Bugünden 1930'a 5,439,041 adet makale



Katalog


«
»

31 MAYIS 2007 PERŞEMBE CUMHURİYET SAYFA 17 Sifon Yavuz Oymak: “Bu iktidar gidici. Türkiye suyu tasarruflu kullansın; sifon susuz kalmasın!” Ya ğ m u r E k i m Yargı kararına yüzkarası demiş... “Aynaya bakıp konuşmuştur!” NEYMİŞ, Türkiye bugün bir darbe süreci yaşıyormuş! Ünlü yazar Hasan Cemal Kaya, demokrasiye yönelik bu büyük tehlikenin farkına varmış ki yaşamakta olduğumuz darbe sürecini Milliyet gazetesindeki köşesinden ifşa etme gereği duymuş. Hem de belgeli. Hasan’ın elindeki belge, Avrupa’nın en saygın gazetelerinden ve Fransız basınının en değerli yayın organlarından Le Monde. Bu gazetede geçen hafta Alain Bockel ve Ariane Bonzon imzalı bir makale yayımlanmış. Alain Bockel ve Ariane Bonzon demiş ki: “Zamanla her şey iyiye gidiyor sanmıştık. Ama postal sesleri Türkiye’de yine kendini duyurmaya başlıyor. 27 Nisan tarihli bir askeri bildiriyle ordu, koşullar gerektirirse müdahale etmekten kaçınmayacağını açıkladı. DÜZ ÇİZGİ ÜMİT ZİLELİ Çirkin ve Tehlikeli Bir Oyun!.. Çok ama çok tehlikeli bir oyun oynanıyor… Önce dinci ve iktidara iliştirilmiş tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) medyasında dillendirilmeye başlandı… Ardından işbirlikçi köşelerde birbirlerini referans göstererek yazılmaya, yorumlanmaya girişildi.. En sonunda da manşetlere kadar tırmandı ve oyuna Tayyip Bey de dahil oluverdi!.. Son örnekten başlayalım: TMSF gazetesi Sabah’ın dünkü manşeti şöyleydi. Sandığa sahip çıkın çağrısı.. Kim yapmıştı bu çağrıyı? Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Tayyip Erdoğan!.. Peki böylesine ciddi, böylesine vahim bir konuda niçin açıklama yapma ihtiyacı duymuştu Tayyip Bey?. Çünkü bir gazeteci şu soruyu sormuştu: Kuzey Irak’a operasyon başlayacağı ve bu nedenle erken seçimin iptal edileceği yönünde bazı spekülasyonlar var. Böyle bir gelişme ihtimal dahilinde mi?. Gazeteciye bakın!.. “Bazı spekülasyonlar varmış”, “ihtimal dahilinde miymiş!..” Çeyrek asrı aşkın gazetecilik yaşamımda böylesine rezil, böylesine kirli bir soru duyduğumu anımsamıyorum… Peki, Başbakan ne yanıt verdi dersiniz? Buyurun okuyun. Öyle bir olasılık görmüyorum. Ama kamuoyunun da böyle bir gelişme olursa, karşısında dik durması lazım. Sandık devam etmeli… Kumpasa bakın!.. ૽૽૽ Sonunda iliştirilmiş medyanın manşetlerine kadar tırmanan “seçimlerin ertelenmesi” ve daha da ötesinde “darbe” spekülasyonları çok önceleri pişirilmeye başlandı!.. Ama asıl başka işareti Nokta dergisinde yayımlanan “eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek’in günlükleri” haberiyle başladı. Daha sonra işin ucunun ABD’ye dek uzandığı ve Fethullahçı organizasyon olduğu ortaya çıktı, ancak işaret fişeği atılmıştı bir kez!.. AKP’nin bir kez daha iktidar yapılması ve dahi Cumhurbaşkanlığını da alması yoluna “baş koyan” küresel efendiler ve içerdeki işbirlikçileri, o günden bugüne dozu giderek artan bir şekilde malum senaryoyu gündeme taşıdılar… İş öylesine noktalara taşındı ki, bazı kalemler, meydanlara çıkan milyonlarca insana “darbeci” diyebilecek denli kendini kaybetti!.. Örnek çok, bu sütuna sığmaz!. Ben, bir zamanların “devrimcidarbecisi” Hasan Cemal’in büyük bir hırsla art arda yazdığı, “dizi” tadındaki yazılarından birkaç örnek vermek istiyorum. Tehlike, laik Cumhuriyete sahip çıkayım derken Türkiye’yi bir cehennem kuyusuna itebilecek cepheleşme ve kutuplaşmalara yol açmaktır… Bugün başıboş, sahipsiz denilen kalabalıkların arkasındaki ‘organize güçlere’ dikkat edin… Sadece kürsünün önünde coşkuyla dalgalanan kalabalıkların heyecanına kapılmayın… Acıklı değil mi?.. Aynı kalem kalpaklı Atatürk resimlerini de daha geçen gün şöyle yorumlamıştı: Bir zamanlar biz de Atatürk’ün kalpaklı resimlerini severdik… 19 Mayıs’ları severdik. Biz kim miydik? Devrimci gençler!.. Çünkü biz milliciydik. Türkiye işgal altındaydı!. Bu yazıyı okuduğumda içim burkuldu… Savrulmanın, düşmenin, dönmenin iç parçalayıcı ezikliğini ve düşmanlığını görür gibi oldum, hüzünlendim… Ve daha dün Posta gazetesinde Mehmet Ali Birand, yazısına şu başlığı atmıştı: Türkiye’de darbe hazırlığı mı var?. Nerden bu kanıya varmıştı Birand dersiniz? Bravo bildiniz; tabii ki Hasan Cemal’in yazılarından!.. Bu cenahta yer alan yazarlar nedense birbirlerini referans göstermekten pek hoşlanırlar!.. Çok ciddi başka işaretler de vardı; örneğin Cumhurbaşkanı Sezer’in, Tayyip Bey’e sert bakışları(!), Genelkurmay Başkanı’nın son altı ayda eski sevecenliğini kaybetmiş görünmesi(!), Baykal’la kavgalı olması… Ama, Tayyip Bey’in kurumlarla kavgasına dair tek kelime yoktu!.. Ya, işte böyle!.. Ha bir de medyadaki bazı yazarların “Paşam neredesiniz” şeklindeki çığırışları pek kaygılandırıyordu Birand’ı!.. Ne kadar ciddi işaretler, değil mi!!! Sadede gelirsek; AKP’yi bir kez daha iktidara getirmek için oynanan gözü kara oyunlar, ahlak, onur gibi kavramlardan artık vazgeçtim, ama çok tehlikeli olmaya başladı!. Bu, toplumu kesin çizgilerle bölmekten ve kaos yaratmaktan başka bir işe yaramaz ve emin olsunlar, sandıkta çok ters sonuçlar da verebilir... Bu ateş en çok onları yakar, bizden söylemesi!.. e posta: umitzileli࠽gmail.com Demirel: “AKP Türkiye’yi yönetemedi!” İhale yönetmekten fırsat mı buldu! Gelişim Hamza Saykan: “Ertuğrul Günay’a bıyıklarının ucunu RTE gibi kırpmasını öneriyorum. Gelişimini tamamlamış olur!” Böylece 1999 yılından beri Türkiye’yi Avrupa Birliği’ne yaklaştırmak için harcanan tüm çabalar müthiş bir biçimde inkâr edildi.” Kim bunlar? Bizim Hasan’ın eline darbe sürecinin belgesini veren Alain Bockel ve Ariane Bonzon’ı tanıyor musunuz? Tanıtalım: Alain Bockel, Galatasaray Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak çalışıyor. Ariane Bonzon, Arte televizyonunun Türkiye muhabirliğini yapıyor. Türkiye’de yedikleri içtikleri ayrı gitmediği gibi Türkiye üzerine birlikte “makale” de yazan bu ikilinin Le Monde gazetesiyle doğrudan bir Alain ile Ariane ilişkisi bulunmuyor. Her ikisi de başta İstanbul olmak üzere Türkiye’nin çeşitli yerlerinde panellere, söyleşilere, kokteyllere, özel yemek davetlerine falan katılıyor; bir kadeh kaliteli şaraptan sonra demokrasiyi kurtaracak aslanlarla karşılıklı görüş alışverişlerinde bulunuyor. Ez cümle… Şıracının şahidi bozacı! Haydi Hasan açıkla. Alain Bockel ve Ariane Bonzon, Le Monde’un köşe yazarı mı yoksa İstanbul işbirlikçi sosyetesinin seçkin konukları mı? Kendi aranızda konuştuklarınızı Le Monde’da makale olarak okumak nasıl bir duygu? Tamamen demokratik mi yoksa tamamen duygusal mı? Dalga Saadettin Öztürk: “Eski solcu Haluk Özdalga AKP’ye geçmiş. Size ne? Adam dalgasına bakıyor kardeşim!” SESSİZ SEDASIZ (!) Bu başbakanın propaganda rotası! TASARRUF Mevduatı Sigorta Fonu’nun kontrolündeki medyanın desteği, Toplu Konut İdaresi’nin anahtar dağıtma organizasyonu, valilerin sevk ve idaresi ile meydan mitingleri yapıyor bu başbakan. Devlet kesesinden, seçimde partisi hesabına yontulmak üzere propaganda gezileri düzenliyor. Gün gelir keser döner, sap döner; hesap sorulur! Bu arada bu başbakanın ilginç bir gezi rotası çizdiğini anımsatıyor Sadık Öztek: Erzurum, Sıvas, Amasya, Samsun. Zaten bu başbakan da rotasını “Atatürk önce Samsun’a Yüksek Yerilim Hattı erdincutku࠽yahoo.com İzmir Ülgen Özbey: “İzmir’de Cumhuriyet Mitingi biteli iki hafta oldu ama her yer bayraklarla ve Atatürk posterleri ile süslü duruyor. Acaba neden? Gâvurluklarından olmasın!” çıkmıştı, Amasya’da genelge yayımladı; Sıvas’ta ve Erzurum’da kongreleri topladı” gibi bir şeyler söyleyerek açıklıyor. Şimdilik Sıvas’a, Erzurum’a gitti; peşinden Amasya ve Samsun’a gidecek. Çok güzel bir rota izliyor; kendi ağzıyla sanki bir şeyleri çok güzel açıklıyor. Atatürk Samsun, Amasya, Sıvas, Erzurum yolunu izlemişti ama Sadık Öztek “Bu başbakan Erzurum, Sıvas, Amasya, Samsun yolunu izliyor” diyor ve ekliyor: “Atatürk’ün yolunu tersinden izleyerek umarım son hedefi Samsun’dan sonra İstanbul’a geri dönüp ‘sultan’la buluşmak olmaz.” Siyasette sadece kadın kotası değil, laik kotası konmasını da bir düşünelim abiler! İlginç Bir Tarih Anlayışı TAHSİN YÜCEL Bir zamanların Acilciler’i, Troçkistleri ve anarşistleri arasında boy gösterdikten, Barış ve Doğru Yol partilerine girip çıktıktan sonra, şimdi de Adalet ve Kalkınma Partisi’nin milletvekili adayları arasında yer alacağı bildirilen sıkı bir “tarih yazarı”mız, Milliyet gazetesinde (27.5.2007) kendisine “Peki ne yapacaksınız AKP’ye girip? Mesela onlarca kişinin yakıldığı Madımak’ta hâlâ kebap yeniyor; orayı müze yaptırabilecek misiniz” diye sorulunca, “Ben böyle müzeler, kırım anıtları, bunları sevmem. Bence benden böyle bir şeyi beklemesinler. Pozitif duygular için binlerce anıt dikmeye hazırım. Ama ben uluslaşma sürecinin hatırlamalar kadar bazen de unutmalarla gerçekleşebileceğine inanıyorum” deyip çıkıyor işin içinden. O deyip çıkıyor ya, hele bir “tarih yazarı”ndan geldiği düşünülünce, böyle bir yanıt fazlasıyla şaşırtıyor insanı. Üstadımızın “pozitif duygular” için anıt üstüne anıt dikmeye, dolayısıyla yeni partisinin yabancılara satacağı arsa oranını düşürmeye hazır olmasını olumlu bir tutum olarak niteledik diyelim, uluslaşmanın da, bir AKP’linin ağzında ne denli tuhaf görünürse görünsün, anımsamalar kadar “unutmalarla” gerçekleştiğini varsayalım, ama, Türkiye halkı olarak, hâlâ uluslaşmadığımızı, Madımak olayını unutmadık ve unutmayacağız diye de hiçbir zaman uluslaşamayacağımızı mı düşünelim? Öte yandan, kendini “tarihçi” diye niteleyen birinin uluslaşmayı kimi tarihsel olayların unutulmasına bağlaması olacak şey mi? Tarihçi ne yapacak bu durumda? Unutulmaları gerektiğini düşündüğü olayları yok sayarak mı yazacak tarihini? Tutumunu bilim aktöresiyle nasıl bağdaştıracak? Almanya’nın tarihçileri “uluslaşma süreci” aşkıyla, AuschwitzBirkenau kampını ve nice benzerlerini yok sayarak mı yazacaklar tarihlerini? Böyle bir tarih anlayışını yalnızca gerçek tarihçiler değil, en koyu ırkçılar bile yadsır. Ne var ki, ilk kez AKP’nin tarihçi milletvekili adayınca dile getirilmiş olmakla birlikte, sağcı politikacılarımızın ve sağcı köşemenlerimizin öteden beri benimsedikleri ve sık sık başvurdukları bir yöntem bu. Günümüzün iki sağcı partisinin: Doğru Yol ve Anavatan partilerinin Demokrat Parti adı altında birleşmekten yarar ummaları da bunun açık bir sonucu. Ağar’ların, Mumcu’ların adını coşkuyla andıkları “özgün” Demokrat Parti, dönemin gazetelerine ölçüsüz bir sansür uygulayan, Büyük Millet Meclisi’nde yapılan konuşmaların yayımlanmasını bile yasaklayan, daha nice yazarlar yanında özgür ve bağımsız yazarlığın simgesi Hüseyin Cahit Yalçın’ı da seksen yaşında hapse atan, ülkenin en büyük ve en saygın üniversitesinin unutulmaz rektörü Sıdık Sami Onar’ı öğrencilerinin gözü önünde yerlerde sürükleten, üniversitelerimizin öğretim üyelerini “kara cüppeliler” diye niteleyen, özgürlük isteyen üniversite öğrencilerinin üzerine kurşun sıktırtan partiydi, anlı şanlı başkanı da kendi milletvekillerine “Siz isterseniz, hilafeti bile getirebilirsiniz”, diyordu. Tüm bunlar bilinçli bir biçimde unutturuldu. Önderleri birer özgürlük ve demokrasi havarisi gibi gösterildi. Demokrat Parti döneminde elli gram kahve, yarım kilo şeker, iki litre gazyağı bulmak bile başlı başına bir serüvendi. Ama tarihi birtakım çıkarma ve ekleme işlemleriyle gönüllerine göre kurgulayan köşemenler bu dönemi hiç yüzleri kızarmadan “asırların durgunluğunu ve yoksulluğunu yırtmak için yapılan iktisadi kalkınma” dönemi biçiminde tanımladılar. Bizim çiçeği burnunda Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekili adayı “tarihçimiz” de tüm bunları kendi tarihinden silmiş, sanki ortada bir suç ortaklığı varmış gibi, Cumhuriyet Halk Partisi’ni “27 Mayıs’ın özeleştirisini” yapmamış olmakla suçluyor. Bu ulusu korkunç bir baskı yönetiminden kurtarıp çağının en özgürlükçü anayasasına kavuşturan 27 Mayıs’ın. KİM KİME DUM DUMA BEHİÇ AK behicak࠽yahoo.com.tr ÇİZGİLİK KÂMİL MASARACI kamilmasaraci࠽mynet.com BULMACA HARBİ SEMİH POROY SOLDAN SAĞA: SEDAT YAŞAYAN HAYAT EPİK TİYATROSU MUSTAFA BİLGİN hetiyatrosu࠽mynet.com BİRECİK ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ ESAS NO: 2007/155 Şanlıurfa ili Birecik ilçesi İnnaplı köyünde kain bulunan davalı Fatma Arğıldoğan ve arkadaşları adlarına kayıtlı bulunan İnnaplı köyü 819 parsel sayılı taşınmaz Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından GaziantepŞanlıurfa otoyolu (GaziantepBirecik kesimi) dava konusu taşınmazın 7.438,97 M2’lik kısmının toplam 76.801,35 YTL. bedelle kamulaştırılmasına karar alınmış, ancak taraflarca bedel üzerinden anlaşma sağlanamadığından 2942 sayılı yasa ile değişik 4650 sayılı yasa gereğince mahkememizce kamulaştırma bedelinin tespiti ve taşınmazın Karayolları Genel Müdürlüğü adına tapuya tescili davası açılmış olup işbu dava mahkememizin 2007/155 esas sırasında kayıtlı bulunduğu yasa gereğince ilan olunur.22.03.2007 Basın: 28561 TARİHTE BUGÜN MÜMTAZ ARIKAN 31 Mayıs www.mumtazarikan.com 1 2 3 4 5 6 7 8 9 1/ Doğu Karadeniz yöre 1 sine özgü, 2 pekmezle ya 3 pılan aşureye benzer bir tat 4 lı. 2/ Büyük 5 erkek kar 6 deş... Mora 7 çalan kırmızı renk. 3/ Bir 8 yolun yokuş 9 bölümü... 1 2 3 4 5 6 7 8 9 Yankı. 4/ Belli bir İ ödemenin ötesinde 1 T A T L I C A R U T İ N verilen prim ya da 2 O Y A İ N İ ikramiye. 5/ Art 3 R A F Y A T A K A N A K vin’in Gürcistan sı 4 T S A Y A nırı yakınında bir 5 U L A K A T A E S yayla... Antalya’nın 6 M İ MAMU L A T Manavgat ilçesine 7 bağlı, arkeolojik ve 8 K A R O T E N O turistik bir belde. 6/ 9 A N I Z T A R T Kalkan ve zırh gibi koruma aracı... Bir gösterme sıfatı... Vilayet. 7/ Hastalığın nedenlerini araştıran bilim dalı. 8/ 106 taşla oynanan bir oyun... At tüyünün rengi. 9/ Ağır kokulu bir gaz... Hava ve gaz akımları oluşturmakta kullanılan aygıt. YUKARIDAN AŞAĞIYA 1/ “Yahudi baklası, acıbakla” gibi adlar da verilen ve nohuta benzer meyveleri kaynatıldıktan sonra yenen bir bitki. 2/ Tavır, davranış... Sırtında büyük dikenleri olan bir balık. 3/ Türkiye’den göç eden Rumların oluşturduğu bir müzik türü. 4/ Irmakları geçmek için kullanılan sal... Giysi kolu. 5/ Tanrı... Kurutulan tohumları çemen yapımında kullanılan ot. 6/ Çıplak vücut resmi... “Altın kemer sıkmış ince belini / boylarını sarasım gelir” (Karacaoğlan). 7/ Güneydoğu Anadolu’da yetiştirilen bir koyun cinsi... Evin bölümü. 8/ İlave... Fransa’da bir kent. 9/ Kırmızı mercimekle yapılan bir çorba. CUMHURİYET 17 K
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog