Bugünden 1930'a 5,452,704 adet makale



Katalog


«
»

29 HAZİRAN 2007 CUMA CUMHURİYET SAYFA 17 Şifre Birsen Şevik: “Dan Brown’a duyurulur: The Erdoğan Vinci’nin de şifresi çözüldü!” Ya ğ m u r E k i m Vergi affı, AKP’lilere yaramış... “Affedilen vergi çok daha kutsaldır!” AYNI kişi adına yarışan atlara “eküri” dendiğini; “sahip” için atlarından birinin kazanmasının diğerlerinin de kazanması anlamına geldiğini anlatmıştı Cemal Yıldırım ve bu durumu siyaset sahnesine uyarlamıştı. Yıldırım yine atçılıktan söz ediyor ve bu kez “galop”u anlatıyor: “At yarışlarında koşu öncesi atların yaptıkları antrenmanlara ‘galop’ denir. Özellikle kalite safkanların hedefledikleri koşular öncesi yaptıkları galoplar yarış severler için ciddi tercihleri doğurur: ‘Abi bu at geçilir mi, baksana galobunda uçmuş! Ben bu atı tek atıcam, bini bir sıfır birçok rahat yapmış!’ Seçimin yaklaştığı şu günlerde medya elemanları da siyasi partilerin il il, ilçe ilçe nabzını yokluyor. Ben ise siyasi partilerin nabzını değil, galoplarını yokluyorum. Çünkü seçim de bir yarıştır sonuçta! BAKIŞ AÇISI GÜRBÜZ ÇAPAN İran’da benzine kota gelince halk sokağa dökülmüş... Bizde olsa kuyruğa girer! Dönmüş Anıl Öçal: “Eski solcunun gözü dönmüşü, radikal şafaklarda gezer!” Mehmet Ünal: “Küskün sosyal demokratlara sormalı: Eski bakan Yaşar Okuyan milletvekili adayı değil ama CHP için tüm gücüyle neden çalışıyor?” Küskün Siyasi partilerin nabızları aşağı yukarı aynı atar, ama performans anlamına da gelen galopları daha bir önemlidir kanımca! 25 yıldan beri değiştirilmeyen(!) siyasi parti ve seçim yasaları, sadece parti genel başkanlarının galoplarını incelememizi yeterli kılıyor! Yani RTE, DB, DB, MA, CU gibi genel başkanların il galopları seçim kuponlarını yapmada yeterli. RTE, seçim galoplarını, ABD ve AB hakemliğinde; ama yargı, muhalefet, üniversite, cumhurbaşkanlığı ve halkı piste çevirerek yapmakta! Ülkenin en varoluşsal değerlerini galop pistine çevirmekte! MA, galobunu kendi kurduğu mazot istasyonunda yapmakta! Galop CU, İzmir pistinde yine kelepir mazotu ile galoplarını sürdürecek! DB anket pistini yadırgamış görünüyor! Kapalı gözlükle üst üste galoplarını anketlere kapalı olarak sürdürmekte! DB ise, RTE’nin demokratik, laik ve hukuksal alanlardaki tahribatlarını peş peşe yaptığı yargısal galoplarla onarmaya çalışmakta! Emperyalizmin ülkemizde var ettiği RTE iktidarının seçim galopları bu kez seçmeni kandıramayacak! Anti emperyalistler, tam bağımsız Türkiye sevdalıları meydanlarda yaptıkları onurlu galoplarını, seçim galoplarına kesin olarak yansıtacaklardır. 22 Temmuzda tam bağımsız, anti emperyalist, laik, demokratik Türkiye Cumhuriyeti seçimin favorisidir! Tek geçin!” Bizans’ın Ruhu! Bizans Kralı Jüstinyen ile Kraliçe Teodora varmış. Jüstinyen önce sarayda muhafız olmuş. Sonra talih gülmüş, kral olmuş. Jüstinyen döneminde bir sürü şey olmuş. İsyanlar, savaşlar, zaferler falan ama en belirgin ve akılda kalan Teodora’nın seks ve yönetim numaraları. Bir de Jüstinyen’in parça parça iktidarı ele geçirişi. Doğu Roma’da da konsül sistemi varmış. Jüstinyen konsülleri tek tek yok etmiş. Mallarını müsadere (el koyma) etmiş, sonra da uygun birkaç suç türetmiş. Ve hâkimleri, o suçlarla bütün varlıklı aileleri ve konsülleri tek tek halletmiş. 2000’lerde yine Bizans’ın ruhu hortladı. ’Organize suç örgütü ve hortumculuk’ vs. diye birkaç suç icat edildi. 20 kadar ufak tefek banka ve sermaye alanında, birkaç yeniyetme bu suçları işlediler(!).. Önce mallarına el konuldu. Torpilsizler apar topar içeri alındı. Bunu gören diğer sermayedarlarda istenen panik oluştu. Birtakım yüksek, sorumluluğu olmayan, dediği dedik çaldığı düdük ‘kurullar’ oluşturuldu. Eski büyük babalar hariç; ve onların vasalları korundu. Diğerleri bir güzel temizlendi. Bizde bütün temizlikleri, devletin ‘olağanüstü kurulları’, olağanüstü ‘kurallarla’ yapar. ૽૽૽ Son örnek: atv ve Sabah gazetesine devlet el koydu. Seçim süresince reklam gazetesi gibi çıkıyor. Sonra da yıl başına kalmadan ederetmeze, diledikleri akıllı uslu bir vasal bulur, verirler. Turgay Ciner’in ufak tefek itirazları, büyük babaları ve onların vasallarını rahatsız etti. Mahkeme kararını mahkeme karar vermeden bilir bizim bir kısım medyamız! Zira çoğu müneccim gibidir ya da müneccim çalıştırırlar. Bizans’ın (Jüstinyen’in) ruhu hep olduğu gibi kaldı. Eskiden vezir, vüzera ve bilumum uyduruk Osmanlı paşaları devlete ihanetten yargılanırdı. Önce malları müsadere edilir sonra da kelleleri koparılırdı. Bir komik örnek: II. Mahmut döneminde vezirin teki yargılanır, adamın parası pulu yoktur. İki takım elbise, birkaç tane de ev eşyası varmış. Padişah inanmamış ve hicap duyduğunu söylemiş. Ama bu arada fukara vezir kellesini kaybetmiş. Gerçi diğer örnekler pek buna benzemezlermiş ama. Böylesi de varmış diye not düştüm. Şimdilerde sağ kalan bankalar yabancı sermayeyle evlendiler. Boyalı basınımız bu bankaların başarılarını, yabancı sermayenin Türkiye’ye duyduğu güveni filan anlattılar. Ben hep kuşkuyla bakmıştım. Yabancı sermayeye dokunamıyor bizim kabadayılar. Bizimkiler sadece bizimkileri dövebiliyorlar. ૽૽૽ En şaşırdığım, el konulmuş 5 bankanın 500 milyon YTL’ ye Oyakbank tarafından ‘millileştirilmesini’ pek sevinerek karşılamıştık. Oysa bir müddet sonra o da yabancı sermayeye gelin gitti. Şaşırdığım şu: Oyakbank askerin değilmiş. Başındaki CEO’su öyle açıkladı. Ama özelleştirmelerde Oyakbank’ın ve OYAK’ın, askerlerimizin alın terinden biriktirilen milli sermaye olduğu yazılıp çizilmişti. Alırken milli oluyorlar; gelin giderken beynelmilel. 1592’de göçle gelen bir Yahudi banker, oğluna vasiyette bulunmuş: “Türkiye’de paran, Romanya’da karın, Karadeniz’de gemin olmasın. Battığınla kalmaz, kelleni de kaybedersin!” Bu yazgı gibi nasihat inşallah doğru değildir. Yapılan “Kurul” pişkinlikleri ve “ultra kurallar” kime yarıyor bilemem, ama yeni sermeye hep buradan kaçmak zorunda kalacak gibi. gurbuzcapan@eksev.org.tr/Faks: 0212 672 71 71 SESSİZ SEDASIZ (!) Sendikalar ve sendikacının milletvekilliği CHP, milletvekili aday listelerinde yeteri kadar işçi temsilcisine yer vermemiş. Ama iktidardaki İslamcı parti; bir tek işçiye yer vermemiş ne gam; vur CHP’ye! DİSK ve Türkİş de CHP’yi eleştirince Sıtkı Ergüney şöyle diyor: “AKP Hükümeti göreve geldiğinden bu yana TÜSİAD ve büyük sermaye çevrelerinin iş hayatına ilişkin şikâyetleri birden kesildi. Demek ki işler istedikleri yönde gitmeye başladı! Özel sektör çalışanlarının ücretleri enflasyon kadar bile artmaz, hatta reel olarak gerilerken Türkiye’nin iki büyük işçi kuruluşu; Türkİş ve DİSK’in bu tabloyu Hükümet’in ve işverenlerin önüne getirip işçi haklarına sahip çıktığı söylenebilir mi? TÜSİAD gibi ‘istikrar’a önem verdiklerinden olsa gerek sesleri pek çıkmadı. Şimdi çıkmışlar, CHP’nin milletvekili aday listelerinde işçi temsilcilerine yeterli sayıda yer verilmediğinden şikâyetçi oluyorlar. Beş yıl boyunca Hükümet ve TÜSİAD’la tam bir uyum içinde çalışarak işçi haklarının geriletilmesi karşısında sessiz kalanlar şimdi milletvekili olup da kimi temsil edecekler, neyi savunacaklar? Büyüdüğü iddia edilen ekonomiden işçilerin aldıkları payın artması yönünde Hükümet’in ve işverenlerin herhangi bir niyeti olmadığına göre bu görev Türkİş ve DİSK’e düşmez mi? Sendikacılık başka, sendika ağalığı başka!” behicak࠽yahoo.com.tr Kökten Işık İşgüden: “Ankara yerine Diyarbakır’a giden, Güneydoğu ile Kürdistan haritası çizen AB, niye kökten çözümü denemiyor; Güney Kıbrıs gibi alıversinler Kürdistan’ı da AB’ye!” Sessiz Yürüyüşteki Sessizlik!.. MERİÇ VELİDEDEOĞLU Geçen cumartesi günü yurdun dört bir yanında düzenlenen terörü kınama miting ve yürüyüşlerinden biri de İstanbul’da yapılan sessiz yürüyüştü. Piyalepaşa Bulvarı’nda başlayıp Çağlayan Alanı’nda son bulan bir saati aşan yürüyüşün başlangıcında, kısa bir süre slogan atıldıysa da genelde sessizlik egemendi. Sessizliğin en yoğunlaştığı bir anda sanki canlar bedenden sıyrıldı, tıpkı şehitlerimizinki gibi, tıpkı şehit yakınlarının duyumsadıkları gibi... Ne var ki bu an, soğuk su satıcılarının bağrışlarıyla tatsız bir biçimde kesildi; başka ülkelerdeki yürüyüşlerde, mitinglerde böyle bir satıcılar ordusu da yer alıyor mu acaba? Çağlayan’a varınca basın bildirileri okundu; Bedri Baykam bildirisinde bölücü teröre açıkkapalı arka çıkan iç odaklara, bu yoldaki “aydıncık”lara değindikçe sözü kesilip uzun uzun alkışlandı. Toplum ülkemizin bölünmesinden, parçalanmasından yana olan, bunu evrensel insan haklarına, demokrasiye sığınarak savunan her kesimden iç hainlere, bu görüşteki dış kaynaklardan çok daha fazla kızıyor, onları büyük bir nefretle kınıyor. Çağlayan’dan sonra görevlilerden bir grup yürüyüşün noktalanacağı Şişli’deki Atatürk Evi’ne gittik; müzenin kapısından içeri girerken birden yüzümü caddeye çevirdim; 16 Mayıs 1919 gününe uzandım; Atatürk’ü, Samsun’a götürecek olan Bandırma gemisine gitmek için kapı önünde bekleyen arabasına doğru yürüdüğünü düşledim... Bizimle birlikte Çağlayan’dan ayrılan halk da adeta duyarlğını Atatürk ile paylaşmak için müzeye gelmeye başlamıştı; üst kattaki odalarda Atatürk’ün özel eşyalarının, giysilerinin sergilendiği vitrinlerin önü gelenlerle dolmuştu; yazlık giysilerinin bulunduğu bölümde, Atatürk’ün o giysilerle Florya’da çekilmiş fotoğrafı da yer alıyordu. Florya denince Atatürk’ün deniz banyolarını anımsamadan edemiyor insan; Florya’da deniz giysisi, “mayo” ile denizde çekilmiş fotoğrafları günü gününe gazetelerde yayımlanırmış. Bu resimlerle, haber olmanın ötesinde, denize girme alışkanlığının yaygınlaşmasının, bundan yarar sağlayabilmek için de uygun kıyafete özen gesterilmesinin amaçlandığı dile getirilir. Bugün seksen yıl sonra, denize “haşema” denen uzun iç çamaşırlarla girileceği buna da TBMM’nin iktidar partisi üyelerinin öncülük edeceği o günlerde hiç akla gelir miydi? Hele kadınların yalnızca göz ve ağzını; el, ayak parmaklarını açıkta bırakan “kadın haşeması” ile denize girdiği bir Türkiye görüntüsünün 80 yıl sonra oluşacağı düşünülebilir miydi!.. Bu haşemayı yabancı bir kadın gazeteci giyip denize girmiş; ama ne yapacağını şaşırmış; çıkınca da, “Bu giysiyle olsa olsa soğuk havada motosiklete binilir” demiş. 1923 Devrimi, toplumu adeta Ortaçağ’dan çıkarıp yirminci yüzyılın yaşantısıyla buluşturmaya götürüyordu. “Ulusal Ant” sınırları onca şehidin kanıyla çizilmiş, böylece “Kurtuluş”tan, “Kuruluş” sürecine girilmişti; bu süreç coşkuyla yürütülürken devrim karşıtlarınca yer yer kesilmek istenmişse de, bu tür başkaldırıların üstesinden gelinmişti. Ulusal sınırlarımıza, ülke bütünlüğüne yönelik kaygı verici bir durum yoktu; emperyalizm “vakti saatini” bekliyordu; bir ara ortaya dökülen Rusya’nın Boğazlar, Kars, Ardahan isteklerine gereken yanıtı İnönü verecekti. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından, özellikle de ABD’nin Irak’a yerleşmesinden sonra Güneydoğu ve Doğu sınırımız değiştirilerek bu bölgeyi içine alan bir Kürt devleti kurma düşü, kendi çıkarları için ABD ve Avrupa tarafından desteklenip her türlü olanak sağlandı. Böylece Türk ordusu ve halkı, 90 yıl sonra, bu kez emperyalizmin yeni maşası dış Kürtlerle karşı karşıya getirildi. İşin acı yönlerinden biri de yeniden türeyen yerli “ver kurtul”cuların aramızda sinsice dolaşıp hainliklerini yaymaları. KİM KİME DUM DUMA BEHİÇ AK ÇİZGİLİK KÂMİL MASARACI kamilmasaraci࠽mynet.com BULMACA HAYAT EPİK TİYATROSU MUSTAFA BİLGİN hetiyatrosu࠽mynet.com SOLDAN SAĞA: SEDAT YAŞAYAN OTOBÜSTEKİLER KEMAL URGENÇ kurgenc࠽yahoo.com TARİHTE BUGÜN MÜMTAZ ARIKAN 29 Haziran www.mumtazarikan.com Kendinize yatırım yapmak istiyor ve bu konuda profesyonel bir yol haritasına ihtiyaç duyuyorsanız; İŞTE HAZİNENİZİN HARİTASI burada. Haydi yelkenler fora, yola çıkıyoruz... ‘Yaşam koçu’nuzla tanışın. 0 533 302 84 48 1 2 3 4 5 6 7 8 9 1/ Son yıllarda ülkemizde 1 de yetiştirilen 2 bir yağ bitki 3 si... Yiyecek bulamayan, 4 yoksul kimse. 5 2/ Yalnızlık 6 korkusu. 3/ 7 Yarma, yarılma... Fas’ın 8 başkenti. 4/ 9 Boru sesi... 1 2 3 4 5 6 7 8 9 Antalya’nın bir pla1 E P İ G R AM K jı. 5/ Etilalkol. 6/ Şa2 L A Z A D AMA rap yapımında kullaZ E AME T nılan yerli bir üzüm 3 E L A E cinsi. 7/ “İstanbul’un 4 J İ L E T A R K U T orta yeri / Garip 5 İ N İ D R A J E S E liğim mahzunluğum 6 duyurmaym anama” 7 A R İ F E O K R 8 Y O Z (Orhan Veli). R U B U 8/ Bıçak, kılıç gibi 9 A M M E S A R P kesici araçların kabı... Küçük bir alan üzerine odaklanmış yoğun ışık kaynağı. 9/ Parola... Süsüne düşkün yaşlı kadın YUKARIDAN AŞAĞIYA: 1/ İyice dövülmüş et ve buğdayla yapılan bir yemek... İlgi eki. 2/ Renk renk parlak tüyleri olan, iri gövdeli bir papağan... Mantıkta, doğru olarak kabul edilen iki yargıdan üçüncü bir yargı çıkarma temeline dayanan uslamlama yolu. 3/ “Tüysüz şeftali” de denilen bir meyve. 4/ Umman’ın plaka imi... İnanma, güvenme. 5/ Bir tür taze ve tuzsuz beyaz peynir... Kürkü değerli bir yaban kedisi. 6/ Beklenmedik bir olay karşısında ne yapacağını bilemez.duruma düşmek. 7/ Bölmeli göçebe çadırı... Can ya da mal kaybına neden olan kötü olay. 8/ Mübalağa... Hayvanlara vurulan damga. 9/ Dünyanın en hızlı koşan canlısı olan yırtıcı hayvan... Sıvas’ın bir ilçesi. CUMHURİYET 17 K
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog