Bugünden 1930'a 5,419,912 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 22 HAZİRAN 2007 CUMA 16 Komisyoncu Erhan Işıl: “RTE, gazetecilere genel merkez binasını gezdiriyormuş. Emlak komisyoncularının yardımcıları da o işi yapıyor!” Ya ğ m u r E k i m AB’de anayasa krizi yaşanıyormuş... “RTE gibi mağduru oynasınlar!” KAMUDA 28 yıl 8 ay çalıştıktan sonra birinci derecenin dördüncü kademesinin şu kadar ek göstergesinden emekli olmuş Gülay Baytaş. Ve bir gün yolu ameliyat olmak üzere Çapa Tıp Fakültesi’nin kadın hastalıkları bölümüne düşmüş. Bir koğuşa götürmüşler. Elindeki sağlık karnesinde yazan “birinci sınıf yatak” kaydını göstermiş; “Ya, öyle mi, ama falan filan” demişler fakat Baytaş, o gün boşalacak tek kişilik bir odanın varlığını haber alıp kapmış birinci sınıf yatağı! Daha sonra ilaçları sağlık karnesine, ameliyatta kullanılacak malzemeler reçeteye yazılmış. Niye diye sorduğunda, doktorların hastanedeki malzemeleri kalitesiz bulduğu için dışarıdan aldırdığını söylemişler. 340 lira ödemiş reçetedeki malzemeler için ve taburcu olurken de 89 lira daha ödemesi gerekmiş. Ödediği para çok büyük bir miktar değil, ama BAKIŞ AÇISI GÜRBÜZ ÇAPAN Açıklamalar artık ‘sanal’ yapılıyormuş. Demekki, gerçekler öldü! Çanakkale Eğitim yılının kapanışı nedeniyle Çanakkale Milli Eğitim Müdürlüğü’nün gözetiminde lise öğrencilerinin sahnelediği oyununda, “başörtülü anne” rolündeki kız öğrencinin tarikat usulü altta alnını kapatan siyah bere ve üstte türbanla sahneye çıktığını; türbanlı kızın protokol sıralarından alkış yağmuruna tutulduğunu biliyor musunuz? devlete 28 yıl 8 ay hizmet verdiğini düşünerek ve devletin emeklisini ne kadar düşündüğünü merak ederek, Emekli Sandığı Bölge Müdürlüğü’ne gidip sormuş: “Cebimden ödediğim parayı geri alabilir miyim?” “Alabilirsin” demişler. Alabilirsin ama... Reçeteyi, hastanenin başhekimliği onaylayacak. Reçete ile alınan malzemelerin ameliyatta kullanıldığına dair hastanenin sağlık kurulundan fotoğraflı sağlık kurulu raporu düzenlenecek. Bu malzemeler ithal ise, ithalat belgesi istenecek. İthal malın gümrük giriş beyannamesi eklenecek. Yanında uluslararası uygunluk belgesi bulunacak. Ayrıca, reçetedeki malzemeleri satan eczane kasa fişi Paran kadar değil, fatura kesmiş olacak. Yani, bu parayı alamazsın! Gülay Baytaş da böyle düşünmüş... Konuyu bir eczacı dostuna anlatmış. “İnat edip belgeleri eksiksiz tamamlasam” demiş. Eczacı dostu gülmüş: “İstedikleri belgelerin hepsini bulsan bile cebinden çıkan paranın hepsini geri alamazsın. Çünkü Emekli Sandığı’nın her kalem malzeme için belirlediği bir fiyat vardır; hesabı kendi tarifesine göre yapar.” 500 lirayı bile bulmayan harcama Gülay Baytaş’ın bütçesini sarsmış değil, ama yarın daha büyük bir sağlık sorununda karşısına nasıl yüklü bir fatura çıkarabileceklerinin göstergesi. İslamcı hükümetin “sağlık reformu” işte bu kadar: Sosyal güvenliğin bile olsa, ancak paran kadar sağlık hizmeti alabilirsin! Merhaba Hayat! Ali Müfit Gürtuna’nın eşi Reyhan Gürtuna türbanı attı. Ve “Merhaba hayat!” dedi. Güneşin bu kadar bol olduğu memlekette, insanlarımız güneşe hasret yaşamakta. Küçükken yeteri kadar güneş almayan çocuklarda “raşitizm” kemik hastalığı gelişir. Bacaklar eğilir ilk önce. İçeri eğilirse “0 bain” parantez bacak, dışarı eğilirse “X bain” iki dizi ve ayakları bir araya gelemez. Bu çarpıklığı halkımız neşelendirerek “0 bain”e “topçu olacak”, “X baine”e ise “kabadayı olacak” der. Çarpıklığın süslenmesidir bu. Bizim halkımız da keramet sahibidir: Her şerri bir hayıra yorar. Yani çarpık bacaklı olanlar güneşten yeteri kadar faydalanamayanlardır. Ben de böylesi mağdurlardanım. Anamın ilki olduğum için, soğuktan ve güneşten iyi korunmuş, bisküvi ve tahılla beslenmenin sonucu tombul bir çocuk olarak bacakları eğri, ayakları özürlü biriyim. Kötü beslenme ve cahil ebeveyn sonucu kadre uğramışım. Yürüyüşüm bozuk, sorunlu olduğundan “X bain”li, kabadayı görünümlü biriyim! Biz büyürken izlediğimiz bir şeyi aktarmak istiyorum: Köy kızlarının bacakları çarpık olurdu. Şehir kızlarının bacakları sütun gibiydi. Pek anlayamazdık sebebini. Ta ki, hekim olunca öğrendim ki, şehirli çocuklar giydikleri modern kıyafetten dolayı yeteri kadar güneş alıyor. Köylü kızları ise sadece elleri ve yüzleri kavruk oluyor, vücutları yeteri kadar güneşten faydalanamıyor. ૽૽૽ Manzara ortada, bir de bu açıdan halkımızı gözden geçirin. Bacağı ve ayakları sorunlu halkımız bir de yeniden İslamı keşfedince, siyaset cambazlarının elinde helak oldu. 12 Eylül’ün, ABD güdümlü ılımlı İslam projesi, dozu kaçınca fukarayı güneşe hasret bıraktı. Yaklaşık yüz yıl önce güneşe merhaba diyen halkımız, 20. yüzyılın son çeyreğinde yeniden güneşe ve denize sırtını döndü. Mustafa Kemal’in, 1920’lerdeki plaj resimlerini görünce Florya ve Yalova fotoğrafları güneşe yolculuğa ilk seferberlik olarak gelir aklıma. Bir de Özal’ın koy sevgisi vardı. Kıskançlıkla izlemişimdir Nirvana yatıyla Okluk Koyu’ndaki fotoğrafları. Özal’ı taklit edenler bütün kıyıları taşa döndürdüler. “Gitsek de gitmesek de o yazlık bizim!” Biriktirebildiği parayı kışlık evi olsun olmasın, kıyılarda yazlığa yatırdı yoksul halkımız. Suyu yok, altyapısı yok, kullanıma uygun değil ama olsun, artık her memurun ve biti kanlanmış işçi burjuvazisinin bir yazlığı var. Ne kendisi kullanıyor ne de başka birinin kullanma imkânı var. Kıyılarda yazlığı var. Ama onlar göçüp geldikleri köylere “festivale” gitmektedirler. Kars’ın Arpaçay ilçesinde kiraz yetişmez! Ancak Tokat’tan bir kamyon kiraz alıp Arpaçay’da “Kiraz Festivali” yapmak biz dâhi Türklerin yapabileceği bir şeydir. 70’li yıllarda solcuydum. Makyaj yapan ve pantolon giymeyen kız arkadaşlarımıza kem gözle bakardık. Köylü asiliğimizi solculuk zannederdik! ૽૽૽ Zulmetme sırası İslamcılarda. Şimdi güya onlar ideolojik takılıyor. Onlara takılan kızlar üzerinde işkence geliştiriyorlar. Biz eskiden beri namusumuzu kadınlar üzerinde aradığımızdan olsa gerek her türlü absürd namus gösterisini kadınlarımız üzerinden yaparız. Din, iman, namus taşımız kadınlarımızdır. Biz erkeklerde bir şey aramayınız! Hoş geldin aramıza Reyhan Hanım. Hoş geldin güneşin sofrasına! Din, iman, namus, erdem akli bir şeydir, başa örtülen bir bez parçasından ibaret değil! Sizde yeteri kadar hepsi var. Tekrar hoş geldin aramıza. Ha sıkıysa biraz da Ali Müfit Bey Arap kıyafetiyle dolaşsın! gurbuzcapan@eksev.org.tr/Faks: 0212 672 71 71 SESSİZ SEDASIZ (!) Bakan Koç, Rusya’nın tanıtım elçi mi? KİRİL abecesiyle Rusça basılmış bir kitap. Kuşe kâğıt, karton kapak, büyük boy, 300 küsur sayfa. Piyasa ederi en az 100150 lira olan kitap Rusya’nın Sen Petersburg kentini tanıtıyor ve Türkiye’de basılmış; ISBN numarası 978 975 01339 0 9. Bir Türk şirketi hazırlamış kitabı. Küresel dünyanın hoşluğu bu olmalı; Rusya’daki bir kentin tanıtımını Türkiye’deki bir şirket yapıyor. Ne var ki bu küresel hoşluğun içinde bir boşluk var! Sen Petersburg’u tanıtan kitabın sayfalarını çevirir çevirmez karşınıza Türkiye Cumhuriyeti’nin Kültür ve Yüksek Yerilim Hattı erdincutku࠽yahoo.com Akif Kökçe: “İstanbul yabancılar için ucuzlamış. İstanbul’u daha da ucuza kapatacaklar demektir...” Kapama Turizm Bakanı Atilla Koç çıkıyor. Koç, Rusya bir şeyler yazmış; fotoğrafını da koymuşlar. Sonra İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, o da bir şeyler yazmış ve sayfaya fotoğrafını yerleştirmişler. Ardından Gelibolu Belediye Başkanı Cihat Bingöl’ün yazdığı bir şeyler ve fotoğrafı. Küresel dünyada bunun adına “sponsorluk” diyorlar; parayı veren yazıyı da yazıyor; fotoğrafını da bastırıyor. Eğer öyleyse, Türkiye’nin bir bakanı ve iki belediye başkanı, Sen Petersburg’un tanıtımı yapıyor demektir ki buna kısaca skandal denir! Seçilirsen açarsın bir ihale de kutlarız milletvekilliğini değil mi abim! Amasya’dan Sesleniş MERİÇ VELİDEDEOĞLU 1919 ylının 12 Haziran günü Amasya’ya gelen Mustafa Kemal, burada bütün ulusa seslenen bir genelge ile “Milli Mücadele”nin başladığını duyurur. “Amasya Genelgesi” adıyla tarihte yerini alan sekiz maddelik genelgenin bugün 88. yılı. İlk dört maddede savaşımın ve hemen başlatılmasının nedeni ile bunu gerçekleştirecek olan öğenin, gücün ne olduğu kesin bir dille belirtilir. Bu güç “ulus”tur ve ileride kurulacak olan “ulusdevlet”in adeta habercisi olan “ulusal kurul”dur. “Yurdun bütünlüğünü, ulusun bağımsızlığını” yine “ulusun dayanç ve kararı kurtaracaktır” bu da oluşturulacak bir “ulusal kurul” ile yürütülecektir. Böylece ilk kez Anadolu halkı için de ulus kavramı gündeme getirilmekte ve yönetmenin yönetilmenin temeli buna dayandırılmakta, dolayısıyla padişah, saltanat ve bunların dayanağı olan “Tanrısal egemenlik” devre dışı bırakılmaktadır. Bu durum, altı yüzyıllık Osmanlı yönetimi, toplumu için bir ilktir ve kuşkusuz şaşırtıcıdır; nitekim 19 Mayıs’ta Samsun’a çıkan ve kendisi için Atatürk’ün büyük umutlar beslediği Refet Paşa (Bele) genelgeyi imzalamaktan kaçınır, oldukça da direnir. Çünkü yüzyıllardır padişahhalife, dolayısıyla saltanat her şeydir, halk yalnızca onun kuludur; bu anlayıştan kopamadığını Refet Paşa, 1922’de İstanbul’a gönderildiğinde, ilk iş olarak Halife Abdülmecit ile sıcak bir ilişki kurup ona “sadık kulunuzdan” diyerek bir at armağan etmesiyle ortaya koyacaktır. Genelge yazıldığında Amasya’da bulunan Rauf Bey (Orbay) de , genelgeyi pek gönülsüzce imzalar; daha sonra o da padişaha bağlılığını, kulluğunu saltanatın geleceğiyle ilgili bir toplantıda “Canımda padişahımızın ekmeği vardır” sözleriyle belirtmekten zevk duyacaktır. Ne var ki, Birinci Dünya Savaşı’nın yengini (galibi) emperyalist güçler, “Amasya Genelgesi”nin “ulusa, ulus devlet”e dayanan özünü algılamakta hiç gecikmezler, oluşacak bir ulusdevletin, Anadolu üzerindeki düşlerine engel olacağının hemen ayrımına varırlar. Anadolu topraklarını da içine alan özerk bir Ermenistan’ın ve Kürdistan’ın oluşumuna hız verirler. Anadolu’nun bütününün paylaşımını uluslararası tabana yayan Sevr’i imzalayıp Osmanlı’ya kabul ettirirler. Bilindiği gibi işler istedikleri gibi gitmez; bütün varlıklarıyla karşı oldukları o ulusdevlet, Türkiye Cumhuriyeti kurulur. Ne ki emperyalizm “Sevr düşleri”nin üstünü kesinlikle çizmeyecektir; Lozan’ı kabul ederek yalnızca bir ara vermiştir, ama gizli gündeminde her zaman “Sevr” vardır. Nitekim konu yavaş yavaş diriltilmiş, önce “Sevr Lozan’a göre daha gerçekçidir” savı ortaya atılmış, bunun Türkiye içinde yandaş toplaması sağlanmış, daha sonra da Sevr açıkça Batı kamuoyu gündemine taşınmıştır. AB’ye üyelik başvurumuz nedeniyle de sık sık fırsat düşürülüp toplantılarda konu edildi; son örneklerden biri önceki yıl AB Parlamento Komisyonu’nda Fransız parlamenter Jacques Toubon’un konuşmasında ortaya kondu; Toubon AB ile ilişkilerin iyi gitmesi için baş koşulun Türkiye’nin Sevr Antlaşması’nı kabul etmesi olduğunu Türk temsilcilerinin gözlerinin içine baka baka dile getirdi. Oysa ulusdevletin temel öğelerinden biri olan ülke sınırları, AB’nin üye devletleri için de çok önemlidir; bunun için sınırlar birlik tarafından tanınıp güvence altına alınmıştır; Türkiye dışında hiçbir aday ülkenin sınırlarının bu denli söz konusu edilip tartışıldığı da duyulmamıştır. Son örnek de, ABD kaynaklı Türkiye’nin sınırlarını değiştiren haritadır; geçen yıl yayımlandığında hükümetin ilgilenmediği bu harita şimdi iktidarca ele alındı, ama ne yazık ki içeriği ile değil! AKP iktidarından da başka türlü tutum beklenemezdi... Yarın Çağlayan’da sessiz yürüyüşte buluşalım. KİM KİME DUM DUMA BEHİÇ AK behicak࠽yahoo.com.tr ÇİZGİLİK KÂMİL MASARACI kamilmasaraci࠽mynet.com BULMACA HAYAT EPİK TİYATROSU MUSTAFA BİLGİN hetiyatrosu࠽mynet.com SOLDAN SAĞA: SEDAT YAŞAYAN OTOBÜSTEKİLER KEMAL URGENÇ kurgenc࠽yahoo.com “15 HAZİRAN 2007” ESRA ile EVREN evlendiler. TARİHTE BUGÜN MÜMTAZ ARIKAN 22 Haziran www.mumtazarikan.com Ömür boyu SAĞLIK ve MUTLULUKLAR dileriz. EsenIşılMehmet Aksoy MİMAR aranıyor. Alışveriş merkezi projelerinde çalışmış olmak tercih sebebidir. Tel: 0216 449 62 58 1 2 3 4 5 6 7 8 9 1/ Bir tür bahçe koltuğu. 2/ 1 Uçakların 2 yolcu indirip 3 bindirdikleri pist... Konya 4 ilinde bir ba 5 raj. 3/ Bir so 6 ru sözü... Ça7 nakkale Savaşları’nda 8 döktüğü ma 9 yınlarla üç 1 2 3 4 5 6 7 8 9 düşman zırhlısının batmasını sağlamış 1 P E R İ S T İ L S U R gemimiz. 4/ Bir mü 2 A G O R A 3 R O K O K O T E zik yapıtını oluştuA N A F O R ran notaları sese çe 4 A İ R İ S Ç virme... Roman 5 P İ İ S A L E ya’nın plaka imi. 5/ 6 E M U Padişahın bir topra 7 T E M İ N K İ K ğı birine mülk ola 8 C AM V A L E rak ya da sadece ge 9 M E Y A N E A L lirinden yararlanması için vermesi... Şamanizmin din adamlarına verilen ad. 6/ Büyük çivi... Yük gemisi. 7/ En çok, en büyük... Üstün bir yetkinin gücünü simgeleyen değnek. 8/ Fazladan kılınan namaz ya da tutulan oruç... İskambilde bir kâğıt. 9/ İtalya’da bir kent. YUKARIDAN AŞAĞIYA: 1/ Motorlu taşıtlardaki vites kutusu. 2/ Eskrimde kullanılan üç silahtan biri... Silahlı köy delikanlısı. 3/ Zirkonyum elementinin simgesi... Birinin adına sunma. 4/ Belli bir işkolunda usta, kalfa ve çırakları içine alan dernek... Temeli taklide dayanan sözsüz oyun. 5/ İnsanın kendine karşı duyduğu saygı... Güney Amerika’da bir ülke. 6/ “Dünyayı saran boşluğu hissetmeyelim / Peymâneyi boş bırakma doldur ” (Yahya Kemal)... Yabancı. 7/ Büyük demiryolu durağı... Karışık renkli. 8/ Ünlü bir İtalyan peyniri. 9/ Argoda “hamam” anlamında kullanılan sözcük... Edirne’nin Enez ilçesinde bir göl. CUMHURİYET 16 K
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog