Bugünden 1930'a 5,432,306 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

29 HAZİRAN 2007 CUMA CUMHURİYET SAYFA KÜLTÜR kultur࠽cumhuriyet.com.tr Piazza della Signoria’daki konserde sanatçımız Çaykovski’nin yapıtlarını yorumlayacak 15 KEDİ GÖZÜ VECDİ SAYAR Fazıl Say’la, Floransa’ya yolculuk ir yolculuk sesi duymayayım, yüreğim pır pır… Daha yola çıkmadan içimde başlamıştır yolculuk. Yani yüreğimde ve gönlümde, çağrışımlarla, birikimlerle başlar yolculuk… Bu kez yine öyle oldu. Floransa’ya, Fazıl Say konserine gidiyorum… “Maggio Musicale Fiorentino”… Floransa’da Mayıs günleri, Floransa’da müzik günleri… Müzik ile mayıs bir olmuş, Floransa’yı bahara, baharı şenliğe dönüştürmüş… Şenlik öyle başarılı olmuş ki, hiç bitmeyen bahar misali, adı mayıs kalıp, kendi temmuzun ilk günlerine taşar olmuş… “Maggio Musicale Fiorentino”, yaşlı kıtanın en önemli ve en eski festivallerinden biri olma özelliğini taşıyor. (Öteki ikisi Bayreuth ve Salzburg Festivalleri…) 1933’te ünlü Şef Vittorio Gui tarafından kurulmuş, önceleri her üç yılda bir yapılması düşünülürken, her yıl tekrarlanır olmuş. Bu yıl 70.’si gerçekleşiyor. İtalya’nın ilk müzik festivali. Bugün yalnız müziği değil, opera, tiyatro ve baleyi de kapsıyor. Önemi; kalitesinden, niteliğinden hiç ödün vermemesinden ve klasik eserlere ağırlık vermekle birlikte çağdaş olana, yeniliğe ve sanattaki ilerici akımlara, devrimci yorumlara, yöntemlere açık olmasından kaynaklanıyor. 70. Floransa Maggio Müzik Festivali’nin kapanış konseri yarın akşam Fazıl Say’dan… Festival orkestrasını, orkestranın daimi şefi olan, Zubin Mehta yönetiyor. Tüm konser Çaykovski eserlerinden oluşuyor. Fazıl Say’ın yorumlayacağı eser Çaykovski’nin birinci piyano konçertosu… Konserin önemli bir özelliği de Floransa’nın en ünlü meydanı “Piazza della Signoria”da yer alacak olması… Bu meydanın içimde kanatlandırdığı nice çağrışım var… Ancak çağrışımlara geçmeden önce, Fazıl Say’la konsere ilişkin konuştuklarımı sizlerle paylaşmalıyım. Çoktan yola çıkmıştı. Avrupa kentlerinin birinde, bir havaalanında, iki uçak arası ona telefonla ulaştığımda, Floransa’ya Fener’den Saray’a Önceki akşam Aya İrini’de izlediğimiz bir konserden söz etmek istiyorum bugün. “Fener’den Saray’a” başlığını taşıyan ve “Hanende İlya ve Zaharya Efendilerin Anısına” Kudsi Erguner ve Topluluğu’nun verdiği konserden… 17 ve 18. yüzyıl Bizans sonrası dindışı eserlerin sunulduğu konser, bu yıl 35 yaşına basan İstanbul Uluslararası Müzik Festivali’nin doruk noktasıydı bana kalırsa. Bu gece AKM’de Kraliyet Concertgebouw Orkestrası’nın vereceği konserle kapanacak festivalin, eski yıllara oranla daha geniş izleyici kesimlerine ulaştığını görmek sevindiriciydi. Programda İdil Biret’ten Jordi Savall’a, Angela Gheorghiu’dan Klaus Maria Braundauer’e dünyanın usta yorumcuları yer alıyordu. Ama, festivalin en önemli başarısı, Kudsi Erguner’in titiz bir çalışma sonucu hazırladığı “Fener’den Saray’a” programıydı hiç kuşkusuz. TürkYunan müzisyen ve ses sanatçılarının çalıp söylediği parçalar, iki kültürün ortaklaşa sahip olduğu bir mirası yansıtıyordu. Erguner, yıllardır okunmayan bu eserleri uzun bir araştırma sonucu ortaya çıkarmış ve yorumlamış. Topluluğu oluşturan müzisyenler ve ses sanatçıları mükemmel bir icra ile Kudsi Erguner’in emeklerini değerlendiriyor. Sahnedeki 16 sanatçının hangisinin Yunan, hangisinin Türk olduğunu anlayabilene aşkolsun. Tabii, okuyucular açısından durum farklı. Sahnenin bir yanındaki dört Yunan sanatçı, Rumca eserleri seslendirirken öbür yanındaki sanatçılar da Türkçe eserleri seslendiriyorlar. Ortaya çıkan sonuç ise tek bir nefes kadar bütüncül ve anlamlı. Kudsi Erguner program notlarında, Bizans ve Osmanlı’nın tarihlerini, medeniyetlerini, sanat miraslarını birbirinden soyutlamanın mümkün olmadığını söyledikten sonra, Osmanlı müziğinde Bizans etkisinin XVI. yüzyılın ikinci yarısından itibaren görülmeye başladığını ama bu dönemden çok az yazılı eser kaldığını, müzik mirasımızın genelde hafızaya dayalı olduğunu belirtiyor. Erguner, BizansOsmanlı estetiğinin müzikteki birliği ve Saray ile Patrikhane arasındaki köprünün, ilkönce Zaharya’nın eserlerinde görüldüğünü söylüyor. Zaharya (Zaccharias), III. Ahmet ve I. Mahmut dönemlerinde Fener Patrikhanesi’nde baş hanendelik yaparken aynı zamanda sarayda da hanendelik yapmış. Bunu, bugün İstanbul’da yaşayan kaç kişi biliyor acaba? “Fener’den Saray’a” çalışması, İstanbul müziğinin dayandığı temelleri, iki kültürün yan yana, birbirinden etkilenerek yaşadığı bu olgunluğu gündeme getirmesi açısından, büyük önem taşıyor ve giderek yaygınlaşan milliyetçilik ve ötekileştirme eğilimleri karşısında sağlam bir antitez sunuyor. Kültürlerin birbirinden korkması yerine, birbirinden beslenmesi daha doğru değil mi? Bunun en güzel örneklerini Osmanlı toplumu vermiş. Mimariden müziğe tüm kültür alanı, farklılıkların korunduğu bir birlikteliğin mümkün olduğunu kanıtlamış. Bu mirası günümüze taşıyarak kültürlerarası iletişimin en güzel örneklerinden birini sergiliyor Erguner. Mimarlık disiplininden gelen, uzun yıllarını Avrupa’da geçiren Kudsi Erguner, Batı müziği ile kendi müziğimiz arasında köprüler kurarak dünya müziğinde seçkin bir yer kazanmış bir sanatçı. Bu çalışması ile kültürlerarası buluşmaların Batı icadı bir şey olmadığını, kendi kültürümüzde bunun çok güzel örneklerinin bulunduğunu gösteriyor. Ciddi bir araştırmaya dayanan çalışmasını, “Uluslararası Sevgi Gönül Bizans Araştırmaları Sempozyumu”nu düzenleyen Vehbi Koç Vakfı’nın sağladığı destekle gerçekleştirmiş. Erguner, Fener Patrikhanesi’nin, Melih Fereli ile Derya Türkan’ın desteklerine de teşekkür ediyor ve “Bu konserden amaç, sadece bir müzik arkeolojisi yapmak değil, henüz birkaç asır öncesi İstanbul’da doğmuş ve bugün unutulmuş musiki şaheserlerinin arzu edildiğinde tekrar bizlere şevk verebileceğinin altını çizmektir. Mevlana’nın dediği gibi, ‘Şekeri seven onu her şekliyle sever’. Müziği seven de her devrin ve her medeniyetin müziğinden zevk alabilir” diyor. Gerçekten de öyle oldu. Biz de sevgili Kudsi Erguner’e ve bu özgün çalışmayı destekledikleri için Vehbi Koç Vakfı ve İKSV’ye teşekkür ediyor, tüm sanatçıları kutluyoruz. vecdisayar@ yahoo.com B UÇAK ARASI SOHBET gidecek uçağa binmek üzereydi. “Benim için çok, hem de çok önemli bir konser. Yorumcu olarak mesleğimin belki de en önemli anlarından biri olacak…’’ (Hemen meydanın büyüklüğü aklıma geldi. Dinleyici kapasitesi on binler diye ifade ediliyor… Bakalım göreceğiz…) Ancak Fazıl Say için “önemli” kavramı yalnız dinleyici sayısıyla sınırlı değil. Daha da önemlisi: “Zubin Mehta’yla ilk kez çalacağım. Ve bu ilk birlikte çalışmayı, sekiz konser daha izleyecek.’’ Fazıl Say’ın bundan önce de Floransa’da konser vermişliği çok var. Ancak bu, festival çerçevesindeki ilk konseri olacak. Zubin Mehta’yla bu festivalde bu buluşma nasıl gerçekleşti? “Zubin Mehta kendisi istedi, teklif ondan geldi. Onun seçimi…” dedikten sonra, “20. yüzyılın en önemli şefi” diye nitelediği Zubin Mehta’ya hayranlığını dile getiriyor. Ancak bu yalnızca müzikal açıdan bir hayranlık değil. “Zubin Mehta’nın çok yönlü, çok kapsamlı kişiliği, politik duruşu da benim için çok önemli” diye ekliyor. İsrail Filarmoni Orkestrası’nın mü zik direktörlüğünü ve daimi şefliğini üstlendikten sonra Filistinli müzisyenlerle çalışmalarını dile getiriyor. (Zubin Mehta, uzun yıllar Montreal Senfoni, Los Angeles Filarmoni ve New York Filarmoni orkestralarının yöneticiliğinden sonra bu göreve gelmişti… Yine benim unutamadığım politik duruşları arasında, Saraybosna’da Ulusal Kütüphane’nin yıkıntıları arasında savaşta yaşamlarını yitirenler için verdiği konser var… Weimar’da, Buchenwald Toplama Kampının önünde, İsrail ve Alman orkestralarını bir araya getirip verdiği konser var…) Fazıl Say’ı dinliyorum: “Üstelik bu eşsiz şef, Amerikalı değil, Avrupalı değil, bir Hintli. Farklı bir coğrafyadan gelip kendini dünyaya kabul ettiren bir hümanist. Eşsiz bir örnek oluşturdu. Farklı coğrafyadan gelenlere yol açan, tünel kazan, rol modeli oluşturan bir insan…” Müzik alanındaki yetkinlik, politik bilinç ve hümanist düşünce… Fazıl Say’la her konuştuğumda bu üç özelliğe duyduğu sevgi ve saygıyı artık çok iyi tanıyorum… Uçağı kalkmak üzere, sohbetimiz bitti. ANTE’Lİ MEYDAN ÇAĞRIŞIMLARI Fazıl Say, Zubin Mehta ve Floransa Orkestrası’yla provalara yönelirken, ben D içimden, yarın akşam konserin yer alacağı Piazza della Signoria çağrışımlarını dinlemeye başladım. “L” biçimindeki meydanın bir yanındaki üç kemer ve öte yanındaki Vecchio Sarayı’nın burç duvarları ve saat kulesi aydınlandığında konser başlamış olacak. Yüzyıllar boyunca kentin yönetim makamı, iktidar mekânı görkemli yapı ve sivil yaşamın odağı meydan, müziğin hükmüne boyun eğecek. Bu meydan, 15. yüzyılda din adamı Savonarola’nın, kitapları, sanat eserlerini toplatıp, dine aykırıdır diye yaktırdığı yer (Sonunda kendi de aynı yerde yakıldı!) Ama bu meydan aynı zamanda bir açıkhava sanat merkezi. Michelangelo’nun “Davud”’u ( meydandaki kopyası, aslı Akademi Galerisi’nde), Donatello’nun hanedan simgeleri; aklı başında tüm yontu ustalarının inceden dalga geçtiği Neptün Çeşmesi, Davud heykelinden çok sonra yapıldığı halde çoktan eskimiş ve modası geçmiş “Herkül ve Cacus”; öteki uçta Cellini’nin kocaman muhteşem bronz heykeli “Perseus”… Biraz ötede Uffizi Galerisi.. Leonardo da Vinci’den Tiziano’ya tüm ustalar orada… Benim sevgilim, Botticelli… “Primavera” ilkbahar orada ve Rönesans’ın ilk çıplak tanrısı Venüs, o güzelim kadın, deniz kabuğunun içinden doğmak üzeredir şu sıralar… Şu sıralar Fazıl Say, içinden Dante’nin geçtiği kentte Zubin Mehta ve orkestrayla provaya başlamıştır bile… Ve nota duvarının ötesindeki “cennete”, Dante aracılığıyla değil elbet, kendi yorum özgürlüğüyle kanatlanıyordur… Ne midir yorum özgürlüğü? “Uçak Notları” kitabında açıklamıştı ya: “Bir çocuk gibi özgür olabilmek ve yapılan işten mutluluk duymak. Müziğe adanmış olmak. Sanki yıllardır acısını çektiğimiz, uzun zamandan beri umutlara, düşlere bıraktığımız beklentilerin gerçekleşiyor olmasını tatmak. Sulara türkü söylemek…” İşte böyle… www.zeynep@zeyneporal.com faks: 0212 257 16 50 Cumhuriyet Mahallesi ÇantaköySilivri Yazkış oturmaya hazır sıfır lüks villa Tel: 0532 277 84 76 CUMHURİYET 15 K
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog