Bugünden 1930'a 5,499,814 adet makale



Katalog


«
»

SAYFA CUMHURİYET 23 MAYIS 2007 ÇARŞAMBA 4 HABERLER Eğitim sendikaları ve eğitimciler, Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’i istifaya çağırdı GLOBALPOLİTİKÜLTÜR ERGİN YILDIZOĞLU ‘Atatürkçülerden özür dile’ ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) Eğitimciler, siyasiler ve sivil toplum örgütleri, kitabında Yüce Önder Atatürk’ü, Humeyni ile karşılaştıran Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’i istifaya çağırdı. Eğitimciler, “Tarikatların, cemaatlerin içerisinde yetişen bir bakandan başka bir şey beklemek hayalcilik olurdu. Sayın Bakan o yüce makamı bir an önce terk etmelidir” dedi. Eğitim sendikalarının genel başkanları, siyasiler ve eğitimciler Çelik’in “Türkiye’de Değişim, Demokrasi ve Aydınlar” adlı kitabında dile getirdiği görüşleri konusunda şunları söyledi: EğitimSen Genel Başkanı Alaaddin Dinçer: Geldiği günden bu yana Sayın Bakan’la ilgili ciddi kaygılar taşıyorduk. Eğitim sistemine dönük Yeni Bir AB Politikası Gerekli CHPDSP liderliğinin, AB üyeliği sürecinin halen geçerli biçimine yönelik olarak da AKP’den farklı bir yaklaşım geliştirmesi gerekiyor. Var olan süreci sürdürmeye çalışmak, hem hatalı, hem de ülkedeki “havaya”e ters düşmek olacak. ᮣ Eğitim sendikalarının genel başkanları, siyasiler ve eğitimciler Çelik’in “Türkiye’de Değişim, Demokrasi ve Aydınlar” adlı kitabındaki Atatürkçülük karşıtı görüşlere sert tepki gösterdiler. Çelik’in tavrının şaşırtıcı olmadığını belirten eğitimciler, bu düşüncedeki bir kişinin bakanlık koltuğunu boşaltması gerektiğini belirttiler. uygulamaları, kadrolaşması, eğitimdeki tarikat ve cemaatlerin ilişkisinin geliştirilmesi, eğitimin içeriğinin gericileştirilmesi ve özelleştirilmesi konusundaki tutumlarına dönük eleştirilerimiz vardı. Eleştirilerimizin haklı olduğu bir kez daha ortaya çıktı. Eğitimİş Genel Başkanı Yüksel Adıbelli: Bu adamlar, 57 yıldır takıyye yaparak buralara geldiler. 4.5 yıldır da milli eğitimin gerçekten dengesini bozdular. Sayın Bakan, Cumhuriyet mitinglerine katılanlara yarasa diyor, ama aslında bu şekilde kendisini anlatıyor. Kendisine bu konuda takıyye yapamadığı için teşekkür ediyoruz. Tarikatlarda, cemaatlerde Atatürkçü düşünceye düşman olarak yetiştiği için kendisinden başka bir şey beklemek hayalcilik olur. İçindekini söylüyor. Türk EğitimSen Başkanı Şuayip Özcan: Bu ülkenin geleceğini şekillendiren bir kuruluşun başında bulunan bir zatın bu şekil ifadeler kullanması, bu kuruluşu geleceğe hazırlayış şekli, bugüne kadar bilinen ve görünenleri de ilave ettiğiniz zaman eğitime hiç yakışmayan bir tabloyla karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor. Takdiri yüce Türk milletine bırakıyorum. Nasıl ve kimler tarafından ne şekilde geleceğin hazırlandığı görülmektedir. Sayın Bakan, bu fikirlerinin devam edip etmediğini kamuoyuyla paylaşmalıdır. Bu görüşün o makamda temsil edilme hakkının olmadığını düşünüyorum. CHP Denizli Milletvekili Mustafa Gazalcı: Sayın Çelik’in 4 yılı aşkın bir süredir laik ve bilimsel milli eğitim sistemini altüst etmesinin gerekçesi bir kez daha bu kitapla ortaya çıkıyor. Atatürkçülüğü, ulusalcılığı, bilimi kabul etmeyen, açık olmayan, laik Cumhuriyeti, Atatürkçülüğü, ulusçuluğu içine sindiremeyen bir Milli Eğitim Bakanı ile karşı karşıyayız. Hüseyin Çelik’in yapacağı en iyi iş bir an önce o yüce makamdan ayrılmaktır. Halktan, Atatürk’ten, tüm Atatürkçülerden özür dilemektir. Avrupa Atatürkçü Düşünce Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı Dursun Atılgan: Böyle bir kimsenin milli bir bakanlığın başına getirilmesi, anti Kemalist parti iktidarının ümmetçi siyasetinin en belirgin kanıtlarındandır. ‘Görüntüye’ inanmayalım Birincisi, Brüksel bürokratlarına, ülkenin içişlerine karışmalarına olanak verecek kadar inisiyatif tanıyan teslimiyeti; AB ilişkisinde, adeta yalvaran bir konuma gelmiş olmayı, AB üyeliğini bizde olmayan “iyiliklerin” kazanılması için zorunlu görmeyi kastediyorum: Ekonomik refahtan, demokratikleştirilmeye, Kürt sorununda tılsımlı çözümlere kadar bir seri “mücevher”, adeta AB kapısının öbür tarafında bizi bekliyor. Halbuki, üye olmak için her türlü tavizi vermeye gönüllü olduğumuz “uygarlık projesi” fantezisinden başımızı kaldırıp etrafımıza bir baksak, iç çelişkileri gittikçe derinleşirken Ortadoğu’dan Afrika’ya, Orta Asya’ya kadar, Rusya, ABD ve Çin gibi büyük güçlerle rekabet içinde, kendi payını koparmaya çalışan, içindeki büyük devletlerin, ulusal egemenliklerini yeniden konsolide etmeye başladığı bir emperyalist kargaşa göreceğiz İkincisi, yenilik sandığımız gelişmeler, hem sanıldığı kadar yeni hem de kalıcı olmayabilir. Örneğin Sarkozy ile birlikte, Fransa’nın yeni bir yola girdiğine ilişkin bir algı var. Deniz Baykal’ın, “piyasalara” güven vermeyi amaçlarken dile getirdiği, Sarkozy’nin ekonomik programına ilgi duyduğunu ima eden ifadelerinin nedeni de sanırım bu algı. Ama süreci yakından izleyenlerin yargısı daha nüanslı. Bu bağlamda, Financial Times’ın, AB büyük sermayesinin nabzını tutan yazarlarından Wolfgang Munchau’nun kaygıları öğretici. Munchau, inanması zor gelebilir, ama Sarkozy’nin geçici bir olgu olduğuna inanıyor. Sarkozy, ağırlıklı olarak 60+ yaş grubunun oylarıyla seçilmiş. 70+ yaş grubu içinde oy oranı % 68, 6069 yaş grubu içindeyse %61. Buna karşılık 1859 yaş arası ağırlıklı olarak (%5560) oranında Segolene Royal’e oy vermişler. Munchau, sol siyasetin, yapısal üstünlüğünün, 1968 kuşağının emekli olmaya başlayarak, bugünkü 68 öncesinden kalma muhafazakâr emeklilerin yerini almasıyla iyice konsolide olacağına inanıyor. Munchau’ya göre, Almanya’da da benzer koşullar var; Yeşillerin ve Sol Parti’nin önemli ilerlemeler kaydettiği son Bremen seçimlerinin sonuçları da bu koşullarla ilgili. Munchau Eurointelligece sitesindeki blogunda, The Independent’tan Lichfield de yorumunda, Sarkozy’nin korumacılığa, ulusal onura, “yurtseverliğe” yaptığı vurguların resmi karmaşıklaştırdığından yakınıyorlardı (1517/05). K İTAPTAN İNCİLER İĞNELİ FIRÇA ZAFER TEMOÇİN TSK Çelik’e göre hortumcular Atatürkçü FIRAT KOZOK Seçimde kamplar kapalı ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK), 22 Temmuz’da yapılacak genel seçimlere yönelik kapsamlı önlemler aldı. TSK personelinin tatil ihtiyaçlarını gidermesi amacıyla oluşturulan kampların programları yeniden düzenlendi. Bu düzenlemeye göre kamplar seçimin yapılacağı 22 Temmuz’u da kapsayacak şekilde 1823 Temmuz günleri arasında kapalı olacak. TSK’deki tayin, terfi ve atamalar da askeri personelin oy kullanabilmesi için yeniden düzenlendi. ANKARA Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, “Türkiye’de Değişim Demokrasi ve Aydınlar” adlı kitabında, Cumhuriyet döneminde bir “aydın despotizmi” yaşandığını savunuyor. Bu dönemde açılan Halkevleri’nin yalnızca adının halkla ilgili olduğunu ileri süren Çelik, bu kuruluşları “tarihi ayaklar altına almakla” suçluyor. Bakan Hüseyin Çelik, kitabında şu görüşleri savunuyor: Cumhuriyetin kuruluşu ile beraber, 18. yüzyılın ilk çeyreğinde başlayan Batılılaşma hareketi, bütün müesseselere ve hayata hâkim olacak şekilde resmileşmiştir. Dolayısıyla bu dönemde aydının tanımı da yeniden belirlenmiştir. Cumhuriyet döneminde aydın dendiği zaman, biraz mektepmedrese görmüş, başında fötr şapkası, ayağında boyalı iskarpini, boynunda kravatı olan, dine karşı ya lakayt veya cephe almış, iyi salon efendisi olan insan gelir akla. Cumhuriyet döneminde tam bir kameralizm, yani aydın despotizmi hâkimdir. Halkı idare edilmesi gereken bir sürü gibi gören bu kameralist zihniyet, uzun süre Anadolu insanını vergi ve asker toplanan bir kaynak olarak görmüştür. Halkevleri adı altında açılan ve yeni rejimin propagandasını yapan, bütün bir tarihi ayaklar altına almayı hedef alan bu kuruluşların sadece adı halkla ilgilidir. Cumhuriyet öncesinde dini değerlerin savunucusu olan birçok aydın, belki de yeni rejimin hışmına uğramamak için yüz seksen derecelik dönüşler yapmışlardı. Saidi Nursi’ye övgü Bediüzzaman, Batı’dan gelmelerine rağmen Cumhuriyeti ve demokrasiyi ömrünün sonuna kadar savunmuş bir İslam âlimidir. Bir Anayasa Mahkemesi başkanı, zamanın başbakanının başörtülü eşinin huzurunda başörtüsü aleyhinde nutuklar irad ederse, başörtülü kızlar üniversitelere bu gerekçeyle sokulmazsa, mezuniyetten sonra mesleklerini örtülü halleriyle icra etmelerine müsaade edilmezse, bu tercihin sahipleriyle birlik ve beraberlik içinde olmak mümkün müdür? Askeri Şura kararları ile yargı yolu kapalı olmak kaydıyla ordu ile ilişkileri kesilen dindar subay, astsubay ve onların aileleriyle nasıl ve hangi zeminde birlik ve beraberlik içinde olacaksınız? Beriki Türkiye’de her türlü bayağılık, belden aşağı geyik muhabbetleri, çeşit çeşit sapıklıklar, çalmalar, hortumlamalar, devletin hazinesini soymalar serbesttir. Bu insanlara sorsanız hepsi çağdaş, ilerici, laik, hatta Atatürkçü geçinirler. AB zorlanmaya başladı Diğer taraftan ilk bakışta bir “blok” izlenimi veren AB, süreçten hoşnutsuz üyelerinin giderek artan didişmelerinin basıncını hissetmeye başlıyor. Tek bir para politikasının farklı ekonomik dinamiklere sahip ülkelere uymayacağını, bir ekonomik kriz anında büyük sorun yaratacağını savunmuştuk. Sanırım o gün geldi ve çattı. Avro’nun düşük faiz oranları, sürekli artan değeri, üretkenliği, rekabet gücü yüksek Almanya gibi ülkeleri çok fazla etkilemezken İspanya, Portekiz, İtalya gibi ülkelerde ekonomik dengeleri allak bullak ediyor. Örneğin, geçen dönemde düşük faizler, İspanya’da inşaat sektörünü etkileyen bir kredi köpüğü yaratırken Avro’nun değerlenmesi cari açığın hızla büyümesine yol açtı. Şimdi faizler yükselirken bu köpüğün patlayarak bir banka krizine yol açması gündeme gelirken, İspanya’nın döviz rezervleri hızla eriyen Merkez Bankası 80 ton altın sattı. Bank AIG’nin global stratejisti Bernard Conolly’e göre gündemde resesyon, deflasyon, iflas dalgası var. Yunanistan da adeta İspanya’nın bir kopyası (The Daily Telegraph,17/05/07). AlmanyaFransa gibi ülkelerle, İspanya, Portekiz, Yunanistan ve İtalya gibi ülkelerin aynı ekonomik birlik içinde bulunmaya devam etmeleri giderek zorlaşıyor. Siyasi çelişkiler de sertleşiyor. ABRusya ilişkileri zorlaştıkça, eski Doğu Avrupa ülkeleriyle, Rusya ile enerji işbirliği oluşturmaya çalışan Almanya ve Fransa arasındaki gerginlik artıyor. ABD bu gerginlik üzerinde oynamaya devam ediyor. Balkanlar bir başla sorun alanı. Kosova’nın geleceği AB ülkeleriyle Rusya’yı karşı karşıya getirdi, ama İspanya, İtalya, Yunanistan, Romanya ve Avusturya gibi ülkelerin Kosova’nın bağımsızlığına kuşkuyla bakıyor olması resmi daha da karmaşıklaştırıyor. Sarkozy’nin Akdeniz Projesi’yse, AB, Kuzey Afrika ülkeleri ve İsrail tarafından ilgiyle karşılandı, ama Afrika’da yeni bir komutanlık kuran ABD’nin çıkarlarıyla, çelişmesi kaçınılmaz. Toparlarsam, AB dalgalı sulara girdi; küresel bir resesyonun getireceği fırtınadan ne biçimde çıkacağı meçhul. Üyelik sürecini bu koşulların ışığında, AB’nin ekonomik ve siyasi olarak Türkiye’ye gereksinimin giderek artacağını hesaplayarak, yeniden düşünmek gerekiyor. erginy@tr.net http://erginyildizoglu.blogspot.com namikzafer@yahoo.com GEREKÇE: RADİKAL UNSURLAR PETROLİŞ SENDİKASI UZMANI Rusya’da Saidi Nursi kitapları yasaklandı MOSKOVA (Cumhuriyet) Rusya Federasyonu yargı organları, Saidi Nursi’nin 14 ciltten oluşan “Risalei Nur” adlı eserinin Rusya’da yayımlanmasını yasakladı. Moskova’daki Koptevskaya Bölge Mahkemesi, Tataristan Savcılığı’nın ikinci kez açtığı davada Rusya Bilimler Akademisi üyelerinden oluşan bilirkişi heyetinin verdiği karar doğrultusunda “Risalei Nur”un radikal İslami akımlara hizmet ettiği gerekçesiyle, kitabın yasaklanmasına karar verdi. “Risalei Nur”u Rusçaya çeviren ve duruşmaya müdahil olarak katılan Nuri Badi Vakfı gerekirse AİHM’ye gideceklerini açıkladı. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in insan haklarından sorumlu temsilcisi Vladimir Lukin, kitabın yasaklanmasının “ülkedeki dinler arası düşmanlığa hizmet edeceğini” öne sürdü. Tataristan Savcılığı, 2005’te Nur cemaati ile bağlantılı kuruluşlara yönelik soruşturmaların sonucunda, Saidi Nursi’nin kitaplarını yasaklamıştı. Yapılan operasyonlarda Tahsin Acar adlı Türk’ün sınır dışı edilmesi kararlaştırılmıştı. Bu operasyonun ardından Tataristan Savcılığı, 2006’da “Risalei Nur”un yasaklanması için dava açtı. Dava Rusya’daki Müslüman cemaat liderlerinin itirazları üzerine reddedildi. Tataristan Savcılığı’nın ikinci kez açtığı davaya bakan Moskova’daki Koptevskaya Bölge Mahkemesi ise “Risalei Nur”un Rusya’da yayımlanmasını yasakladı. İşçilerin Süleyman Hocası toprağa verildi İstanbul Haber Servisi İşçi sınıfının “Süleyman Hocası” olarak tanınan, Madenİş Sendikası ve DİSK eğitimcisi, Petrolİş Sendikası uzmanı Süleyman Üstün (77), İstanbul’da düzenlenen törenlerin ardından Zincirlikuyu Mezarlığı’nda toprağa verildi. Üstün’ün işçi sınıfının aydınlanmasında üstlendiği role dikkat çeken sendikacılar, onun yolundan mücadeleye devam etme sözü verdiler. Tedavi gördüğü hastanede geçen cumartesi günü yaşamını yitiren Üstün için ilk tören, dün sabah Kadıköy’deki Petrolİş Sendikası’nın önünde gerçekleşti. Törende konuşan Petrolİş Genel Başkanı Mustafa Öztaşkın, Üstün’ün 2000 yılından beri Petrolİş Sendikası’nda eğitim uzmanlığı yaptığını belirterek “O umudun, hoşgörünün, cesaretin hocasıydı” dedi. Üstün için ikinci tören ise DİSK’in Şişli’de bulunan merkez binası önünde gerçekleşti. Törende konuşan DİSK Genel Sekreteri Musa Çam, Üstün’ün yaşamı boyunca işçi mücadelesinin içinde olduğunu belirtti. gördü, 11 yıl yurtdışında kaldı. Buna karşı işçileri her zaman aydınlattı, işçi sınıfı için büyük bir kayıp yaşıyoruz” dedi. Üstün Şişli Camisi’nde kılınan cenaze namazının ardından Zincirlikuyu Mezarlığı’nda toprağa verildi. Avrupa sol hareketinin Türkiye’deki son gelişmeleri nasıl değerlendirdiğini merak ettim. Unutmayalım ki, Avrupa bir bütün değil. Avrupa’nın muhafazakârları, sağcıları Türkiye’yi başka türlü okuyor, solcuları başka türlü. Hannes Swoboda, Avrupa’daki ve hatta dünyadaki sosyal demokrat hareketin, önemli isimlerinden birisi. Saygın bir siyaset insanı. Türkiye’nin Avrupa Birliği üyesi olmasının en kararlı savunucularından. Türkiye’deki gelişmeleri çok yakından izlediği bilinir. Kendisiyle, Türkiye ile AB arasında bazı dosyaların görüşmelere kapatıldığı sırada Brüksel’de buluşmuş, konuşmuştuk. Görüşmelerin sürdürülmesi, dosyaların açılması kararlılığını dile getirmişti. Swoboda, Avrupa Parlamentosu Sosyalist Grubu Başkan Yardımcısı. Avusturya’da ırkçılıkla mücadele eden sosyal demokrat hareketin önderlerinden. Türkiye dostu olarak Avrupa’da ve Avusturya’da ün yapmıştır. Hannes Swoboda, Avrupa Birliği Avrupa Solunun Türkiye Değerlendirmesi… Haber’e Türkiye’deki son siyasi gelişmeleri değerlendiren bir açıklama yaptı. Avrupa’daki sol kamuoyunun tutumunu ve duyarlıklarını ifade eden bu açıklamayı, sizlerle paylaşmak istedim. Swobada, Sarkozy değildir, tam tersine Sarkozy’lere karşı Türkiye’nin tam üyeliğini savunuyor ve bu konuda çaba sarf ediyor. Avrupa Birliği Haber’de 21 Mayıs 2007 tarihli açıklamayı ele alan haber şöyle: “Avrupa Parlamentosu AP Sosyalist Grup Başkan Yardımcısı Hannes Swoboda, Türkiye’nin içinde bulunduğu siyasi krizi AB Haber’e değerlendirdi.” Avrupa Parlamentosu’nda Türkiye dosyasına hâkim olan parlamenterlerden biri olan Swoboda, yurtdışından bakıldığında Türkiye’deki iç siyasi krizin nasıl göründüğünü ortaya koydu. Swoboda, AB Haber’e Türkiye’deki iç siyasi krizi şöyle değerlendirdi: “AB için Türkiye’deki siyasi krize yaklaşımda, iki temel nokta çok önemlidir. Birincisi din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması diğeri ise askerlerin siyasi hayattan çekilmesidir. Bu iki prensip AB için olmazsa olmaz kuralıdır. Türkiye’de askerlerin son zamanlarda iç siyasi konularda basına demeç vermeleri, basın toplantıları ve bildiri yayımlamaları sonuç getirmedi. Bize gelen bilgilere göre AKP yine birinci parti. Askerlerin savunduğu ilkelerle, yaptıkları birbiri ile çelişiyor. Bu konularda her türlü çözümü demokraside aramak gerekiyor. Bir tarafta laikliği, hukuk devletini Atatürkçülüğü savunuyorum diyeceksiniz, diğer tarafta yaptıklarınızla, şüpheyle yaklaşılan partinin oylarını artıracaksınız. Bu yanlıştır. Askerlerin işi ülkenin savunması olmalı. Siyasi olaylara karışıldı mı ters sonuçların çıkması da normal. Ben askerin rolüne saygı duyuyorum. Ama artık Türkiye’nin demokrasisini NATO ve AB üyesi ülkeler seviyesine çıkarma zamanı geldi. Bugün Türkiye NATO’ya başvursa açıklıkla söylüyorum üye olamazdı. Türkiye’de seçim sistemi değiştirilmeli. Yüzde 30 oy alıp tek başına iktidar olunması demokrasi açısından pek de uygun bir gelişme değil. Çok partili sistemin daha demokratik olduğunu düşünüyorum. Bir partinin yüzde 30 oy alıp tek başına iktidar olması normal değil. CHP’nin son siyasi krizdeki yaklaşımı bir sosyal demokrat partiden beklendiği gibi olmadı. İlk önce askerlerin gölgesinden çıkmaları lazım. CHP’nin stratejisi nedir? Partinin sosyal politikaları nelerdir? Bunları Avrupa’da algılamakta zorlanıyoruz. TCK’nin 301. maddesinin değiştirilmesine karşı çıkışları asla kabul edilemez. Hiçbir sosyal demokrat parti düşünce ve ifade özgürlüğünün tesis edilmesine karşı çıkamaz. İki seçim oldu CHP bir türlü birinci parti olamıyor. CHP kesinlikle kadrolarını yenilemelidir. Genç sosyal demokratların önü açılmalıdır. Parti yönetiminin artık yeni kuşaklara bırakılması zamanı geldi. İktidara gelmeleri için şeffaf projeler üretmeleri lazım. Halkın günlük içinde bulunduğu sorunlara (ekonomik, sosyal, siyasal vs...) çözüm üretecek politikaları gündeme getirmeleri gerek. Açıkçası bu konulara çözüm üretecek projeleri olması lazım. Sadece laiklik vurgusu ve Atatürk’ü dogma haline getirerek politika yapmanın sonuç getirmediği görüldü. Halkın yaşadığı ve içinde bulunduğu sorunlara çözüm üretmek gerekiyor.’’ Bu açıklamalara ülkemizde bazıları tepki gösterebilir, kızabilir. Ancak unutmayalım ki, uluslararası sosyal demokrat hareket Türkiye’deki gelişmeleri böyle okuyor ve böyle değerlendiriyor. Swobada da bu hareketin en etkili isimlerinden birisi. Üzerinde düşünmekte yarar bulunuyor. TÜRK GENÇLİĞİNE HİZMET VAKFI SERİ KONFERANSLAR: 7 Konu TÜRKİYE VE BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ Konuşmacılar E. Tümgeneral OSMAN ÖZBEK Doç. Dr. EMİN GÜRSES Yönetmen Prof. Dr. GÜNGÖR ŞATIROĞLU TGHV Başkanı Tarih: 24 Mayıs 2007 Perşembe Saat: 17.0019.00 Yer: Taksim Hill Otel (Sıra selviler Cad. Taksim Atatürk Anıtı Karşısı) CUMHURİYET 04 K
Cumhuriyet Gazetesi için Güven Yazılım Teknolojileri Tic. Ltd. tarafından geliştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Teknopark No 211 Bebek Istanbul, Tel : +90 212 346 15 90
Katalog