Bugünden 1930'a 5,409,131 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 27 HAZİRAN 2007 ÇARŞAMBA 4 HABERLER ‘Anketi milletimiz yapacak’ Seçim anketlerinin gerçeği yansıtmadığını vurgulayan Deniz Baykal, AKP mitinglerinde Cumhurbaşkanı’nın yuhalanmasına tepki gösterdi EMRE DÖKER / HİCRAN ÖZDAMAR GLOBALPOLİTİKÜLTÜR ERGİN YILDIZOĞLU Dün Dünle Beraber Gitti… 15 yıldır her gün gazetelerden (gittikçe azalan oranlarda da olsa) okuduktan sonra kabul etmesi zor ama, “küreselleşmeci” söylem artık eskidi, pazartesi yazımda değindiğim gibi “zamanın ruhu” artık farklı. Yeni dönemin ekonomisi, politikası ve hatta kültürü de dünden farklı olacak, olmaya başladı bile… İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Kocaoğlu, Baykal’a, 13 Mayıs’ta Gündoğdu Alanı’nda gerçekleştirilen Cumhuriyet mitingini yansıtan fotoğraf armağan etti. İZMİR CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, terörün kökünün Kuzey Irak’ta kurutulması gerektiğini belirterek “Bunu bir türlü iktidara anlatamadık. Bundan terörü himaye edenler memnun” dedi. Baykal, seçim anketlerinin gerçeği yansıtmadığı için kamuoyu gündeminden düştüğünü de belirterek “En geçerli anketi milletimiz 22 Temmuz’da ortaya çıkaracaktır” dedi. Çeşitli açılış ve temel atma törenlerine katılmak, CHP’nin milletvekili adaylarını tanıtmak amacıyla dün İzmir’e gelen Baykal, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, milletvekilleri ve partililer tarafından karşılandı. Karşıyaka Belediye Hizmet Binası’nın açılışının ardından Bornova’da metro hattının temel atma törenine katılan Baykal, terörün kökünün Kuzey Irak’a yapılacak operasyonla kurutulacağını belirterek “Başbakan ‘Türkiye’deki terör bitti mi ki Kuzey Irak’taki terörden şikâyet edelim’ diyor. Bilmiyor ki, Türkiye’deki terör Kuzey Irak’taki terör bitmeden bitmez. Kökü, karargâhı, anası orada. Bunu bir türlü iktidara anlatamadık” diyekonuştu. AKP iktidarında devlet kurumlarının birbirine düşürüldüğünü vurgulayan Baykal, şunları söyledi: “Başbakan, Cumhurbaşkanı’nın olduğu yerde bulunmamak için ayrı organizasyon yapıyor. 3 saat yan yana oturuyorlar. Başbakan, Cumhurbaşkanı’na selam dahi vermiyor. Başbakan miting yapıyor. Mitingde bu devletin şerefinin simgesi olan Cumhurbaşkanı yuhalanıyor. Bu şekilde Türkiye’ye barış ve sevgi gelmez.” Kültürpark’taki İsmet İnönü Kültür Merkezi’nde düzenlenen törende de İzmir milletvekili adaylarını tanıtan ve partiye yeni katılanlara rozetlerini takan Baykal, Erdoğan’ı “kameralar önünde’’ tartışmaya çağırdı. Baykal, “Başbakan Türk halkından bunu esirgememeli. Ben arkasından konuşmak istemiyorum. O da benim arkamdan konuşmasın, çık karşıma konuş. Ne kaçıyorsun?” diye konuştu. Büyük kumarhane Kapitalizmin tarihi bize her küreselleşme döneminin (sermaye ilişkisinin küresel çapta yayılmasında bir hızlanmanın yaşandığı dönemlerin), bir de “sonrası” olduğunu gösteriyor. Ceneviz, Hollanda, İngiltere, ABD hegemonyası altında yaşanan dönemler de olduğu gibi… Tarihçi Fernand Braudel, bu sürece ilişkin önemli bir gözlem yapıyor: Her kapitalist büyüme dönemini, bir mali genişleme dönemi izliyor. Hegemonyacı konumundaki ülke bu genişlemeden en büyük payı alıyor. Ama bu genişleme de onun sonbaharı oluyor. Son 25 yılda yaşananlar yukarıdaki şemaya uyuyor, üstelik mali genişlemeyle birlikte, dünya ekonomisinin 1980’lerden bu yana bir küresel kumarhaneye dönüşmüş olması da. Mckinsey Global Institute verilerine göre, dünyada toplam mali varlıkların, toplam çıktıya oranı 1980’de yüzde 109’dan, 2005’te yüzde 316’ya yükselmiş. Bu kumarhanenin en hareketli masasında, türevler denen yatırım enstrümanları var. Bunların değeri 1980’de 200 milyar dolar düzeyindeyken, 2006 ikinci yarısında 380 trilyon dolarla, dünya gayri safi hasılasının yüzde 700’ü bir büyüklüğe ulaşmış. Bu masadaki oyunculara bakınca da, İhtiyat Fonlarını (hedge funds) ve The Economist’in “Kapitalizmin Yeni Kralları” dediği Özel Varlık Şirketlerini (Private Equity Firms) görüyoruz. Bunlardan birincisi mali piyasalarda faizlerle, kredilerle, dövizlerle oynarken ikincisi şirket alıp satıyor. Bu işlemleri, ele geçirdiği şirketleri bölüp parçalayarak sattıkları, birikmiş değeri talan ettikleri için, bunlara “korsan” diyenler de var. Bu ihtiyat fonlarının ve korsanların kim olduğuna bakınca, karşımıza ikincisinde de tümüyle ABD şirketleri çıkıyor (The Economist, 25/11/2004). Birincisine gelince, Institutional Investor dergisinin her yıl yayımladığı, en büyük ihtiyat fonlarını içeren “Alfa 100” listesine bakınca, bu listedeki fonların 2006 yılında, 1 trilyonla tüm sektör varlıklarının yüzde 69’unu yönettiğini görüyoruz (New York Times 23/05/07). Listedeki, 100 fondan yalnızca 23’ü ABD dışından, bunlarında 22 İngiliz, biri Japon. ABD’nin 10 yıldır ekonomik büyümesini, dünya ekonomisindeki tasarrufları günde 2 milyar dolar civarı bir hızla emerek finanse edişini de bu resme ekleyebiliriz. Özetle diyebiliriz ki, bu veriler de Braudel’in gözlemini doğruluyor. Ekonomik büyümenin ardından gelen mali genişlemenin kaymağını, öncelikle ABD yemiş. Milletvekili listelerinde bekledikleri kadar yer bulamayan kadınlar partileri sorgulamayı sürdürüyor Vaatler mercek altında ᮣ Seçim öncesi Meclis’te daha fazla kadın olması için mücadele eden KADER şimdi de partilerin kadın sorunlarına ilişkin çözüm önerilerini mercek altına aldı. Dernek yöneticileri tüm partilerin seçmene verdikleri sözleri inceledikten sonra görüşlerini kamuoyuyla paylaşacak. ANKARA (ANKA) Aday listelerinde beklendiği ölçüde kadın adaya yer vermemekle eleştirilen siyasi partiler, kadın örgütleri tarafından seçim beyannameleriyle de mercek altına alındı. Seçim beyannamesini açıklayan AKP, kadın sorunları konusunda yapacaklarından çok yaptıklarını anlatırken, kadın sorunlarını da sadece aile içi şiddetle sınırlı tuttu. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından kamuoyuna açıklanan AKP’nin seçim beyannamesinde önümüzdeki dönemde yapılacaklardan çok yapılanlar anlatıldı. celiğinin cinsiyetler arası eşitliğin ayrılmaz parçası olarak kabul edildiği belirtilerek ‘Çerçeve Eşitlik Kanunu’ çıkarılacağı kaydedildi. İĞNELİ FIRÇA ZAFER TEMOÇİN HATAY CHP, AKP’yi ‘Ali Dibo’ ile vuracak HATAY/ANKARA (ANKA) CHP, Hatay’da AKP’ye “Ali Dibo” kozu ile yüklenecek. CHP’li milletvekili adayları, AKP Grup Başkan Vekili Hatay Milletvekili Sadullah Ergin’in de adının karıştığı, kamuoyunda “Ali Dibo” olarak adlandırılan “ihale yolsuzluklarını” seçim kampanyasına aldı. Seçimlere 1 aydan az bir süre kala, milletvekili adayları da bölgelerinde çalışmalarını sürdürüyor. CHP milletvekilleri Gökhan Durgun ve Fuat Geçen Hatay’da yürüttükleri seçim çalışmalarına ilişkin açıklamalarda bulundu. Geçen, Hatay’ın, CHP ve solun kalesi olduğunu bu nedenle 22 Temmuz seçimlerinde beklenilenin üzerinde oy alacaklarını ileri sürdü. Durgun ise Ali Dibo anlayışının Hatay’da çok yaygın bir şekilde yaşandığını ileri sürdü. Durgun, “Ben ve diğer aday arkadaşlarımız, bu sıkıntıları halka anlatmaya devam edeceğiz. Biz seçim dönemi boyunca ‘Ali Dibo’ konusunu işlemeyi sürdüreceğiz. Peşlerini bırakmayacağız” dedi. MHP ‘pas’ geçti Kadın hakları ve sorunları MHP’nin seçim beyannamesinde ise gerektiği ölçüde yer bulamayan konular arasında yer aldı. Beyannamede MHP’nin kadın sorunlarına çözüm önerileri “kadınların eğitim düzeyleri yükseltilecek, kalkınma sürecinde, iş hayatında ve karar alma mekanizmalarında daha fazla rol almaları sağlanarak toplumsal konumları güçlendirilecek. Kadınların şiddete maruz kalmasına yol açan kültürel, sosyal, psikolojik ve ekonomik nedenler ortadan kaldırılacak” şeklinde dile getirildi. Bıyıklı kadınlar kampanyası ile dikkat çeken ve son olarak “Bu Meclis’e kadın şart” kampanyası ile siyasi partileri uyaran KADER ise başta AKP ve CHP olmak üzere siyasi partilerin seçim beyannamesini mercek altına aldı. KADER yönetim kurulu üyesi, “Bıyıklı kadınlar” ve “Haydi Kadınları Seçelim” kampanyası koordinatörü Semiha Öztürk, “Açıklanan beyannamelerde kadın konusuna bakışı ve sorunlara çözüm önerilerini inceliyoruz. Ancak bütün partilere eşit mesafede olduğumuz için görüşlerimizi açıklamak için seçime giren tüm partilerin beyannamelerini açıklamalarını bekliyoruz” dedi. Her şey değişir Son yıllarda, hem ABD’nin büyümesini finanse etme sürecine bağlı olarak bazı Asya devletlerinin, hem de enerji piyasalarını elde etmeye yönelik Irak saldırısına bağlı olarak da yükselen petrol fiyatları sayesinde petrol ihracatçısı ülkelerin kasalarında büyük ve değerlenmeyi bekleyen mali rezervler oluştu. Şimdi bu rezervler, pazartesi günü değindiğim Egemen Varlık Fonları (devletlere bağlı daha büyük “korsanlar”) aracılığıyla mali piyasalara geri dönerken Çin’in, işe ABD’nin (dünyanın) en büyük Özel Varlık Şirketlerinden Blackstone’a 3 milyar dolarla ortak olarak başlaması, birden ABD parlamentosunda alarm zillerinin çalmasına yol açtı; bazı senatörler, Çin’in bu yolla stratejik bilgilere ulaşabileceğine dikkat çektiler. Üstelik, sahipleri para kokusu aldığından, sırada hisselerini halka arz etmeye hazırlanan Pentagon’la yakından ilişkili Carlyle şirketi var. Teorik olarak Çin’in veya bir başka ülkenin EVF yoluyla Carlyle’in hisselerini satın alarak bir aşamada yönetim kurulunda hâkim olması olanaklı. Nitekim Washington Post’tan Christian Mallaby, pazartesi günkü “Küreselleşmeye bir sonraki tepki” başlıklı yazısında, ABD’nin mali serbestliğe daha fazla dayanamayacağını ima ederek “Hele bir Rusya bizim hisse senetlerimizi almaya başlasın siz tepkiyi o zaman görün” diyordu. Aynı gün Financial Times başyazısı da, neden “mali piyasaların daha uzun süre serbest kalamayacağını” anlatıyor, FT’nin tarzına uymayan bir biçimde “hiç vergi ödemeyen küresel plütokratik bir sınıftan” söz ediyor, karşı siyasi tepkinin ilk işaretlerine dikkat çekiyordu. Braudel, mali genişlemenin aynı zamanda, hegemonyacının sonbaharı olduğunu söylemiyor muydu? Mali küreselleşmenin artık, ABD hegemonyasını tehdit eder bir yönde işlemeye başlaması, yeni bir döneme geçildiğini göstermiyor mu? Bu yeni dönem yeni ekonomi politikaları ve siyasi stratejiler gerektirmiyor mu? erginy@tr.net http://erginyildizoglu.blogspot.com CHP’den iddialı projeler Seçim beyannamesini açıklayan CHP ise kadın sorunlarına iddialı projelerle yaklaştı. CHP, “kadınlar haklarını alacak, Türk kadını, ekonomide, eğitimde, siyasette haklarına kavuşacak, kimliğini bulacak” başlığı altında, kadın hakları ile ilgili tüm uluslararası sözleşmelerin toplumsal yaşama ve hukuk sistemine yansıtılacağı sözü verdi. AKP gibi kadınlara yönelik her türlü şiddete, töre cinayetlerine karşı mücadelede “sıfır hoşgörü”yle mücadele edileceği sözü veren CHP’nin beyannamesinde, “Kadına Karşı Şiddetle Mücadele Ulusal Eylem Planı oluşturup, kararlılıkla uygulayacağız. Sığınma evlerini yaygınlaştıracağız, ücretsiz danışmanlık, psikolojik destek ve yasal yardım yapılmasını sağlayacağız” denildi. Beyannamede, fırsat ön namikzafer@yahoo.com DP’den çiftçiye yeşil mazot Terör ve kent güvenliği konusunda ‘iddialı’ bir seçim beyannamesi hazırlayan partinin en büyük vaatleri çiftçi ve esnaf kesimine yönelik AYŞE SAYIN ANKARA Seçim bildirgesini gelecek hafta kamuoyuna açıklaması beklenen Demokrat Parti (DP), çiftçi ve esnafa yönelik vaatleri ile dikkat çekerken, terör ve kent güvenliği konusunda da “iddialı” bir program hazırladı. DP Genel Başkanı Mehmet Ağar, DP’nin seçim bildirgesini önümüzdeki hafta kamuoyuna açıklamayı planlıyor. DP GİK Üyesi Birkan Erdal’ın başkanlığındaki bir komisyon tarafından ha zırlanan DP’nin seçim bildirgesinde yer alan bazı vaatler şöyle: Çiftçiye yeşil mazot: Çiftçinin devlete olan borçları yeniden yapılandırılacak. 5 yıl süre ile mazot, gübre, ilaç ve tohum başta olmak üzere tarımsal girdiler üzerindeki vergiler kaldırılacak. Çiftçinin kullanacağı mazota “yeşil mazot” denilecek ve 1 YTL’nin altında olacak. Çiftçinin elektrik borcu bir defaya mahsus silinecek. Esnafa vergi kolaylığı: Esnafın emekli ikramiyelerinden yapılan yüzde 10’luk kesinti kaldı rılacak. Pazar günü işyeri açma vergisi, tabela vergisi kaldırılacak. Halkbank’ın özelleştirilmesinden vazgeçilip, esnaf bankası olarak görevini sürdürmesi sağlanacak. Halkbank kredilerinin enflasyon üzerindeki faizleri silinecek. Esnafın devlete olan borçları yeniden yapılandırılacak. KOBİ Bakanlığı kurulacak. Öğrenciye de af: Gençlik Bakanlığı kurulacak. Türkİş’in belirlediği yoksulluk sınırının altında ücret alan üniversite öğrencileri için harçlar kaldırılacak. Öğ rencilerin tüm sağlık harcamaları devlet tarafından karşılanacak. Tüm harç, kredi ve yurtdışı burs borçlarına bir kereye özgü af getirilecek. Özel okullar ve vakıf üniversitelerine yüzde 50 burslu öğrenci zorunluluğu getirilecek. Milletvekiline dokunulacak: Milletvekili dokunulmazlıkları kaldırılacak. Siyasetin finansmanı şeffaf hale getirilecek. Seçim ve Siyasi Partiler Yasası’nda değişiklik yapılarak partilerin tüm kademelerine seçimle işbaşına gelinmesi sağlanacak. Otizm Derneği’nden partilere ziyaret Abdullah Gül, Elazığ’da miting meydanında söylediği “Erkeklik Meclis’e gelmekti. Erkekliğin ispatlanacağı dönemler vardır. Ne yazık ki bunlar yapılmamıştır” sözleri nedeniyle kadınlardan özür dilediğini açıkladı. Bu, tabii ki her şeye rağmen memnuniyet vericidir. Neden “her şeye rağmen” demek gereğini duyuyorum: Çünkü söylenen bu sözler bir kültürü, bir anlayışı yansıtıyor. Bu tür sözler ağızdan rastgele çıkmaz, arkasında bir dil alışkanlığı, kulak alışkanlığı yatar. Abdullah Gül, Cumhurbaşkanlığı seçimi için Meclis’e gelmeyen milletvekillerini “erkek olmamakla”, yani alışıldık deyimiyle “kadın gibi olmakla suçluyor”. Abdullah Gül, bu sözleri nedeniyle kadınlardan özür dilerken şunları da söylüyor: “O gün Elazığ’ın havasına girdik, o sözleri söyledik, biraz o havadan kaynaklandı. Kadınlardan özür diliyorum. Onları üzmüşsem, alınmışlarsa gerçekten özür dilerim. Aslında benim üslubum değildir, bilirsiniz. Yoksa Abdullah Gül: Erkeklik Meclis’e Gelmekti biliyorum: Kadınlar yiğittir. Hatta daha yiğittir.” ૽૽૽ Bence Abdullah Gül’ün cevabı bile hâlâ sorunu tam olarak içine sindiremediğini gösteriyor. O hâlâ ölçüyü yiğitlik olarak alıyor ve öyle ifade ediyor. Halbuki sorun yiğitlik falan değildir, kadınların yiğit olduğunun söylenmesi de onların övülmesi anlamına gelmiyor. Erkeğin de kadının da barışçı olduğu, eşitlikçi olduğu özellikler ön plana çıkarılırsa burada doğru bir kavrayıştan söz edilebilir. Yiğitlik ne demektir? Daha çok kavgacı ve savaşçı kimseleri tanımlamak için kullanılır bu sözcük. ૽૽૽ Abdullah Gül, Elazığ’da, erkek egemen siyaset anlayışını, erkek egemen bakış açısını bütün içtenliğiyle ve çıplaklığıyla ifade etmiştir. Alışılmış olanı da budur. Ancak, son yıllarda ülkemizde kadınlar, erkek hegemonyasına, erkek sertliğinin yüceltilmesine karşı kadınsı bir duruş sergiliyorlar, siyasete ve gündelik hayata müdahale ediyorlar. Gül’ün sözleri işte bu ortam içinde dikkat çekmiş, tepki çekmiştir. Gül’e gösterilen tepki ve Gül’ün kadınlardan özür dilemesi, kadınların başarısıdır. Kadınlar artık bilincimizi, dilimizi etkileyen önemli bir ağırlık oluşturdular. Erkeklerin dillerine, davranışlarına dikkat etmesi gerekiyor. Ama görüldüğü gibi değişmeleri ve eşitlikçi bir anlayışa kavuşmaları o kadar kolay değil. Zamana ve daha fazla müdahaleye gerek olduğu bir gerçek. Abdullah Gül, hatasını düzeltmeye çalışırken bile hâlâ eski erkek egemen kodlarla konuşmaya devam ediyor. Çünkü işin özünü, esasını henüz kavramış değil. Sorun yiğitlik değil, sorun eşitlikçi, barışçı bir söylemin hayatın her alanına olduğu gibi siyasete de egemen olması. Kadın sorunu, ülkemizin temel sorunlarından birisi. Toplumun yarısını ikinci sınıf yurttaş gören, onları eve kapanmaya mahkum eden, siyasetten dışlayan anlayışa karşı son yıllarda kadınlar etkili bir mücadele başlattılar. KADER (Kadın Adayları Destekleme ve Eğitme Derneği) “Erkek olmak şart mı” sorusuyla başlattığı kampanya sırasında tam da bu tür yaklaşımları hedef alıyor ve daha çok kadın milletvekilinin Meclis’e girmesinin önemine dikkat çekiyordu. Abdullah Gül’ün ağzından kaçan (çıkan) sözler, ülkemizdeki siyasete yön veren görüşü ifade ediyor. Acı gerçeği gözler önüne seriyor. Tabii Gül’ün ağzından çıkan bu sözlere gösterilen tepki de ülkemizdeki gelişen eğilimi gösteriyor. Artık bu ülkede kadınlar da var ve onları yok sayan, onları küçümseyen anlayışlar eleş tirilecektir, tepki görecektir. Gül cumhurbaşkanı seçilseydi, bu konuşmayla toplumun yüzde 50’si olan kadınları değil, yalnızca erkek egemen söylemi temsil edecekti. Halbuki cumhurbaşkanının tüm toplumu temsil etmesi gerekiyor. ૽૽૽ Abdullah Gül, kendisini değiştiren bir siyasetçi, ama bu değişiklik bile arka plandaki “erkek egemen” anlayışı değiştirmeye yetmiyor. Abdullah Gül yıllar önce basına tepkisini ifade ederken, “Basına eski komünistler hâkim, o yüzden böyle davranıyorlar” şeklinde bir açıklama yapmıştı. Başkalarına kızıp “komünistler”i düşman göstermesi de eski kültürünün bir parçasıydı. Uzun zamandır böyle bir ifadeyi artık kullanmıyor. Umarız bundan sonra da erkek egemen söylemden uzaklaşır ve eşitlikçi bir söylem kullanır. Değişmek kolay değil. Siyasete demokratik ve eşitlikçi gelenekleri egemen kılmak hiç kolay değil… Ⅵ ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) Türkiye’nin çeşitli yerlerinden gelen otistik çocukların aileleri, çocuklarıyla birlikte siyasi partileri ziyaret ederek otistik çocuklara yönelik haftada 40 saat ücretsiz okul isteminde bulundu. Adana Otizm Derneği Başkanı avukat İkbal Özlem Arıoğlu başkanlığındaki heyet, AKP, CHP ve MHP genel merkezlerini ziyaret ederek amaçlarının otistik çocukların ailelerinin sorunlarının çözümü için adım atmak olduğunu belirtti. Arıoğlu, “Çocuklarımıza haftada 40 saat ücretsiz okul gibi eğitim sağlayacak siyasi partinin arkasında olacağız” diye konuştu. ‘Mahmur Kampı genişliyor’ iddiası Ⅵ ANKARA (ANKA) Türkiye’nin, terör örgütü PKK’nin eline geçtiği gerekçesiyle kapatılması için yoğun çaba sarf ettiği Mahmur Kampı’nın genişletildiği ileri sürüldü. Körfez bölgesinde yayın yapan Gulf News gazetesinin haberine göre Mahmur Kampı, “TürkiyeIrak sınırındaki gerilimle yeni bir mülteci dalgası gelebileceği’’ iddiasıyla genişletiliyor. Gazeteye konuşan Salar adındaki bir kamp çalışanı, “Sınır boyunca gerçekleşmesi muhtemel bir büyük boyutlu mülteci hareketi için hazırlık yapıyoruz’’ dedi. CUMHURİYET 04 K
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog