Bugünden 1930'a 5,432,635 adet makale [Gelişmiş]



Katalog


«
»

SAYFA 19 GÜNCEL Ⅵ Baştarafı 1. Sayfada tek başına iktidara, üstelik büyük çoğunlukla geleceğini söyleyemiyor artık. Yaptıkları yapacaklarının güvencesidir kuralına halkın uyacağını söylemekle yetiniyor. Ülkeye yaptığı hizmetleri sıralayarak AKP’nin yeğlenmesi gereken bir parti (tabii lider) olduğunu kanıtlamaya çalışıyor. Siirt’te halka soruyor ve yanıtlıyor: “Biz ne diyoruz? Tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet.” Kendi ve partisi dışında herkesi, bütün siyasal kuruluşları aşağılayan konuşmalarını esin kaynağı görecek olursak... tek millet diye başlayıp tek devlet diye sonlandırdığı öykünmeyi “tek lider... Heil Recep!” diye neden bitirmediğini sormak zorunluluğunu elbette duyabilirsiniz! ૽૽૽ Tek başına iktidar olasılığına kuşkusuz en yakın parti veya lider olarak RTE kendini görüyor. Daha önceki seçimlerde iktidar olan partilerin aynı mantık içinde seçimlere girdiğine ve... iktidarı yitirdiklerine tanık olduk. Neyse ki yüzde 10 barajını aşıp aşmayacağı hâlâ tartışmalı olan partiler, örneğin Demokrat Parti, namı diğer DYP tek başına iktidara geleceğini halkımıza “müjdelemiyor”. “İktidara gelirsek” diye başlıyor Genel Başkan Mehmet Ağar; bir günde kapkaç rezaletini, bir günde türban sorununu çözeceğini, iktidarında askerin örneğin muhtıralar veremeyeceğini, teröristin düz ovada siyaset yapacağını iddia ediyor. Yılların çözemediği sorunları bir günde çözmeyi vaat etmek ne demek? 22 Temmuz’da hiçbir partinin tek başına iktidar olamayacağını varsaymak, koalisyonlar döneminin açılacağı, DP’nin bu olanaktan yararlanacağı umudu ile yaşamak demek değil midir? Böyle bir olanak gerçekleşirse düne kadarki tutumlarına, söylemlerine bakarak AKP ile DP’nin koalisyonda buluşmalarını uygun, hatta olağan bulanlar çoğunlukta. Ama Ağar, böyle düşünmüyor. Ona göre en iyi koalisyon AKPCHP koalisyonu. Neden? Bu iki parti “ülkeyi germişler”. CHP’nin ne yapması gerekiyordu? AKP’nin laik Cumhuriyeti, laik Cumhuriyet olmaktan çıkaran her davranışına... partizan ve dinci kadrolaşmalara... yolsuzluklara, yoksulluğa... ABD’ye bağımlı, AB’den gelen her dayatmaya şapka çıkaran dış politikasına evet mi demeliydi CHP? Mehmet Ağar gibi pek çok konuda AKP gibi düşünerek seçim yılına kadar sus pus olup tribünden ülkenin temel sorunlarının nasıl perişan edildiğini mi izlemeliydi? DP Genel Başkanı, CHP’yi karalayarak muhalefetteki beceriksizliğini örtmek istiyor. Oysa makul olan AKPDP koalisyonu. Bir araya geldiklerinde birbirlerine gösterdikleri muhabbete bakılırsa, Allah nazardan saklasın RTE ile Ağar, birbirlerine pek de yakışıyorlar. ૽૽૽ Siyasal ayılma sadece küçük büyük partilerde değil. Bir zamanların faşistlerinden şimdilerde bir medya holdinginde koltuk ve köşe kapmış zamane demokratlarında da hayli gelişim ve değişim gözleniyor. Bunlardan biri nihayet Anayasa Mahkemesi’nin oylamada 367’nin gerekliliğine neden karar verdiğini öğrenebilmiş; “1970 yılında Anayasa Mahkemesi, anayasa değişikliklerinde hem maddelerin teker teker, hem tümünün oylamasında en az 367 oy almasını gerekli görmüştür” diye yazıyor. Ayrıca, CHP’nin başvurusu üzerine RTE’nin yüzüne gözüne bulaştırdığı Cumhurbaşkanlığı seçimini temizlemek için alelacele cumhurbaşkanını halkın seçmesini öngören yasa değişikliğini... “1970 içtihadını benimseyerek” Yüksek Mahkeme’nin iptal etmesinin “çok şaşırtıcı” olmayacağını da vurguluyor... ૽૽૽ Böyle bir görüşü RTE’ye ekranlarda, sütunlarda hoş görünebilmeye çalışan birilerinin yazması ilginç, hatta önemli. Bir bakıma RTE’nin de anayasa paketinden umudunu kestiğine işaret. Nitekim RTE de son günlerdeki açıklamalarında anayasa değişikliğinin akıbeti konusunda kuşkulu ifadeler kullanıyor, referandumun 22 Temmuz’a yetişemeyeceğini dokunduran söylemlerde bulunuyor. RTE’ye baygın kalemler de yazdığına göre artık: “...Şimdiden diyebiliriz ki Anayasa Mahkemesi iptal kararı verecek, bu şekilde ‘mesnetsiz’ hale gelecek olan referandum da yapılmayacak ve neticede yeni cumhurbaşkanını halk seçmeyecek, 367 oyla yeni Meclis’in seçmesi gerekecektir...” Anayasa Mahkemesi kararı yazıldığı gibi çıkarsa; ne olacağı önemli. RTE’nin ısrarla kaçındığı, “ben seçerim” diyen kaba bir davranışla engel olduğu TBMM’de uzlaşma yoluyla cumhurbaşkanı seçilecek, demektir. Anayasa Mahkemesi’nin kararını bekleyelim. Kimi işaretler şaşırtıcı değil ama, dereyi görmeden paçayı sıvamaya da gerek yok! CÜNEYT ARCAYÜREK GÜNDEM Ⅵ Baştarafı 1. Sayfada MUSTAFA BALBAY Sağlıkta sevk sistemi kalktı! İlk bakışta gerçekten çok büyük bir adım. Söylemler de çok hoş: Herkes istediği hastaneye gidecek... İstediği hizmeti alacak... İstediği doktora muayene olacak... İstediği gibi ilaç yazdıracak... Sınır yok... Başına “istediği gibi” koy, devam et! Devrime çok meraklı olan hükümet, daha önce de ilaçta devrim yapmıştı. Herkes istediği eczaneden ilaç alabilecekti, kısa süre sonra eczacıların “İmdat, batıyoruz” sesleri yükseldi... Eczacılar şimdi ne durumda bilmiyoruz ama, başlarındaki kişi kendisini kurtardı! Sağlık, uluslararası standartlarda temel insan haklarından birisidir. İnsanın yaşama hakkından sonra barınma ve sağlıklı yaşam hakkı gelir. Türkiye’de ne yazık ki, pek çok alanda olduğu gibi, sağlıkta da yerine göre “paranla bile” istediğin hizmeti alamayabiliyorsun. ૽૽૽ Sağlık Uygulama Tebliği adı altında yürürlüğe giren yeni sisteme göre artık Emekli Sandığı, SSK, BağKur gibi ayrımlar yok. Özünde iyi bir yaklaşım. Devletin sunduğu sağlık olanaklarına kişilere ve kurumlara göre ayrı standartlar getirmek, en azından adaletsiz bir durum. Ancak, getirilen uygulamanın bunları çözeceğini söylemek olanaksız. Üniversite hastanelerinden devlet hastanelerine, özel hastanelerden sağlık ocaklarına kadar sağlık hizmetini veren kurumlarda köklü bir düzenleme ve ortak standart yaratmadan, “Herkes istediği yere gitsin, devrimim var benim” diye ortaya çıkmak, bu işi çözmez. Bu uygulama özel ya da üniversite, adı öne çıkmış kimi sağlık kurumlarına yüklenmeyi beraberinde getirecek. Bu kurumlar ayrıcalıklarını doğal olarak kullanmak isteyecek. Uygulama Tebliği’ne göre, özel kurumlar hastadan ek para isteyebilecek. Diyelim ki kolesterolünüzü ölçtüreceksiniz, bunun 1.10 YTL’sini devlet ödeyecek, kalanını hasta. Cep telefonuyla kolesterol ölçümünün fiyatını sormaya kalksanız, bunun iki katı telefon parası ödersiniz! ૽૽૽ Bu uygulama ne işe yarayacak? Durmuş bir saatin bile günde iki kez doğruyu gösterdiği dikkate alınırsa, uygulamanın elbette getireceği bazı yenilikler ve kolaylıklar olacaktır. Ancak bize göre bu “devrimin” altında yatan temel neden şu: Sağlık hizmetlerini tümüyle liberalleştirmek! Zaten gidiş bu yönde... Halen üniversite hastanelerinin büyük çoğunluğu zor durumda. Neden? Çünkü hükümet, “benden olan ve olmayan üniversite” ayrımı yaptı. Kendisinden görmediğine ödenek ayırmıyor. Getirilen yeni uygulamayı bu bağlamda ele aldığımızda şu tür sonuçların doğma olasılığı çok yüksek: Hükümet, kendisine yakın kişilere ait bir özel kurumun devletten alacağını hemen ödeyecek. Ötekine, “Belgelerde bazı eksiklikler saptadık, netleşsin ondan sonra” diyecek. Böylece, sağlık sektöründe de siyasi iktidarlara dayalı “dönem zenginleri” ortaya çıkacak. Özellikle İstanbul’da bu “devrime” hazırlık yapan kimi “tarikat destekli” kişilerin bina alımları yaptığını duyuyoruz... Sonuçta, sağlık hizmetlerinin altyapısını sağlamlaştırmadan “Herkes istediği yere gitsin” denerek tam bir “karmaşa” ortaya çıkacak. Ama tetkiklere bakıldığında bu karmaşanın içinde “kâr” ve “maşa” da üreyecek. Kimileri sağlık işini “maşa” olarak kullanıp “kâr”ını katlayacak. Bunu devrim diye sunanlara, Başbakan’ın ağzıyla yanıt vermek gerekirse şunu söyleyebiliriz: Yazıklar olsun! ankcum࠽cumhuriyet.com.tr IŞIL ÖZGENTÜRK Hoyratlık Ⅵ Baştarafı Arka Sayfa’da ayrılamıyorum. Bu kalın, gün görmüş gövdeye indirilen her darbe, bu güzel ülkede işlenen cinayetleri anımsatıyor bana. Zap suyuna yıllardır doğru dürüst bir köprü yapılamadığı için okula giderken suyun üstündeki ilkel saldan düşen çocuklar geliyor aklıma, rögar kapatılmadığı için lağım sularında boğulanlar da... Geleceğe dair tüm umutlarını yitirmiş gençler geliyor aklıma.. kimi uyuşturucunun bağışlamayan bataklığında sadece ölümü bekliyor, kimi günlerdir, aylardır iş aradıktan sonra yatıştırıcı ilaçların verdiği düşleri olmayan bir uykuda, kimi bir nebze olsun var oluşunu hissetmek için, çağdışı yöntemlerin, çağdışı söylemlerin her an beyin yıkadığı tarikat evlerinde, kimi sahte bir özgürlüğün peşinde olduğunu bile bile barların ve bir gecelik ilişkilerin müdavimi.. kimi hiç yaşamıyor, sabah kalkıyor ve gecenin gelmesini bekliyor. O kadar. İntiharın eşiğine gelmiş tarım üreticileri geliyor aklıma. Sağa koyuyorlar olmuyor, sola koyuyorlar olmuyor. Kendilerini bu ülkeye yabancı hissediyorlar ve yaptıkları iş giderek anlamsızlaşıyor; bir tarla dolusu karpuzun olsa ne yazar, olmasa ne yazar? Fındığı toplasan ne olur, toplamasan ne olur? Konya ovasında kuraklık buğday başaklarının büyümesini engellemiş, ne olur?.. Zeytin ağacının gövdesi artık iyice yana yattı, az sonra elli yıllık tarihi onunla birlikte yitip gidecek, yerine hemen beton dökülmeye başlanacak; tıpkı yol, metro yapılırken ortaya çıkan her biri kültür mirasımızın vazgeçilmezi olan amfitiyatroların, limanların, güzelim heykellerin üstünü, onları anında yeniden ölümün karanlık dünyasına yollamak için betonla döşediğimiz gibi… “İnsanların daha eşit, daha kardeşçe yaşadığı; kaynakların en verimli bir biçimde paylaşıldığı, savaşsız, türkülerin ve neşenin egemen olduğu bir dünya olabilir” diye korkusuzca seslenenlerin, bunun için çözüm getirenlerin işkence odalarında çektiği acılar geliyor aklıma.. zeytin ağacının gövdesine inen balta darbesinin sesi zaman zaman işkencecinin elinde açılıp kapanan monitörün sesine dönüşüyor, ardından bomba seslerine, silah sesine… Zeytin ağacı toprağın üstüne öylece yattı. Balta durdu. Bir an bir sessizlik oldu.. ardından sessizlik, buldozerin yeri göğü titreten dev sesiyle bozuldu. Ben zeytin ağacının gövdesini son kez okşayıp usulca oradan ayrıldım, uzun zamandır bizleri, bu ülkede yaşananları tanımlayacak bir sözcük arıyordum, buldum: HOYRATLIK! isilozgenturk@gmail.com Minik Serçe’den Mehmetçik’e şiir İstanbul Haber Servisi Sezen Aksu, “BKM Açık Hava Konserleri” kapsamında Harbiye Açık Hava Tiyatrosu’nda sahne aldı. Aksu, 5 binden fazla kişinin izlediği konserde son günlerde artan terör olaylarından dolayı şehit olan Mehmetçikler için yazdığı şiiri hayranlarıyla paylaştı. Şiirin bitiminde binlerce izleyici, sanatçıyı ayakta alkışladı. Aksu’nun ‘Mehmet’ şiirinin sözleri şöyle: Mehmet daha çok küçüksün Mehmet bilmiyorsun tabii neden bu sonsuz nöbet o kadar vaktin olmadı zaten ama sen ümit etmeye devam et Mehmet, bilemiyoruz Mehmet böyle mi sürecek bu ilelebet değişir mi dünya döner mi devran sen ümit etmeye devam et öyle bir karanlık kutu ki insan kimse hakiki bir cevap veremez sorsan söz dediğin insan icadı lisan ama sen yine de hep hayattan bahset Mehmet gitmiyor gözün gözümden hiç büyümemişsin tanıdım çocuk yüzünden kan geldi kederden özümden sen anacığını düşün çok dikkat et Mehmet küçücüksün Mehmet insan soyu böyle en nihayet öteki desen beriki desen kendini de bizi de dünyayı da affet CUMHURİYET 19 CMYK
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog