabetin nedeni, boyutu, niteliği ve seviyesi gibi yönleri de var. Bu bugünkü yazının konusu değil. Bazı gazeteci kimliği taşıyanlar deyim yerindeyse ellerinde benzin bidonları ile dolaşıyorlar ve medya grupları arasındaki rekabeti kolaylıkla önce husumete, ardından da düşmanlığa dönüştürmekte ustalar. Ancak bunların çekişmesinin bedelini de çoğu kez patronlar ve grupların diğer profesyonel yöneticileri ödüyor. Gazeteport’ta yer alan bir haber nedeniyle konuyu hukuksal açıdan ele alan bir yazı yazmak gerekli oldu diye düşünüyorum. TMSF kullanabilir mi? Habere göre, TMSF, Bilgin/Ciner medya grubuna el koyduktan sonra, Bilgin ile Ciner arasında yapılmış olan her türlü protokolü ve bu arada atv/Sabah’ın satışını sağlayan ve kendisinin onay verdiği protokolü de bu şirketlerde ele aldığı yönetim ve karar yetkisini kullanarak iptal etmiş, sonlamıştı. Bunun nedeni de habere göre, Ciner Grubu’nun idari yargıda TMSF kararının iptalini sağlaması halinde atv/Sabah’ın Ciner Grubu’na geri dönmesine karşı hukuksal engeller yaratmak, artık bir satış sözleşmesi yok, bu nedenle geri verilmesi gereken atv/Sabah da yok savını ileriye sürmek istemesi imiş. Bu haber beni açıkçası kaygılandırdı. Birincisi kamusal yetkilerin böylesine hukuksal avantajlar yaratmak amacıyla kullanılması. Yargı tarafından konu belirli aşamaya kadar çözülene dek idare geri dönülemez işlemler yapmamalıdır. İkincisi de TMSF bir kamu kurumu olarak atv/Sabah’ta satılana kadar aslında “kayyum, güvenilir adam, yeddiemin” pozisyonundadır. atv/Sabah’a el koydum; sözleşmenin iki tarafı olan hem Bilgin hem de Ciner’e ait hak ve yetkiler bana geçti diye düşünemez. Ayrıca TMSF hukukun temel ilkesi olarak hukukumuzda da ifadesini bulan “hakların kullanılırken iyi niyet kurallarına uyulması”, “kimsenin kendi kusurundan yararlanamayacağı” ilkeleriyle de bağlıdır. Bu açıdan yapılan işlemin bu temel ilkelerle de çatıştığı kanısındayım. Frenlenme ve el koyma Sonradan ve uzaktan değerlendirme yapıldığında resim biraz daha net görülebiliyor ve atv/Sabah’ın halka arzının frenlenmesi ile TMSF’nin gruba el koyması arasında ister istemez acaba bir ilişki mi var şeklinde birçok kişinin dillendirdiği soruyu da hatırlatmadan edemiyorum. Nitekim Şevket Demirel’le ilgili kararlarda da böyle bir politik yön olabileceği ileriye sürülmüştü. Ayrıca bir siyasi bölen özelliği nedeniyle Cem Uzan’ın Uzan Ailesi’ndeki konumunun da ne olduğunu (daha doğrusu olmadığını) TMSF sayesinde öğrenmiş olduk(!). Ben kamu kurumları arasında böyle organize bir davranışın olmayacağını düşünüyorum. Ancak böyle düşünenler yaygın olabilir. Eğer bu soruyu “var” diye cevaplayanlar arasındaysanız, bürokrasi ile politikacının ortak hazırladığı, uyguladığı, planlı ve zamana yayılmış bir işlemle karşı karşıya bulunulduğunu düşünüyorsunuz demektir. Bu ise çok ciddi bir kaygı nedenidir. Hukuksal olarak fazla detaya girmeden (hem gereksiz hem de bilgiler eksik) konuyu bir ölçüde tartışmaya açmak istiyorum. Çünkü bu konu medyamızda yeterince irdelenmedi. TMSF’nin olağanüstü yetkileri 4389 sayılı Bankalar Kanunu ile başlayıp 5020 sayılı kanunla devem eden ve nihayet 5411 sayılı Bankalar Kanunu ile çerçevesini yenileyen anlayışı ben “ileriye ve geriye; yukarıya ve aşağıya; yana doğru müsadere” yaklaşımı olarak niteliyorum. Bu yaklaşı B mın yanlışlığına da 1999 yılından beri dikkati çekmeye çalışıyorum. Bu açıdan TMSF, TBMM’ye bile ait olmayan, anayasamıza ve evrensel hukuk ilkelerine aykırı bir yetkiye, müsadere etme yetkisine sahip. Bu anlayışa kategorik olarak karşı olduğum için TMSF’nin atv /Sabah ile ilgili olarak yaptığı işlemi uygun bulmuyorum. Politika çelişkisi İkinci konu, yapılan işlemin TMSF’nin son zamanlarda izleyeceğini açıkladığı politika ile çelişkili olmasıdır. Hatırlanacağı gibi TMSF artık şirketlere el konulma politikasından vazgeçildiğini ve şirketlerin orijinal sahiplerince yönetilmesi ve şirketlerin onlar tarafından satılarak bedelinin fona getirilmesi yönteminin izleneceğini açıklamıştı. Eskiden de yer yer uygulanan (örneğin Turkcell ve Yapı Kredi gibi) bu politika çerçevesinde de başta Cine5 olmak üzere Erol Aksoy’a ait şirketler iade edilmişlerdi. atv/Sabah’a el konulması, ilan edilen politika ile bu açıdan çelişik bir durumu yansıtmaktadır. Üçüncü konu, yaşanan bilgi yetersizliği ve bilgi sisi. Kamuoyuna açıklanmış bilgi yetersizliği ve sisi hukuksal anlamda değerlendirme yapma güçlüğü de yaratıyor. Yetersiz bilgi daima yanlış ve/veya eksik değerlendirme yapma nedenidir. Etibank’ın TMSF’ye devrinin ardından Bilgin medya grubunun mülkiyet ve yönetim yapısında önemli değişimler, belirsizlikler ve gelgitler yaşandı. Bu değişim ve gelgitler hangi tür ve içerik 2 Temmuz’u Hatırlarken... Kimi acılar vardır, diner, kabuk bağlar. Sıvas’ta,1993 yılının 2 Temmuz’unda açılan yaranın acısı dinmedi, belli ki dinmeyecek. Hemen her yılın 2 Temmuz’u, bakıyoruz, bir vahşetin, bir barbarlığın bağrımızda oyduğu bir yerde, daha da derinlere işlemiş bir sızı var. Başka, nasıl olabilir ki? Eski kuşak unutamaz. Ama yeni kuşakların belleklerinde yer tutsun diye, her 2 Temmuz’da olan biteni yazıp duruyoruz: 1993’ün Temmuz’unda bir saygın aydın grubu Sıvas’ta toplanmış, AleviBektaşi konularında tartışmışlardı. O toplantıda. Aziz Nesin, Müslüman dünyada ve bu arada bizde, kimi çapraşıklıkları ve ilkellikleri sergileyen, bu arada mizahın tuzu ve biberinin de karıştığı nefis bir eleştiride bulunmuştu. Başkalarının inancına saygıyı elden bırakmayan, ama mutlaka üstünde dikkatle durulması gereken bir eleştiriydi. Ertesi gün, bir şeriatçı güruhu, bu eleştirileri içeren konuşmayı bayrak edip, “Müslüman Türkiye” adına, Aziz Nesin’in ve bir bölük aydının kaldığı Madımak Oteli’ni kuşatıp düpedüz yaktılar. Yalnız Aziz Nesin’in canını kurtardığı, kurtarabildiği olayda, 37 aydın, şair ve sanatçı yandı gittiler: Asım Bezirci, Behçet Aysan, Hasret Gültekin, Nesimi Çimen, Metin Altıok, kalemimize ilk takılanlar. Yüreğimiz elvermediği için, gerisini getirmiyoruz... Ayrı bir dram da, olayın askerpolis, devlet güçlerinin gözleri önünde cereyan etmesi. Çağını yitirdiği için alınlarına “battal” damgası vurulan şeriatçıların, o olayda attığı sloganlar içinde yüreğimizi en çok yaralayanı, Sıvas Kongresi’nin yapıldığı binanın önünde atılan şu slogan olmuştu: “Cumhuriyet burada kuruldu, burada yıkılacak!” Tehlikenin boyutlarını fark edebiliyor musunuz? ૽ O katillerden yakalananlar yargılanıp hapsedildiler. Ne var ki, cezalarının tümünü çekmeden salıverildiler. Tutulamayanlar da oldu ki yurtdışında elan dolaşıp dururlar... Sıvas’taki vahşet, aslında her şeyden önce, aydın düşünceye, Cumhuriyete karşıydı. Başta Alevi aydınlar, buradan hareketle, o cinayetin işlendiği ve şimdi de et lokantasına çevrilmiş Madımak Oteli’nin bir müzeye dönüştürülmesini istiyorlar son yıllarda. Yerinde bir istektir. Ama herkesten önce, Sıvas kenti, onun belediyesi, öne düşüp beldenin alnına çalınmış bir lekeyi bir ölçüde silmek için, bu tasarının gerçekleşmesine omuz vermelidir. Bugüne değin bir ses çıkmadı, ama bir gün olacak. Ne var ki ileriye doğru giden yolda, ilk yapılması gereken de laik ve demokratik Cumhuriyetin düşmanlarının tasfiye edilmesidir. 1950’lerden başlayarak, gitgide palazlanan bu düşmanlar, en güçlü zamanındalar. Temsilcileri de AKP’dir, iktidardadır. Dışarıdan ve içeriden kuşatılmış olan Türkiye’de ilk yıkılması gereken de, bu iktidardır. Yurdumuzda AleviBektaşi topluluğunun, Cumhuriyet, demokrasi ve laiklik düşüncesi ile nasıl içlidışlı olduğu pek bilinen bir gerçektir. Onların laik ve demokratik Cumhuriyetin hasmı değil, savunucusu olmaları, ne bir özentidir ne de kimi zaman söylendiği gibi “egemen sınıfların bir oyunu” değildir. Alevilerin ve Bektaşilerin hakkı teslim edilmeli! 22 Temmuz seçimlerinde bir yol ağzındayız. Partiler aday listelerinde, Alevilerle Bektaşilere hakları olan ilgiyi ne kadar göstermişlerdir? AKP’nin yaptığı, bir vitrin numarasıdır, bunu yutmamalı. Acaba CHP, ne ölçüde bir sıcak ilgi gösterdi? Ama önemli olan, Alevilerle Bektaşilerin seçim sandıkları önünde alacakları tavırdır, bilinçleridir. Onlar, kendilerine iltifat edilsin ya da edilmesin, Cumhuriyetin laik ve demokratik mirası ile düşmanlarını birbirinden ayırıp oyunu ona göre kullanacaklardır. Hem şunu bilecekler ki, 22 Temmuz’da işler tersine dönerse, ondan ilk zarar görecek olanlar, Alevilerle Bektaşiler olacaktır... Hastanede güvenlikçi terörü Ⅵ ANTALYA (Cumhuriyet) Antalya Devlet Hastanesi özel güvenlik görevlileri akli dengesi bozuk olduğu bildirilen Şeref Adnan adlı yurttaşı hastane bahçesinden uzaklaşmadığı gerekçesiyle döverek hastanelik etti. Kimlik sordukları Adnan’dan olumsuz yanıt alan görevliler Adnan’ın hastane bahçesinden çıkmasını istedi. Görevliler çıkmakta direnen Adnan’ı kıyasıya döverken bir özel ambulansın sürücüsü de Adnan’ın ellerini kelepçeledi. Görgü tanığı yurttaşlar dayağa tepki gösterirken Adnan polis merkezine götürüldü. Taciz iddiasına yayın yasağı Ⅵ ANTALYA (Cumhuriyet) Antalya 2. Sulh Ceza Mahkemesi, Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talebi üzerine, 13 yaşındaki İngiliz uyruklu C.L.V. adlı kıza cinsel tacizde bulunduğu iddiasıyla tutuklu bulunan Alman genç B.M.V’nin yargılandığı davaya ilişkin yayın yasağı koydu. Mahkemenin yayın durdurmaya yönelik kararının, Antalya E Tipi Kapalı ve Yarı Açık Cezaevi’nde günlerdir canlı yayın yapan Alman medyasının mensuplarına da tebliğ edileceğini bildirdi. Bankalar Kanunu’nun verdiği yetkiler kullanılarak Sabah ve atv’ye TMSF tarafından el konuldu. te sözleşmeler ile yapıldı bilmiyoruz. Bunlardan sadece ikisini Vatan gazetesi yayımladı. Bir de Gazeteport bunları ortadan kaldırdığı ileri sürülen bir sözleşme yayımladı. Vatan’da yayımlanan bu iki metin, sözleşme TMSF tarafından atv/Sabah’a el koyma gerekçesi olarak ifade edildi. Ancak bu iki sözleşmeden ilki çok önemli değil ve belki bir önsözleşme niteliğinde ve buna dayanarak işlem tesis edilebilmesini olası görmüyorum. Ancak ikincisi Bilgin ve Ciner grupları arasında yapılan bir devir ve ortaklık sözleşmesi niteliğinde. Fakat bu sözleşme incelendiğinde esas itibarıyla gelecekteki bir ortaklık söz konusu. Gelecekteki olası bir ortaklık bugünkü ortaklık olarak yorumlanabilir mi ve işlem yapmaya gerekçe teşkil edebilmeli mi, pek emin değilim. El koyma gerekçesi kalktı mı? Ancak Bilgin ve Ciner arasında yapılan ve TMSF tarafından onaylanan devir sözleşmesinin hükümlerinin ne olduğu konusunda bu konuda bir açıklama yapılmadığı için eksiksiz olarak bilgi sahibi değiliz. Bu son ve TMSF tarafından uygun bulunan atv/Sabah’ı Ciner Grubu’na devreden sözleşmenin “doğrudan veya dolaylı ya da açık veya zımni” bir biçimde önceki sözleşmelerin hükümlerini kaldırıp kaldırmadığını bilmiyoruz. Eğer bu saydığımız biçimlerden biriyle eski sözleşmeler iptal edilmiş ya da geldi? Kanımca yapılmış olması olası sözleşmelerin çoğunu resmen olmasa bile gelişmeleri yakından izleyen TMSF’nin de biliyor olması gerektiğini düşünüyorum. Bu nedenle TMSF’nin onayladığı nihai satış işleminden önce yapılmış çok sayıda sözleşmenin de bu onay nedeniyle artık ciddiye alınabilirliği konusunda kuşkuluyum. Bu konuda TMSF’ye düşen konuyla ilgili olarak elindeki tüm sözleşme ve protokolleri kamuya açıklamasıdır. Ayrıca söz konusu medya grubunda yaşanan değişim ve gelgitlere taraf olan diğer kişilerden de gerekli çabayı göstererek bilgi, belge ve doküman toplaması ve kamuya açıklaması gerekir. Bu işin ticari sır olarak görülmesini kabul etmek zor. Grubun tümüne el konması doğru mu? TMSF’nin atv/Sabah grubunun tümüne el koyması da tartışılması gereken bir konudur. TMSF’nin iddiası gizli protokoller ile Bilgin’in aslında grubun yüzde 50 ortağı olduğu (bir başka bakış açısına göre gelecekteki ortağı olabilir) yönünde. Halbuki normal koşullarda o zaman grubun tümüne değil de sadece Bilgin’e ait kısma el konabilirdi. Çünkü Bilgin’in devrettiği ile TMSF’nin el koyduğu grup arasında ekonomik olarak da fark var. Arada geçen süre içerisinde Ciner Grubu tarafından atv/Sabah ayakta tutuldu, yeni yatırımlar yapıldı. Bu görmezden gelinerek sadece Bilgin’e değil Ciner Grubu’na ait mal var Atık sıvı yağlar için proje Ⅵ İstanbul Haber Servisi Şişli Belediyesi ve Ezici Yağ Sanayi işbirliği ile, ev ve işyerlerinde kullanılan atık sıvı yağların insan sağlığına verdiği zararı önlemek için bir geri dönüşüm projesi başlatıldı. Proje kapsamında ev, restoran ve kafeterya gibi işyerlerinde biriken kullanılmış atık sıvı yağlar görevliler tarafından toplanacak ve fabrikada işlenerek biodizele dönüştürülerek akaryakıt olarak kullanılabilecek. Sulama için sondaj açtı, petrol çıktı Şanlıurfa’nın Hilvan ilçesine bağlı Gültepe köyünde pamuk sulamasında kullanılmak üzere 2 sondaj kuyusu açan çiftçi İbrahim Halil İstemil’in (42) tarlasından ham petrol çıktı. İlçe Kaymakamı Coşkun Açık, BOTAŞ’tan bir yetkili ve jandarma ekipleri, tarlada incelemelerde bulundu. Kaymakam Açık, BOTAŞ yetkililerinin incelemesinde sızıntının boru hattından kaynaklanmadığının belirlendiğini söyledi. Açık, “Tarladaki sızıntının ham petrol mü yoksa atık petrol mü olduğunun araştırılması için TPAO yetkililerine de haber verdik. 70 metreden ham petrolün çıkması zor bir ihtimal olarak görünüyor. Daha çok petrol atığı olduğunu tahmin ediyoruz’’ dedi. Tarla sahibi İstemil, petrol sızıntısı nedeniyle yaklaşık 300 bin YTL zarara uğradıklarını belirterek mağduriyetinin giderilmesini istedi. (AA) CUMHURİYET 06 K
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog